bugün
- her şeyin üst üste gelmesi6
- hangi manifest kızısın12
- lahmacun yiyecek kadar düşmek8
- galatasaray ne zaman transfer yapacak6
- başbiraderin kahve biraderleri4
- ispanya'nın amerika'ya kafa tutması7
- kabataş olayı görüntüleri27
- safran7
- meyveli lahmacun7
- kıvameddin efendi4
- istanbul un çok pahalı olması27
- ne kadar geri zekalı varsa hepsi uludağ sözlük te4
- türkiye cumhuriyeti ortak paydası4
- sanayi tipi kavurmalı tost5
- mehdiyete dair hayalleriniz7
- arkadaşlar ne oldu size böyle7
- volkswagen beetle4
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj4
- mehdi 29 yaşında mı başa geçmeli 40 mı6
- okumak yerine erken yaşta çalışmanın faydası3
- en sevilmeyen ev işleri14
- marc cucurella9
- mel mel bakan gibson ve 0 0 710
- ne kadar salak olduğunuzu biliyor musunuz3
- gönül almaya çalışan erkek11
- ciddiye alınmamak4
- gocu25
- kara sevdaya tutulan kalmaması7
- sitede büyüyen çocuk3
- haluk levent son açıklaması7
- mehdi bir ihtiyaçtır3
- vaatlerinin tam tersi olduğu halde iktidarda olmak4
- erdogan ve trump'ın yakın ilişkisi4
- kavgada ele sıçıp yumruklar atmak7
- hayatın en zor günü2
- en son ne aldınız5
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri10
- rejim kuklaları2
- annesi dışarı çıkmasına izin vermeyen çocuk2
- edip yüksel2
- saddam bandı2
- ben lafa değil göte bakarım4
- yazarların bugün cılkını çıkardığı şarkı7
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- dünya kaç renklidir3
- gece yolda yürürken arabada görülen çığlık maskesi2
- dhalsim10
- karı kıza para yedirir misiniz4
- temas2
- bilgi içerikli entry girmeyen yazarın cnsl yönelmi2
Lozan'a giden heyetin başında ismet Bey vardı. Heyetin aslî diğer üyeleri ise, Dr. Rıza Nur ve Hasan (Saka) Beydi.
Bunların dışında, heyette ayrıca 30'dan fazla müşavir, uzman, danışman, kâtip, idareci statüsünde adam vardı. (ismet Paşa, Konferansın ikinci safhasında bu heyeti büyük çapta değiştirdi. Kendisine en yakın danışman olarak da, Yahudi Hahambaşısı Haim Naum'u seçti.)
Konferansa delege seviyesinde katılan ülkeler şunlar: ingiltere, Fransa, italya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, Rusya ve Yugoslavya.
Lozan Konferansının en mühim maksadı, Birinci Dünya Harbi ve hemen ardından başlayan istiklâl Harbi sonrasında kurulan yeni Türkiye Devletinin dünyaca tanınması, toprak bütünlüğü ve millî sınırlarının kabul edilmesiydi.
Bu noktada ciddî bir sıkıntıyla karşılaşmaması, Türkiye'nin hakkıydı.
Zira, son savaştan zaferle çıkmıştı. Ne var ki, cephelerde, meydanlarda kazanılmış olan zafer, diplomatik sahada (masa başında) karşılığını lâyıkıyla bulamadı.
işte, "Misâk-ı Millî" içinde yer aldığı halde, Lozan'da halledilmeyen, zamana bırakılan ve daha sonraları Türkiye'nin başını hayli ağrıtacak olan önemli dâvâlar: Kıbrıs, Ege Adaları, Boğazlar, Hatay ve Kerkük-Musul meseleleri.
Hatay ve Boğazlar dışında kalan meselelerin tamamı, ne yazık ki Türkiye'nin aleyhine bir gelişme kaydetti.
ve birde madalyonun öteki yüzü var tabi, her gördüğün sakallıya dede dememek lazım.
Yukarıda bahsettiklerimiz, doğrudan siyasî, maddî ve şeklî meseleleri ithiva ediyor.
Bunlardan çok daha önemli olan ise, Lozan'da gizlice görüşülen ve karara bağlanan dinî/mânevî hususlardır:
Bunlar, hilâfetin kaldırılması, dinî hayat ve tedrisatın sona erdirilmesi, mânevî cephenin çökertilmesi, bin yıllık kültür ve medeniyet birikiminin tahrip edilmesi gibi, bu milletin en mühim ve hayatî meselelerini içine alan bir dizi reform ve inkılâpların muhakkak sûrette realize edilmesi talebidir.
Kısa bir müddet sonra Türkiye'de yaşanan gelişmeler ve köklü değişimler, bu taleplerin büyük bir iştahla yerine getirildiğini gösteriyor.
Lozan görüşmeleri esnasında madalyonun bu yüzünde aktif rol alan en etkili şahıs ise, istanbul Yahudi Hahambaşısı olan Haim Naum'dur.
Türkiye'deki icraatler noktasında maksadına fazlasıyla ulaştığına kanaat getiren Naum, 1925'te Kahire'ye gitti ve orada da bu kez Mısır Hahambaşı oldu. (Bu tarihten sonra Filistin'e el atan Naum, burada bir Yahudi devletinin kurulması için vargücüyle çalışmaya koyuldu.)
* * *
Haim Naum'un Lozan görüşmeleri esnasında ortaya çıkması ve kaşla göz arasında reis ismet Paşanın en gözde danışmanı/müşaviri oluvermesi, ikinci delegasyon makamındaki Dr. Rıza Nur'un dikkatini çeker.
Kaleme aldığı hatıralarında, bu "emrivâki"den şöyle bahseder:
"Bir müddettir istanbul eski Hahambaşı Haim Naum, Lozan'da kaldığımız otelde görülmeğe başladı.
Baktım bir gün ismet'le görüşüyor.
Ne yapmış, kimi vasıta yapmış bilmem.
ismet'e yanaşmış. Yaman Yahudi!.. Artık ismet'ten ayrılmıyor.
Yemek zamanını biliyor ya, asansörün yanında bizi bekliyor.
Derhal ismet'in koltuğuna giriyor, belinden yakalıyor; o da onun...
ismet'i lüzumu yokken holde dolaştırıyor.
Sonra yemek salonunda, ismet'le şakalaşıyor, gülüyor...
Anlaşılıyor ki, herkese: 'ismet benim samimi, teklifsiz arkadaşımdır' diye göstermek istiyor ve gösteriyor.
Nihayet bütün Yahudi sırnaşıklığı ile yanaştı. ismet'in yakasını bırakmıyor... Şimdi odasından da çıkmıyor. ismet bunu müşavir tâyin etti. Yevmiye vermeye de başlamış. Bana da söylemiyor.
Heyet'i murahhasa çiftliktir, kullanıyor. Ne diye kandırdı bilmem. Bu sadedil ismet, Yahudinin dolabına girdi. Derken Hahambaşını soframıza da aldı. Bu vakte kadar sesimi çıkarmamıştım.
"ismet'e dedim ki: 'Bu Yahudi de başımıza nereden çıktı? Senin böyle bir Yahudi ile laubali görüşmen haysiyetini ve Türk milletinin, heyetinin haysiyetini kırar. Bu kadar yüz verme!' ismet, bana kızdı... Derken, herif azdıkça azdı. Heyetten şuna buna herkesin içinde kumanda ediyor. Benim önüme de geçip yürüyor. ihtimal ismet benim sözlerimi ona söyledi... ismet'e tekrar dedim: 'Bu bir Yahudidir. Adi adamdır. Bunun kim bilir ne fenâ işleri vardır? Bundan bir hayır bekleme!..'
"Hahambaşı ismet'e bütün ingiliz ve Fransız ricâlini tanıdığını, hepsi ahbabı olduğunu, işleri istediği gibi yaptıracağını söylüyormuş. Tabiî ingiliz, Fransız ve italyan delegelerine de ismet'in avucunda olduğunu söylüyordu... Lozan muhitinde dolaşıyor, herkese: 'ismet teklifsiz ahbabımdır, sözümden dışarı çıkmaz' diyormuş.."
(Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, c. 3, sh.1211;1050)
Rıza Nur'un anlattıklarını teyit edenlerden biri de Rauf Orbay'dır.
Türkiye'de en üst seviyede askerî ve siyasî görevlerde (Bakanlık, Başbakanlık, Meclis ikinci Başkanlığı...) bulunmuş olan Orbay, aynı hususla ilgili olarak şunları kaydediyor: "ismet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan'da ingilizlerle bir çeşit gizli arabuluculuk rolü oynayan istanbul Yahudi Hahambaşı Haim Naum Efendinin telkinleriyle, Hilâfetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye'de devamına müsaade edilmeyip, derhal kaldırılması fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu." (Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, s, 96)
* * *
Bir sonraki yazıda, Haim Naum'un (Hayim Nahum) gerek Lozan'da ve gerekse Konferansın kesintiye uğramasının ardından çeşitli ülkelerin başkentlerinde yürüttüğü lobi faaliyetleri ile Ankara'da yaptığı temaslara ve bütün bu olup bitenler karşısında Bediüzzaman Said Nursî'nin sergilemiş olduğu ilmî/fikrî duruşun ne anlama geldiği üzerinde durmaya çalışalım. hain haim naum'un yediği nanelere değineceğim.
bir kısmı alıntıdır, metin bütünlüğünü korumak için alıntı ibaresi eklemedim.
Bunların dışında, heyette ayrıca 30'dan fazla müşavir, uzman, danışman, kâtip, idareci statüsünde adam vardı. (ismet Paşa, Konferansın ikinci safhasında bu heyeti büyük çapta değiştirdi. Kendisine en yakın danışman olarak da, Yahudi Hahambaşısı Haim Naum'u seçti.)
Konferansa delege seviyesinde katılan ülkeler şunlar: ingiltere, Fransa, italya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, Rusya ve Yugoslavya.
Lozan Konferansının en mühim maksadı, Birinci Dünya Harbi ve hemen ardından başlayan istiklâl Harbi sonrasında kurulan yeni Türkiye Devletinin dünyaca tanınması, toprak bütünlüğü ve millî sınırlarının kabul edilmesiydi.
Bu noktada ciddî bir sıkıntıyla karşılaşmaması, Türkiye'nin hakkıydı.
Zira, son savaştan zaferle çıkmıştı. Ne var ki, cephelerde, meydanlarda kazanılmış olan zafer, diplomatik sahada (masa başında) karşılığını lâyıkıyla bulamadı.
işte, "Misâk-ı Millî" içinde yer aldığı halde, Lozan'da halledilmeyen, zamana bırakılan ve daha sonraları Türkiye'nin başını hayli ağrıtacak olan önemli dâvâlar: Kıbrıs, Ege Adaları, Boğazlar, Hatay ve Kerkük-Musul meseleleri.
Hatay ve Boğazlar dışında kalan meselelerin tamamı, ne yazık ki Türkiye'nin aleyhine bir gelişme kaydetti.
ve birde madalyonun öteki yüzü var tabi, her gördüğün sakallıya dede dememek lazım.
Yukarıda bahsettiklerimiz, doğrudan siyasî, maddî ve şeklî meseleleri ithiva ediyor.
Bunlardan çok daha önemli olan ise, Lozan'da gizlice görüşülen ve karara bağlanan dinî/mânevî hususlardır:
Bunlar, hilâfetin kaldırılması, dinî hayat ve tedrisatın sona erdirilmesi, mânevî cephenin çökertilmesi, bin yıllık kültür ve medeniyet birikiminin tahrip edilmesi gibi, bu milletin en mühim ve hayatî meselelerini içine alan bir dizi reform ve inkılâpların muhakkak sûrette realize edilmesi talebidir.
Kısa bir müddet sonra Türkiye'de yaşanan gelişmeler ve köklü değişimler, bu taleplerin büyük bir iştahla yerine getirildiğini gösteriyor.
Lozan görüşmeleri esnasında madalyonun bu yüzünde aktif rol alan en etkili şahıs ise, istanbul Yahudi Hahambaşısı olan Haim Naum'dur.
Türkiye'deki icraatler noktasında maksadına fazlasıyla ulaştığına kanaat getiren Naum, 1925'te Kahire'ye gitti ve orada da bu kez Mısır Hahambaşı oldu. (Bu tarihten sonra Filistin'e el atan Naum, burada bir Yahudi devletinin kurulması için vargücüyle çalışmaya koyuldu.)
* * *
Haim Naum'un Lozan görüşmeleri esnasında ortaya çıkması ve kaşla göz arasında reis ismet Paşanın en gözde danışmanı/müşaviri oluvermesi, ikinci delegasyon makamındaki Dr. Rıza Nur'un dikkatini çeker.
Kaleme aldığı hatıralarında, bu "emrivâki"den şöyle bahseder:
"Bir müddettir istanbul eski Hahambaşı Haim Naum, Lozan'da kaldığımız otelde görülmeğe başladı.
Baktım bir gün ismet'le görüşüyor.
Ne yapmış, kimi vasıta yapmış bilmem.
ismet'e yanaşmış. Yaman Yahudi!.. Artık ismet'ten ayrılmıyor.
Yemek zamanını biliyor ya, asansörün yanında bizi bekliyor.
Derhal ismet'in koltuğuna giriyor, belinden yakalıyor; o da onun...
ismet'i lüzumu yokken holde dolaştırıyor.
Sonra yemek salonunda, ismet'le şakalaşıyor, gülüyor...
Anlaşılıyor ki, herkese: 'ismet benim samimi, teklifsiz arkadaşımdır' diye göstermek istiyor ve gösteriyor.
Nihayet bütün Yahudi sırnaşıklığı ile yanaştı. ismet'in yakasını bırakmıyor... Şimdi odasından da çıkmıyor. ismet bunu müşavir tâyin etti. Yevmiye vermeye de başlamış. Bana da söylemiyor.
Heyet'i murahhasa çiftliktir, kullanıyor. Ne diye kandırdı bilmem. Bu sadedil ismet, Yahudinin dolabına girdi. Derken Hahambaşını soframıza da aldı. Bu vakte kadar sesimi çıkarmamıştım.
"ismet'e dedim ki: 'Bu Yahudi de başımıza nereden çıktı? Senin böyle bir Yahudi ile laubali görüşmen haysiyetini ve Türk milletinin, heyetinin haysiyetini kırar. Bu kadar yüz verme!' ismet, bana kızdı... Derken, herif azdıkça azdı. Heyetten şuna buna herkesin içinde kumanda ediyor. Benim önüme de geçip yürüyor. ihtimal ismet benim sözlerimi ona söyledi... ismet'e tekrar dedim: 'Bu bir Yahudidir. Adi adamdır. Bunun kim bilir ne fenâ işleri vardır? Bundan bir hayır bekleme!..'
"Hahambaşı ismet'e bütün ingiliz ve Fransız ricâlini tanıdığını, hepsi ahbabı olduğunu, işleri istediği gibi yaptıracağını söylüyormuş. Tabiî ingiliz, Fransız ve italyan delegelerine de ismet'in avucunda olduğunu söylüyordu... Lozan muhitinde dolaşıyor, herkese: 'ismet teklifsiz ahbabımdır, sözümden dışarı çıkmaz' diyormuş.."
(Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, c. 3, sh.1211;1050)
Rıza Nur'un anlattıklarını teyit edenlerden biri de Rauf Orbay'dır.
Türkiye'de en üst seviyede askerî ve siyasî görevlerde (Bakanlık, Başbakanlık, Meclis ikinci Başkanlığı...) bulunmuş olan Orbay, aynı hususla ilgili olarak şunları kaydediyor: "ismet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan'da ingilizlerle bir çeşit gizli arabuluculuk rolü oynayan istanbul Yahudi Hahambaşı Haim Naum Efendinin telkinleriyle, Hilâfetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye'de devamına müsaade edilmeyip, derhal kaldırılması fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu." (Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, s, 96)
* * *
Bir sonraki yazıda, Haim Naum'un (Hayim Nahum) gerek Lozan'da ve gerekse Konferansın kesintiye uğramasının ardından çeşitli ülkelerin başkentlerinde yürüttüğü lobi faaliyetleri ile Ankara'da yaptığı temaslara ve bütün bu olup bitenler karşısında Bediüzzaman Said Nursî'nin sergilemiş olduğu ilmî/fikrî duruşun ne anlama geldiği üzerinde durmaya çalışalım. hain haim naum'un yediği nanelere değineceğim.
bir kısmı alıntıdır, metin bütünlüğünü korumak için alıntı ibaresi eklemedim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar