bugün
- yunanistan15
- gammaz çetesi çökertildi6
- irmik helvası vs un helvası11
- gammaz çetelerini savunan yazarlar4
- adanalı ateist9
- 1 milyon verecekler mali yayında donunu indirecek4
- sözlük erkeklerinin helvaları7
- hiç porno izlememiş erkek9
- ofisteki kadınların yazın dekolte işini abartması17
- çocuklarin ve ergenlerin manifest aşkı10
- bik bikle yemek yapmak9
- sözlük yazarlarının kombinleri7
- ketçap aromalı ruffles7
- 2026 temmuz ayı nasıl geçti9
- üşüyen erkek12
- japonya22
- uludağ sözlük kızlarının terlikleri5
- gelecek partisi'nin kapanması12
- herkesin hayatına kimse karışamaz5
- kızlar çaylak yapılmasın kampanyası9
- mutsuzluğun katlanarak büyümesi3
- halı saha maçına giden erkek3
- privia security2
- sözlükte güzel ve eğlenceli kızların çaylak olması9
- sözlük yazarları ölünce hangi helva4
- nervio ile kedi beslemek5
- gavs darbesi2
- soyulacak devlet malının kalmaması5
- dekolteye bakar mısınız6
- arkadaşlar7
- isveç5
- misokinesia3
- güzel kızların çaylaklığını merici çeksin5
- erkelerin ayak bileğini gösterme çabadı2
- vergi iadesi doldurmak5
- muskacılık yapıp çomar yolmak2
- irmik helvası2
- selçuk bayraktar'ın siyasete atılması8
- ota boka başlık açan yazar2
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin16
- mod geldi mod geldi2
- en iyi simit hangi şehirdedir23
- islamcilara sorulmasi gereken sorular6
- bulgaristan4
- sağa sinyal verip sola dönmek7
- yaz yavaştan bitiyor eylül geliyor 20264
- nervio hamferdi12
- ahmet davutoğlu7
- kerhaneye gitmek3
- gürcistan25
izmir Körfezi'nin girişinde, körfezi kontrol eden önemli kilit noktalardan biri olan Karaburun Yarımadası'nda eski çağlardan buyana yerleşim izlerine rastlamak mümkündür. Kaynaklarda yarımadanın eski adı Mimas olarak geçmektedir. Karaburun Yarımadası’ndaki Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılarda Kalkolitik döneme ait ( M.Ö 4000 ) kesici araçlar, taş el baltaları ve ilkel çanak çömleklere rastlanmıştır. Bölgede M.Ö 3000'li yıllardan itibaren Hititler varlık göstermişlerdir. Hititler'in ardından sırası ile bölgeye Yunanlılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar egemen olmuştur. Antik dönemde bölgedeki Erythrai kenti sayesinde oldukça önemli bir kültür ve ticaret merkezi durumuna gelen yarımada, Helenistik ve Roma döneminde önemini kaybetmiştir, Bizans döneminde ise eski canlılığını tekrar kazanmıştır.
1086-1095 yılları arasında Çaka Bey ile Türklerin yönetimine giren bölge kısa süre sonra tekrar Bizanslıların eline geçmiştir. Beylikler döneminde Aydınoğlu Mehmet Bey'in buraları alması ile yöre Aydınoğulları egemenliğine girmiştir. Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı hakimiyetine geçen Karaburun Ankara savaşının ardından (1402 ) tekrar Aydınoğullarının eline geçmiştir. Fetret devrinin ardından 1425-1426 yılında Çelebi Mehmet bölgeyi ikinci defa Osmanlı topraklarına katmıştır. Fetret döneminde bölgeye Şeyh Bedreddin felsefesi hakim olmuştur. Bu düşüncenin sürdürücülerinden olan Börklüce Mustafa çalışmalarını Karaburun Yarımadası'nda sürdürmüştür.
Osmanlı döneminde Karaburun Yarımadası'nın Ege kıyısında izmir'e bağlı Padişah hasları arasında olduğunu görürüz. Karaburun Osmanlı topraklarına katılışından 1867 yılına kadar izmir Livasına bağlı bir nahiye olarak kalmıştır. 1868 yılında yeni düzenlemelerle Çeşme kazasının nahiyelerinden biri haline gelmiştir. 1900 yılında ise izmir'e bağlı bir kaza olarak karşımıza çıkar.
Birinci Dünya Savaşının ardından 23 Mayıs 1919 tarihinde Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilen bölge 17 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. Yunanlıların çekilmesi ile birlikte yerli Rumlar da bölgeyi terketmek zorunda kalmışlar ve bunun sonucunda bölgede ekonomik ve toplumsal alanda büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Bu tarihten sonra yarımadanın nüfusu oldukça azalmıştır. Günümüzde eski önemini yitirmiş olan bölgede sadece yaz aylarında bir hareketlilik gözlenmektedir.
Oldukça engebeli bir coğrafyaya sahip oluşu ve tarım arazilerinin yetersizliği, bölgenin gelişimini tarih boyunca engellemiştir. Bu yüzden bölgede yoğun imar faaliyetlerinden söz etmek mümkün değildir. Bir dönem Aydınoğulları hakimiyetinde olan bölgede bugün bu Beyliğe ait herhangi bir mimari esere rastlanmamaktadır. Bölgenin geçirdiği depremler sonucu Osmanlı döneminden günümüze ayakta kalabilen yapılar ise sadece cami ve çeşmeler olmuştur. Bu eserlerin bir kısmı harap durumdadır, bir kısmı da az ya da çok değişikliğe uğramıştır.
XVI. yüzyılın ünlü denizcilerinden Piri Reis Kitab-ı Bahriye'sinde yarımadanın kıyıları hakkında ayrıntılı biçimde bilgi vermektedir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Karaburun'u ziyaret eden Evliya Çelebi ise Karaburun kazasının, izmir Mollasının arpalığı olduğunu, içinde bir cami, bir hamam ve 7 dükkan bulunduğunu ve ayrıca etrafının zeytinlik ve bağlık olduğunu belirtmektedir.
Karaburun' un (eski adıyla Mimas), Yunan Mitolojisinde de sıkça yer aldığını görmekteyiz. Homeros'un ünlü eseri "Oddysea"' da Rüzgarlı Mimas (Windy Mimas) olarak geçen "Mimas Dağı", bugün Bozdağ diye adlandırdığımız dağdır. Bu dağın eskiden Mimas olarak adlandırılması, "mitolojik tanrılarla savaşan gigantların (devler) başında yer alan ve tanrı Zeus'u çok zorlayan Mimas isimli devin, üzerine erimiş demir, çelik ve bakır dökülerek öldürüldüğü ve bir daha uyanmamak üzere söz konusu dağların altına gömüldüğü" hikayesine dayanmaktadır.
Karaburun Yarımadası'nın ne denli rüzgar aldığı ve tarih boyunca bu rüzgarı kullanarak, sayısız değirmenler yapıldığı düşünülürse aradaki ilişki kolayca kurulabilir. Yakın bir gelecekte bu özelliğin, "Rüzgar Enerjisinden" yararlanılarak elektrik üretilecek projelerin hayata geçirilecek olması da bu ilişkinin günümüzdeki devamı niteliğindedir.
Gene Narsisus'un adını alan ve bugün aynı özelliklerle sadece Karaburun Yarımadası'nda yetişen "Nergiz" çiçeği arasında bir bağ kurulmaktadır. Bir su birikintisinde kendi aksini gördükten sonra kendisine aşık olan Narsisusun (- narsizm kelimesi buradan türemiştir.) aşkından eriyerek nergiz çiçeğine dönüştüğü anlatılmaktadır.
iliada ve Oddise' nin yaratıcısı ünlü şair Homerus, gene bu topraklarda doğmuş ve yaşamıştır.
Yunan Mitolojisine göre Tanrıların tanrısı Zeus' un kıskanç karısı Hera, çapkın kocası Zeus'un ölümlü kadınlar ve Tanrıçalarla ilişkilerini gözetlemek ve kendisini haberdar etmek üzere, yüksek tepelere iki gözcü yerleştirdiğinde; bunlardan biri olan iris'i (Thaumantia da denilen iris, tanrıların habercisi olan tanrıçadır) de Mimas'a göndermişti. Bugünki iris Gölü belki de adını buradan almaktadır.
1086-1095 yılları arasında Çaka Bey ile Türklerin yönetimine giren bölge kısa süre sonra tekrar Bizanslıların eline geçmiştir. Beylikler döneminde Aydınoğlu Mehmet Bey'in buraları alması ile yöre Aydınoğulları egemenliğine girmiştir. Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı hakimiyetine geçen Karaburun Ankara savaşının ardından (1402 ) tekrar Aydınoğullarının eline geçmiştir. Fetret devrinin ardından 1425-1426 yılında Çelebi Mehmet bölgeyi ikinci defa Osmanlı topraklarına katmıştır. Fetret döneminde bölgeye Şeyh Bedreddin felsefesi hakim olmuştur. Bu düşüncenin sürdürücülerinden olan Börklüce Mustafa çalışmalarını Karaburun Yarımadası'nda sürdürmüştür.
Osmanlı döneminde Karaburun Yarımadası'nın Ege kıyısında izmir'e bağlı Padişah hasları arasında olduğunu görürüz. Karaburun Osmanlı topraklarına katılışından 1867 yılına kadar izmir Livasına bağlı bir nahiye olarak kalmıştır. 1868 yılında yeni düzenlemelerle Çeşme kazasının nahiyelerinden biri haline gelmiştir. 1900 yılında ise izmir'e bağlı bir kaza olarak karşımıza çıkar.
Birinci Dünya Savaşının ardından 23 Mayıs 1919 tarihinde Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilen bölge 17 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. Yunanlıların çekilmesi ile birlikte yerli Rumlar da bölgeyi terketmek zorunda kalmışlar ve bunun sonucunda bölgede ekonomik ve toplumsal alanda büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Bu tarihten sonra yarımadanın nüfusu oldukça azalmıştır. Günümüzde eski önemini yitirmiş olan bölgede sadece yaz aylarında bir hareketlilik gözlenmektedir.
Oldukça engebeli bir coğrafyaya sahip oluşu ve tarım arazilerinin yetersizliği, bölgenin gelişimini tarih boyunca engellemiştir. Bu yüzden bölgede yoğun imar faaliyetlerinden söz etmek mümkün değildir. Bir dönem Aydınoğulları hakimiyetinde olan bölgede bugün bu Beyliğe ait herhangi bir mimari esere rastlanmamaktadır. Bölgenin geçirdiği depremler sonucu Osmanlı döneminden günümüze ayakta kalabilen yapılar ise sadece cami ve çeşmeler olmuştur. Bu eserlerin bir kısmı harap durumdadır, bir kısmı da az ya da çok değişikliğe uğramıştır.
XVI. yüzyılın ünlü denizcilerinden Piri Reis Kitab-ı Bahriye'sinde yarımadanın kıyıları hakkında ayrıntılı biçimde bilgi vermektedir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Karaburun'u ziyaret eden Evliya Çelebi ise Karaburun kazasının, izmir Mollasının arpalığı olduğunu, içinde bir cami, bir hamam ve 7 dükkan bulunduğunu ve ayrıca etrafının zeytinlik ve bağlık olduğunu belirtmektedir.
Karaburun' un (eski adıyla Mimas), Yunan Mitolojisinde de sıkça yer aldığını görmekteyiz. Homeros'un ünlü eseri "Oddysea"' da Rüzgarlı Mimas (Windy Mimas) olarak geçen "Mimas Dağı", bugün Bozdağ diye adlandırdığımız dağdır. Bu dağın eskiden Mimas olarak adlandırılması, "mitolojik tanrılarla savaşan gigantların (devler) başında yer alan ve tanrı Zeus'u çok zorlayan Mimas isimli devin, üzerine erimiş demir, çelik ve bakır dökülerek öldürüldüğü ve bir daha uyanmamak üzere söz konusu dağların altına gömüldüğü" hikayesine dayanmaktadır.
Karaburun Yarımadası'nın ne denli rüzgar aldığı ve tarih boyunca bu rüzgarı kullanarak, sayısız değirmenler yapıldığı düşünülürse aradaki ilişki kolayca kurulabilir. Yakın bir gelecekte bu özelliğin, "Rüzgar Enerjisinden" yararlanılarak elektrik üretilecek projelerin hayata geçirilecek olması da bu ilişkinin günümüzdeki devamı niteliğindedir.
Gene Narsisus'un adını alan ve bugün aynı özelliklerle sadece Karaburun Yarımadası'nda yetişen "Nergiz" çiçeği arasında bir bağ kurulmaktadır. Bir su birikintisinde kendi aksini gördükten sonra kendisine aşık olan Narsisusun (- narsizm kelimesi buradan türemiştir.) aşkından eriyerek nergiz çiçeğine dönüştüğü anlatılmaktadır.
iliada ve Oddise' nin yaratıcısı ünlü şair Homerus, gene bu topraklarda doğmuş ve yaşamıştır.
Yunan Mitolojisine göre Tanrıların tanrısı Zeus' un kıskanç karısı Hera, çapkın kocası Zeus'un ölümlü kadınlar ve Tanrıçalarla ilişkilerini gözetlemek ve kendisini haberdar etmek üzere, yüksek tepelere iki gözcü yerleştirdiğinde; bunlardan biri olan iris'i (Thaumantia da denilen iris, tanrıların habercisi olan tanrıçadır) de Mimas'a göndermişti. Bugünki iris Gölü belki de adını buradan almaktadır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar