bugün
- herzevekil19
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak15
- türkler ırkçı mıdır10
- 12 temmuz 2026 norveç ingiltere maçı21
- üstteki yazarı öv6
- gençler iş beğenmiyor13
- geri zekalı demek hakaret mi21
- seni onaracağım diyen kadın16
- türk kızlarının keko adam sevmesi20
- norveç11
- ta ki seni görene kadar6
- bir gün son kez entry girecek olmamız4
- yakışıklı olduğunun farkında olan erkek8
- geniş omuzlu kadınlar5
- galiba sözlükte şu an kavga var5
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız30
- 2026 dünya kupası29
- asla dolandırılmayan insanların sırrı15
- biraderlere laf edenler5
- bir kadının ensemi okşaması10
- hayatın anlamsız olduğu gerçeği4
- yapay zekanın bilinçlenip bir dini kabul etmesi18
- sabah dörtte kalkmak5
- futbol22
- penis boyu takıntısı14
- alexander sörloth3
- şişman kızla sevgili olan erkek16
- sigarayı azaltmak4
- hayatında ilk defa kendini akışa teslim etmek2
- sözlükte sizi kim tanıyor27
- her şeye sarımsak koyan insan11
- evlenilecek insanın önce ailesine bakmak9
- geceye bi şarkı bırak5
- hayat kalitesini düşüren şeyler12
- bu devirde herkes deli gibi vajina arıyor6
- herkes ronaldinho'nun yarrağını yesin6
- birleşik krallık4
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler14
- izlanda başbakanına türklerden takip patlaması4
- evlenmek için para biriktirmek9
- iran'ın hürmüz boğazı nı kapatması2
- sözlüğün mal dolması3
- marmaris datça yolu10
- israil basınından türkiye itirafı5
- bir soru sor2
- eski sevgiliyi başkasıyla görmek2
- kiraz cicegi kolonyasi45
- ingiltere8
- birader beylerin birader yazarlar olmaları4
- arjantin milli futbol takımı7
http://www.facebook.com/#...06688956014063&ref=mf
Yıl 2006, aylardan Kasım. Okuldan eve dönerken yüzün geliyor gözlerimin önüne. Seni çok özlüyorum. Eve varınca telefonu elime alıp arıyorum seni. Nasıl olduğunu soruyorum önce. "iyiyim canım yavrum sen nasılsın?" diyorsun her zamanki içtenliğinle. Söylemeyi başarabileceğimden hala emin değilim o an ama birden dökülüveriyor duygularım dilimden: "Seni çok özledim ve sadece sesini duymak istedim amca." Şaşırıyorsun. Duygulanıyorsun. Kısa bir sessizlik geliyor ardından. Sarılıyoruz birbirimize o sessizlikte. Vedalaşıyoruz belki bilmeden. Aramızdaki en dolu ve en özel konuşmayı yapıyoruz 5 dakika içerisinde. O akşam Rakel yengeme bunu anlattığını, ne kadar mutlu olduğunu sonradan öğreniyorum. Telefonu kapatırken huzur doluyor içim. Mutlu bir aileydik o zamanlar. Masallarda rastlanabilecek bir mutluluk bizimkisi. Birbirimize olan sevgimiz ise bize özel. Ondan yok hiç bir yerde.
Telefonu kapadıktan sonra mırıldanıyorum: "Bir de seni çok seviyorum amca." Duymuyorsun!
Yıl 2007, Ocak 19. Okuldan erken çıkıp Osmanbey'e geçiyorum. Özlemişim seni gene. "Seni görmeye geldim amca" diyeceğim, sarılacağız birbirimize ve uzun uzun sohbet edeceğiz o gün.
Saat 15.30'da telefonum çalıyor. Eve gitmem gerektiğini söylüyor bir arkadaşım. Kapatıp annemi arıyorum. Annem kendinde değil. Çığlıkları geliyor kulağıma. Ne olduğunu söylemesi için yalvarıyorum. "Hrant amcanı öldürdüler" diye haykırıyor bir ses. Annem değil telefonun diğer ucundaki. Ölen benim amcam değil. Ben de ben değilim o an! Bilinçsizce koşuyorum sokaklarda bir süre. Kendimi topladıktan sonra eve gidiyorum doğruca. Ev kalabalık. Ben buz gibiyim. Televizyonun olduğu odaya geçiyorum. Sen olduğunu söyledikleri adama bakıyorum amca. Bu bir açık oturum değil. Söyleşi değil. Bizim için olağan hale gelen 301 davalarının konu edildiği bir program da değil. Neden televizyondasın o halde?
"Hrant Dink öldürüldü." Yerde kan var, Yüzünü göremiyorum amca! Ellerini görüyorum! Elini tumak istiyorum sadece! Uzun uzun ve sıkıca!
Ve haykırıyorum: "Gitme amca..." Duymuyorsun.
Nare çıkıp geliveriyor bir Cuma. Sen gittiğinde de günlerden Cuma'ydı. Onunla geri döneceğini, "Nora Nare Hoy Nare"yi sensiz söylememize izin vermeyeceğini düşünüyorum. Sesini arıyorum hastane koridorlarında. Belki de en çok o gün hissediyorum yokluğunu. Giderek artan, arttıkça ağırlaşan, ağırlaştıkça içimizi yakan yokluğunu. Bir kez daha eziliyor yüreklerimiz tarifi olmayan bir eksiklikle, sensizlikle.
Şimdi uzun bir güvercin masalımız var Nare'ye anlatacağımız. Bizim gerçekten doğma hikâyemiz yazılırken, birilerinin de gerçekten bozma "sözde" hikâyelerine bir yenisi daha ekleniyor. Şimdi 90 yıl önce hastalıktan ölen birkaç bin Ermeni'den bahsedilirken, bundan 90 yıl sonra ayağı kayıp düşmüş ölmüş Ermeni bir gazeteciden söz edebilir de birileri! (Biz arşivimizi yaptık, ne olur ne olmaz.) Dünyanın gözü önünde olması değiştirmiyor bir şeyi çünkü, yıllar önce de dünya izlemiş ve engelleyememişti yaşananları. Beni heyecanlandıran, cenazendeki o kalabalık oluyor asıl. "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz" diyerek seni anladıklarını gösteren yüzbinlerce kişi (gerçi birilerine göre hepimiz pankartız!) bu ülkede hala bir arada yaşayabileceğimize dair umutlarımızı besliyor. Bir zamanlar "Ermeni'yim" demenin korkulduğu, karşıdakinin bunu küfür olarak algıladığı bu ülkede, yüzbinlerce kişi ardından "Ermeni'yim" diye bağırıyor! Ah be amca... Duymuyorsun!
Paramparça zamanlarda görüyorum kendimi artık. Geçmişim, bugünüm, geleceğim iç içe. Seninle dolu günlerim canlanıyor şimdi gözümde. Sonra yavaş yavaş uzaklaşıyor sesler, kayboluyor görüntüler. Ve ben üşüyorum artık her mevsim bu ülkede. En çok da güneşin kendini gösterdiği günlerde. Birilerinin bir yerlerde balık tutuyor olması acıtıyor canımı. Senin büyük bir keyifle tutmadığın balığı da yemek istemiyorum artık. Seni yaşatmayan bu ülkede, insanların "sözde" öldürüldüğü bu ülkede, ben de "sözde" yaşıyorum bu aralar anlayacağın. Sana elinde haritayla gelenlere asıl zenginliğin bu toprakların üstünde olduğunu hatırlattığın geliyor aklıma. Benim sahip olduğum en değerli hazine artık bu toprakların altında amca. Şimdi yapacak çok işimiz, anlatacak çok şeyimiz var. Yapacağız. Anlatacağız. Yaşayacağız. Ve bundan böyle bizim için yaşamak, öncelikle seni yaşatmak! Aklının, kalbinin ve hayallerinin ışığında koşmak. Başka türlüsü sadece nefes almak...
Maral Dink
hepimiz hrant'ız hepimiz ermeni'yiz
Yıl 2006, aylardan Kasım. Okuldan eve dönerken yüzün geliyor gözlerimin önüne. Seni çok özlüyorum. Eve varınca telefonu elime alıp arıyorum seni. Nasıl olduğunu soruyorum önce. "iyiyim canım yavrum sen nasılsın?" diyorsun her zamanki içtenliğinle. Söylemeyi başarabileceğimden hala emin değilim o an ama birden dökülüveriyor duygularım dilimden: "Seni çok özledim ve sadece sesini duymak istedim amca." Şaşırıyorsun. Duygulanıyorsun. Kısa bir sessizlik geliyor ardından. Sarılıyoruz birbirimize o sessizlikte. Vedalaşıyoruz belki bilmeden. Aramızdaki en dolu ve en özel konuşmayı yapıyoruz 5 dakika içerisinde. O akşam Rakel yengeme bunu anlattığını, ne kadar mutlu olduğunu sonradan öğreniyorum. Telefonu kapatırken huzur doluyor içim. Mutlu bir aileydik o zamanlar. Masallarda rastlanabilecek bir mutluluk bizimkisi. Birbirimize olan sevgimiz ise bize özel. Ondan yok hiç bir yerde.
Telefonu kapadıktan sonra mırıldanıyorum: "Bir de seni çok seviyorum amca." Duymuyorsun!
Yıl 2007, Ocak 19. Okuldan erken çıkıp Osmanbey'e geçiyorum. Özlemişim seni gene. "Seni görmeye geldim amca" diyeceğim, sarılacağız birbirimize ve uzun uzun sohbet edeceğiz o gün.
Saat 15.30'da telefonum çalıyor. Eve gitmem gerektiğini söylüyor bir arkadaşım. Kapatıp annemi arıyorum. Annem kendinde değil. Çığlıkları geliyor kulağıma. Ne olduğunu söylemesi için yalvarıyorum. "Hrant amcanı öldürdüler" diye haykırıyor bir ses. Annem değil telefonun diğer ucundaki. Ölen benim amcam değil. Ben de ben değilim o an! Bilinçsizce koşuyorum sokaklarda bir süre. Kendimi topladıktan sonra eve gidiyorum doğruca. Ev kalabalık. Ben buz gibiyim. Televizyonun olduğu odaya geçiyorum. Sen olduğunu söyledikleri adama bakıyorum amca. Bu bir açık oturum değil. Söyleşi değil. Bizim için olağan hale gelen 301 davalarının konu edildiği bir program da değil. Neden televizyondasın o halde?
"Hrant Dink öldürüldü." Yerde kan var, Yüzünü göremiyorum amca! Ellerini görüyorum! Elini tumak istiyorum sadece! Uzun uzun ve sıkıca!
Ve haykırıyorum: "Gitme amca..." Duymuyorsun.
Nare çıkıp geliveriyor bir Cuma. Sen gittiğinde de günlerden Cuma'ydı. Onunla geri döneceğini, "Nora Nare Hoy Nare"yi sensiz söylememize izin vermeyeceğini düşünüyorum. Sesini arıyorum hastane koridorlarında. Belki de en çok o gün hissediyorum yokluğunu. Giderek artan, arttıkça ağırlaşan, ağırlaştıkça içimizi yakan yokluğunu. Bir kez daha eziliyor yüreklerimiz tarifi olmayan bir eksiklikle, sensizlikle.
Şimdi uzun bir güvercin masalımız var Nare'ye anlatacağımız. Bizim gerçekten doğma hikâyemiz yazılırken, birilerinin de gerçekten bozma "sözde" hikâyelerine bir yenisi daha ekleniyor. Şimdi 90 yıl önce hastalıktan ölen birkaç bin Ermeni'den bahsedilirken, bundan 90 yıl sonra ayağı kayıp düşmüş ölmüş Ermeni bir gazeteciden söz edebilir de birileri! (Biz arşivimizi yaptık, ne olur ne olmaz.) Dünyanın gözü önünde olması değiştirmiyor bir şeyi çünkü, yıllar önce de dünya izlemiş ve engelleyememişti yaşananları. Beni heyecanlandıran, cenazendeki o kalabalık oluyor asıl. "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz" diyerek seni anladıklarını gösteren yüzbinlerce kişi (gerçi birilerine göre hepimiz pankartız!) bu ülkede hala bir arada yaşayabileceğimize dair umutlarımızı besliyor. Bir zamanlar "Ermeni'yim" demenin korkulduğu, karşıdakinin bunu küfür olarak algıladığı bu ülkede, yüzbinlerce kişi ardından "Ermeni'yim" diye bağırıyor! Ah be amca... Duymuyorsun!
Paramparça zamanlarda görüyorum kendimi artık. Geçmişim, bugünüm, geleceğim iç içe. Seninle dolu günlerim canlanıyor şimdi gözümde. Sonra yavaş yavaş uzaklaşıyor sesler, kayboluyor görüntüler. Ve ben üşüyorum artık her mevsim bu ülkede. En çok da güneşin kendini gösterdiği günlerde. Birilerinin bir yerlerde balık tutuyor olması acıtıyor canımı. Senin büyük bir keyifle tutmadığın balığı da yemek istemiyorum artık. Seni yaşatmayan bu ülkede, insanların "sözde" öldürüldüğü bu ülkede, ben de "sözde" yaşıyorum bu aralar anlayacağın. Sana elinde haritayla gelenlere asıl zenginliğin bu toprakların üstünde olduğunu hatırlattığın geliyor aklıma. Benim sahip olduğum en değerli hazine artık bu toprakların altında amca. Şimdi yapacak çok işimiz, anlatacak çok şeyimiz var. Yapacağız. Anlatacağız. Yaşayacağız. Ve bundan böyle bizim için yaşamak, öncelikle seni yaşatmak! Aklının, kalbinin ve hayallerinin ışığında koşmak. Başka türlüsü sadece nefes almak...
Maral Dink
hepimiz hrant'ız hepimiz ermeni'yiz
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar