bugün
- migros'a sorulacak tek soru21
- velvet38
- tostumu yaptım10
- türklerin türk olamama sorunu5
- köylüleri neden öldürmeliyiz5
- mezeler eşliğinde rakı içip söyleşmek8
- bir kızın hard sevip sevmediğini nerden anlarsınız5
- g i l d e d l i l y11
- çomar arabaları3
- arkadaşlar çok hastayım ya7
- öğretmenlere önlük ve kıyafet zorunluluğu gelmesi6
- 2026 ekonomik krizi5
- now tv neden gelmedi6
- kürt meslekleri2
- doğu demirkol vasatlığı2
- sözlük ne zaman bu kadar sıkıcı hale geldi6
- parayı bulmuş köy çomarı2
- gocu abi buraya yumruk havaya4
- güçler ayrılığı3
- burcu özberk4
- tesla model 33
- arkadaşlar veto ne demek2
- bu saatte evde oturmak yerine işte olan insan4
- kliniğe gittim klinikten geldim6
- victor osimhen15
- yalınayak başı kabak3
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması6
- yeni partinin ilk krizde duvara toslaması11
- stellantis grubu2
- sadece sözlük kızları tarafından açık oylanmak4
- fenerbahçe biraz sert biraz katı13
- açık oylanınca damat traşı olan erkek2
- citol ve rixper tedavisi2
- iş mi bulamadın karton topla3
- kadınlardaki aşırı özgüvenin nedeni6
- 27 ağustos 2026 şampiyonlar ligi kura çekimi2
- opel mokka2
- osuruktan şiirler58
- livakovic'in barcelona transferi5
- aleksey batrakov21
- ikinci entrynin başlık üzerindeki muazzam etkisi3
- şizoid bipolaryanist manik ataklı sohbetler2
- yılmaz güney izleyip ahmet kaya dinleyen tip14
- enayimiknatisi ile kavga etmek21
- the mossad is watching you2
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı6
- koşer ürün alan müslüman2
- dincinin içinde yaşadığı hasta hayal dünyası4
- gazze de 186 yardım çalışanının öldürülmesi4
- abdullah öcalan13
akın olgun 'un 07.02.2010 tarihli "safları sıklaştırın" başlıklı yazısıyla destek çağrısı yaptığı direniş.
http://www.birgun.net/wri...0&month=02&day=07
"safları sıklaştırın"
işçilerin yüzleri hep emeğe dönüktür. hayatın içerisinde ne varsa o ellerden çıkar ve o elleri sermayenin kölesi haline getirmek isteyenler acımasızca saldırırlar. bu yüzden sömürü kavramı sadece bir kavram değildir. göçük altında kalan maden işçileri, gemilerin gövdesini birbirine monte etmek için ölüm ile yaşam arasında çalışan tersane işçileri, kumlama hastalığının pençesine düşüp sessiz sedasız ölümün kıyısına itilen kot taşlama işçileri, çoluk çocuk, genç, yaşlı pamuk tarlalarına sürüklenen ve hiçbir hakkı bulunmayan mevsimlik işçiler ve emeğini üç kuruşa satmak zorunda bırakılan tüm emekçiler bu kavramı çok ama çok iyi bilirler.
bilindik ama doğruluğunu hiç kaybetmeyen bir, iki noktayı hatırlamak gerekiyor.
birincisi;
yaşamı emekleriyle örenler, tıkır tıkır, tıkır tıkır sistem işlemeli diyen bir avuç zengin için sadece çalışması gereken etten makineler olarak görülürler. bütün sistem, emeğin dibine kadar sömürülüp, daha fazla kar üzerine inşa edilen modern bir köleliğin yaratılması adına şekillendirilmiştir. burjuvazi için bu noktada demokrasi, sadece arada bir geviş getirdikleri bir şeydir. midelerinde tuttukları demokrasiyi daha rahat bir sömürü için kullananlar, bu durum işlevsiz hale geldiğinde en zorba yönetimleri olan faşizmi besler, büyütürler. devlet ise bu sistemin kurumsal yapılanmasından ibarettir.
ikincisi;
tekel işçilerinin direnişinin zor ile bastırılacağının en üst makamlarca bu kadar rahat ifade edilebilmesi bu gerçeği yansıtmaktadır. sistem için kötü bir örnek olan direnişin şekli, onları olabildiğince huzursuz etmektedir. işte bu noktada devreye demogojiler giriyor. direnişin ideolojik olduğu, birilerince kullanıldığı, kandırılmış kitleler olduğu, milyonlarca işsiz varken, işi olanların bu yaptıklarının şımarıklık olduğu vb şeklinde bir propaganda dili, iktidar sahiplerince kullanılmaya başlıyor (bir zamanlar kendiler için kullanılıyordu). amaç zor için gerekli olan desteği sağlamak. iyi niyetli olanın devlet, kötü niyetli olanların ise hak mücadelesi veren işçiler ve onların destekçileri olduğuna dair söylemlerin kaynağı da budur. amaç direnişin meşruluğunu kitleler nezdinde yıpratmaktır. işçine şeytan girmiş işçileri, şeytandan kurtarmak gerektiği savı böyle şekillendirilmektedir. tıpkı cezaevlerine yapılan ve onlarca tutsağın yakılıp, öldürülüp, işkencelerden geçirildiği o kanlı operasyona hayata dönüş adı verilmesi gibi. şubat sonuna kalmadan direnenleri, direnişlerinden kurtarma operasyonu için düğmeye basılacaktır.
emek mücadelesinin bölünüp parçalanması için bizzat yandaş sendika kuran ve var olanları ise sistem içinde evcilleştirerek kendisine yedekleyen devlet, bu sayede elini daha da güçlendirerek çıkmıştır işçilerin karşısına. tekel direnişi, aynı zamanda bu konumda bulunan sendikal örgütlenmeleri de deşifre etmekte ve onları zoraki bir eylemselliğin içine sürüklemektedir. onlardan sadece devlet nefret etmemektedir, sarı sendikalar da aynı nefreti besliyorlar. emekten gelen güç sadece devleti değil, sarı sendikaları da ürkütmektedir. işte bu yüzden tekel direnişi, sonucu ne olursa olsun, bir örnek olarak tarihteki yerini alacaktır.
bir direnişin yüz binleri, hatta milyonları, tek talep olan hak etrafında topladığını gören iktidar için elbette ki durum kaygı vericidir. çünkü akp ve sitemin tıkır tıkırcıları dikensiz bir gül bahçesi yaratamayacaklarını görmüş oldular. sömürünün olduğu her yerde direnişin de kaçınılmaz olarak var olmaya ve yaşamaya devam edeceğini tekel işçileri kanıtladılar.
acı olan, bir zamanlar kendilerine yönelik baskılar için sokağa dökülerek destek isteyenlerin (başörtüsü eylemleri), bugün ortalıkta gözükmeyişleridir. üç maymunu oynayarak yaşıyor olmalarıdır. ezenle benzeşerek vicdanlarını, düşüncelerini iktidara teslim etmiş olmalarıdır. ne güzel yazmış hasan hüseyin korkmazgil sende iş yok be kardeşim diye.
açlık, soğuk ve inanç birlikte yaşıyor ankara da ve ankara da mecliste peygamber savaşı çıkarıp, ana avrat birbirine giren seçilmiş seçkinler, açlık, soğuk ve inançtan bihaberler ve işçiler şubat sonuna ertelenen fiziki şiddete artık gün sayıyorlar. size demokrasi veriyoruz, getiriyoruz diyenlerin, gerçekte emeğin değil, imf ve dünya bankası politikalarının sadık uygulayıcıları olduklarını, bir kez daha bu direnişle tanıklık edeceğiz. şimdi safları sıklaştırma zamanı.
http://www.birgun.net/wri...0&month=02&day=07
"safları sıklaştırın"
işçilerin yüzleri hep emeğe dönüktür. hayatın içerisinde ne varsa o ellerden çıkar ve o elleri sermayenin kölesi haline getirmek isteyenler acımasızca saldırırlar. bu yüzden sömürü kavramı sadece bir kavram değildir. göçük altında kalan maden işçileri, gemilerin gövdesini birbirine monte etmek için ölüm ile yaşam arasında çalışan tersane işçileri, kumlama hastalığının pençesine düşüp sessiz sedasız ölümün kıyısına itilen kot taşlama işçileri, çoluk çocuk, genç, yaşlı pamuk tarlalarına sürüklenen ve hiçbir hakkı bulunmayan mevsimlik işçiler ve emeğini üç kuruşa satmak zorunda bırakılan tüm emekçiler bu kavramı çok ama çok iyi bilirler.
bilindik ama doğruluğunu hiç kaybetmeyen bir, iki noktayı hatırlamak gerekiyor.
birincisi;
yaşamı emekleriyle örenler, tıkır tıkır, tıkır tıkır sistem işlemeli diyen bir avuç zengin için sadece çalışması gereken etten makineler olarak görülürler. bütün sistem, emeğin dibine kadar sömürülüp, daha fazla kar üzerine inşa edilen modern bir köleliğin yaratılması adına şekillendirilmiştir. burjuvazi için bu noktada demokrasi, sadece arada bir geviş getirdikleri bir şeydir. midelerinde tuttukları demokrasiyi daha rahat bir sömürü için kullananlar, bu durum işlevsiz hale geldiğinde en zorba yönetimleri olan faşizmi besler, büyütürler. devlet ise bu sistemin kurumsal yapılanmasından ibarettir.
ikincisi;
tekel işçilerinin direnişinin zor ile bastırılacağının en üst makamlarca bu kadar rahat ifade edilebilmesi bu gerçeği yansıtmaktadır. sistem için kötü bir örnek olan direnişin şekli, onları olabildiğince huzursuz etmektedir. işte bu noktada devreye demogojiler giriyor. direnişin ideolojik olduğu, birilerince kullanıldığı, kandırılmış kitleler olduğu, milyonlarca işsiz varken, işi olanların bu yaptıklarının şımarıklık olduğu vb şeklinde bir propaganda dili, iktidar sahiplerince kullanılmaya başlıyor (bir zamanlar kendiler için kullanılıyordu). amaç zor için gerekli olan desteği sağlamak. iyi niyetli olanın devlet, kötü niyetli olanların ise hak mücadelesi veren işçiler ve onların destekçileri olduğuna dair söylemlerin kaynağı da budur. amaç direnişin meşruluğunu kitleler nezdinde yıpratmaktır. işçine şeytan girmiş işçileri, şeytandan kurtarmak gerektiği savı böyle şekillendirilmektedir. tıpkı cezaevlerine yapılan ve onlarca tutsağın yakılıp, öldürülüp, işkencelerden geçirildiği o kanlı operasyona hayata dönüş adı verilmesi gibi. şubat sonuna kalmadan direnenleri, direnişlerinden kurtarma operasyonu için düğmeye basılacaktır.
emek mücadelesinin bölünüp parçalanması için bizzat yandaş sendika kuran ve var olanları ise sistem içinde evcilleştirerek kendisine yedekleyen devlet, bu sayede elini daha da güçlendirerek çıkmıştır işçilerin karşısına. tekel direnişi, aynı zamanda bu konumda bulunan sendikal örgütlenmeleri de deşifre etmekte ve onları zoraki bir eylemselliğin içine sürüklemektedir. onlardan sadece devlet nefret etmemektedir, sarı sendikalar da aynı nefreti besliyorlar. emekten gelen güç sadece devleti değil, sarı sendikaları da ürkütmektedir. işte bu yüzden tekel direnişi, sonucu ne olursa olsun, bir örnek olarak tarihteki yerini alacaktır.
bir direnişin yüz binleri, hatta milyonları, tek talep olan hak etrafında topladığını gören iktidar için elbette ki durum kaygı vericidir. çünkü akp ve sitemin tıkır tıkırcıları dikensiz bir gül bahçesi yaratamayacaklarını görmüş oldular. sömürünün olduğu her yerde direnişin de kaçınılmaz olarak var olmaya ve yaşamaya devam edeceğini tekel işçileri kanıtladılar.
acı olan, bir zamanlar kendilerine yönelik baskılar için sokağa dökülerek destek isteyenlerin (başörtüsü eylemleri), bugün ortalıkta gözükmeyişleridir. üç maymunu oynayarak yaşıyor olmalarıdır. ezenle benzeşerek vicdanlarını, düşüncelerini iktidara teslim etmiş olmalarıdır. ne güzel yazmış hasan hüseyin korkmazgil sende iş yok be kardeşim diye.
açlık, soğuk ve inanç birlikte yaşıyor ankara da ve ankara da mecliste peygamber savaşı çıkarıp, ana avrat birbirine giren seçilmiş seçkinler, açlık, soğuk ve inançtan bihaberler ve işçiler şubat sonuna ertelenen fiziki şiddete artık gün sayıyorlar. size demokrasi veriyoruz, getiriyoruz diyenlerin, gerçekte emeğin değil, imf ve dünya bankası politikalarının sadık uygulayıcıları olduklarını, bir kez daha bu direnişle tanıklık edeceğiz. şimdi safları sıklaştırma zamanı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar