bugün
- nickten isim tahmini yapmak41
- tai lung'un erkeklerden hoşlanması6
- arkadaşlar ben yarım akıllı mıyım ya4
- manyak mısınız nesiniz7
- 30 dakika bilgi içerikli entry girelim kampanyası8
- enayimiknatisii16
- nervio hamferdi6
- on üçüncü nesil yazarlara hoş geldin diyoruz3
- şeyh olmak için gerekenler3
- diamond bosphorus23
- hashimoto tiroiditi4
- karın ağrısına mekikli çözüm2
- ak parti merkez yürütme kurulu toplantısı8
- tai lung24
- kavga etmekten korkan erkek8
- sözlüğün kralı olmak2
- habire12 adamdır37
- askerliğin mantığı2
- kuşların temiz arabalara sıçması6
- mikronezya da savaş çıksa türkiyenin etkilenmesi3
- faik öztrak4
- habire1259
- yunan adaları6
- insan kaynakları6
- en sevilen su markası7
- az yakar diye dizel araba alan memur3
- balyoz ve ergenekon kumpasları2
- server'ın naneyi yemesi5
- ne olacak bu ülkenin hali4
- kacak elektrik kullanmayan bey2
- sssilvermist19
- abberline3
- 5000 e yakın amerikan filmini özet geçmek2
- mutsuzluğun en büyük nedeni15
- izmirli kızların verici olması17
- ben geldim naneler13
- japon denince akla gelenler3
- kan sırası4
- gece sokakta koşarak 31 çeken kolsuz cüce görmek6
- aldığınız en ilginç iltifat5
- atatürk düşmanı it sürüsü5
- gel mel mele gel mele bitsin bu gurbet2
- kirazın kilosunun 150 tl olması7
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması20
- fil8
- sözlük kızlarının kombinleri23
- hakkımda bilmeniz gerekenler34
- gammazlığı alınan yazarın ilk söylemleri2
- yokuş aşağı yuvarlanmak3
- kaplan7
çiçekler açmayı unutabilir
kuşlar uçmayı
baharlar gelmeyi
ama ben seni asla...
sekiz yaşındaydım gittiğinde. ancak yıllar sonra tanımını yapmayı becerebileceğim lakin o yıllarda anlam veremediğim bir duygu karmaşası içerisinde uzanmıştım yatağıma. ağırlığımın iki katını taşıyordum sanki üzerimde. yatınca gömüldüm gömüldükçe küçüldüm oracıkta. "yokluğunu hissettiğim ilk an oydu" derdim eskiden. halbuki öyle tazeymiş ki hissedilenler, gidişinin üzerinden 24 saat dahi geçmemişken hakkında düşünülenler, şimdi bakınca varlığını yanımda en çok hissettiğim gün o günmüş meğer.
hafızamı yokladığımda, gözümü yumup hatırlamak için kendimi zorladığımda bölük pörçük çocukluk anılarım canlanıyor gözümde. elbet güzel günlerdi, etrafımızdakiler biz üzülmeyelim diye gayret ederler, haliyle üstümüze düşer, ilgi alakayı eksik etmezlerdi. o zamanlarda uğruna ağladığım saçma sapan şeyler geliyor hatırıma. bağıra çağıra ağlarken, belki şımarıklık yaparken "anne" diye haykıracakken yutkunduğumu hatırlıyorum sonra. ne acıdır boğazın düğümlenmesi.
ilkokulda öğretmenin öğrencilerine anne babalarının mesleklerini sorduğu günler geliyor aklıma. hala öfkeleniyorum düşündükçe. annesi babası olmayanların "ne cevap versem" tedirginliğini hala hissediyorum üzerimde. yalan söylemeyi o gün öğrenen çocuklar bilirim. utanmayı da öyle... öldü mü desem, gitti mi desem derken başka bir çocuğun ezile büzüle "annem babam ayrı" demesine bencilce duyduğum sevinci mi anlatsam yoksa? toplantılara gelmeyen ebeveynim miydi yoksa okul hayatım boyunca sorumsuzluğumun kaynağı? öğretmen her "veli'n okula gelsin" dediğinde, daha mı çok hissediyordum yokluğunu? sanmam.
18'li yaşlarım geliyor sonra aklıma. aklımın bir karış havada olduğu, ayaklarımın yere değmediği, yokluğunu inkar ettiğim, özlemediğimi iddia ettiğim, düşünmekten korktuğum, korkularımla yüzleşemediğim yaşlarım... o gün sorsan "hissetmedim yokluğunu" derdim gururla. sen bana bakma, şu gurur öyle bir maskedir ki perdeler bazen tüm görülmesini istemediklerini. sahi nerdeydin sen benim o yaşlarımda?
yaş ilerledikçe geçmiş daha bir berraklaşıyor gözümde. göremediklerini görüyor insan, anlam veremediklerini anlıyor belki de. taşlar oturdukça yerine, fark ediyorsun sende olan biteni. hak vermesen de idrak ediyorsun başa geleni.
arkadaşlarımın anneleri geliyor aklıma.
bir valiz görüyorum mağazanın birinde, sen giderken peşinden sürüklediğine benzer,
çocukluk fotoğraflarıma takılıyor gözüm, içinde senin olmadığın...
acı çektiğim anlarda,
en mutlu günüm bugündür herhalde diye içimden geçirdiğimde,
biriktirmek istemediğimde,
herhangi bir şeyi başkasıyla paylaşmaktan kaçındığımda,
bazen yalnızken "anne" dediğimde, ağzımdan çıkan kelime kulağıma tuhaf geldiğinde,
özlüyorum seni. özlediğim her an, yokluğunu hissettiğim andır bana göre.
aslına bakarsan ilk an diye bir şey de yok, hayatına annesi olmadan devam edenler, etmeye çalışanlar, ettiğini iddia edenler her an hissederler yokluğunu. yaşı başı olmaz bunun.
yarım kalmış şiirlerim gibisin
yaşanmamış çocukluğumsun anılarımda
öylesine eksiğim sensiz
öylesine sahipsiz
işte bütün umutlara havlu attım gidiyorum
içinde geç kalmışlığın çaresizliği
çocuklar gibi ağlıyorum
ve gel gör ki her damla gözyaşımda
yine seni arıyorum... *
kuşlar uçmayı
baharlar gelmeyi
ama ben seni asla...
sekiz yaşındaydım gittiğinde. ancak yıllar sonra tanımını yapmayı becerebileceğim lakin o yıllarda anlam veremediğim bir duygu karmaşası içerisinde uzanmıştım yatağıma. ağırlığımın iki katını taşıyordum sanki üzerimde. yatınca gömüldüm gömüldükçe küçüldüm oracıkta. "yokluğunu hissettiğim ilk an oydu" derdim eskiden. halbuki öyle tazeymiş ki hissedilenler, gidişinin üzerinden 24 saat dahi geçmemişken hakkında düşünülenler, şimdi bakınca varlığını yanımda en çok hissettiğim gün o günmüş meğer.
hafızamı yokladığımda, gözümü yumup hatırlamak için kendimi zorladığımda bölük pörçük çocukluk anılarım canlanıyor gözümde. elbet güzel günlerdi, etrafımızdakiler biz üzülmeyelim diye gayret ederler, haliyle üstümüze düşer, ilgi alakayı eksik etmezlerdi. o zamanlarda uğruna ağladığım saçma sapan şeyler geliyor hatırıma. bağıra çağıra ağlarken, belki şımarıklık yaparken "anne" diye haykıracakken yutkunduğumu hatırlıyorum sonra. ne acıdır boğazın düğümlenmesi.
ilkokulda öğretmenin öğrencilerine anne babalarının mesleklerini sorduğu günler geliyor aklıma. hala öfkeleniyorum düşündükçe. annesi babası olmayanların "ne cevap versem" tedirginliğini hala hissediyorum üzerimde. yalan söylemeyi o gün öğrenen çocuklar bilirim. utanmayı da öyle... öldü mü desem, gitti mi desem derken başka bir çocuğun ezile büzüle "annem babam ayrı" demesine bencilce duyduğum sevinci mi anlatsam yoksa? toplantılara gelmeyen ebeveynim miydi yoksa okul hayatım boyunca sorumsuzluğumun kaynağı? öğretmen her "veli'n okula gelsin" dediğinde, daha mı çok hissediyordum yokluğunu? sanmam.
18'li yaşlarım geliyor sonra aklıma. aklımın bir karış havada olduğu, ayaklarımın yere değmediği, yokluğunu inkar ettiğim, özlemediğimi iddia ettiğim, düşünmekten korktuğum, korkularımla yüzleşemediğim yaşlarım... o gün sorsan "hissetmedim yokluğunu" derdim gururla. sen bana bakma, şu gurur öyle bir maskedir ki perdeler bazen tüm görülmesini istemediklerini. sahi nerdeydin sen benim o yaşlarımda?
yaş ilerledikçe geçmiş daha bir berraklaşıyor gözümde. göremediklerini görüyor insan, anlam veremediklerini anlıyor belki de. taşlar oturdukça yerine, fark ediyorsun sende olan biteni. hak vermesen de idrak ediyorsun başa geleni.
arkadaşlarımın anneleri geliyor aklıma.
bir valiz görüyorum mağazanın birinde, sen giderken peşinden sürüklediğine benzer,
çocukluk fotoğraflarıma takılıyor gözüm, içinde senin olmadığın...
acı çektiğim anlarda,
en mutlu günüm bugündür herhalde diye içimden geçirdiğimde,
biriktirmek istemediğimde,
herhangi bir şeyi başkasıyla paylaşmaktan kaçındığımda,
bazen yalnızken "anne" dediğimde, ağzımdan çıkan kelime kulağıma tuhaf geldiğinde,
özlüyorum seni. özlediğim her an, yokluğunu hissettiğim andır bana göre.
aslına bakarsan ilk an diye bir şey de yok, hayatına annesi olmadan devam edenler, etmeye çalışanlar, ettiğini iddia edenler her an hissederler yokluğunu. yaşı başı olmaz bunun.
yarım kalmış şiirlerim gibisin
yaşanmamış çocukluğumsun anılarımda
öylesine eksiğim sensiz
öylesine sahipsiz
işte bütün umutlara havlu attım gidiyorum
içinde geç kalmışlığın çaresizliği
çocuklar gibi ağlıyorum
ve gel gör ki her damla gözyaşımda
yine seni arıyorum... *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar