bugün
- 1 ekim 2026 benzin zammı6
- rujlu erkekle öpüşmek7
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi20
- yazarların sabah kahvaltısı6
- kışın duş alırken üşümemek için öneriler9
- ölüyorum lan ölüyorum5
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye44
- samara morgan önünüze çıksa yapacaklarınız4
- araba kullanırken uyumak4
- from gold from dust13
- evlenilecek erkek bulmanın gittikçe zorlaşması12
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması42
- halka filmini izlerken telefonun çalması4
- bir sözlük kızını sözlükten çekip çıkartmak2
- fiziği güzel sözlük kızları47
- sözlük kızı için kavga eden 2 kaslı sözlük erkeği13
- vişneçürüğü tanga giyen sözlük erkeği13
- tbmm'nin yeni yasama yılı açılışı2
- recep tayyip erdoğan27
- sözlüğün götü en güzel yazarı12
- çin'e demokrasi gelsin10
- nervio23
- silikon meme gerçeğinin yerini tutar mı sorunsalı14
- truesuz sözlük8
- emekçilerin çalışma yaşamı talepleri2
- hastalık havası8
- vajinanın iç sıcaklığı10
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- silikon memenin patlaması10
- rujlu kadınla öpüşmek6
- uzun süre ayakkabı içinde kalmış ayak6
- çok makyaj yapan kız vs doğal kız10
- hoşlanılan kızın dörtte üçünün su olması2
- anında dolan göz neyin belirtisidir6
- burna tuzlu su çekmek6
- fatma betül sayan kaya59
- gocu19
- geceleri yapmaktan zevk alınan şeyler5
- sözlük erkeklerinin kaşar olduğu gerçeği9
- uykuya dalmak istememek neyin belirtisidir5
- bu saatte hala uluyamama sebebi3
- judas'ı dayak yerken görseniz ne yaparsınız10
- kopya çekmenin etiği5
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis18
- adalet ve kalkınma partisi4
- iyi dostlar biriktirdim7
- ekrem imamoğlu6
- arkadaşlar sizce bu çanta nasıl8
- ak parti kaybedince ak troller ne yapacak12
- yazarların akşama dair planları9
"durun ben bir türk kahvesi yapayım size" diyerek mutfağa yöneldi, muhabbeti harlayarak beklemeye devam ettik. elimde bir dal sigara vardı ama yakmadım, kahvenin yanında içerim diye düşündüm. bu beklenti sabırsızlığa yöneltti beni, 5 dakika oldu, 10 dakika oldu, dostum hala mutfaktan dönmedi, kontrol etmek, birazda acele etmesi konusunda baskı yapmak için mutfağa gittim.
ocağın başında durmuş, kafasını bakır cezveye eğmiş, sabırla bekliyordu, "hocu, öldük içerde, nerde kaldı kahveler" dedim, gülümsedi, "türk kahvesi ağır ağır yapılır" dedi. ocağın en küçüğünde, en kısık durumda pişiriyordu kahveyi, yanına yaklaştım, anlamadan ben de gözümü kahveye diktim, eli ocağın ayar tuşundaydı. "buzla yaptım" dedi, anlamadım, devam etti, "su değil buz koyacaksın ki kahveye, daha ağır pişsin, buz yoksa soğuk su da olabilir". delirdi herhalde diye düşündüm, cezveye buz koymak, sonra onu ısıtmak saçma gelmişti bana, "e hocu o zaman neden burada bekliyorsun bitmez bu, zaten az görüşüyoruz, muhabbet ederdik" dedim, "olmaz başında durup kontrol etmek lazım, sen git geliyorum" dedi, odaya döndüm.
yaklaşık 15 dakika sonra tepside su bardaklarıyla beraber kahvelerimizi getirdi, hemen sigaramı yaktım, kocaman ellerimde hep iğreti durmuş olan küçük fincanı içinden parmağımın geçmediği sapından tutarak ağzıma götürdüm, dengeyi sağlamak için serçe parmağımı havaya dikmiştim. özenerek hazırlanmış kahveden bir yudum aldım. mükemmel olmuştu.
ağır ağır pişirilmiş, başında özenle beklenilmiş bir kahveydi, tadında sabır vardı, ve sabır inanın çok lezzetliydi.
***
savrularak yaşadığımız, zaman baskısının bizi herşeyin hızlısına yönlendirdiği günümüzde, tüm dünyaya rest çekerek ağır ağır ve sabırla hazırlanmış türk kahvesi, hatalarımı, hatalarımızı yüzüme vurdu. öyle bir zamanına denk gelmiştik ki insanlık tarihinin; her şey hızlı, her şey savrulurcasınaydı. durup düşünmek için bile pek vaktimiz olmuyordu.
suları dingin bir nehirde yüzmek gibiydi eskiden hayat, yönümüzü kendimiz belirliyorduk, arada soluklanıyor, ne tarafa yüzmemiz gerektiğine karar veriyorduk, bu durup düşünme anları, bize akıntıyla istemediğimiz bir yere savrulma cezası olarak geri gelmiyordu. yavaştık, ama en azından hayatımızın kontrolü kendi ellerimizdeydi, nicelikten çok nitelik ile övünülen zamanlardı. sakin, dingin, huzurlu ve sularla kaplanmış.
Şimdi azgın suları olan bir nehirde rafting yapar gibiyiz, hiç bir şey kontrolümüzde değil, sürekli savruluyoruz, kontrolümüzde olan tek şey, yolumuz üzerinde olan kayalara çarpmamak için yaptığımız minik manevralar, dingin sular gitmiş, azgın nehir gelmiş, huzurla suya değerek yüzen biz gitmişiz, yerine üzerine bir sürü koruyucu giymiş, bir botun üstünde rafting yapan garip yaratıklar gelmiş, ne yönümüzü belirlemeye vakit var, ne de sulara değmeye.
koşturuyoruz, hayata teğet geçiyoruz, yaşadığımızı sanıyoruz, yanılıyoruz. çoğumuz savrulurken; aceleyle ve kontrolsüzce ocağa bırakılmış bir türk kahvesi gibi, köpürüyor, taşıyor ve sönüyor. sonrasında ne tat kalıyor, ne de köpük.
***
sigaram ile kahvem aynı anda bitti, dostuma "eline sağlık" dedim, "süpersonik olmuş". fincanımı sehpaya bırakırken, seri üretimi bulan henry ford'a okkalı bir küfür savurdum.
tek temennim köpüklü bir hayattı.
ocağın başında durmuş, kafasını bakır cezveye eğmiş, sabırla bekliyordu, "hocu, öldük içerde, nerde kaldı kahveler" dedim, gülümsedi, "türk kahvesi ağır ağır yapılır" dedi. ocağın en küçüğünde, en kısık durumda pişiriyordu kahveyi, yanına yaklaştım, anlamadan ben de gözümü kahveye diktim, eli ocağın ayar tuşundaydı. "buzla yaptım" dedi, anlamadım, devam etti, "su değil buz koyacaksın ki kahveye, daha ağır pişsin, buz yoksa soğuk su da olabilir". delirdi herhalde diye düşündüm, cezveye buz koymak, sonra onu ısıtmak saçma gelmişti bana, "e hocu o zaman neden burada bekliyorsun bitmez bu, zaten az görüşüyoruz, muhabbet ederdik" dedim, "olmaz başında durup kontrol etmek lazım, sen git geliyorum" dedi, odaya döndüm.
yaklaşık 15 dakika sonra tepside su bardaklarıyla beraber kahvelerimizi getirdi, hemen sigaramı yaktım, kocaman ellerimde hep iğreti durmuş olan küçük fincanı içinden parmağımın geçmediği sapından tutarak ağzıma götürdüm, dengeyi sağlamak için serçe parmağımı havaya dikmiştim. özenerek hazırlanmış kahveden bir yudum aldım. mükemmel olmuştu.
ağır ağır pişirilmiş, başında özenle beklenilmiş bir kahveydi, tadında sabır vardı, ve sabır inanın çok lezzetliydi.
***
savrularak yaşadığımız, zaman baskısının bizi herşeyin hızlısına yönlendirdiği günümüzde, tüm dünyaya rest çekerek ağır ağır ve sabırla hazırlanmış türk kahvesi, hatalarımı, hatalarımızı yüzüme vurdu. öyle bir zamanına denk gelmiştik ki insanlık tarihinin; her şey hızlı, her şey savrulurcasınaydı. durup düşünmek için bile pek vaktimiz olmuyordu.
suları dingin bir nehirde yüzmek gibiydi eskiden hayat, yönümüzü kendimiz belirliyorduk, arada soluklanıyor, ne tarafa yüzmemiz gerektiğine karar veriyorduk, bu durup düşünme anları, bize akıntıyla istemediğimiz bir yere savrulma cezası olarak geri gelmiyordu. yavaştık, ama en azından hayatımızın kontrolü kendi ellerimizdeydi, nicelikten çok nitelik ile övünülen zamanlardı. sakin, dingin, huzurlu ve sularla kaplanmış.
Şimdi azgın suları olan bir nehirde rafting yapar gibiyiz, hiç bir şey kontrolümüzde değil, sürekli savruluyoruz, kontrolümüzde olan tek şey, yolumuz üzerinde olan kayalara çarpmamak için yaptığımız minik manevralar, dingin sular gitmiş, azgın nehir gelmiş, huzurla suya değerek yüzen biz gitmişiz, yerine üzerine bir sürü koruyucu giymiş, bir botun üstünde rafting yapan garip yaratıklar gelmiş, ne yönümüzü belirlemeye vakit var, ne de sulara değmeye.
koşturuyoruz, hayata teğet geçiyoruz, yaşadığımızı sanıyoruz, yanılıyoruz. çoğumuz savrulurken; aceleyle ve kontrolsüzce ocağa bırakılmış bir türk kahvesi gibi, köpürüyor, taşıyor ve sönüyor. sonrasında ne tat kalıyor, ne de köpük.
***
sigaram ile kahvem aynı anda bitti, dostuma "eline sağlık" dedim, "süpersonik olmuş". fincanımı sehpaya bırakırken, seri üretimi bulan henry ford'a okkalı bir küfür savurdum.
tek temennim köpüklü bir hayattı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar