bugün
- arkadaşlar kararsız kaldım hangisini alayım9
- yazarların favori oyun karakteri14
- caddebostan5
- laik teyze5
- sözlüğe karı kız düşürme amacıyla gelen insan3
- evleneceği kadının geçmisini umursayan tip2
- bakımsız kadını nafakasız boşama hakkı2
- sabahları nefret edilen şeyler7
- islam barış dinidir7
- alparslan kuytul ve eşinin tutuklanması2
- sabah ezanı okunurken köpeklerin havlaması2
- israil lobisinin tom barrack'ı hedef alması2
- futbol14
- abur öldü mü lan4
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı18
- osuruktan şiirler89
- nelerin koleksiyonu yapılabilir6
- yeninur ada2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı4
- ona bir şey söyle6
- para mı aşk mı sorunsalı8
- film önerileri3
- tai lung26
- dolar isterse 100 olsun41
- brezilya7
- sözlük yazarlarının favori dizisi9
- süper lig7
- milan skriniar8
- üniversite okumanın gereksiz olması9
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı27
- velvet50
- gezicilerin polisten dayak yerken çıkardığı sesler7
- nervio varıdı nerede o11
- yavudilerde cin peri hayalet öcü hortlak olmaması12
- fenerbahçe16
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
- ilgi alanına göre konuşmalık insan veritabanı10
- ismet gurbuz 202412
- araplar kuzey kıbrıs'ı neden tanımıyor5
- sözlük yazarlarının en son okuduğu kitaplar5
- tütün eksperliği yüksekokulu2
- 1948 arap israil savaşı8
- anın görüntüsü20
- tüm erkeklerin old money giyinmesi11
- netanyahu'ya kırmızı bülten talebi13
- 22 ağustos 2026 çorum kasımpaşa maçı5
- game of thrones taki kerhaneci'nin annesi20
- imralı basılsın apo piçi asılsın6
- türkiye5
- ispanya3
artık pek yaşanmayacak, yaşanmaması umulan trajik ölüm hadiseleri.
çünkü malum ekonomik şartlar neticesi denizcilik piyasasının anası ağlamış, tersanelerde inşa edilen gemi sayısı dörtte üç oranında azalmıştır. binlerce işçi işinden olmuş, onlarca proje iptal edilmiştir.
yani inşaat yok ki işçi olsun, işçi yok ki ölsün gibi bir korelasyon.
tuzla tersanelerinin normal kapasite ile çalışması durumunda, yani bundan 7-8 yıl önce tersaneler genelinde ölüm vakası ortalaması ayda 1 (bir) ölümdü ve bunun medya için bir haber değeri yoktu.
ne zamanki küresel ekonomi birden şaha kalktı ve türkiye'de avrupa'nin tersanesi olarak sivrildi ve tersaneler 2-3 yıl sonrası için bile proje siparişi alır hale geldi bu oran aydan 13-15 ölüme kadar çıktı. çünkü inşaat fazlalaşmıştı, tersaneler genelinde 1500 kişi çalışıyorsa bu sayı 5000'e fırlamıştı. üstelik eskiden 1500 kişinin %80'i kalifiye, tersane ortamına aşina işçilerden oluşurken bu yeni gelen 3500 kişinin %80 tam ters olarak tersanede yürümeyi bile bilmeyen, gemi nedir, tank nedir, ambar nedir, yüksekte çalışmak nedir, oksijen lambası nereye bırakılmaz, nerede kaynak yapılmaz, nereye müdahele edilirken yetkiliden onay almak gerekir gibi detaylardan bihaber az çok eli pense tutmuş, bir çoğu vasıfsız işçilerden oluşuyordu. ve bu insaların hepsine de 40 yıllık usta muamelesi yapıldı, detaylı emniyetli çalışma eğitimleri verilmedi, tersane şartları bu insanlara göre iyileştirilmedi.
örnek vermek gerekirse istanbul-ankara otoyolundan günde 1000 araba geçiyor ve aylık ölümlü kaza oranı 1 oluyor varsayalım. siz bu araba sayısını 10.000 yaparsanız ve bu yeni gelen 9.000 şöförün %80'i çok acemi ise ve o yoldaki güvenlik önlemleri hiç değişmemişse ölüm oranı da 10 kat artmaz. aylık 1 eken 25 olur misal. belki 50.
işte aynı durum tuzla tersaneleri için geçerli oldu ve malum trajediler yaşandı.
genel türk umursamazlığının "ve bize bir şey olmaz" anlayışının sonucudur bu vakalar. göstermelik tersane kapamalar, 100-200 kişinin katıldığı ve neredeyse tamamı provakatif gösteriler...elle tutulur hiç bir gelişme kaydedilmedi.
şimdi iş ve işçi yok. ölüm habeleri eski düzeyine indi. fakat gün gelirde tekrar piyasa açılırsa yine aynı ölüm haberlerini izleyeceğimize eminim. çünkü tersane aynı tersane, patronlar aynı patron, devlet aynı devlet, denetçiler aynı denetçi.
denetçilerin yazdıkları raporların bir çoğunu gözlerimle gördüm. ve o rapor sonrası yapılanları da. yapılanlar güvenliğin arttırılmasına yönelik olmadı hiç. tersane sahibinin ve armatörün canını yakmaya yönelik oldu. dipdibe yapılan iki koca geminin yaşattığı güvenlik zafiyeti görmezden gelindi, baretsiz çalışan 3-5 işçi bahane gösterilerek tersaneler kapatıldı. abuk subuk, uygulanması neredeyse imkansız yönetmelikler çıkarıldı, saçma sapan göstermelik cezalar verildi medyanın gazını almak için.
evet medyanın. çünkü işçiler evet sıkıntı yaşıyorlardı, üzülüyorlardı, belki kızıyorlardı ama işleri vardı. evlerine ekmek götürüyorları. gece mesailere kalıyorlardı. hiç toplu bir eylem gördünüz mü tuzla'da? olmadı. çünkü işçi her ne kadar rahatsız olsa da, her ne kadar durumun farkında olsa da ses çıkarmıyordu. haklıydı da belki. ses çıkarsa hiç bir şeyin değişmeyeceğini, olanın kendi ekmeğine olcağını biliyordu.
"ulan 5 metre arayla gemi mi inşa edilir?!?!. ben nereden güvenli bir şekilde yürüyeceğim? sağdan yürüsem bu gemiden kafama sac düşme riski var. soldan yürüsem o gemide vinçle çalışıyorlar, tel bir kopsa kafama koca mkine inecek." diyordu belki içinden ama yürüyordu yine.
tam ortadan. yukarı baka baka.
çünkü malum ekonomik şartlar neticesi denizcilik piyasasının anası ağlamış, tersanelerde inşa edilen gemi sayısı dörtte üç oranında azalmıştır. binlerce işçi işinden olmuş, onlarca proje iptal edilmiştir.
yani inşaat yok ki işçi olsun, işçi yok ki ölsün gibi bir korelasyon.
tuzla tersanelerinin normal kapasite ile çalışması durumunda, yani bundan 7-8 yıl önce tersaneler genelinde ölüm vakası ortalaması ayda 1 (bir) ölümdü ve bunun medya için bir haber değeri yoktu.
ne zamanki küresel ekonomi birden şaha kalktı ve türkiye'de avrupa'nin tersanesi olarak sivrildi ve tersaneler 2-3 yıl sonrası için bile proje siparişi alır hale geldi bu oran aydan 13-15 ölüme kadar çıktı. çünkü inşaat fazlalaşmıştı, tersaneler genelinde 1500 kişi çalışıyorsa bu sayı 5000'e fırlamıştı. üstelik eskiden 1500 kişinin %80'i kalifiye, tersane ortamına aşina işçilerden oluşurken bu yeni gelen 3500 kişinin %80 tam ters olarak tersanede yürümeyi bile bilmeyen, gemi nedir, tank nedir, ambar nedir, yüksekte çalışmak nedir, oksijen lambası nereye bırakılmaz, nerede kaynak yapılmaz, nereye müdahele edilirken yetkiliden onay almak gerekir gibi detaylardan bihaber az çok eli pense tutmuş, bir çoğu vasıfsız işçilerden oluşuyordu. ve bu insaların hepsine de 40 yıllık usta muamelesi yapıldı, detaylı emniyetli çalışma eğitimleri verilmedi, tersane şartları bu insanlara göre iyileştirilmedi.
örnek vermek gerekirse istanbul-ankara otoyolundan günde 1000 araba geçiyor ve aylık ölümlü kaza oranı 1 oluyor varsayalım. siz bu araba sayısını 10.000 yaparsanız ve bu yeni gelen 9.000 şöförün %80'i çok acemi ise ve o yoldaki güvenlik önlemleri hiç değişmemişse ölüm oranı da 10 kat artmaz. aylık 1 eken 25 olur misal. belki 50.
işte aynı durum tuzla tersaneleri için geçerli oldu ve malum trajediler yaşandı.
genel türk umursamazlığının "ve bize bir şey olmaz" anlayışının sonucudur bu vakalar. göstermelik tersane kapamalar, 100-200 kişinin katıldığı ve neredeyse tamamı provakatif gösteriler...elle tutulur hiç bir gelişme kaydedilmedi.
şimdi iş ve işçi yok. ölüm habeleri eski düzeyine indi. fakat gün gelirde tekrar piyasa açılırsa yine aynı ölüm haberlerini izleyeceğimize eminim. çünkü tersane aynı tersane, patronlar aynı patron, devlet aynı devlet, denetçiler aynı denetçi.
denetçilerin yazdıkları raporların bir çoğunu gözlerimle gördüm. ve o rapor sonrası yapılanları da. yapılanlar güvenliğin arttırılmasına yönelik olmadı hiç. tersane sahibinin ve armatörün canını yakmaya yönelik oldu. dipdibe yapılan iki koca geminin yaşattığı güvenlik zafiyeti görmezden gelindi, baretsiz çalışan 3-5 işçi bahane gösterilerek tersaneler kapatıldı. abuk subuk, uygulanması neredeyse imkansız yönetmelikler çıkarıldı, saçma sapan göstermelik cezalar verildi medyanın gazını almak için.
evet medyanın. çünkü işçiler evet sıkıntı yaşıyorlardı, üzülüyorlardı, belki kızıyorlardı ama işleri vardı. evlerine ekmek götürüyorları. gece mesailere kalıyorlardı. hiç toplu bir eylem gördünüz mü tuzla'da? olmadı. çünkü işçi her ne kadar rahatsız olsa da, her ne kadar durumun farkında olsa da ses çıkarmıyordu. haklıydı da belki. ses çıkarsa hiç bir şeyin değişmeyeceğini, olanın kendi ekmeğine olcağını biliyordu.
"ulan 5 metre arayla gemi mi inşa edilir?!?!. ben nereden güvenli bir şekilde yürüyeceğim? sağdan yürüsem bu gemiden kafama sac düşme riski var. soldan yürüsem o gemide vinçle çalışıyorlar, tel bir kopsa kafama koca mkine inecek." diyordu belki içinden ama yürüyordu yine.
tam ortadan. yukarı baka baka.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar