bugün
- fusya şemsiyeli ve hipopotam10
- kız sanılan yazarlar11
- arkadaşlar ben geri gelsem ayıp olur mu4
- hilafetin türklere faydası18
- istanbul'un başına geçseniz ne yaparsınız8
- kibarhergele14
- nervioya talip olmak3
- gocu8
- var olmak için popüler yazarlara sataşma taktiği2
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- george washington7
- evde tekken yan odadan gelen khkaha ve ağlama sesi9
- masum sözlük kızları3
- kütüphanelerde risale'i nurlar olmalı4
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz29
- sorusormayin7
- süpermarket dolabının arkasında 10 yıl ölü kalmak8
- sözlüğün kırbacı10
- laptop a notebook ya da dizustu demek2
- fenerbahçe adası4
- pavyonları dönüştürmek5
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı12
- ucan tekme atan hipopotam45
- cehennemde sigara içme yasağı5
- hangi yazarla çift olursunuz28
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı2
- cuma namazına gitmeyen yazarlar silinsin8
- sohbet eder gibi entry yazan yazar5
- ismet gurbuz bey bey3
- kuz3
- yogartiksen11
- unutulmayan anılar2
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- yazarların sağlık sorunları7
- bir sözlük hanımı dmye nasıl davet edilir4
- lahana sarma turşusu3
- total war3
- whatsapp telegram discord grupları sözlüğü bitirdi18
- kuzum2
- erecto bey bey2
- her kararın başka bir ihtimali öldürmesi2
- özgür özel3
- 9 ekim 2026 gazetecilere operasyon4
- karıncaların trafik sıkışıklığı yaşaması2
- istanbul şu an güneşli 22 derece4
- hesabı siliyorum sözlük bir şey diyor musun19
- kırmızı ruj vs pembe ruj2
- patatesin her ortama uyum sağlaması5
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
- ya bi siktirin gidin15
Gittin...
Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin. " Ne olur öyle bakma bana " dedin en son...
Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin... Dolmuştu zamanın.
Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen " sen " den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen " sensizliğe " ters yüz ederek gittin.
içimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce " an "ı " anı "ya dönüştürerek...
Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları...
Gittin...
iki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, " sizin " di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin...
O eski ev... Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev...
Şaşardık bazen. Ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek... Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ayinle ilgili gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan...
Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. " Ayazda iki yürek " gibiyiz.
Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin. " Ne olur öyle bakma bana " dedin en son...
Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin... Dolmuştu zamanın.
Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen " sen " den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen " sensizliğe " ters yüz ederek gittin.
içimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce " an "ı " anı "ya dönüştürerek...
Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları...
Gittin...
iki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, " sizin " di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin...
O eski ev... Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev...
Şaşardık bazen. Ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek... Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ayinle ilgili gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan...
Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. " Ayazda iki yürek " gibiyiz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar