hayatı uçlarda yaşama karizması

  1. 1.
    heee, nicedir birilerine giydirmiyordum, sen de sanıyon ki ben böyle taşakları yaydım, öküz gibi bakıyom; ne işler dönüyo, ne dolaplar çeviriyon farkında değilim he mi? hiç merak etme, sana üstünde yaşayabileceğin bi uç buldum pezevenk. gel.

    hayatı uçlarda yaşama karizması şudur sevgili kardeşlerim: bilindiği üzere burada hepimiz ilkokul beşinci sınıfa gitmekteyiz. kimimiz daha bu yaşımızda temkinliliğin ve garanticiliğin kitabını yazarak, kırılmayan ve özenli bir yazı yazmamızı sağlayarak öyüretmenin gözüne girmemize yol açan 0.7 uç kullanırken; kimimiz riksi seven, ardenalin bağımlısı kişilik özelliğiyle ve mühendis olan babasına özenerek 0.5 uç kullanır. kimisi de sanatsal yönünü gözler önüne sermek istercesine, yazdıklarınızı silmeye çalıştıkça defteri karaya, gapgaraya boyayan faber castell'in bırak kalemdıraşla, testereyle açmayı gerektiren kalın kurşunkalemlerinden kullanır. ve sevgili sınıf arkadaşlarım, şu gördüğünüz adam, emrah, o ise 0.6 kullanıyor. işte, hayatı uçlarda yaşama karizmasının hakkını da o veriyor. alkış! şakşakşakşakşak(daha önceki bir entry'mde değindiğim, derste yanımda otuzbir çeken tarık'ın da bu efekte katkısı yadsınamaz dostlar...)

    olm manyak mısınız lan? hiç dinlemiyo musunuz beni, bu herif saçmalıyo muuu, kafayı mı yediii, bi derdi mi vaar, götünde kıl mı döndüü? bak diyolar ki, "aha bu vodvil efendi uzun uzun yazıyo, aslında hiç kimse okumuyo. beton gibi entry'nin arasında bi yerinde bizim kabilemize sövse kimse farkında bile olmayacak". doğru mu lan? hiç sesin de çıkmıyo iki saattir saçmalıyom? valla öyleyse gönül koyarım ha, bak vallahi hatrım kalır. "oku!". bak araya cebrail'i de soktum. ayıp. bu arada emrah denen herifte harbiden 0.6 kalem ve uç vardı. ya yeminle söylüyorum oğlum, hani bugün bi ilkokul beşinci sınıfta derse girip "0.6 ucu olan var mı?" desen, "kim ulan bu eşşoğlueşşek? koca herif, önlüğü giymiş gelmiş" demeden evvel 0.6 uç soruyon diye yatırırlar tımarhaneye, o açıdan haklısın inanmamakta. ben de bilmiyorum nereden buldu, nereden ettiyse deyyus. teneffüste elinde kalemiyle top oynadığını bilirim be. nabacaksam çalıp, ondan bundan uç bile isteyemiyon.

    gelelim asıl mevzuya sizi gidi anadolu davşanları. mevzu kendi içinde birkaç alt dala ayrılıyör. nedir efendim, bi ergenlikte bu uçlarda yaşama karizmasını tatmak isteyen prekaziler vardır; bir de koca herif olmasına rağmen ergenliğini aşamamış; aşka, politikaya, aslında genel olarak cümle konuya ve hayata dair kesin sınırlar koyup tartışmaya dahi açmayan, yine bundan farklı olarak giyim kuşam ve hayat tarzıyla da uçlarda yaşayan dürzülerden müteşekkildir. mevzu fena dallanıp budaklandı, iki saat konuşurum ben artık.

    açık tondan girelim, ince ince koyulaştırırız. hayatı uçlarda yaşamanın karizmatik bir duruş olduğunu düşünen ergenlerimizde genel olarak dinlediği müziğe göre bir giyim tarzı belirlenir. göt kadar kız çocuğu bülent ersoy makyajıyla takılır, ne bileyim, kimisi punk olmuştur saçı falan garip gureba renklere boyar ya da kazıtır (o da yazın ha. okul vakti eli ağır okul müdürünün tokadından götü yemiyo), emolar bu aralar zaten çok popüler, anlatmaya gerek yok. yaşının gerektirdiği şeylerdir diyerek sakince yaklaşmayı çok isterim. ama bu sakince yaklaşacağım anlamına gelmiyor tabii. sizin ben tipinizi sikiyim.

    ayrıca bu bir kısım ergen kardeşlerimizin; doğru ve yanlışın, siyah ve beyaz kesinliğinde yargılandığı bir dünyaları da vardır. kafalarında belirledikleri idolleri ne bok yerse doğrudur, birebir kendi hayatlarında da icra edilmelidir; düşman belledikleri her kim varsa (genelde bu kişi otorite olur, anaydı babaydı hocaydı) onların da yaptıkları tek bir doğru iş yoktur. bu da her sike isyana sürükler bu toros gaplanlarını. mevzuya teğet geçen ufak bir anımı paylaşıcam şimdi seninle, sen de açsın çitlenbik, al:

    ***

    henüz ufak bir veletken, sevimli bi kopil olmamızdan mütevellit beni, ankara'nın yerel bir televizyonunda yayınlanacak olan 23 nisan sabah programına çıkarmaya karar verdi pederle valide hanım. askılı bahçevan kotum, fırfırlı beyaz gömleğim, siyah zemin üzerine beyaz puantiye papyonum ve annemin neden bu modelde ısrarcı olduğunu o yaşta dahi anlayamadığım sağ tarafa adeta bir hınçla yapıştırılıp taranmış saçlarımla 23 nisan özel programı'nın belki de tek eşşoğlueşşeğiydim. bu sırada henüz ergenliğe adım atmış olan sevgili abim kıskandı mı ne bok yediyse, triplerden triplere koşuyor. yok ben gelmeyecem diye bağırış çağrışlar, kapıyı vurup çıkmalar, yolda belde beni yumruklamalar, herif kafayı yedi amına koyim, terör estiriyor.

    neyse, verdiler elimize bi tarafında ay-yıldız, öteki tarafında atatürk'ün resmi olan karton bayrağı, 23 nisan şarkısı eşliğinde kameralara sırtara sırtara, haşır huşur sallıyoruz. yaklaşık 15 veledo bu şekilde beklerken beklerken, beni hayatımın şokuna uğratacak o pezevenk çıkageldi: bir palyaço. o saniye altıma sıçtım abi, "anam! palihanço!" bilgisayarını yeni açanlar için söyleyelim, bende oldum olası palyaço korkusu var baba. hani, cidden fobi düzeyinde, gördüm mü saldırmama ramak kalıyo heriflere. anam sen beni bi tedirginlik al. köşede köşede korkudan sikimi tutuyorum. bebeleri sırayla şarkı söylemeye çıkarırken bu palyaço pezevengi, sıranın geldiğini anlayınca anam sen beni zırlama al. lan kıpkırmızı olmuşum, görüntüler falan var, yemin ediyorum gözlerim bile kırmızı. bişey değil, annem "enis televizyona çıkacak, mutlaka izleyin" diye yedi düvele haber vermiş, ailecek rezil olduk. gelen yorumları aktarıyorum:

    * ay çocuk işte hayatım, şımarıyorlar, şımarıyorlar, hahayt! (yüksel teyze, anamın gün arkadaşı. senin ben pürneşe hallerini sikeyim)
    * onun ben daşşaanı yerim daşşaanı. hani bakıyım çükün de ıstırıyo mu lan? hıhıhıhı.(olmaz olsun böyle amca be)
    * ııı, çok hoş, çok hoş. vallahi çok güzeldi, bayıldık. çok güzel bir program oldu gerçekten.(izlememiş pezevenk)
    * ben çıksam ağlamazdım.(yan komşumuzun oğlu doğan. hasbelkader bi yerde karşılaşırsak sıçtım gagana doğan)

    ulan anı anlatıcaz diye asıl mevzudan sapıyoruz. şimdi program yayınlanırken elbette kamera arada bir seyircileri de alkışlarken, yapmacık yapmacık sırıtırken gösteriyor. kamera 15 kez seyirciye döndüyse her seferinde abim bambaşka triplerde. birinde herkes sırıtırken bu tip tip izliyo (gözünden izlediği yere bir doğru çizersek vardığı yer ben oluyorum amına koyim), birinde sıkıntıdan patlamış dişlerini sıkıyo, birinde yine bişeye isyan etmiş ağladı ağlayacak halde anneme sızlanıyo(ulan aileye bak, güya eğlence programına geldik, her ferdi zırıl zırıl zırlıyo). hani demem o ki, kardeşin farklı bi atraksiyona dahil olmuş, tadını çıkarsana? hiçbir ihtiyacını karşılamaktan geri durmayan, allah var hiç de sorunlu olmayan bir ailenin mensubusun, mutlu olmaya baksana? yok. herkes düşmanı dürzübaşın. yavrum şimdilerde de naif bi herif, vallahi tanıyaman.

    ***

    aslında uludağ sözlük'te ergen bir grubun var olduğundan haberdar değilim dersem yalan olur. bu anlamda, en azından onlara doğru şekilde yaklaşıp yanlışa yönlendirmememizin daha iyi olacağı kanaatini de gütmüyor değilim. hayata dair oluşturdukları yargıların kısa vadeli ve fazlaca değişime uğrayacağının garantisi veriyorum ben. siyasi fikirler babında, bir gün ülkücü, ertesi gün komünist, sonraki gün dünyada bütün olup bitenlerin sorumlusunun yahudi ve masonlar olduğuna inanıp komplo teorileriyle çılgın atarak ergenliğini tüketmiş biri olarak vereceğim tavsiye çok net: asla siyasi bir oluşum, örgüt, dernek -ya da her ne sikimse- içinde fiilen bulunmayın, henüz çok erken, ayrıca ileride pişman olursunuz. sizin yapmanız gereken "tek kitaplı insanlar"dan olmadan, komünizmi de liberalizmi de milliyetçiliği de faşizmi de anarşizmi de okuyarak, teorisyenlerden öğrenmeniz olacaktır. fikirlerinizi kavramlarla boğuşarak oluşturun, birbirinizle değil.

    ulan nefret ederim böyle didaktik didaktik konuşan heriflerden de be. yaş aldıkça sikim sokum heriflere dönüyorum galiba. işin bok tarafı, harbiden haklı olmam.

    neyse, ergenleri bitirdiğimize göre geçelim ergenliğini aşamamış, uçlarda yaşayan dostlarımızaaa.

    bu arkadaşların başlıca özelliği, ne şekilde oluşturduklarına dair zerre fikrimin olmadığı hayat görüşlerine dair hiçbir siki sorgulamıyor oluşlarıdır. sözlükte de sıkça karşılaşıyorum; özellikle siyasi tartışmaların döndüğü başlıklarda büyük bir çoğunluğun düştüğü yanlış, sebeplerin değil de sonuçların tartışılıyor olmasıdır. ve tekrar altını çizerek söylüyorum, sebepleri değil de sonuçları bu denli hararetle tartışan insanlara benim ciddi anlamda tahammülüm kalmadı, okumaktan kaçar oldum.

    şunu bilmek gerekir, bütün ideolojik düşünceler de, iktisadi doktrinler de, politik ayrımlar da aslında insan faydası odaklıdır, hepsinin ortak paydası insandır. fakat insancıllığa tekabül ediyor mu, etmiyor mu tartışma o eksende dönmelidir. ama maşallah hepimiz bilim gibi, felsefe gibi, din gibi deryalardan sapmışız, oltalardaki ufacık yemler için birbirimizle boğuşuyoruz. tartışma teması bu şekilde oluştuğu için de taraflar iyice uçlara kayıyor ve kendi tarafının kör bir savunucusu olmak bir maharetmiş gibi sunuluyor. yani nick altında "süper yazar", "ayarlardan ayarlara koşan yazar", "adamın kimyasını siken yazar" yazan her yazarın gerçekten iyi yazdığına siz inanıyor musunuz? ben açıkça söyleyim: sloganist solcuları da, şoven milliyetçileri de, militan dincileri de ve uçlarda olmanın sağlayacağı karizma beklentisiyle, edindiği siyasi görüşün -onun bunun gazıyla- yegane temsilcisi gibi davranmasını tiksinerek izliyorum. bi dur, bi dinle lan. karşındaki ne diyo, ne anlatıyo, anlamaya çalış. sikik bi sözlük köşesinde fanatizm gütmenin hayatına bi katkısı yok, uyandırayım.

    siyaset miyaset geç, benim asıl tav olduğum heriflere gel: "hayat götümüzü sikti adamları". vaaay be. vaay koçeroma bak be.

    - nooldu?
    - hayat götümü sikti abi.
    - noldu ki? sebep ne?
    - aşk acısı abi.
    - başka?
    - eee, o. o kadar abi?
    - senin ben konçertonu sikeyim.

    yahu kardeşim eyvallah, aşk acısını hiç de hafife alıyor değilim. hatta kesinlikle hafife almıyorum; adamın hayatını sikertiverir valla, o konuda rahat olalım. fakat ben, sadece aşk acısı çekmiş olmanın hayatı bu derece ağlak şekilde tekmeleme hakkını vermeyeceğini düşünüyorum. zira telafisi olan bir şeyi, nice acılarla, nice hayatın gerçek ihanetleriyle kıyasladığımda o kadar sakil duruyor ki o yenilmiş adamı oynamanız. erkeklerden yola çıkacağım. medeniyet bazında aşamadığım bir şey var bu anlamda ve bundan da inanın hiç gocunmuyorum. erkek adam, ağlak olmayacak kardeşim. hayatla bir derdin varsa "isyan" edersin; ötesi ağlak, vıcık vıcık bir, bir, kelime bulamıyorum, iğrençsiniz lan. ah muhsin ünlü, zarifoğlu, sabahattin ali, küçük iskender isyan eder, ben onlara başıma taç ederim; tuna kiremitçi, cezmi ersöz, kürşat başar ağlak ağlak zırlar; ben onlardan tiksinirim. işte sana bakışım bu kadar açık, bu kadar net.

    hiç sokakta yattın mı mesela? şeyden bahsetmiyorum, hani elinde biran, yazın sikinde, denize nazır bir dışarıda yatmak değil bahsettiğim. kışın ortasında, meşhur ankara ayazında. ben en az 10 kez yattım. mevzuyu dramatize etmiyorum lan, bişey anlatıyoruz. neden yattın, manyak mısın diyeceksin. yahu ne bileyim kardeşim; çocuktuk yattık, aşıktık yattık, sarhoştuk yattık... benim diyeceğim başka. yine kışın sikinde arkadaşımla sokakta yattığım bir geceyi bitirdik, çocuğu otobüs durağına bıraktım, bindirdim, kendi otobüs durağıma yürüdüm. bütün gece bi apartmana sığın, kapıcı uyansın başka apartmana girmeye çalış, kapıyı açama, kapının önündeki paspasta arkadaşınla sarılarak uyumaya çalış, oradan kaç banklara sığın, 16 yaşında bir salak olarak bedenimin ve ruhumun kaldıramayacağını sandığım bir tecrübe. ve sevgili arkadaşım, benim sana o soğuğu, kelimelerle ifade edebilmemin imkanı yok. her neyse, mevzu bu değil. arkadaşımı otobüsüne bindirip kendi durağıma yürürken kafamda sürekli "bi an önce eve gidip sıcak bi duş almam lazım. sağlam da bi kahvaltı yaparım, oooh 2 gün uyucam şerefsizim" düşüncelerini tekrarlıyordum. tam bu esnada, otobüs durağımın hemen yanındaki tüp geçidin ayağında bir kıpırtı sezdim. tüp gecidin ayağındaki boşlukta benim yaşımda bir çocuk, dizlerini karnına çekmiş, üzerine gazete sermiş şekilde uyuyordu: dudakları mosmor... işte ben o gün, empati denen zıkkımı öğrendim. o yüzden, aşk acısı çekiyorum, hayat çok acımasız diye hayatın en acımasız mecralarında gezen adamı, üstelik de bu derece iğrenç bir ağlaklıkla oynamaya devam eden dürzü, "kimse farkımda değil lan, iyi ekmeğini yedik marjinalliğin" diye sinsi sinsi sırıtıyorsan bil ki; seni uzaktan uzaktan izlememi sağlayan dürbünümü götüne sokmak üzere birazdan yola çıkıyorum.

    ***

    velhasılı kelam, hayatı uçlarda yaşamayı karizmaya artı unsur zanneden biraderim, yaklaş, yakından daha karizmatiksin. şrrrak!(kandır, tokadı bas ibneye)
    163 -23 ... vaudeville for vendetta
entry'i yoruma kapat
  1. henüz yorum girilmemiş.