bugün
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir8
- yagmurcu çık açıkla10
- queen ravennanın aşırı güzel olması11
- sözlük dedeleri6
- tanımadığı kadına tokat atan adam14
- atatürk düşmanı4
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- takımınızın maçını izlemek istediğiniz yazarlar3
- dedenize sahip çıkar mısınız3
- cevheri güven3
- nükleer bomba2
- arap götü9
- susualsuspects4
- birazdan maç var3
- otistik bir insanla sohbet etmek4
- kadınlar3
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı10
- ismeti çekemeyen yazar2
- ismet gürbüz'ün adam gibi adam olması2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı23
- iskilipli atıf hoca20
- yazarların akşama dair planları7
- kale3112 tarzı entry girmek8
- aleksey batrakov9
- savcı esra2
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- kablosuz mouse12
- camgöz balık ekmek4
- doların 50 tl olması7
- valla en güzeli hangisi bilmem2
- yalikazigi2
- 99 lu sevgiliye güz gülleri kaseti hediye etmek4
- gina caranonun iyi bir insan olması2
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- günün sözü5
- topla topla topla3
- tren4
- kırıkkaleli olmak istemek4
- favlayan yazarın asıl amacı12
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- ese dezze'nin ayşe teyze olması2
- sözlük kürdü55
- 57 puanla devlet hastanesine atanan gerontolog2
- prof dr üstad kadir mısıroğlu2
- tiktok hesabı olan yazar2
- true niye hala çaylak5
- futbol13
- erecto bruder2
- yagmurcu3
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
1984 yılında daniel kahneman ve amos trevsky tarafından yapılmış, ve de ekonomi biliminin temel taşlarından olan "rasyonel karar teorisi"ne (rational decision theory) okkalı bir tokat atmış olan psikoloji deneyinin adıdır. bu deneyin içeriği hepimizin akıl edebileceği kadar basit (bu da "ne var ki monet'de, ben de gözlerimi kısıp böyle resim yaparım" demek gibi oldu...neyse), ama sonuçları açısından da beklenmedik derecede aydınlatıcı ve şaşırtıcıdır. insanların karar verme mekanizmaları konusunda çok ilginç bir tutarsızlığı şu yüzüne çıkartmıştır.
kısaca deneyi anlatmak gerekirse: küçük bir kasabada "sağlık il müdürü" görevini de gören bir doktor olduğunuzu düşünün. bir gün, yeni bir salgın hastalığınızın şehrinize yaklaşmakta olduğunu haber alıyorsunuz ("asian disease" ismi buradan geliyor, neden "asian" olduğunu bilmiyorum ama ya öylesine bir seçim, ya da bir tür orientalism herhalde. fesat olmamak lazım.) konuyla ilgilenen uzmanlar, bu hastalığın 600 kışiyi öldürmesinin beklendiğini söylüyorlar, ve de önünüze salgınla mücadele etmek için 2 seçenek koyuyorlar. sizin göreviniz bunlardan birini seçmek:
a programını seçerseniz, 200 kışi kesin olarak kurtulacak.
b programını seçerseniz, 1/3 ihtimalle herkes (600 kişi) kurtulacak, ama 2/3 ihtimalle kimse kurtarılamayacak.
(kıvrak zekalı sözlük yazarları, "beklenen değer"in her iki durumda da 200 kişinin kurtulması olduğunu farkettiler sanırım.)
soru bu şekilde sorulduğunda, deneklerin (ki hepsi tecrübeli pratisyen doktorlar arasından seçilmiş )%72'sı "a" programını tercih etmiş (200 kişinin kesin kurtulmasını), %28'i de daha riskli olan "b" programını tercih etmişler.
"eee, ne var bunda? insanlar kesinkes 200 kişiyi kurtarmayı 1/3 ihtimalle herkesi kurtarıp 2/3 ihtimalle kimseyi kurtarmamaya tercih edebilirler, insanlık hali, riskten kaçan yaratıklarız sonuçta, bunu da daha önce yüzlerce deney kanıtladı zaten, niye vaktimizi boşuna harcıyorsun?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. deney burada bitse, yine önemli olurdu, ama risk severlik konusunda yapılmış yüzlerce deneyden farkı olmazdı. deney burada bitmiyor, hatta heyecanlı kısmı daha yeni başliyor (merakınızı cezbetmek için yaptığım şaklabanlıkları mazur görün lütfen):
kahneman ve trevsky aynı deneyi farklı deneklerle (yine hepsi pratisyen doktorlar arasından seçiliyor tabii) tekrarlıyorlar, ancak bir farkla: soruda "kurtarmak" sözcüğü yerine "ölmek" sözcüğünü kullanıyorlar. deneklere şöyle diyorlar:
(aynı senaryo, asyadan gelen veba, falan feşmekan)
c programını seçerseniz, 400 kişi ölecek.
d programını seçerseniz, 1/3 ihtimalle kimse ölmeyecek, 2/3 ihtimalle herkes ölecek.
bu durumda deneklerin %78'i d programını, %22'si c programını tercih ediyor.
dikkat ederseniz, a ve c programları tıpatip aynı. b ve d programları da tıpatıp aynı aslında. a'nın c'den, b'nin d'den tek farkı, "ölmek" yerine "kurtulmak" sözcüklerinin kullanılması. yani görülüyor ki, insanlar "kurtulmak"tan bahsedince çok daha "risk averse" (risk sevmez?), "ölmek"'ten bahsedilince çok daha "risk sever" oluyorlar, programlar arasında en ufak bir fark olmamasına rağmen. a/c programını destekleyenler "kurtulma"nın yerini "ölmek" alınca %72'den %22'ye düşuyor, b/d'yi seçenler ise %28'den %78'e çıkıyor. sorunun pozitif ("kurtarmak") ya da negatif ("ölmek") terimlerle ifade edilmesine bağlı olarak tercihler tamamıyla tepetaklak oluyor!
kısaca deneyi anlatmak gerekirse: küçük bir kasabada "sağlık il müdürü" görevini de gören bir doktor olduğunuzu düşünün. bir gün, yeni bir salgın hastalığınızın şehrinize yaklaşmakta olduğunu haber alıyorsunuz ("asian disease" ismi buradan geliyor, neden "asian" olduğunu bilmiyorum ama ya öylesine bir seçim, ya da bir tür orientalism herhalde. fesat olmamak lazım.) konuyla ilgilenen uzmanlar, bu hastalığın 600 kışiyi öldürmesinin beklendiğini söylüyorlar, ve de önünüze salgınla mücadele etmek için 2 seçenek koyuyorlar. sizin göreviniz bunlardan birini seçmek:
a programını seçerseniz, 200 kışi kesin olarak kurtulacak.
b programını seçerseniz, 1/3 ihtimalle herkes (600 kişi) kurtulacak, ama 2/3 ihtimalle kimse kurtarılamayacak.
(kıvrak zekalı sözlük yazarları, "beklenen değer"in her iki durumda da 200 kişinin kurtulması olduğunu farkettiler sanırım.)
soru bu şekilde sorulduğunda, deneklerin (ki hepsi tecrübeli pratisyen doktorlar arasından seçilmiş )%72'sı "a" programını tercih etmiş (200 kişinin kesin kurtulmasını), %28'i de daha riskli olan "b" programını tercih etmişler.
"eee, ne var bunda? insanlar kesinkes 200 kişiyi kurtarmayı 1/3 ihtimalle herkesi kurtarıp 2/3 ihtimalle kimseyi kurtarmamaya tercih edebilirler, insanlık hali, riskten kaçan yaratıklarız sonuçta, bunu da daha önce yüzlerce deney kanıtladı zaten, niye vaktimizi boşuna harcıyorsun?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. deney burada bitse, yine önemli olurdu, ama risk severlik konusunda yapılmış yüzlerce deneyden farkı olmazdı. deney burada bitmiyor, hatta heyecanlı kısmı daha yeni başliyor (merakınızı cezbetmek için yaptığım şaklabanlıkları mazur görün lütfen):
kahneman ve trevsky aynı deneyi farklı deneklerle (yine hepsi pratisyen doktorlar arasından seçiliyor tabii) tekrarlıyorlar, ancak bir farkla: soruda "kurtarmak" sözcüğü yerine "ölmek" sözcüğünü kullanıyorlar. deneklere şöyle diyorlar:
(aynı senaryo, asyadan gelen veba, falan feşmekan)
c programını seçerseniz, 400 kişi ölecek.
d programını seçerseniz, 1/3 ihtimalle kimse ölmeyecek, 2/3 ihtimalle herkes ölecek.
bu durumda deneklerin %78'i d programını, %22'si c programını tercih ediyor.
dikkat ederseniz, a ve c programları tıpatip aynı. b ve d programları da tıpatıp aynı aslında. a'nın c'den, b'nin d'den tek farkı, "ölmek" yerine "kurtulmak" sözcüklerinin kullanılması. yani görülüyor ki, insanlar "kurtulmak"tan bahsedince çok daha "risk averse" (risk sevmez?), "ölmek"'ten bahsedilince çok daha "risk sever" oluyorlar, programlar arasında en ufak bir fark olmamasına rağmen. a/c programını destekleyenler "kurtulma"nın yerini "ölmek" alınca %72'den %22'ye düşuyor, b/d'yi seçenler ise %28'den %78'e çıkıyor. sorunun pozitif ("kurtarmak") ya da negatif ("ölmek") terimlerle ifade edilmesine bağlı olarak tercihler tamamıyla tepetaklak oluyor!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar