bugün
- dinci ahlaksızlığı20
- yunan aşığı tip13
- yunan adalarına gitmek20
- bir sözlük kızını sözlükten çekip çıkartmak13
- zengin koca bulup evinin hanımı olmak11
- kışın duş alırken üşümemek için öneriler14
- evlenmeyip zina mı yapalım4
- fon vurgunu sonrası akepeye desteği sürdürmek7
- kaliteli entryler girip eksi oy almak6
- akın gürlek'in fon soruşturması açıklaması3
- rujlu erkekle öpüşmek14
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi24
- günün recep tayyip erdoğan repliği8
- hiç edirne ciğer tavası yediniz mi3
- evlenilecek erkek bulmanın gittikçe zorlaşması17
- gurbette yaşayıp milliyetçilik yapan insan4
- mini sosis2
- ırakın bir bölümünün türkiyeye katılması8
- mevlana celaleddin rumi'nin yunan olması2
- 3 ayda bir duş almak5
- my name is buck2
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye44
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
- centaur sırtına binip topraklar fethetmek2
- çok düşünmek neyin belirtisidir5
- evinden çıkarılıp sokakta öldürülmek2
- bu saatte hala uluyamama sebebi5
- gri havaların sevgilisi şarkılar2
- miss universe türkiye 20262
- 1 ekim 2026 benzin zammı7
- tek adamın hiçbir şeyden haberi olmaması3
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması42
- fiziği güzel sözlük kızları47
- beyazlar içinde görmek istediğiniz yazar2
- ölüyorum lan ölüyorum6
- para için karısını tiktok ta oynatan erkek3
- yazarların sabah kahvaltısı6
- recep tayyip erdoğan27
- sözlük kızı için kavga eden 2 kaslı sözlük erkeği13
- nervio23
- from gold from dust13
- vişneçürüğü tanga giyen sözlük erkeği13
- samara morgan önünüze çıksa yapacaklarınız5
- sözlüğün götü en güzel yazarı12
- silikon meme gerçeğinin yerini tutar mı sorunsalı14
- çin'e demokrasi gelsin10
- yıkanıp yatmak2
- en lezzetli balık3
- anın görüntüsü19
- fatma betül sayan kaya59
"durun ben bir türk kahvesi yapayım size" diyerek mutfağa yöneldi, muhabbeti harlayarak beklemeye devam ettik. elimde bir dal sigara vardı ama yakmadım, kahvenin yanında içerim diye düşündüm. bu beklenti sabırsızlığa yöneltti beni, 5 dakika oldu, 10 dakika oldu, dostum hala mutfaktan dönmedi, kontrol etmek, birazda acele etmesi konusunda baskı yapmak için mutfağa gittim.
ocağın başında durmuş, kafasını bakır cezveye eğmiş, sabırla bekliyordu, "hocu, öldük içerde, nerde kaldı kahveler" dedim, gülümsedi, "türk kahvesi ağır ağır yapılır" dedi. ocağın en küçüğünde, en kısık durumda pişiriyordu kahveyi, yanına yaklaştım, anlamadan ben de gözümü kahveye diktim, eli ocağın ayar tuşundaydı. "buzla yaptım" dedi, anlamadım, devam etti, "su değil buz koyacaksın ki kahveye, daha ağır pişsin, buz yoksa soğuk su da olabilir". delirdi herhalde diye düşündüm, cezveye buz koymak, sonra onu ısıtmak saçma gelmişti bana, "e hocu o zaman neden burada bekliyorsun bitmez bu, zaten az görüşüyoruz, muhabbet ederdik" dedim, "olmaz başında durup kontrol etmek lazım, sen git geliyorum" dedi, odaya döndüm.
yaklaşık 15 dakika sonra tepside su bardaklarıyla beraber kahvelerimizi getirdi, hemen sigaramı yaktım, kocaman ellerimde hep iğreti durmuş olan küçük fincanı içinden parmağımın geçmediği sapından tutarak ağzıma götürdüm, dengeyi sağlamak için serçe parmağımı havaya dikmiştim. özenerek hazırlanmış kahveden bir yudum aldım. mükemmel olmuştu.
ağır ağır pişirilmiş, başında özenle beklenilmiş bir kahveydi, tadında sabır vardı, ve sabır inanın çok lezzetliydi.
***
savrularak yaşadığımız, zaman baskısının bizi herşeyin hızlısına yönlendirdiği günümüzde, tüm dünyaya rest çekerek ağır ağır ve sabırla hazırlanmış türk kahvesi, hatalarımı, hatalarımızı yüzüme vurdu. öyle bir zamanına denk gelmiştik ki insanlık tarihinin; her şey hızlı, her şey savrulurcasınaydı. durup düşünmek için bile pek vaktimiz olmuyordu.
suları dingin bir nehirde yüzmek gibiydi eskiden hayat, yönümüzü kendimiz belirliyorduk, arada soluklanıyor, ne tarafa yüzmemiz gerektiğine karar veriyorduk, bu durup düşünme anları, bize akıntıyla istemediğimiz bir yere savrulma cezası olarak geri gelmiyordu. yavaştık, ama en azından hayatımızın kontrolü kendi ellerimizdeydi, nicelikten çok nitelik ile övünülen zamanlardı. sakin, dingin, huzurlu ve sularla kaplanmış.
Şimdi azgın suları olan bir nehirde rafting yapar gibiyiz, hiç bir şey kontrolümüzde değil, sürekli savruluyoruz, kontrolümüzde olan tek şey, yolumuz üzerinde olan kayalara çarpmamak için yaptığımız minik manevralar, dingin sular gitmiş, azgın nehir gelmiş, huzurla suya değerek yüzen biz gitmişiz, yerine üzerine bir sürü koruyucu giymiş, bir botun üstünde rafting yapan garip yaratıklar gelmiş, ne yönümüzü belirlemeye vakit var, ne de sulara değmeye.
koşturuyoruz, hayata teğet geçiyoruz, yaşadığımızı sanıyoruz, yanılıyoruz. çoğumuz savrulurken; aceleyle ve kontrolsüzce ocağa bırakılmış bir türk kahvesi gibi, köpürüyor, taşıyor ve sönüyor. sonrasında ne tat kalıyor, ne de köpük.
***
sigaram ile kahvem aynı anda bitti, dostuma "eline sağlık" dedim, "süpersonik olmuş". fincanımı sehpaya bırakırken, seri üretimi bulan henry ford'a okkalı bir küfür savurdum.
tek temennim köpüklü bir hayattı.
ocağın başında durmuş, kafasını bakır cezveye eğmiş, sabırla bekliyordu, "hocu, öldük içerde, nerde kaldı kahveler" dedim, gülümsedi, "türk kahvesi ağır ağır yapılır" dedi. ocağın en küçüğünde, en kısık durumda pişiriyordu kahveyi, yanına yaklaştım, anlamadan ben de gözümü kahveye diktim, eli ocağın ayar tuşundaydı. "buzla yaptım" dedi, anlamadım, devam etti, "su değil buz koyacaksın ki kahveye, daha ağır pişsin, buz yoksa soğuk su da olabilir". delirdi herhalde diye düşündüm, cezveye buz koymak, sonra onu ısıtmak saçma gelmişti bana, "e hocu o zaman neden burada bekliyorsun bitmez bu, zaten az görüşüyoruz, muhabbet ederdik" dedim, "olmaz başında durup kontrol etmek lazım, sen git geliyorum" dedi, odaya döndüm.
yaklaşık 15 dakika sonra tepside su bardaklarıyla beraber kahvelerimizi getirdi, hemen sigaramı yaktım, kocaman ellerimde hep iğreti durmuş olan küçük fincanı içinden parmağımın geçmediği sapından tutarak ağzıma götürdüm, dengeyi sağlamak için serçe parmağımı havaya dikmiştim. özenerek hazırlanmış kahveden bir yudum aldım. mükemmel olmuştu.
ağır ağır pişirilmiş, başında özenle beklenilmiş bir kahveydi, tadında sabır vardı, ve sabır inanın çok lezzetliydi.
***
savrularak yaşadığımız, zaman baskısının bizi herşeyin hızlısına yönlendirdiği günümüzde, tüm dünyaya rest çekerek ağır ağır ve sabırla hazırlanmış türk kahvesi, hatalarımı, hatalarımızı yüzüme vurdu. öyle bir zamanına denk gelmiştik ki insanlık tarihinin; her şey hızlı, her şey savrulurcasınaydı. durup düşünmek için bile pek vaktimiz olmuyordu.
suları dingin bir nehirde yüzmek gibiydi eskiden hayat, yönümüzü kendimiz belirliyorduk, arada soluklanıyor, ne tarafa yüzmemiz gerektiğine karar veriyorduk, bu durup düşünme anları, bize akıntıyla istemediğimiz bir yere savrulma cezası olarak geri gelmiyordu. yavaştık, ama en azından hayatımızın kontrolü kendi ellerimizdeydi, nicelikten çok nitelik ile övünülen zamanlardı. sakin, dingin, huzurlu ve sularla kaplanmış.
Şimdi azgın suları olan bir nehirde rafting yapar gibiyiz, hiç bir şey kontrolümüzde değil, sürekli savruluyoruz, kontrolümüzde olan tek şey, yolumuz üzerinde olan kayalara çarpmamak için yaptığımız minik manevralar, dingin sular gitmiş, azgın nehir gelmiş, huzurla suya değerek yüzen biz gitmişiz, yerine üzerine bir sürü koruyucu giymiş, bir botun üstünde rafting yapan garip yaratıklar gelmiş, ne yönümüzü belirlemeye vakit var, ne de sulara değmeye.
koşturuyoruz, hayata teğet geçiyoruz, yaşadığımızı sanıyoruz, yanılıyoruz. çoğumuz savrulurken; aceleyle ve kontrolsüzce ocağa bırakılmış bir türk kahvesi gibi, köpürüyor, taşıyor ve sönüyor. sonrasında ne tat kalıyor, ne de köpük.
***
sigaram ile kahvem aynı anda bitti, dostuma "eline sağlık" dedim, "süpersonik olmuş". fincanımı sehpaya bırakırken, seri üretimi bulan henry ford'a okkalı bir küfür savurdum.
tek temennim köpüklü bir hayattı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar