bugün
- bir kadını sarhoş edip onunla birlikte olan erkek16
- 9 haziran 2026 akit tv'ye el hareketi yapan dayı5
- en sevdiğiniz müzik türü8
- chp'nin hali ne olacak33
- kimseye borç vermeyen insan9
- hoşlanılan kızın ittihatçı çıkması5
- sedat pekmez karakteri3
- m r e r e c t o20
- uysaljakoben buraya bak aslanım2
- bir kadını sözlük yazarı yapıp onunla sex yapmak4
- başarılı sigara bırakma teknikleri5
- stanley termos almanın mantıklı açıklaması5
- önemli olan eğitim mi yoksa karakter mi2
- mecnun bir am için çöllere düşmesi3
- sözlük erkeklerinin evlenme şartları4
- 35 yaşında şort giyen erkeklerin olması4
- togg t10f4
- mhp li yazarlar5
- bihter2
- aisu3
- hiç gelmeyecek birini beklemek3
- zayıflamanın en güzel yanı3
- dirilse konserine gidilecek sanatçı5
- el sıkıştığında ne hissediyorsun7
- sonradan severim diyerek ilişkiye başlamak7
- sedat pekmez24
- lvbel c5 dinlemenin zevkli olması2
- almanya2
- diamond bosphoruss denen yazar22
- hürmüz boğazı nda abd helikopteri düştü3
- erkek adam dediğin3
- esat oktay yıldıran4
- aşkını itiraf edememek2
- vurdurmayan sözlük yazarları6
- sözlükte erkekleri taciz eden kızlar tam liste9
- bir gün onsuz kaç saattir sorunsalı5
- özdemir asaf bir gün taksiye biner3
- gram altın5
- kadınların kadınlarda kıskandığı şeyler3
- gocu28
- aylık 339 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- true nun çaylak olması3
- kayyum kemal8
- özgür özel den kılıçdaroğlu'na ihraç uyarısı4
- eve atılan kızın ekşici çıkması6
- tai lung11
- kızlar kıllı göbek sever mi3
- yazarların on üzerinden komiklikleri46
- sözlükteki porno muhabbetlerini lanetlemek2
- asansöre binerken ayakkabıları çıkartmak2
leyla ipekçi'nin zaman gazetesinde 'vicdan özgürlüğünden vicdanlı faşizme' adlı ilginç yazısı:
"psikolojide vicdanın dereceleri vardır" diyor radikal yazarı gökhan özgün ve hırsızlık yapmış bir adamın suçüstü yakalanarak karakolda suçunu itiraf etmesini vicdanın birinci aşamasına örnek olarak veriyor.
"suçu bilerek işlediğini ifşa edebilmek; bu ortak vicdandır." ve bunu vicdanın birinci aşaması olarak tanımlıyor.
karakolda canı sıkılan bir polis vardır ve meseleyi biraz daha kaşımak ister. "çünkü" diyor özgün, "kaşımanın nereye kadarı kaşıntıyı bastırmak, nereden sonrası zevk içindir bunu kimse bilmez." ve canı sıkılan karakoldaki adam sürdürüyor: "hırsızlık yaptığını kabul etmişsin. soruyorum sana, sen hırsız mısın?" adam yanıtlar: "hırsızlık yaptım ama ben hırsız değilim." özgün burada rasyonalizasyon mekanizmalarını devreye sokuyor. adam, çocuğu aç kalmasın diye hırsızlık yapmaktadır. bu öncelikle babalık göreviyle ilgili bir şeydir: "ikinci aşama şahsi vicdandır. işte özgür olması gereken vicdan budur." yazısında soruyor özgün: "din, düşünce özgürlüğünden çok bahsettik de, vicdan özgürlüğüne gelmek bir türlü kısmet olmadı(...) yoksa bizim için vicdan yalnızca dini ve resmi inançlar söz konusu olunca mı vicdandır, bilelim."
bizi ötekinden ayıran his ve inançlarımızın yerleştiği mahal, vicdan değildir sanırım. özgür bırakılması gereken vicdan algısı elbette görecelidir. ama özgün'ün sistematiğinden yola çıkarsak: vicdanın salt algısının değil, kendisinin de değiştirilebilir bir yapısı olduğuna varmamız gerekir. mesela ortak olanı ile şahsi olanı algımızda giderek ayrışacaktır ve bireyin öne çıktığı bir çağda şahsi vicdanın yeterliliğine doğru zımni bir önkabul oluşacaktır.
vicdanın anlamını böyle indirgeyerek bütünselliğini parçalamaya, ondan bir 'dünya görüşü' yaratmaya, analitik bir çıkarsama yapmaya başlarız. 'vicdan özgürlüğü'nü ise 'belli bir tanımı yapılabilen' bir şey olarak kutsadıkça, bir ideolojinin, kimliğin veya siyasetin sözcülüğünü yapabiliriz fark etmeden. bu da 'niyet'in sahihliğini bozar. vicdan özgürlüğünü sağlamanın yolu demokrasiler değil, niyettir öncelikle. niyet sözle ifade edilemez her zaman. amellerin geçerliliği -ne adına yapıldığı- da buna bağlıdır. başkasının kalbinin hükmüne vardığını kim iddia edebilir ki?
yoksa ahlak derken ahlakçılık yapma riskiniz olduğu gibi, vicdan özgürlüğü derken de her şeyin mubah olduğu, akıldan ve niyetten bağımsız bir vicdan idrakine dek varırsınız. bazen başkalarının canı pahasına. haklı olmayı vicdan özgürlüğüne atfen sürdürdüğünüzü sanırsınız.
haklı olmanın hudutları vardır. hırsızlık yapsak da hırsız olmadığımıza olan inancımız, insan öldürsek de terörist olmadığımıza olan inancımız bir başkasının canını yakıyorsa, vicdanımızın üzerini şeffaf bir örtüyle, ama ille örtmüşüz demektir. "kişi suçlu olduğunu kabul etse bile kendini öyle hissetmeyebilir" diyen özgün doğru bir tespitte bulunuyor ama bunun vicdanın gereksindiği bir özgürlük olduğunu savunurken de benzer bir örtü kullanıyor sanırım.
hırsızlığın açlıktan yegâne kurtuluş olduğuna inanıyorsak: mesela iki saat sonra bize hırsızlıktan başka bir olasılığın açılmayacağından da emin olmamız gerekir. insanın kendi yarattığı bir gerçeğe, yani bir vehme inanması değil midir bu? böyle kör bir inancın mahalli vicdan olabilir mi?
vicdan özgürlüğü kimsenin tekelinde değildir. vicdandan bir ideoloji üretmeye kalkarsak, karakolda canı sıkılan adamın zevk için kaşıması gibi, faşizmin karasularında buluruz kendimizi. vicdanlı faşizm. oysa vicdan kabaca belli bir mekânda hazır bulunmak anlamına geliyor. varoluş bilgisinin aşamalarını bize imler. bulan (vacid); bulduğu (vücud) mevcut; varoluşun bilincine erme (vecd); yani vicdani bilgidir. buluş ve bulunuş bilgisi (vicdanın ilahi niteliği) ise burada bulunuş nedenimize dair dikey bir yolculuk talep eder. çağdan çağa, toplumdan topluma değil, kendi içimize doğru. (vicdanı biz yapmadık, ama bizde bütün olarak hazır bulunmaktadır.)
hakikatin üzerini örttüğümüzü bilmemek: bu da bir başka meşruiyet zemini değil midir hiç farkında olmadan bizi zulme yönelten?
"psikolojide vicdanın dereceleri vardır" diyor radikal yazarı gökhan özgün ve hırsızlık yapmış bir adamın suçüstü yakalanarak karakolda suçunu itiraf etmesini vicdanın birinci aşamasına örnek olarak veriyor.
"suçu bilerek işlediğini ifşa edebilmek; bu ortak vicdandır." ve bunu vicdanın birinci aşaması olarak tanımlıyor.
karakolda canı sıkılan bir polis vardır ve meseleyi biraz daha kaşımak ister. "çünkü" diyor özgün, "kaşımanın nereye kadarı kaşıntıyı bastırmak, nereden sonrası zevk içindir bunu kimse bilmez." ve canı sıkılan karakoldaki adam sürdürüyor: "hırsızlık yaptığını kabul etmişsin. soruyorum sana, sen hırsız mısın?" adam yanıtlar: "hırsızlık yaptım ama ben hırsız değilim." özgün burada rasyonalizasyon mekanizmalarını devreye sokuyor. adam, çocuğu aç kalmasın diye hırsızlık yapmaktadır. bu öncelikle babalık göreviyle ilgili bir şeydir: "ikinci aşama şahsi vicdandır. işte özgür olması gereken vicdan budur." yazısında soruyor özgün: "din, düşünce özgürlüğünden çok bahsettik de, vicdan özgürlüğüne gelmek bir türlü kısmet olmadı(...) yoksa bizim için vicdan yalnızca dini ve resmi inançlar söz konusu olunca mı vicdandır, bilelim."
bizi ötekinden ayıran his ve inançlarımızın yerleştiği mahal, vicdan değildir sanırım. özgür bırakılması gereken vicdan algısı elbette görecelidir. ama özgün'ün sistematiğinden yola çıkarsak: vicdanın salt algısının değil, kendisinin de değiştirilebilir bir yapısı olduğuna varmamız gerekir. mesela ortak olanı ile şahsi olanı algımızda giderek ayrışacaktır ve bireyin öne çıktığı bir çağda şahsi vicdanın yeterliliğine doğru zımni bir önkabul oluşacaktır.
vicdanın anlamını böyle indirgeyerek bütünselliğini parçalamaya, ondan bir 'dünya görüşü' yaratmaya, analitik bir çıkarsama yapmaya başlarız. 'vicdan özgürlüğü'nü ise 'belli bir tanımı yapılabilen' bir şey olarak kutsadıkça, bir ideolojinin, kimliğin veya siyasetin sözcülüğünü yapabiliriz fark etmeden. bu da 'niyet'in sahihliğini bozar. vicdan özgürlüğünü sağlamanın yolu demokrasiler değil, niyettir öncelikle. niyet sözle ifade edilemez her zaman. amellerin geçerliliği -ne adına yapıldığı- da buna bağlıdır. başkasının kalbinin hükmüne vardığını kim iddia edebilir ki?
yoksa ahlak derken ahlakçılık yapma riskiniz olduğu gibi, vicdan özgürlüğü derken de her şeyin mubah olduğu, akıldan ve niyetten bağımsız bir vicdan idrakine dek varırsınız. bazen başkalarının canı pahasına. haklı olmayı vicdan özgürlüğüne atfen sürdürdüğünüzü sanırsınız.
haklı olmanın hudutları vardır. hırsızlık yapsak da hırsız olmadığımıza olan inancımız, insan öldürsek de terörist olmadığımıza olan inancımız bir başkasının canını yakıyorsa, vicdanımızın üzerini şeffaf bir örtüyle, ama ille örtmüşüz demektir. "kişi suçlu olduğunu kabul etse bile kendini öyle hissetmeyebilir" diyen özgün doğru bir tespitte bulunuyor ama bunun vicdanın gereksindiği bir özgürlük olduğunu savunurken de benzer bir örtü kullanıyor sanırım.
hırsızlığın açlıktan yegâne kurtuluş olduğuna inanıyorsak: mesela iki saat sonra bize hırsızlıktan başka bir olasılığın açılmayacağından da emin olmamız gerekir. insanın kendi yarattığı bir gerçeğe, yani bir vehme inanması değil midir bu? böyle kör bir inancın mahalli vicdan olabilir mi?
vicdan özgürlüğü kimsenin tekelinde değildir. vicdandan bir ideoloji üretmeye kalkarsak, karakolda canı sıkılan adamın zevk için kaşıması gibi, faşizmin karasularında buluruz kendimizi. vicdanlı faşizm. oysa vicdan kabaca belli bir mekânda hazır bulunmak anlamına geliyor. varoluş bilgisinin aşamalarını bize imler. bulan (vacid); bulduğu (vücud) mevcut; varoluşun bilincine erme (vecd); yani vicdani bilgidir. buluş ve bulunuş bilgisi (vicdanın ilahi niteliği) ise burada bulunuş nedenimize dair dikey bir yolculuk talep eder. çağdan çağa, toplumdan topluma değil, kendi içimize doğru. (vicdanı biz yapmadık, ama bizde bütün olarak hazır bulunmaktadır.)
hakikatin üzerini örttüğümüzü bilmemek: bu da bir başka meşruiyet zemini değil midir hiç farkında olmadan bizi zulme yönelten?
güncel Önemli Başlıklar
