bugün
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları12
- filtreli fotoğraf paylaşan erkek8
- yavrum diye hitap eden erkek4
- efesle tuborgu karıştırıp içmek7
- günlük tutan erkek3
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim5
- burunla blok flüt çalabilmek6
- mesajlara hızlı cevap vermek9
- kadın yazar çekme başlıkları6
- mine tugay3
- sineklik olmasına rağmen giren sinek3
- tai lung12
- geldimgittim5
- kısa aralıklarla kaka yapmak3
- çerçeve yasanın adalet komisyonu ndan geçmesi2
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron5
- şenay gürler3
- sözlüğü anı defteri gibi kullanmak6
- üniversiteye kızlar cinsellik yaşamak için gidiyor10
- nasıl zengin olunur2
- kiraz vs vişne4
- nazi sineması2
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması11
- sinek sokması3
- gammazlığı alınan yazarın ilk söylemleri2
- çaylaktan dönüp geri çaylak olmak2
- lex luthor'un babası2
- dünyada her saniye iki kişinin ölmesi3
- trafikte hanımının yanında artistlik yapsalar6
- kafaya kuş sıçması5
- hegelci giremez2
- silikon çekmek2
- üniversitede kızlara para yedirmek6
- ortega sedat2
- sözlükte kavga oluyor hissi3
- tak tak sedat2
- yazın çorap giyen insan3
- yeşil nohut3
- sporcu motorcu müzisyen ve uzun boylu olmak3
- türkiye de iş hayatı3
- kadını kırbaçlamadan sevişemem ben2
- çarşının orta yerine sıçmak2
- semih saygıner'in yaşlanması2
- seri gizli artı oy veren melek5
- kadınların çok tacizci olması2
- hiçbir erkek için çabalamayan erkek2
- ışın kılıcı ile döner kesmek2
- sınıfın en uzun boylusu olmak2
- hiçbir kız için çabalamayan erkek2
- kulaklarından tavana çivilemek2
kendisi ile ilk sevişmemizi hatırlıyorum.
masal gibi bir hadise idi. aslında her şey bir gün bana sözlükten mesaj atması ile başladı. bir girimi çok beğenmiş ve yazdığım güzel giri için teşekkürlerini sunuyordu. sonra laf lafı açtı ve havadan sudan muhabbet etmeye başladık. derken ne zaman mesajlaşsak, ister istemez ben onun girilerini, o da benim girilerimi okumaya başlıyordu muhtemelen. çünkü son oylanan girilerde hep anormal bir hareketlenme oluyordu. sonra da bazı giriler hakkında da yorumlar yapıyorduk birbirimize. sıradan başlayan muhabbetler, derin ve karmaşık kapıların da kilitlerini zorlamaya başlamıştı. zihin duvarlarımızda savrulan düşüncelerimiz, altında kaldığımız yığınlar haline gelmişken, açmazlarımızı görmemize yardımcı oluyorduk. bu şekilde birbirimizi yakın görmeye başladık kendimize ilk.
sonra da mesajlaşmalar yetmemeye başladı. telefon numaralarımızı ve msn adreslerimizi verdik. neredeyse onu düşünmeden tek bir dakika bile geçiremiyordum. onun da aynı hisler içerisine düşmesi için yaratıcıya dua ediyordum. bazen bana ilgisini belli edebilecek ama ucu açık sözlerini gördüğümde, acabalar içinde kafa patlatıyordum. ama emin olamamak ve o heyecan içinde kafa patlatmak, insanın yüreğine yapacağı büyük işkencelerden. bunu o zaman çok iyi anlamıştım. o da böyle düşünüyor mu diye düşünmek, gah umutlanıp gah karamsar bir havayla efkarlanmak, ruh dünyamı inişli çıkışlı bir hale sokmuştu. aslında onda da benzer ruhsal dalgalanmaları fark edebilmek zor değildi. ama sebebini bilemezdim. ne sorabilmeye, ne de gerçeklerin kötü ihtimalini bilerek katlanmaya takatim vardı. toplayamadığım cesaretim, adeta zayıf noktam olmuştu.
telefonda sesini duyduğumda içim kıpır kıpır oluyordu. onunla saatlerce konuşuyorduk ve saatler nasıl geçiyor anlamıyorduk. sesini duymak güven veriyordu bana. aynı şeyleri o da hissediyor mu bilemiyordum ama öyle olmasını umuyordum için için... çünkü kim istemediği biriyle saatlerce konuşmak ister ki... bu anlamda umutlanıyordum da. ama ağzını aramaya ve gerçeklerle yüzleşmeye cesaretim hiç yoktu. onunla olamamaktansa onsuzluğa onunla katlanabilmeyi yeğlemiştim. ta ki bir mucizeye kadar.
aslında mucizemiz bir zirve idi. bana ısrarla gelmemi teklif etti. açıkçası bu tutumundan çok hoşlanmıştım. ben gitmezsem gitmeyeceğinden ve aslında benim için geleceğinden bahsediyordu. artık beni görmek istediğini söylüyordu. çocuklar gibi sevinmiştim. bu bana ilgisini açıkça ortaya koyuyordu. o gece hiç uyuyamadım heyecandan. gece saat 03:00 gibi aradı beni. heyecandan uyuyamadığından bahsetti. üstü kapalı karşılaşınca ne olacağını merak ediyorduk ama tam anlamıyla hislerimizi ifade etmekten de kaçınıyorduk. hayal kırıklığından ikimiz de korkuyorduk sanırım. ertesi gün zirvenin olduğu bara heyecanla girdiğimde, o kalabalıkta kalkan ve gözlerini bana kilitleyen kişi oydu. sanki hissetmişçesine arkası bana dönük olmasına rağmen ayağa kalkmış ve direk bana bakmıştı. msn'de fotoğraflardan dolayı tanımıştık birbirimizi. ilk karşılaşmada ikimizin de etkilendiği çok açıktı. ellerimden tutup "hoşgeldin" dediğinde ellerinin titrediğini hatırlıyorum. benimkiler de titriyordu. hemen yanına oturmam için elimden tutup çekti yavaşça yanına. kalbim yerimden fırlayacak gibi idi. herkes gülüp eğlenirken benim aklım hep yanımda olmasına rağmen onda idi. ama onun da beni düşündüğünü hissediyordum. çünkü herkes gülerken biz uzaktık insanlara sanki. arada göz göze geliyorduk. o anlarda heyecandan gözlerim kararıyordu. yanımda sıcaklığını hissetmek, gözlerine bakabilmek, dayanabildiğim şeyler değildi o an için...
telefonuma bir mesaj geldi. bana dikkat kesildi. mesaja cevap vermediğim için yüzünde meraklı bir ifade belirmişti. bana kimden mesaj geldiğini sordu. "kıskandın mı" dedim. "evet" dedi. hiç beklemiyordum ama çok sevinmiştim. yüzümde gülümseme belirince daha da üsteledi. neden merak ettiğini sordum. sonra herkesin içinde ellerimden tutarak kaldırdı beni ve tuvaletin önüne kadar götürdü. "senden hoşlanıyorum" dedi. duyduğum en güzel şeydi ondan. kendimi kontrol etmeye çalıştım ama nafile. bir şey diyemedim. bir şey deyip demeyeceğimi sordu. heyecandan tıkanmıştım. bir şey söyleyemedim. sinirlendi ve tuvaletin kapısını sertçe açarak içeri girdi. ben de peşinden girdim. "dinle beni" sözümü tam diyemeden ellerimden tuttu ve duvara yasladı beni. o kibar ve düşünceli kişi gitmiş, yerini şevkle dolu birine bırakmıştı. dudaklarıma yapıştı. karşı koyamadım. gözlerim kapandı. vücudunu okşamaya başladım. deliler gibi öpüşmeye başladık. kapıyı elimle kilitledim kimse girmesin diye. o sırada gözüm aynaya takıldı. aman tanrım. aynada sevişen iki erkek görmüştüm resmen. bana kimse bu adamın erkek olduğunu söylememişti. zaten rüya boyunca neden kırıtıyorum anlamamıştım da. bu işte bir ibnelik olduğu en başından belliydi ama ihtirasımıza yenik düşmüştük. hemen üzerimizi topladık. kaçarak uzaklaştık zirveden. o günden beri de görüşmüyoruz.*
masal gibi bir hadise idi. aslında her şey bir gün bana sözlükten mesaj atması ile başladı. bir girimi çok beğenmiş ve yazdığım güzel giri için teşekkürlerini sunuyordu. sonra laf lafı açtı ve havadan sudan muhabbet etmeye başladık. derken ne zaman mesajlaşsak, ister istemez ben onun girilerini, o da benim girilerimi okumaya başlıyordu muhtemelen. çünkü son oylanan girilerde hep anormal bir hareketlenme oluyordu. sonra da bazı giriler hakkında da yorumlar yapıyorduk birbirimize. sıradan başlayan muhabbetler, derin ve karmaşık kapıların da kilitlerini zorlamaya başlamıştı. zihin duvarlarımızda savrulan düşüncelerimiz, altında kaldığımız yığınlar haline gelmişken, açmazlarımızı görmemize yardımcı oluyorduk. bu şekilde birbirimizi yakın görmeye başladık kendimize ilk.
sonra da mesajlaşmalar yetmemeye başladı. telefon numaralarımızı ve msn adreslerimizi verdik. neredeyse onu düşünmeden tek bir dakika bile geçiremiyordum. onun da aynı hisler içerisine düşmesi için yaratıcıya dua ediyordum. bazen bana ilgisini belli edebilecek ama ucu açık sözlerini gördüğümde, acabalar içinde kafa patlatıyordum. ama emin olamamak ve o heyecan içinde kafa patlatmak, insanın yüreğine yapacağı büyük işkencelerden. bunu o zaman çok iyi anlamıştım. o da böyle düşünüyor mu diye düşünmek, gah umutlanıp gah karamsar bir havayla efkarlanmak, ruh dünyamı inişli çıkışlı bir hale sokmuştu. aslında onda da benzer ruhsal dalgalanmaları fark edebilmek zor değildi. ama sebebini bilemezdim. ne sorabilmeye, ne de gerçeklerin kötü ihtimalini bilerek katlanmaya takatim vardı. toplayamadığım cesaretim, adeta zayıf noktam olmuştu.
telefonda sesini duyduğumda içim kıpır kıpır oluyordu. onunla saatlerce konuşuyorduk ve saatler nasıl geçiyor anlamıyorduk. sesini duymak güven veriyordu bana. aynı şeyleri o da hissediyor mu bilemiyordum ama öyle olmasını umuyordum için için... çünkü kim istemediği biriyle saatlerce konuşmak ister ki... bu anlamda umutlanıyordum da. ama ağzını aramaya ve gerçeklerle yüzleşmeye cesaretim hiç yoktu. onunla olamamaktansa onsuzluğa onunla katlanabilmeyi yeğlemiştim. ta ki bir mucizeye kadar.
aslında mucizemiz bir zirve idi. bana ısrarla gelmemi teklif etti. açıkçası bu tutumundan çok hoşlanmıştım. ben gitmezsem gitmeyeceğinden ve aslında benim için geleceğinden bahsediyordu. artık beni görmek istediğini söylüyordu. çocuklar gibi sevinmiştim. bu bana ilgisini açıkça ortaya koyuyordu. o gece hiç uyuyamadım heyecandan. gece saat 03:00 gibi aradı beni. heyecandan uyuyamadığından bahsetti. üstü kapalı karşılaşınca ne olacağını merak ediyorduk ama tam anlamıyla hislerimizi ifade etmekten de kaçınıyorduk. hayal kırıklığından ikimiz de korkuyorduk sanırım. ertesi gün zirvenin olduğu bara heyecanla girdiğimde, o kalabalıkta kalkan ve gözlerini bana kilitleyen kişi oydu. sanki hissetmişçesine arkası bana dönük olmasına rağmen ayağa kalkmış ve direk bana bakmıştı. msn'de fotoğraflardan dolayı tanımıştık birbirimizi. ilk karşılaşmada ikimizin de etkilendiği çok açıktı. ellerimden tutup "hoşgeldin" dediğinde ellerinin titrediğini hatırlıyorum. benimkiler de titriyordu. hemen yanına oturmam için elimden tutup çekti yavaşça yanına. kalbim yerimden fırlayacak gibi idi. herkes gülüp eğlenirken benim aklım hep yanımda olmasına rağmen onda idi. ama onun da beni düşündüğünü hissediyordum. çünkü herkes gülerken biz uzaktık insanlara sanki. arada göz göze geliyorduk. o anlarda heyecandan gözlerim kararıyordu. yanımda sıcaklığını hissetmek, gözlerine bakabilmek, dayanabildiğim şeyler değildi o an için...
telefonuma bir mesaj geldi. bana dikkat kesildi. mesaja cevap vermediğim için yüzünde meraklı bir ifade belirmişti. bana kimden mesaj geldiğini sordu. "kıskandın mı" dedim. "evet" dedi. hiç beklemiyordum ama çok sevinmiştim. yüzümde gülümseme belirince daha da üsteledi. neden merak ettiğini sordum. sonra herkesin içinde ellerimden tutarak kaldırdı beni ve tuvaletin önüne kadar götürdü. "senden hoşlanıyorum" dedi. duyduğum en güzel şeydi ondan. kendimi kontrol etmeye çalıştım ama nafile. bir şey diyemedim. bir şey deyip demeyeceğimi sordu. heyecandan tıkanmıştım. bir şey söyleyemedim. sinirlendi ve tuvaletin kapısını sertçe açarak içeri girdi. ben de peşinden girdim. "dinle beni" sözümü tam diyemeden ellerimden tuttu ve duvara yasladı beni. o kibar ve düşünceli kişi gitmiş, yerini şevkle dolu birine bırakmıştı. dudaklarıma yapıştı. karşı koyamadım. gözlerim kapandı. vücudunu okşamaya başladım. deliler gibi öpüşmeye başladık. kapıyı elimle kilitledim kimse girmesin diye. o sırada gözüm aynaya takıldı. aman tanrım. aynada sevişen iki erkek görmüştüm resmen. bana kimse bu adamın erkek olduğunu söylememişti. zaten rüya boyunca neden kırıtıyorum anlamamıştım da. bu işte bir ibnelik olduğu en başından belliydi ama ihtirasımıza yenik düşmüştük. hemen üzerimizi topladık. kaçarak uzaklaştık zirveden. o günden beri de görüşmüyoruz.*
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar