bugün
- kadir mısıroğlu'nun soyu14
- macron sabah koşusu yapacak diye park kapatmak6
- üniversitelerin gereksiz olması6
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı24
- cemevinde hain kemal sloganları4
- millileri eleştiren kemalistlerin sus pus olması5
- aile evinde yaşamak4
- kemalist dünya7
- galatasaray lobisi6
- gitme diye yalvarmak2
- 85 milyon kişi uludağ sözlük'ü okuyor13
- nilsu berfin aktaş3
- okulların kapanması2
- allah5
- erkeklerin her işi tek elle yapabilmesi5
- nemden nefes alamamak2
- saian dan aforizmalar2
- aylık 312 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- arda güler'in 24 yıl sonra dünya kupası golü3
- yavşak bir kardeşe sahip olmak2
- şile2
- kemalistler8
- özgür irade yanılsaması ve günlük hayat2
- her haltı atatürkçü olanlar yiyor13
- devlet bahçeli3
- demet evgar10
- araplar puta taparken türkler tek tanrıya inanırdı6
- aşure3
- 24 haziran 2026 venezuela depremi8
- yazarların imza parfümleri14
- 25 haziran 2026 ekvador almanya maçı2
- arda güler2
- hiranur vakfı'na sahte kemik yaşı davasında hapis3
- en son ne aldınız2
- hızlı para kazanmanın yolları11
- yeni bir kitaba başlama sorunu2
- venezuela6
- 2026 dünya kupası22
- akp'ye katılan belediye başkanları11
- uğurcan çakır2
- dinleri masonlar kontrol ediyor5
- şu an ihtiyacım var dediğin şey6
- türkiye abd maçını izleyecek misiniz8
- kadınların yüzlerine sürekli bir şeyler sürmesi6
- bir insanı sevmek11
- erkekler neden az yaşar10
- 80 yaşına yaklaşmış koltuk sevdalısı siyasiler9
- falıma bakmak isteyen var mı24
- mehdi hayatta ama herkes tanımıyor7
- futbol17
Gittin...
Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin. " Ne olur öyle bakma bana " dedin en son...
Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin... Dolmuştu zamanın.
Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen " sen " den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen " sensizliğe " ters yüz ederek gittin.
içimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce " an "ı " anı "ya dönüştürerek...
Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları...
Gittin...
iki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, " sizin " di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin...
O eski ev... Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev...
Şaşardık bazen. Ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek... Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ayinle ilgili gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan...
Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. " Ayazda iki yürek " gibiyiz.
Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin. " Ne olur öyle bakma bana " dedin en son...
Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin... Dolmuştu zamanın.
Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen " sen " den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen " sensizliğe " ters yüz ederek gittin.
içimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce " an "ı " anı "ya dönüştürerek...
Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları...
Gittin...
iki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, " sizin " di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin...
O eski ev... Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev...
Şaşardık bazen. Ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek... Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ayinle ilgili gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan...
Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. " Ayazda iki yürek " gibiyiz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar