bugün
- en lezzetli balık21
- ellerim bos gonlum hos4
- ne bakıyorsunuz yazsanıza3
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız10
- true nickli yazar25
- can holding'in 33 şirketini geri alması5
- o kişi sözlüğe girince ne yapmalı2
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin13
- sözlüğün kalitesinin bu aralar biraz düzelmesi3
- karınızı oto yıkamada yıkar mısınız2
- karton toplarken tırın altında kalmak2
- dünyanın en çok ziyaret edilen şehirleri2
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması3
- erdoğan'ın new york ta iş adamlarıyla buluşması3
- karton toplarken cin musallat olması6
- ayakkabının ayağa vurmasının oluşturduğu durum11
- sabahları nefret edilen şeyler10
- does the carpet match the drapes2
- anın görüntüsü25
- kabul görmüş fikirlere itiraz etmek7
- karşı cinsteki en itici özellik12
- asena keskinci3
- ben geldim naneler13
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın6
- how'i met your mother marshall6
- gocu33
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı12
- bozo2
- bilmeyen birine ulu sözlüğü tek cümle ile anlat11
- mansur yavaş14
- yeni biriyle nerede tanışılır8
- online listesindeki sıralama mantığı9
- doktor2
- online listesi neden kaldırıldı10
- sahibinin sesi ile okunan cümleler8
- karması eksi olan yazarların adam gibi adam olması8
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- sevgiliye hitap biçimleri2
- size takılan lakaplar7
- uludağ sözlük evreni9
- 30 yaşına gelince erkeklerin patates olması11
- en son neye çok üzüldünüz12
- sorunlarını sevişerek çözen çiftler6
- başta hak verilen sonradan eksilenen yazılar6
- game of thrones taki kerhaneci21
- inci sözlük8
- tai lung vs gocu22
- başkent istanbul olsun11
- kafayı yememek için ne yapıyorsunuz9
- hintli kızların dayanılmaz çekiciliği7
az önce yedi kova su içtim, kova hesabını yapmak için, su şişesini kovanın içine koyup baktım, sekiz kova ihtimali olmakla beraber, ağzım hala yemen çölü gibi, oysa ben yemen çölünü hiç görmedim.
burası muş, yolu yokuş mudur, yoksa burası yemen, gülü çemen midir emin değilim fakat biliyorum ki urfan'nın etrafı dumanlı dağlar.
yatağım, üzerinde hoyratça sevişildiği için dağılmış gibi görünse de, aslında uykusuzluktan kıvranan bir bedenin eseridir, yorgan ise, yasak aşkını gözleyen kaçak bir sevgili gibi uzak ve ağlamaklı.
geçen gün dolmuşta, ağlayan bir kıza, dayanamayıp not yazdım, ona asıldığımı sanmasın diye de, kim olduğuma, ne olduğuma dair ayrıca bir şey belirtmedim, şöföre; 'inecek var' deyip, not yazdığım kağıdı defterden yırtarak, ağlayan kıza uzattım, şaşkınlıktan 'sanırım bunu siz düşürmüşsünüz' gibi ahmakça bir laf edip, kendimi dolmuştan attım *.
ben bir müddet yürüdüm, dolmuş bir müddet ışıkta bekledi, sonra yanımdan geçip gitti, yaklaşık 100 m ilerde, kız dolmuştan indi, elinde, ona verdiğim not vardı ve ağlamıyordu, bir filmin iki kahramanı gibiydik, sonrasını seyirciye bırakıp, iş yerimin olduğu sokağa girdim.
o günün akşamında, nota numaramı da yazsa mıydım acaba? diye düşündüm fakat pişman olmadım, böylesi daha güzeldi.
ne istediğimi, ne sevdiğimi, ne düşlediğimi bilmediğim, sadece boş bir yüz ifadesi ve kuyruğu birbirine değmeyen milyonlarca tilki dolu beynimle, öylece durduğum anların çoğaldığını fark ettim, müzik bile yok, sadece bilgisayarın uğultusu, klavyede dolaşan parmaklarımın ve kulaklarımı tırmalayan 'tik tak' larıyla duvar saatinin sesi... hepsi bu.
ara sıra, kalkıp yürümeye çalışan buz dolabımız bu sessizliği bozmasa, yahut milattan önceye ait bu evin ihtiyar parkeleri, zaman zaman sebebi meçhul, gıcırdamasa öldüm sanacağım.
şu an bu satırı yazarken, entrynin başını unuttum, yazmayı bırakıp, yeniden okudum... aynı ben.
burası muş, yolu yokuş mudur, yoksa burası yemen, gülü çemen midir emin değilim fakat biliyorum ki urfan'nın etrafı dumanlı dağlar.
yatağım, üzerinde hoyratça sevişildiği için dağılmış gibi görünse de, aslında uykusuzluktan kıvranan bir bedenin eseridir, yorgan ise, yasak aşkını gözleyen kaçak bir sevgili gibi uzak ve ağlamaklı.
geçen gün dolmuşta, ağlayan bir kıza, dayanamayıp not yazdım, ona asıldığımı sanmasın diye de, kim olduğuma, ne olduğuma dair ayrıca bir şey belirtmedim, şöföre; 'inecek var' deyip, not yazdığım kağıdı defterden yırtarak, ağlayan kıza uzattım, şaşkınlıktan 'sanırım bunu siz düşürmüşsünüz' gibi ahmakça bir laf edip, kendimi dolmuştan attım *.
ben bir müddet yürüdüm, dolmuş bir müddet ışıkta bekledi, sonra yanımdan geçip gitti, yaklaşık 100 m ilerde, kız dolmuştan indi, elinde, ona verdiğim not vardı ve ağlamıyordu, bir filmin iki kahramanı gibiydik, sonrasını seyirciye bırakıp, iş yerimin olduğu sokağa girdim.
o günün akşamında, nota numaramı da yazsa mıydım acaba? diye düşündüm fakat pişman olmadım, böylesi daha güzeldi.
ne istediğimi, ne sevdiğimi, ne düşlediğimi bilmediğim, sadece boş bir yüz ifadesi ve kuyruğu birbirine değmeyen milyonlarca tilki dolu beynimle, öylece durduğum anların çoğaldığını fark ettim, müzik bile yok, sadece bilgisayarın uğultusu, klavyede dolaşan parmaklarımın ve kulaklarımı tırmalayan 'tik tak' larıyla duvar saatinin sesi... hepsi bu.
ara sıra, kalkıp yürümeye çalışan buz dolabımız bu sessizliği bozmasa, yahut milattan önceye ait bu evin ihtiyar parkeleri, zaman zaman sebebi meçhul, gıcırdamasa öldüm sanacağım.
şu an bu satırı yazarken, entrynin başını unuttum, yazmayı bırakıp, yeniden okudum... aynı ben.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar