bugün
- recep tayyip erdoğan12
- sözlüğü bırakıyorum ajitasyonu9
- z kuşağı kitap okuyor mu10
- yavuz ağıralioğlu7
- milliyetçi hareket partisi4
- beşiktaş11
- dem partili yazar7
- honore de balzac4
- laik teyzelerin fenotipi34
- amın arasına giren mayo2
- selahattin demirtaş4
- yokluğuyla dünyayı cezalandırma düşüncesi2
- cumhuriyet halk partisi5
- yeni başlayanlar için soruşturma4
- ekrem imamoğlu8
- mhp dem kardeştir ayrım yapan kalleştir3
- kalp ritmini hızlandıran şeyler5
- 3 numara saç kirli sakal5
- hangi sözlük kızıyla ne yapmak isterdin3
- vincenzo italiano5
- 23 ağustos 2026 alanyaspor beşiktaş maçı6
- geceye bir şiir bırak4
- şarapçı koala'nın denemediği ideoloji3
- kitap okumaya geç başlamak4
- haydi güzelim şeker ezelim4
- davranışlardaki küçük ayrıntıları kafaya takmak5
- müzikten soğumak3
- özgür özel2
- akp oyları yüzde 10'un üzerinde10
- zamanda geriye gitmek2
- 2028 cumhurbaşkanlığı seçimleri6
- arkadaşlar kararsız kaldım hangisini alayım18
- mansur yavaş11
- 2 dünya savaşı'na katılmış yazarlar4
- abdülhamid'in sanat zevki3
- bir insanı hayatının merkezine koymak7
- huzursuz insan4
- muhaliflere haşhaşi diyen butlancı vekil3
- islam barış dinidir13
- sözlükte hissedilen femboy yazar eksikliği2
- futbolu aşırı kafaya takmak3
- hamam oğlanı3
- anayurt oteli2
- pişman olmak2
- yavuz çetin2
- sanat filmi izlerken sıkılmayan insan2
- kendiyle barışık olan insan3
- elif şafak3
- akşamın konusu2
- halil konakçı'nın hatay işgalini savunması4
Gittin...
Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin. " Ne olur öyle bakma bana " dedin en son...
Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin... Dolmuştu zamanın.
Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen " sen " den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen " sensizliğe " ters yüz ederek gittin.
içimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce " an "ı " anı "ya dönüştürerek...
Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları...
Gittin...
iki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, " sizin " di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin...
O eski ev... Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev...
Şaşardık bazen. Ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek... Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ayinle ilgili gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan...
Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. " Ayazda iki yürek " gibiyiz.
Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin. " Ne olur öyle bakma bana " dedin en son...
Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin... Dolmuştu zamanın.
Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen " sen " den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen " sensizliğe " ters yüz ederek gittin.
içimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce " an "ı " anı "ya dönüştürerek...
Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları...
Gittin...
iki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, " sizin " di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin...
O eski ev... Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev...
Şaşardık bazen. Ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek... Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ayinle ilgili gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan...
Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. " Ayazda iki yürek " gibiyiz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar