bugün
- cansever16
- türkiye pazar günü yeni bir sabaha uyanacak6
- dünyanın 10 da birinin solak olması5
- futbol24
- okan buruk3
- esin bahat2
- lisede kızlara şiir okuyanlar şimdi ne yapıyor2
- behlül bihter sevişmesinin reyting rekoru kırması2
- naif insanlar2
- bir bayanı kötü adamların elinden kurtarmak5
- victor osimhen6
- çirkef galatasaray4
- çinliler2
- almanya11
- enflasyon hedefinin tutmaması3
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın31
- jose mourinho2
- galatasaray14
- cehennem3
- günlük tutan erkek10
- 9 ağustos 2026 gaziantep depremi2
- vfb stuttgart7
- sabah kahvesi4
- italya7
- fc internazionale milano6
- borussia dortmund5
- ac milan5
- muz4
- bir daha doğmayacak olmak3
- fait bey dönsün kampanyası3
- kadınlar neden kötü araba kullanır sorunsalı14
- ingiltere5
- chelsea fc4
- galatasaray neden transfer yapamıyor16
- yorgun mermi19
- yecüc ile mecüc5
- bayern münih4
- cedidacer ne iş yapıyor2
- etek giyen erkek10
- sözlük yazarlarını evlendirmek12
- yazarların uyuyamama sebebi2
- sözlük yazarlarının tatlıları14
- behlül ün bihter den ayrılma nedenleri6
- türk mutfağının en uyduruk kaydırık yemeği7
- insan doğru olanı seçerek mutlu olabilir mi6
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları12
- şeva mitzvot2
- gocu'nun solak olması4
- dünyanın tersine dönmesi5
- en son ne aldınız2
az önce yedi kova su içtim, kova hesabını yapmak için, su şişesini kovanın içine koyup baktım, sekiz kova ihtimali olmakla beraber, ağzım hala yemen çölü gibi, oysa ben yemen çölünü hiç görmedim.
burası muş, yolu yokuş mudur, yoksa burası yemen, gülü çemen midir emin değilim fakat biliyorum ki urfan'nın etrafı dumanlı dağlar.
yatağım, üzerinde hoyratça sevişildiği için dağılmış gibi görünse de, aslında uykusuzluktan kıvranan bir bedenin eseridir, yorgan ise, yasak aşkını gözleyen kaçak bir sevgili gibi uzak ve ağlamaklı.
geçen gün dolmuşta, ağlayan bir kıza, dayanamayıp not yazdım, ona asıldığımı sanmasın diye de, kim olduğuma, ne olduğuma dair ayrıca bir şey belirtmedim, şöföre; 'inecek var' deyip, not yazdığım kağıdı defterden yırtarak, ağlayan kıza uzattım, şaşkınlıktan 'sanırım bunu siz düşürmüşsünüz' gibi ahmakça bir laf edip, kendimi dolmuştan attım *.
ben bir müddet yürüdüm, dolmuş bir müddet ışıkta bekledi, sonra yanımdan geçip gitti, yaklaşık 100 m ilerde, kız dolmuştan indi, elinde, ona verdiğim not vardı ve ağlamıyordu, bir filmin iki kahramanı gibiydik, sonrasını seyirciye bırakıp, iş yerimin olduğu sokağa girdim.
o günün akşamında, nota numaramı da yazsa mıydım acaba? diye düşündüm fakat pişman olmadım, böylesi daha güzeldi.
ne istediğimi, ne sevdiğimi, ne düşlediğimi bilmediğim, sadece boş bir yüz ifadesi ve kuyruğu birbirine değmeyen milyonlarca tilki dolu beynimle, öylece durduğum anların çoğaldığını fark ettim, müzik bile yok, sadece bilgisayarın uğultusu, klavyede dolaşan parmaklarımın ve kulaklarımı tırmalayan 'tik tak' larıyla duvar saatinin sesi... hepsi bu.
ara sıra, kalkıp yürümeye çalışan buz dolabımız bu sessizliği bozmasa, yahut milattan önceye ait bu evin ihtiyar parkeleri, zaman zaman sebebi meçhul, gıcırdamasa öldüm sanacağım.
şu an bu satırı yazarken, entrynin başını unuttum, yazmayı bırakıp, yeniden okudum... aynı ben.
burası muş, yolu yokuş mudur, yoksa burası yemen, gülü çemen midir emin değilim fakat biliyorum ki urfan'nın etrafı dumanlı dağlar.
yatağım, üzerinde hoyratça sevişildiği için dağılmış gibi görünse de, aslında uykusuzluktan kıvranan bir bedenin eseridir, yorgan ise, yasak aşkını gözleyen kaçak bir sevgili gibi uzak ve ağlamaklı.
geçen gün dolmuşta, ağlayan bir kıza, dayanamayıp not yazdım, ona asıldığımı sanmasın diye de, kim olduğuma, ne olduğuma dair ayrıca bir şey belirtmedim, şöföre; 'inecek var' deyip, not yazdığım kağıdı defterden yırtarak, ağlayan kıza uzattım, şaşkınlıktan 'sanırım bunu siz düşürmüşsünüz' gibi ahmakça bir laf edip, kendimi dolmuştan attım *.
ben bir müddet yürüdüm, dolmuş bir müddet ışıkta bekledi, sonra yanımdan geçip gitti, yaklaşık 100 m ilerde, kız dolmuştan indi, elinde, ona verdiğim not vardı ve ağlamıyordu, bir filmin iki kahramanı gibiydik, sonrasını seyirciye bırakıp, iş yerimin olduğu sokağa girdim.
o günün akşamında, nota numaramı da yazsa mıydım acaba? diye düşündüm fakat pişman olmadım, böylesi daha güzeldi.
ne istediğimi, ne sevdiğimi, ne düşlediğimi bilmediğim, sadece boş bir yüz ifadesi ve kuyruğu birbirine değmeyen milyonlarca tilki dolu beynimle, öylece durduğum anların çoğaldığını fark ettim, müzik bile yok, sadece bilgisayarın uğultusu, klavyede dolaşan parmaklarımın ve kulaklarımı tırmalayan 'tik tak' larıyla duvar saatinin sesi... hepsi bu.
ara sıra, kalkıp yürümeye çalışan buz dolabımız bu sessizliği bozmasa, yahut milattan önceye ait bu evin ihtiyar parkeleri, zaman zaman sebebi meçhul, gıcırdamasa öldüm sanacağım.
şu an bu satırı yazarken, entrynin başını unuttum, yazmayı bırakıp, yeniden okudum... aynı ben.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar