bugün
- ela rumeysa cebeci5
- seks yapmayı zevkli sanmak10
- 17 dosyam var diye hava atan tip4
- kız arkadaşın 17 saattir mesaj atmaması5
- dünya kupasında türkiye ile dalga geçen videolar2
- zincir çeken kezo2
- sevgiliyle ilk sevişme4
- evlenmekten korkmak4
- kafaya takan kezo2
- sözlüğün kahve olması2
- insanlara hakaret etmeyin2
- utanma ve ayıp2
- avrupalı kadınların hızlı çökmesi6
- sözlüğün en güzel 3 kadın yazarı9
- haluğun üçüncü çocuğu istemesi3
- harry kane4
- ekşi sözlük14
- herkes uyudu mu4
- amcığın tadını unutmak3
- flörtün strapon hediye etmesi6
- sevgiliyi bağırtmak4
- sabah olmuş2
- kova burcu erkeği2
- flört ile mesajlaşırken yüzde oluşan gülümseme3
- tai lung24
- a milli takım da psikolog sorunu2
- ilk otuzbir6
- kırmızı noktalı film4
- salma hayek seksiliği8
- 1 temmuz 2026 ingiltere demokratik kongo maçı11
- fusya semsiyeli yabanci10
- yazarların dünya kupasında desteklediği takım11
- ctrlx6
- sevişmeden önce saygı duruşunda bulunmak5
- pandela28
- sevgiliyi 1 yıllığına kiralamak7
- akrabalarımı yükseltmek inancım gereğidir16
- spor yapmayan erkek13
- 2026 dünya kupası36
- porno arşivini silmeden intihar etmek4
- ctrlx benimle evlenir misin5
- deniz göktaş'ın dinle dalga geçmesi13
- güneş sistemi nde kaç gezegen var6
- güvenilir2
- kazak erkekleri5
- babam hiç dövmezdi insanı11
- aktrollerin ibb davasını takip etmeyi bırakması22
- filistin in ermeni soykırımını tanıması39
- futbol29
- gerizekalı yazarlar zirvesi13
"durun ben bir türk kahvesi yapayım size" diyerek mutfağa yöneldi, muhabbeti harlayarak beklemeye devam ettik. elimde bir dal sigara vardı ama yakmadım, kahvenin yanında içerim diye düşündüm. bu beklenti sabırsızlığa yöneltti beni, 5 dakika oldu, 10 dakika oldu, dostum hala mutfaktan dönmedi, kontrol etmek, birazda acele etmesi konusunda baskı yapmak için mutfağa gittim.
ocağın başında durmuş, kafasını bakır cezveye eğmiş, sabırla bekliyordu, "hocu, öldük içerde, nerde kaldı kahveler" dedim, gülümsedi, "türk kahvesi ağır ağır yapılır" dedi. ocağın en küçüğünde, en kısık durumda pişiriyordu kahveyi, yanına yaklaştım, anlamadan ben de gözümü kahveye diktim, eli ocağın ayar tuşundaydı. "buzla yaptım" dedi, anlamadım, devam etti, "su değil buz koyacaksın ki kahveye, daha ağır pişsin, buz yoksa soğuk su da olabilir". delirdi herhalde diye düşündüm, cezveye buz koymak, sonra onu ısıtmak saçma gelmişti bana, "e hocu o zaman neden burada bekliyorsun bitmez bu, zaten az görüşüyoruz, muhabbet ederdik" dedim, "olmaz başında durup kontrol etmek lazım, sen git geliyorum" dedi, odaya döndüm.
yaklaşık 15 dakika sonra tepside su bardaklarıyla beraber kahvelerimizi getirdi, hemen sigaramı yaktım, kocaman ellerimde hep iğreti durmuş olan küçük fincanı içinden parmağımın geçmediği sapından tutarak ağzıma götürdüm, dengeyi sağlamak için serçe parmağımı havaya dikmiştim. özenerek hazırlanmış kahveden bir yudum aldım. mükemmel olmuştu.
ağır ağır pişirilmiş, başında özenle beklenilmiş bir kahveydi, tadında sabır vardı, ve sabır inanın çok lezzetliydi.
***
savrularak yaşadığımız, zaman baskısının bizi herşeyin hızlısına yönlendirdiği günümüzde, tüm dünyaya rest çekerek ağır ağır ve sabırla hazırlanmış türk kahvesi, hatalarımı, hatalarımızı yüzüme vurdu. öyle bir zamanına denk gelmiştik ki insanlık tarihinin; her şey hızlı, her şey savrulurcasınaydı. durup düşünmek için bile pek vaktimiz olmuyordu.
suları dingin bir nehirde yüzmek gibiydi eskiden hayat, yönümüzü kendimiz belirliyorduk, arada soluklanıyor, ne tarafa yüzmemiz gerektiğine karar veriyorduk, bu durup düşünme anları, bize akıntıyla istemediğimiz bir yere savrulma cezası olarak geri gelmiyordu. yavaştık, ama en azından hayatımızın kontrolü kendi ellerimizdeydi, nicelikten çok nitelik ile övünülen zamanlardı. sakin, dingin, huzurlu ve sularla kaplanmış.
Şimdi azgın suları olan bir nehirde rafting yapar gibiyiz, hiç bir şey kontrolümüzde değil, sürekli savruluyoruz, kontrolümüzde olan tek şey, yolumuz üzerinde olan kayalara çarpmamak için yaptığımız minik manevralar, dingin sular gitmiş, azgın nehir gelmiş, huzurla suya değerek yüzen biz gitmişiz, yerine üzerine bir sürü koruyucu giymiş, bir botun üstünde rafting yapan garip yaratıklar gelmiş, ne yönümüzü belirlemeye vakit var, ne de sulara değmeye.
koşturuyoruz, hayata teğet geçiyoruz, yaşadığımızı sanıyoruz, yanılıyoruz. çoğumuz savrulurken; aceleyle ve kontrolsüzce ocağa bırakılmış bir türk kahvesi gibi, köpürüyor, taşıyor ve sönüyor. sonrasında ne tat kalıyor, ne de köpük.
***
sigaram ile kahvem aynı anda bitti, dostuma "eline sağlık" dedim, "süpersonik olmuş". fincanımı sehpaya bırakırken, seri üretimi bulan henry ford'a okkalı bir küfür savurdum.
tek temennim köpüklü bir hayattı.
ocağın başında durmuş, kafasını bakır cezveye eğmiş, sabırla bekliyordu, "hocu, öldük içerde, nerde kaldı kahveler" dedim, gülümsedi, "türk kahvesi ağır ağır yapılır" dedi. ocağın en küçüğünde, en kısık durumda pişiriyordu kahveyi, yanına yaklaştım, anlamadan ben de gözümü kahveye diktim, eli ocağın ayar tuşundaydı. "buzla yaptım" dedi, anlamadım, devam etti, "su değil buz koyacaksın ki kahveye, daha ağır pişsin, buz yoksa soğuk su da olabilir". delirdi herhalde diye düşündüm, cezveye buz koymak, sonra onu ısıtmak saçma gelmişti bana, "e hocu o zaman neden burada bekliyorsun bitmez bu, zaten az görüşüyoruz, muhabbet ederdik" dedim, "olmaz başında durup kontrol etmek lazım, sen git geliyorum" dedi, odaya döndüm.
yaklaşık 15 dakika sonra tepside su bardaklarıyla beraber kahvelerimizi getirdi, hemen sigaramı yaktım, kocaman ellerimde hep iğreti durmuş olan küçük fincanı içinden parmağımın geçmediği sapından tutarak ağzıma götürdüm, dengeyi sağlamak için serçe parmağımı havaya dikmiştim. özenerek hazırlanmış kahveden bir yudum aldım. mükemmel olmuştu.
ağır ağır pişirilmiş, başında özenle beklenilmiş bir kahveydi, tadında sabır vardı, ve sabır inanın çok lezzetliydi.
***
savrularak yaşadığımız, zaman baskısının bizi herşeyin hızlısına yönlendirdiği günümüzde, tüm dünyaya rest çekerek ağır ağır ve sabırla hazırlanmış türk kahvesi, hatalarımı, hatalarımızı yüzüme vurdu. öyle bir zamanına denk gelmiştik ki insanlık tarihinin; her şey hızlı, her şey savrulurcasınaydı. durup düşünmek için bile pek vaktimiz olmuyordu.
suları dingin bir nehirde yüzmek gibiydi eskiden hayat, yönümüzü kendimiz belirliyorduk, arada soluklanıyor, ne tarafa yüzmemiz gerektiğine karar veriyorduk, bu durup düşünme anları, bize akıntıyla istemediğimiz bir yere savrulma cezası olarak geri gelmiyordu. yavaştık, ama en azından hayatımızın kontrolü kendi ellerimizdeydi, nicelikten çok nitelik ile övünülen zamanlardı. sakin, dingin, huzurlu ve sularla kaplanmış.
Şimdi azgın suları olan bir nehirde rafting yapar gibiyiz, hiç bir şey kontrolümüzde değil, sürekli savruluyoruz, kontrolümüzde olan tek şey, yolumuz üzerinde olan kayalara çarpmamak için yaptığımız minik manevralar, dingin sular gitmiş, azgın nehir gelmiş, huzurla suya değerek yüzen biz gitmişiz, yerine üzerine bir sürü koruyucu giymiş, bir botun üstünde rafting yapan garip yaratıklar gelmiş, ne yönümüzü belirlemeye vakit var, ne de sulara değmeye.
koşturuyoruz, hayata teğet geçiyoruz, yaşadığımızı sanıyoruz, yanılıyoruz. çoğumuz savrulurken; aceleyle ve kontrolsüzce ocağa bırakılmış bir türk kahvesi gibi, köpürüyor, taşıyor ve sönüyor. sonrasında ne tat kalıyor, ne de köpük.
***
sigaram ile kahvem aynı anda bitti, dostuma "eline sağlık" dedim, "süpersonik olmuş". fincanımı sehpaya bırakırken, seri üretimi bulan henry ford'a okkalı bir küfür savurdum.
tek temennim köpüklü bir hayattı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar