bugün
- 3 tane kedisi olan kızla evlenilir mi sorunsalı13
- cehaletln cazibesi6
- uyku ilacı içmeden uyuyamamak8
- hoşlanılan erkeğin kel olduğunu açıklaması9
- ankara4
- kendinle sevgili olur muydun sorunsalı24
- yalnızlıktan keyif almak3
- son 3 günde sadece 5 saat uyumuş olmak5
- yunan kültürü vs türk kültürü7
- akp2
- iki gözlüğü üst üste takmak2
- her şey farklı olabilirdi hissi2
- susam sokağı sakinleri2
- minik kurbaga4
- susam sokağı2
- karısını puanlayıp sosyal medyada paylaşan erkek17
- zeki biriyle sohbet etmek4
- ismail kartal vs okan buruk2
- kilo verdiren gıda5
- evrene bir mesaj bırak8
- baba ile içki içmek4
- kendini zeki sanan biriyle sohbet etmek3
- prof dr yılmaz önal2
- yaş ilerledikçe anlaşılan şeyler14
- yürüyüşe çıkmak2
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı9
- deliler3
- kamyoncuların durduğu mola yeri iyidir goygoyu4
- beşar esad vs kemal kılıçdaroğlu5
- daredevil2
- hoşlanılan kızın çiğköfte yoğurdum gelsene demesi4
- koala akıllı olsun akıllı3
- dinlerle geçen dört beş bin yıl3
- düşün ki o bunu okuyor2
- konuşuyorsun bu yalanı2
- rusya ukrayna savaşı3
- ismail kartal12
- asansörde kalmak5
- alışverişe gidiyorum siz entry girin2
- barbarlık temeline cila çekmek2
- devlet bahçeli7
- evrenin simülasyon olduğunun kanıtı3
- anın görüntüsü14
- sözlük erkekleri kadın olsa nasıl görünürdü8
- milli takım'ın paraguay maçı hazırlığı3
- abd ve iran'ın bugün masaya oturmaması2
- cristiano ronaldo vs lionel messi6
- sandra bullock2
- altin2
- vedat muriqi4
az önce yedi kova su içtim, kova hesabını yapmak için, su şişesini kovanın içine koyup baktım, sekiz kova ihtimali olmakla beraber, ağzım hala yemen çölü gibi, oysa ben yemen çölünü hiç görmedim.
burası muş, yolu yokuş mudur, yoksa burası yemen, gülü çemen midir emin değilim fakat biliyorum ki urfan'nın etrafı dumanlı dağlar.
yatağım, üzerinde hoyratça sevişildiği için dağılmış gibi görünse de, aslında uykusuzluktan kıvranan bir bedenin eseridir, yorgan ise, yasak aşkını gözleyen kaçak bir sevgili gibi uzak ve ağlamaklı.
geçen gün dolmuşta, ağlayan bir kıza, dayanamayıp not yazdım, ona asıldığımı sanmasın diye de, kim olduğuma, ne olduğuma dair ayrıca bir şey belirtmedim, şöföre; 'inecek var' deyip, not yazdığım kağıdı defterden yırtarak, ağlayan kıza uzattım, şaşkınlıktan 'sanırım bunu siz düşürmüşsünüz' gibi ahmakça bir laf edip, kendimi dolmuştan attım *.
ben bir müddet yürüdüm, dolmuş bir müddet ışıkta bekledi, sonra yanımdan geçip gitti, yaklaşık 100 m ilerde, kız dolmuştan indi, elinde, ona verdiğim not vardı ve ağlamıyordu, bir filmin iki kahramanı gibiydik, sonrasını seyirciye bırakıp, iş yerimin olduğu sokağa girdim.
o günün akşamında, nota numaramı da yazsa mıydım acaba? diye düşündüm fakat pişman olmadım, böylesi daha güzeldi.
ne istediğimi, ne sevdiğimi, ne düşlediğimi bilmediğim, sadece boş bir yüz ifadesi ve kuyruğu birbirine değmeyen milyonlarca tilki dolu beynimle, öylece durduğum anların çoğaldığını fark ettim, müzik bile yok, sadece bilgisayarın uğultusu, klavyede dolaşan parmaklarımın ve kulaklarımı tırmalayan 'tik tak' larıyla duvar saatinin sesi... hepsi bu.
ara sıra, kalkıp yürümeye çalışan buz dolabımız bu sessizliği bozmasa, yahut milattan önceye ait bu evin ihtiyar parkeleri, zaman zaman sebebi meçhul, gıcırdamasa öldüm sanacağım.
şu an bu satırı yazarken, entrynin başını unuttum, yazmayı bırakıp, yeniden okudum... aynı ben.
burası muş, yolu yokuş mudur, yoksa burası yemen, gülü çemen midir emin değilim fakat biliyorum ki urfan'nın etrafı dumanlı dağlar.
yatağım, üzerinde hoyratça sevişildiği için dağılmış gibi görünse de, aslında uykusuzluktan kıvranan bir bedenin eseridir, yorgan ise, yasak aşkını gözleyen kaçak bir sevgili gibi uzak ve ağlamaklı.
geçen gün dolmuşta, ağlayan bir kıza, dayanamayıp not yazdım, ona asıldığımı sanmasın diye de, kim olduğuma, ne olduğuma dair ayrıca bir şey belirtmedim, şöföre; 'inecek var' deyip, not yazdığım kağıdı defterden yırtarak, ağlayan kıza uzattım, şaşkınlıktan 'sanırım bunu siz düşürmüşsünüz' gibi ahmakça bir laf edip, kendimi dolmuştan attım *.
ben bir müddet yürüdüm, dolmuş bir müddet ışıkta bekledi, sonra yanımdan geçip gitti, yaklaşık 100 m ilerde, kız dolmuştan indi, elinde, ona verdiğim not vardı ve ağlamıyordu, bir filmin iki kahramanı gibiydik, sonrasını seyirciye bırakıp, iş yerimin olduğu sokağa girdim.
o günün akşamında, nota numaramı da yazsa mıydım acaba? diye düşündüm fakat pişman olmadım, böylesi daha güzeldi.
ne istediğimi, ne sevdiğimi, ne düşlediğimi bilmediğim, sadece boş bir yüz ifadesi ve kuyruğu birbirine değmeyen milyonlarca tilki dolu beynimle, öylece durduğum anların çoğaldığını fark ettim, müzik bile yok, sadece bilgisayarın uğultusu, klavyede dolaşan parmaklarımın ve kulaklarımı tırmalayan 'tik tak' larıyla duvar saatinin sesi... hepsi bu.
ara sıra, kalkıp yürümeye çalışan buz dolabımız bu sessizliği bozmasa, yahut milattan önceye ait bu evin ihtiyar parkeleri, zaman zaman sebebi meçhul, gıcırdamasa öldüm sanacağım.
şu an bu satırı yazarken, entrynin başını unuttum, yazmayı bırakıp, yeniden okudum... aynı ben.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar