1. .
    The Bereaved adlı isveçli melodik death metal grubunun bu sene çıkan albümü.

    Son zamanlarda çıkan grupları araştırırken isveç ve melodik death metal etiketini birlikte görünce artık eskisi kadar heyecanlanmadığımı fark ettim. Sebebi açık: Grupların artık taklitten öteye gidememesi ve piyasaya oynamaları. Yok yani ben artık grupların kendi istediği müziği yaptığına inanmak dâhi istemiyorum; çünkü o kadar vasıfsız grup var ki, gitarı-bageti eline alan haydi yallah diyip albüm çıkartıyor diye düşünmeye bile başladım. Zaten Dark Tranquillity ayarında bir grup değilseniz, bu türe getireceğiniz yenilikler sınırlıdır. Hâl böyle olunca çoğu albüm de (üzerinde emek harcanmıyor demek istemiyorum ama...) bir daha hatırlanmamak üzere unutulup gidiyor. Şu anda bahsetmekte olduğum grup birkaç gündür bana fenalıklar getiren The Bereaved. Soilwork'ün şu an icra ettiği müzikten zerre haz etmeyen biri olarak, özellikle Amerika'da çok tutulan bu akımdan ciddi anlamda iğreniyorum. Sadece Soilwork ile kalsa iyi. Domuz gribi gibi yayılan bol clean vokalli ve catchy nakaratlı modern melodik metal denilen bu hastalığın pençesine, adını müzik piyasasına duyurmaya çalışan her grup bir şekilde düşüyor. Peki bu bilinçli bir adım mıdır? Evet. The Bereaved, bu hususta beni 2 kat sinirlendirmiştir. Kendilerini burdan tebrik (!) ediyorum.

    Grup, 1998 yılında kurulmasına rağmen ilk albümünü 2004 yılında çıkarmış ve ondan 2 yıl önce sadece bir demo çıkarmış. Grupla tanışmam ise, 6 cd'lik Sweedish melodik death metal şaheserleri albümünü edinmem sayesinde oldu. Dinlediğim bir şarkılarına (Silverspoon) hasta olup ilk albümleri Darkened Silhouette'i hatmetmiştim. 2000 sonrası bu tarzda dinlediğim en iyi albümlerden birine imza atan grup, 2. albümünü 5 yıl bekleyişimin ardından (Tabii o kadar beklemedim manyak mıyım? Arada başka albümler de dinledik.) bu yıl yayımladı. Bir grubu ilk albümünden itibaren -severek- takip ediyorsanız, o grubun sizin için özel bir anlam ifade etmesi olasıdır. (ah Wintersun ah!).

    Grubun yeni albümünü dinlemek için "Oynat" tuşuna bastığım anda giren ve bir yerden tanıdık olan klavyeyle birlikte bir şeylerin ters gittiğini anlamam uzun sürmedi. Galiba bu albümün hit parçası "After The Image" olmalıydı. Aman tanrım yine o tanıdık clean vokaller, klavyeyi destekleyen kesik kesik ama basit rifler daha ilk şarkıdan beni hayal kırıklığına uğratmaya yetti. Sonra bana pek de bir şey hissettiremeyen kısa bir solo ve yine aynı şekilde devam eden, sonra nakarata bağlanıp öylece biten bir şarkı. işte benim isyanım bundandır. Oy vuram kendimi dağlara tepelere. Atlayam denizlere. Çıkam çıkam bi daha vuram. Gel gelelim 2. şarkı, "Heartlight Signal" ise yine giriş şarkısıyla benzer yapıda, fakat nakarat kısmıyla ve nakaratı destekleyen güzel melodisiyle daha ilk dinlemeden aklıma kazınan bir beste. Ardından gelen "Shelter Through Severance" klavyeye biraz fazla abanılan ve 01.58'de giren riflerin bana bir yerden tanıdık geldiği bir şarkı. Albümün bundan sonrası ise beni oldukça bayan klavye partileriyle dolu. (Albüm kritiği de burda bitiyor. Evet 3. şarkıya kadar dinledim albümü. Ne var yani arkadaş bu kadar dayanabildim en fazla.)

    Albüm, arasıra ilk albümlerini hatırlatırcasına agresifleşiyor, daha bir death metal oluyor. Özellikle albümün en kısa şarkısı olma özelliğini taşıyan "An Inconvenient Lie" buna iyi bir örnek. "Zero of The Day" isimli şarkı 20. saniyeye gelindiğinde hem rifleriyle hem de vokaliyle "resmen In Flames lan bu" dedirtiyor. Nakaratındaki gey vokallerle beni hayattan soğutuyor. Albüm böyle başını almış giderken, haydi bitsin artık dediğim anda giren son şarkı "Parasitic Sleep", kanımca vasat bir albüme başarılı bir kapanış yapıyor ve albümde en sevdiğim şarkı ûnvanını alıyor. Şarkı öyle ahım şahım bir şey değil, ama nakaratı günlerdir aklımdan çıkmıyor. Albüm bittiğinde fark ettiğim şeyler; daha basit ve akılda kalıcı besteler, sıradan bir davul performansı, ilk albüme kıyasla iyi olsa da uyduruk bir kapak ve bendenizin(Şarkıcı olan değil. Bizzat kendim.) içinde bulunduğu hayal kırıklığı oldu.

    Daylight Deception, grubun kısa kariyerinde kanımca geriye doğru attığı bir adım. Ne ilk albümdeki bas tonu ve kullanımı bu albümde yakalanmış, ne de o çiğlik ve ruh korunabilmiş. Beste olarak da ilk albümdeki herhangi bir şarkı, burdaki şarkılara beş çeker diyeyim, anlayın. Ek olarak, ilk albümde sadece bazı şarkılarda olmak üzere dozajında kullanılan klavyelerin bu albümde şahsıma kabak tadı vermiş olması albümün önemli bir eksisi. The Bereaved, bu yıla kadar koruduğu underground tavrını piyasaya oynadığı için galiba kaybedecek. Muhtemelen bu albümü de bir daha hiç dinlememek üzere yok edeceğim. Gerçekten kaliteli bir şeyler dinlemek istiyorsanız, grubun ilk albümü Darkened Silhouette'e bir göz atın.
    2 ... like fire