bugün
- insanın bu hayattaki amacı16
- kimseyi memnun edememek8
- heyt bea vs herhangi bir yazar3
- a milli takıma 15 milyon euro prim verilmesi9
- flörtlerin ilişkiye dönmeme sebebi9
- 16 haziran 2026 diş hekimliğinde doktora skandalı2
- intihar etmek7
- heyt bea5
- çok güzel seven kadın5
- ışıktan daha hızlı olan şey7
- 20 li yaşların çabuk geçmesi12
- sedat pekmez19
- sözlüğe gelince alınan koku7
- hayata dair iç burkan detaylar4
- chp içindeki alevi sünni kamplaşması9
- yeni sevgilide olması istenen özellikler6
- akademisyen egosu4
- iha ve siha ile övünmek3
- yaşadım demek için ne yapmalı10
- aşık yorguni2
- fevzi kurtuluş2
- erikli su5
- türkiye maçı için abd'ye gitmek3
- türklerin yunan adalarına tatile gitme nedeni7
- daha 176
- rahmi saltuk3
- özgür özel'in yeni parti kurması gerekliliği2
- bu maçta şike var2
- idealist yakışıklı çok zeki güvenilir3
- destur zall hazretleri2
- güne bir şarkı bırak8
- 17 haziran 2026 ırak norveç maçı2
- huzurevine gitmek2
- yabancı yatırımcı neden türkiyeye yatırım yapsın6
- 17 haziran 2026 avusturya ürdün maçı2
- teoman duralı3
- panter emel2
- vasiyet yazmak2
- anın görüntüsü18
- sistemin bizi paralı köle yaptığı gerçeği3
- gulmekicinyaratilmis3
- ab'nin türkiye'deki terör örgütlerini beslemesi4
- ketçapla güzel giden yiyecekler12
- murat kurum3
- erkek ısrarı2
- beşiktaş gain fenerbahçe beko maçı3
- altılı masa diye kıçını yırtıp sonra dama çıkmak3
- açlık grevi2
- 10 lu yaşların çabuk geçmesi3
- 10 yıl sonraki haline bir mesaj bırak12
kendisi ile ilk sevişmemizi hatırlıyorum.
masal gibi bir hadise idi. aslında her şey bir gün bana sözlükten mesaj atması ile başladı. bir girimi çok beğenmiş ve yazdığım güzel giri için teşekkürlerini sunuyordu. sonra laf lafı açtı ve havadan sudan muhabbet etmeye başladık. derken ne zaman mesajlaşsak, ister istemez ben onun girilerini, o da benim girilerimi okumaya başlıyordu muhtemelen. çünkü son oylanan girilerde hep anormal bir hareketlenme oluyordu. sonra da bazı giriler hakkında da yorumlar yapıyorduk birbirimize. sıradan başlayan muhabbetler, derin ve karmaşık kapıların da kilitlerini zorlamaya başlamıştı. zihin duvarlarımızda savrulan düşüncelerimiz, altında kaldığımız yığınlar haline gelmişken, açmazlarımızı görmemize yardımcı oluyorduk. bu şekilde birbirimizi yakın görmeye başladık kendimize ilk.
sonra da mesajlaşmalar yetmemeye başladı. telefon numaralarımızı ve msn adreslerimizi verdik. neredeyse onu düşünmeden tek bir dakika bile geçiremiyordum. onun da aynı hisler içerisine düşmesi için yaratıcıya dua ediyordum. bazen bana ilgisini belli edebilecek ama ucu açık sözlerini gördüğümde, acabalar içinde kafa patlatıyordum. ama emin olamamak ve o heyecan içinde kafa patlatmak, insanın yüreğine yapacağı büyük işkencelerden. bunu o zaman çok iyi anlamıştım. o da böyle düşünüyor mu diye düşünmek, gah umutlanıp gah karamsar bir havayla efkarlanmak, ruh dünyamı inişli çıkışlı bir hale sokmuştu. aslında onda da benzer ruhsal dalgalanmaları fark edebilmek zor değildi. ama sebebini bilemezdim. ne sorabilmeye, ne de gerçeklerin kötü ihtimalini bilerek katlanmaya takatim vardı. toplayamadığım cesaretim, adeta zayıf noktam olmuştu.
telefonda sesini duyduğumda içim kıpır kıpır oluyordu. onunla saatlerce konuşuyorduk ve saatler nasıl geçiyor anlamıyorduk. sesini duymak güven veriyordu bana. aynı şeyleri o da hissediyor mu bilemiyordum ama öyle olmasını umuyordum için için... çünkü kim istemediği biriyle saatlerce konuşmak ister ki... bu anlamda umutlanıyordum da. ama ağzını aramaya ve gerçeklerle yüzleşmeye cesaretim hiç yoktu. onunla olamamaktansa onsuzluğa onunla katlanabilmeyi yeğlemiştim. ta ki bir mucizeye kadar.
aslında mucizemiz bir zirve idi. bana ısrarla gelmemi teklif etti. açıkçası bu tutumundan çok hoşlanmıştım. ben gitmezsem gitmeyeceğinden ve aslında benim için geleceğinden bahsediyordu. artık beni görmek istediğini söylüyordu. çocuklar gibi sevinmiştim. bu bana ilgisini açıkça ortaya koyuyordu. o gece hiç uyuyamadım heyecandan. gece saat 03:00 gibi aradı beni. heyecandan uyuyamadığından bahsetti. üstü kapalı karşılaşınca ne olacağını merak ediyorduk ama tam anlamıyla hislerimizi ifade etmekten de kaçınıyorduk. hayal kırıklığından ikimiz de korkuyorduk sanırım. ertesi gün zirvenin olduğu bara heyecanla girdiğimde, o kalabalıkta kalkan ve gözlerini bana kilitleyen kişi oydu. sanki hissetmişçesine arkası bana dönük olmasına rağmen ayağa kalkmış ve direk bana bakmıştı. msn'de fotoğraflardan dolayı tanımıştık birbirimizi. ilk karşılaşmada ikimizin de etkilendiği çok açıktı. ellerimden tutup "hoşgeldin" dediğinde ellerinin titrediğini hatırlıyorum. benimkiler de titriyordu. hemen yanına oturmam için elimden tutup çekti yavaşça yanına. kalbim yerimden fırlayacak gibi idi. herkes gülüp eğlenirken benim aklım hep yanımda olmasına rağmen onda idi. ama onun da beni düşündüğünü hissediyordum. çünkü herkes gülerken biz uzaktık insanlara sanki. arada göz göze geliyorduk. o anlarda heyecandan gözlerim kararıyordu. yanımda sıcaklığını hissetmek, gözlerine bakabilmek, dayanabildiğim şeyler değildi o an için...
telefonuma bir mesaj geldi. bana dikkat kesildi. mesaja cevap vermediğim için yüzünde meraklı bir ifade belirmişti. bana kimden mesaj geldiğini sordu. "kıskandın mı" dedim. "evet" dedi. hiç beklemiyordum ama çok sevinmiştim. yüzümde gülümseme belirince daha da üsteledi. neden merak ettiğini sordum. sonra herkesin içinde ellerimden tutarak kaldırdı beni ve tuvaletin önüne kadar götürdü. "senden hoşlanıyorum" dedi. duyduğum en güzel şeydi ondan. kendimi kontrol etmeye çalıştım ama nafile. bir şey diyemedim. bir şey deyip demeyeceğimi sordu. heyecandan tıkanmıştım. bir şey söyleyemedim. sinirlendi ve tuvaletin kapısını sertçe açarak içeri girdi. ben de peşinden girdim. "dinle beni" sözümü tam diyemeden ellerimden tuttu ve duvara yasladı beni. o kibar ve düşünceli kişi gitmiş, yerini şevkle dolu birine bırakmıştı. dudaklarıma yapıştı. karşı koyamadım. gözlerim kapandı. vücudunu okşamaya başladım. deliler gibi öpüşmeye başladık. kapıyı elimle kilitledim kimse girmesin diye. o sırada gözüm aynaya takıldı. aman tanrım. aynada sevişen iki erkek görmüştüm resmen. bana kimse bu adamın erkek olduğunu söylememişti. zaten rüya boyunca neden kırıtıyorum anlamamıştım da. bu işte bir ibnelik olduğu en başından belliydi ama ihtirasımıza yenik düşmüştük. hemen üzerimizi topladık. kaçarak uzaklaştık zirveden. o günden beri de görüşmüyoruz.*
masal gibi bir hadise idi. aslında her şey bir gün bana sözlükten mesaj atması ile başladı. bir girimi çok beğenmiş ve yazdığım güzel giri için teşekkürlerini sunuyordu. sonra laf lafı açtı ve havadan sudan muhabbet etmeye başladık. derken ne zaman mesajlaşsak, ister istemez ben onun girilerini, o da benim girilerimi okumaya başlıyordu muhtemelen. çünkü son oylanan girilerde hep anormal bir hareketlenme oluyordu. sonra da bazı giriler hakkında da yorumlar yapıyorduk birbirimize. sıradan başlayan muhabbetler, derin ve karmaşık kapıların da kilitlerini zorlamaya başlamıştı. zihin duvarlarımızda savrulan düşüncelerimiz, altında kaldığımız yığınlar haline gelmişken, açmazlarımızı görmemize yardımcı oluyorduk. bu şekilde birbirimizi yakın görmeye başladık kendimize ilk.
sonra da mesajlaşmalar yetmemeye başladı. telefon numaralarımızı ve msn adreslerimizi verdik. neredeyse onu düşünmeden tek bir dakika bile geçiremiyordum. onun da aynı hisler içerisine düşmesi için yaratıcıya dua ediyordum. bazen bana ilgisini belli edebilecek ama ucu açık sözlerini gördüğümde, acabalar içinde kafa patlatıyordum. ama emin olamamak ve o heyecan içinde kafa patlatmak, insanın yüreğine yapacağı büyük işkencelerden. bunu o zaman çok iyi anlamıştım. o da böyle düşünüyor mu diye düşünmek, gah umutlanıp gah karamsar bir havayla efkarlanmak, ruh dünyamı inişli çıkışlı bir hale sokmuştu. aslında onda da benzer ruhsal dalgalanmaları fark edebilmek zor değildi. ama sebebini bilemezdim. ne sorabilmeye, ne de gerçeklerin kötü ihtimalini bilerek katlanmaya takatim vardı. toplayamadığım cesaretim, adeta zayıf noktam olmuştu.
telefonda sesini duyduğumda içim kıpır kıpır oluyordu. onunla saatlerce konuşuyorduk ve saatler nasıl geçiyor anlamıyorduk. sesini duymak güven veriyordu bana. aynı şeyleri o da hissediyor mu bilemiyordum ama öyle olmasını umuyordum için için... çünkü kim istemediği biriyle saatlerce konuşmak ister ki... bu anlamda umutlanıyordum da. ama ağzını aramaya ve gerçeklerle yüzleşmeye cesaretim hiç yoktu. onunla olamamaktansa onsuzluğa onunla katlanabilmeyi yeğlemiştim. ta ki bir mucizeye kadar.
aslında mucizemiz bir zirve idi. bana ısrarla gelmemi teklif etti. açıkçası bu tutumundan çok hoşlanmıştım. ben gitmezsem gitmeyeceğinden ve aslında benim için geleceğinden bahsediyordu. artık beni görmek istediğini söylüyordu. çocuklar gibi sevinmiştim. bu bana ilgisini açıkça ortaya koyuyordu. o gece hiç uyuyamadım heyecandan. gece saat 03:00 gibi aradı beni. heyecandan uyuyamadığından bahsetti. üstü kapalı karşılaşınca ne olacağını merak ediyorduk ama tam anlamıyla hislerimizi ifade etmekten de kaçınıyorduk. hayal kırıklığından ikimiz de korkuyorduk sanırım. ertesi gün zirvenin olduğu bara heyecanla girdiğimde, o kalabalıkta kalkan ve gözlerini bana kilitleyen kişi oydu. sanki hissetmişçesine arkası bana dönük olmasına rağmen ayağa kalkmış ve direk bana bakmıştı. msn'de fotoğraflardan dolayı tanımıştık birbirimizi. ilk karşılaşmada ikimizin de etkilendiği çok açıktı. ellerimden tutup "hoşgeldin" dediğinde ellerinin titrediğini hatırlıyorum. benimkiler de titriyordu. hemen yanına oturmam için elimden tutup çekti yavaşça yanına. kalbim yerimden fırlayacak gibi idi. herkes gülüp eğlenirken benim aklım hep yanımda olmasına rağmen onda idi. ama onun da beni düşündüğünü hissediyordum. çünkü herkes gülerken biz uzaktık insanlara sanki. arada göz göze geliyorduk. o anlarda heyecandan gözlerim kararıyordu. yanımda sıcaklığını hissetmek, gözlerine bakabilmek, dayanabildiğim şeyler değildi o an için...
telefonuma bir mesaj geldi. bana dikkat kesildi. mesaja cevap vermediğim için yüzünde meraklı bir ifade belirmişti. bana kimden mesaj geldiğini sordu. "kıskandın mı" dedim. "evet" dedi. hiç beklemiyordum ama çok sevinmiştim. yüzümde gülümseme belirince daha da üsteledi. neden merak ettiğini sordum. sonra herkesin içinde ellerimden tutarak kaldırdı beni ve tuvaletin önüne kadar götürdü. "senden hoşlanıyorum" dedi. duyduğum en güzel şeydi ondan. kendimi kontrol etmeye çalıştım ama nafile. bir şey diyemedim. bir şey deyip demeyeceğimi sordu. heyecandan tıkanmıştım. bir şey söyleyemedim. sinirlendi ve tuvaletin kapısını sertçe açarak içeri girdi. ben de peşinden girdim. "dinle beni" sözümü tam diyemeden ellerimden tuttu ve duvara yasladı beni. o kibar ve düşünceli kişi gitmiş, yerini şevkle dolu birine bırakmıştı. dudaklarıma yapıştı. karşı koyamadım. gözlerim kapandı. vücudunu okşamaya başladım. deliler gibi öpüşmeye başladık. kapıyı elimle kilitledim kimse girmesin diye. o sırada gözüm aynaya takıldı. aman tanrım. aynada sevişen iki erkek görmüştüm resmen. bana kimse bu adamın erkek olduğunu söylememişti. zaten rüya boyunca neden kırıtıyorum anlamamıştım da. bu işte bir ibnelik olduğu en başından belliydi ama ihtirasımıza yenik düşmüştük. hemen üzerimizi topladık. kaçarak uzaklaştık zirveden. o günden beri de görüşmüyoruz.*
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar