bugün
- kız sesi duymak için müşteri hizmetlerini aramak4
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek15
- meyhanede masayı yumruklayıp hancı hancı demek6
- matrix te yaşadığımız gerçeği7
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı5
- zalbert ramstein8
- aşk6
- intihar düşüncesi6
- cumartesi günü sözlükte takılan asosyaller4
- cumartesi kahvaltısı5
- ölümden korkuyor musunuz13
- bara giden erkeğin asıl amacı9
- evliliği zorlaştırmak3
- sözlükte ne değişti5
- hava su ateş toprak3
- sözlüğe resim yüklenememesi2
- idealizm vs materyalizm2
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya17
- anneanne3
- ben basit bir insanım3
- at eti yiyen gay2
- insan olmaya ceyrek kala11
- uludağ itiraf17
- bir kadından hoşlanmak4
- queen feristah15
- yazarların cuma akşamı planları4
- yahudi düşmanlığı2
- sevgiliyle kavga etmeyi özlemek2
- hafızayı sildirmek7
- mazotun yarım litresi 50 tl25
- seninleyken kendim olabiliyorum4
- bir bela geliyor28
- fusya semsiyeli yabanci20
- gocu41
- ayı dövmenin aslında zor olmaması10
- hiç bir diktatör iç savaş çıkarmadan gitmez11
- işiniz gücünüz yok mu11
- türkşad kunthan uçuk2
- hoşlanılan kızın küçük erkek kardeşi2
- karı diyen öküzleri gırtlaklama isteği10
- erkeklerin her konuşmayı flörte bağlaması6
- sözlük yazarlarının gerçek adları41
- gecenin şarkısı18
- ayıyla güreşmek7
- twitter hassasiyetçisi kadıköy feministi2
- melatonin3
- erkekler neden evlenmek ister15
- sözlükte en çok sevdiğiniz olay7
- bir kadın uğruna hayatını değiştirmek5
- kürdü sevin21
The Bereaved adlı isveçli melodik death metal grubunun bu sene çıkan albümü.
Son zamanlarda çıkan grupları araştırırken isveç ve melodik death metal etiketini birlikte görünce artık eskisi kadar heyecanlanmadığımı fark ettim. Sebebi açık: Grupların artık taklitten öteye gidememesi ve piyasaya oynamaları. Yok yani ben artık grupların kendi istediği müziği yaptığına inanmak dâhi istemiyorum; çünkü o kadar vasıfsız grup var ki, gitarı-bageti eline alan haydi yallah diyip albüm çıkartıyor diye düşünmeye bile başladım. Zaten Dark Tranquillity ayarında bir grup değilseniz, bu türe getireceğiniz yenilikler sınırlıdır. Hâl böyle olunca çoğu albüm de (üzerinde emek harcanmıyor demek istemiyorum ama...) bir daha hatırlanmamak üzere unutulup gidiyor. Şu anda bahsetmekte olduğum grup birkaç gündür bana fenalıklar getiren The Bereaved. Soilwork'ün şu an icra ettiği müzikten zerre haz etmeyen biri olarak, özellikle Amerika'da çok tutulan bu akımdan ciddi anlamda iğreniyorum. Sadece Soilwork ile kalsa iyi. Domuz gribi gibi yayılan bol clean vokalli ve catchy nakaratlı modern melodik metal denilen bu hastalığın pençesine, adını müzik piyasasına duyurmaya çalışan her grup bir şekilde düşüyor. Peki bu bilinçli bir adım mıdır? Evet. The Bereaved, bu hususta beni 2 kat sinirlendirmiştir. Kendilerini burdan tebrik (!) ediyorum.
Grup, 1998 yılında kurulmasına rağmen ilk albümünü 2004 yılında çıkarmış ve ondan 2 yıl önce sadece bir demo çıkarmış. Grupla tanışmam ise, 6 cd'lik Sweedish melodik death metal şaheserleri albümünü edinmem sayesinde oldu. Dinlediğim bir şarkılarına (Silverspoon) hasta olup ilk albümleri Darkened Silhouette'i hatmetmiştim. 2000 sonrası bu tarzda dinlediğim en iyi albümlerden birine imza atan grup, 2. albümünü 5 yıl bekleyişimin ardından (Tabii o kadar beklemedim manyak mıyım? Arada başka albümler de dinledik.) bu yıl yayımladı. Bir grubu ilk albümünden itibaren -severek- takip ediyorsanız, o grubun sizin için özel bir anlam ifade etmesi olasıdır. (ah Wintersun ah!).
Grubun yeni albümünü dinlemek için "Oynat" tuşuna bastığım anda giren ve bir yerden tanıdık olan klavyeyle birlikte bir şeylerin ters gittiğini anlamam uzun sürmedi. Galiba bu albümün hit parçası "After The Image" olmalıydı. Aman tanrım yine o tanıdık clean vokaller, klavyeyi destekleyen kesik kesik ama basit rifler daha ilk şarkıdan beni hayal kırıklığına uğratmaya yetti. Sonra bana pek de bir şey hissettiremeyen kısa bir solo ve yine aynı şekilde devam eden, sonra nakarata bağlanıp öylece biten bir şarkı. işte benim isyanım bundandır. Oy vuram kendimi dağlara tepelere. Atlayam denizlere. Çıkam çıkam bi daha vuram. Gel gelelim 2. şarkı, "Heartlight Signal" ise yine giriş şarkısıyla benzer yapıda, fakat nakarat kısmıyla ve nakaratı destekleyen güzel melodisiyle daha ilk dinlemeden aklıma kazınan bir beste. Ardından gelen "Shelter Through Severance" klavyeye biraz fazla abanılan ve 01.58'de giren riflerin bana bir yerden tanıdık geldiği bir şarkı. Albümün bundan sonrası ise beni oldukça bayan klavye partileriyle dolu. (Albüm kritiği de burda bitiyor. Evet 3. şarkıya kadar dinledim albümü. Ne var yani arkadaş bu kadar dayanabildim en fazla.)
Albüm, arasıra ilk albümlerini hatırlatırcasına agresifleşiyor, daha bir death metal oluyor. Özellikle albümün en kısa şarkısı olma özelliğini taşıyan "An Inconvenient Lie" buna iyi bir örnek. "Zero of The Day" isimli şarkı 20. saniyeye gelindiğinde hem rifleriyle hem de vokaliyle "resmen In Flames lan bu" dedirtiyor. Nakaratındaki gey vokallerle beni hayattan soğutuyor. Albüm böyle başını almış giderken, haydi bitsin artık dediğim anda giren son şarkı "Parasitic Sleep", kanımca vasat bir albüme başarılı bir kapanış yapıyor ve albümde en sevdiğim şarkı ûnvanını alıyor. Şarkı öyle ahım şahım bir şey değil, ama nakaratı günlerdir aklımdan çıkmıyor. Albüm bittiğinde fark ettiğim şeyler; daha basit ve akılda kalıcı besteler, sıradan bir davul performansı, ilk albüme kıyasla iyi olsa da uyduruk bir kapak ve bendenizin(Şarkıcı olan değil. Bizzat kendim.) içinde bulunduğu hayal kırıklığı oldu.
Daylight Deception, grubun kısa kariyerinde kanımca geriye doğru attığı bir adım. Ne ilk albümdeki bas tonu ve kullanımı bu albümde yakalanmış, ne de o çiğlik ve ruh korunabilmiş. Beste olarak da ilk albümdeki herhangi bir şarkı, burdaki şarkılara beş çeker diyeyim, anlayın. Ek olarak, ilk albümde sadece bazı şarkılarda olmak üzere dozajında kullanılan klavyelerin bu albümde şahsıma kabak tadı vermiş olması albümün önemli bir eksisi. The Bereaved, bu yıla kadar koruduğu underground tavrını piyasaya oynadığı için galiba kaybedecek. Muhtemelen bu albümü de bir daha hiç dinlememek üzere yok edeceğim. Gerçekten kaliteli bir şeyler dinlemek istiyorsanız, grubun ilk albümü Darkened Silhouette'e bir göz atın.
Son zamanlarda çıkan grupları araştırırken isveç ve melodik death metal etiketini birlikte görünce artık eskisi kadar heyecanlanmadığımı fark ettim. Sebebi açık: Grupların artık taklitten öteye gidememesi ve piyasaya oynamaları. Yok yani ben artık grupların kendi istediği müziği yaptığına inanmak dâhi istemiyorum; çünkü o kadar vasıfsız grup var ki, gitarı-bageti eline alan haydi yallah diyip albüm çıkartıyor diye düşünmeye bile başladım. Zaten Dark Tranquillity ayarında bir grup değilseniz, bu türe getireceğiniz yenilikler sınırlıdır. Hâl böyle olunca çoğu albüm de (üzerinde emek harcanmıyor demek istemiyorum ama...) bir daha hatırlanmamak üzere unutulup gidiyor. Şu anda bahsetmekte olduğum grup birkaç gündür bana fenalıklar getiren The Bereaved. Soilwork'ün şu an icra ettiği müzikten zerre haz etmeyen biri olarak, özellikle Amerika'da çok tutulan bu akımdan ciddi anlamda iğreniyorum. Sadece Soilwork ile kalsa iyi. Domuz gribi gibi yayılan bol clean vokalli ve catchy nakaratlı modern melodik metal denilen bu hastalığın pençesine, adını müzik piyasasına duyurmaya çalışan her grup bir şekilde düşüyor. Peki bu bilinçli bir adım mıdır? Evet. The Bereaved, bu hususta beni 2 kat sinirlendirmiştir. Kendilerini burdan tebrik (!) ediyorum.
Grup, 1998 yılında kurulmasına rağmen ilk albümünü 2004 yılında çıkarmış ve ondan 2 yıl önce sadece bir demo çıkarmış. Grupla tanışmam ise, 6 cd'lik Sweedish melodik death metal şaheserleri albümünü edinmem sayesinde oldu. Dinlediğim bir şarkılarına (Silverspoon) hasta olup ilk albümleri Darkened Silhouette'i hatmetmiştim. 2000 sonrası bu tarzda dinlediğim en iyi albümlerden birine imza atan grup, 2. albümünü 5 yıl bekleyişimin ardından (Tabii o kadar beklemedim manyak mıyım? Arada başka albümler de dinledik.) bu yıl yayımladı. Bir grubu ilk albümünden itibaren -severek- takip ediyorsanız, o grubun sizin için özel bir anlam ifade etmesi olasıdır. (ah Wintersun ah!).
Grubun yeni albümünü dinlemek için "Oynat" tuşuna bastığım anda giren ve bir yerden tanıdık olan klavyeyle birlikte bir şeylerin ters gittiğini anlamam uzun sürmedi. Galiba bu albümün hit parçası "After The Image" olmalıydı. Aman tanrım yine o tanıdık clean vokaller, klavyeyi destekleyen kesik kesik ama basit rifler daha ilk şarkıdan beni hayal kırıklığına uğratmaya yetti. Sonra bana pek de bir şey hissettiremeyen kısa bir solo ve yine aynı şekilde devam eden, sonra nakarata bağlanıp öylece biten bir şarkı. işte benim isyanım bundandır. Oy vuram kendimi dağlara tepelere. Atlayam denizlere. Çıkam çıkam bi daha vuram. Gel gelelim 2. şarkı, "Heartlight Signal" ise yine giriş şarkısıyla benzer yapıda, fakat nakarat kısmıyla ve nakaratı destekleyen güzel melodisiyle daha ilk dinlemeden aklıma kazınan bir beste. Ardından gelen "Shelter Through Severance" klavyeye biraz fazla abanılan ve 01.58'de giren riflerin bana bir yerden tanıdık geldiği bir şarkı. Albümün bundan sonrası ise beni oldukça bayan klavye partileriyle dolu. (Albüm kritiği de burda bitiyor. Evet 3. şarkıya kadar dinledim albümü. Ne var yani arkadaş bu kadar dayanabildim en fazla.)
Albüm, arasıra ilk albümlerini hatırlatırcasına agresifleşiyor, daha bir death metal oluyor. Özellikle albümün en kısa şarkısı olma özelliğini taşıyan "An Inconvenient Lie" buna iyi bir örnek. "Zero of The Day" isimli şarkı 20. saniyeye gelindiğinde hem rifleriyle hem de vokaliyle "resmen In Flames lan bu" dedirtiyor. Nakaratındaki gey vokallerle beni hayattan soğutuyor. Albüm böyle başını almış giderken, haydi bitsin artık dediğim anda giren son şarkı "Parasitic Sleep", kanımca vasat bir albüme başarılı bir kapanış yapıyor ve albümde en sevdiğim şarkı ûnvanını alıyor. Şarkı öyle ahım şahım bir şey değil, ama nakaratı günlerdir aklımdan çıkmıyor. Albüm bittiğinde fark ettiğim şeyler; daha basit ve akılda kalıcı besteler, sıradan bir davul performansı, ilk albüme kıyasla iyi olsa da uyduruk bir kapak ve bendenizin(Şarkıcı olan değil. Bizzat kendim.) içinde bulunduğu hayal kırıklığı oldu.
Daylight Deception, grubun kısa kariyerinde kanımca geriye doğru attığı bir adım. Ne ilk albümdeki bas tonu ve kullanımı bu albümde yakalanmış, ne de o çiğlik ve ruh korunabilmiş. Beste olarak da ilk albümdeki herhangi bir şarkı, burdaki şarkılara beş çeker diyeyim, anlayın. Ek olarak, ilk albümde sadece bazı şarkılarda olmak üzere dozajında kullanılan klavyelerin bu albümde şahsıma kabak tadı vermiş olması albümün önemli bir eksisi. The Bereaved, bu yıla kadar koruduğu underground tavrını piyasaya oynadığı için galiba kaybedecek. Muhtemelen bu albümü de bir daha hiç dinlememek üzere yok edeceğim. Gerçekten kaliteli bir şeyler dinlemek istiyorsanız, grubun ilk albümü Darkened Silhouette'e bir göz atın.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar