bugün
- duanın bir şeye yaramaması22
- sözlük erkeklerinin bicepsleri69
- dinden uzaklaşan avrupa'nın çöküşü5
- izmirbeyefendisi'nin yakışıklı olması11
- neden 50 tane arap devleti var9
- fon vurgunu48
- sözlük yazarlarının seksi yaprakları6
- akşamki tantana15
- saatlerce sözlükte gezip entry girmeyen yazar7
- bugün uyuyakalmışım11
- 9 5 çalışan ipneler12
- terlikle döven anne13
- cenazende kötü bilirdik denmesi12
- fransa da kısmi sokağa çıkma yasağının uzatılması6
- 21 ekim dünya diyarbakırlılar günü3
- yan sen derdine benden ala mal yok yine sana9
- sözlük kızlarının pek azgın olması3
- karın seni çok üzüyor diyen metres3
- dolarla sigarasini yakan ogrenci4
- az kişinin bildiği müthiş lezzetler2
- arap neferler9
- karısını aldatan yazarlar4
- türküm doğruyum çalışkanım16
- açtığınız başlığa entry girilmemesi7
- güne yulaf ezmesi ve kahve ile başlamak4
- müşekkel3
- sözlükten bir yazarın cenazesine gitmek4
- tavuk olmasa bu kadar insan ne yiyecekti2
- fatma betül sayan kaya17
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı22
- uludede ile camiye gitmek5
- hesabını gizleyen erkek yazar8
- aykirikadin2
- ideal koca4
- anın görüntüsü22
- bismillahirahmanirahim2
- alevilerin camiye gitmemesi3
- uludağ sözlük ün insana hiçbir şey kazandırmaması16
- kürtaj hak mıdır sorunsalı2
- türkiye libya anlaşmasının yunanistan da yankısı3
- gammazların gizli hesapları görebilmesi6
- poğaça yiyen kız6
- evliliğin süper bir şey olması5
- umreye giden arkadaş2
- evlenilecek kıza ayak fetişisti olduğunu söylemek2
- kokoreç10
- kargaların insanları fişlemesi5
- avrupa5
- ayak fetişi istemeyen kadından boşanılır mı2
- sözlük yazarlarının şekerleri2
Tatlım,
Bugün 32 yaşındayım.
Sen gideli 16 yıl olmuş.
Ve ben tam 16 yıldır sensiz yaşıyorum.
Ne tuhaf bir eşitlik bu; hayatımın ilk yarısı seninle, ikinci yarısı sensiz geçmiş.
Sen benim hayatımın tam ortasından geçen bir çizgisin şimdi; senden öncesi, senden sonrası. “Bu kadar klişe olma Böcük” dediğini duyar gibiyim.
Bazen hala dünmüş gibi geliyor…
Ben daha bir haftalıkken sen vardın. Ben daha bir haftalıkken ikimizin beşikte olduğu fotoğraflar var. Ben küçücük bir bebeğim, sense kocaman bir abi. Şaka şaka, sen de daha küçüksün; iki, belki üçsün.
O fotoğraflara baktığımda hep aynı şeyi düşünüyorum; daha o zaman bile beni ne güzel sevmişsin.
Büyükler korkar çocukları bebeklerin yanına yaklaştırmaktan, zarar verir diye. Sen ise tam tersine beni hep korumaya çalışırmışsın; bana yaklaşan büyükleri uyarırmışsın. O küçücük ellerin, o hep kendine has deliliğinle, sanki dünyanın en kıymetli şeyini koruyormuşsun gibi.
Ben gerçekten de öyleydim, senin için. Bunu bana hep hissettirdin; senin yanında hep dünyanın en kıymetli şeyi gibi hissettim.
Sonra beraber büyüdük.
Ben çocuk oldum. Sen benimle çocuk oldun.
Ben büyüdüm. Sen benim büyüdüğümü izledin.
Ben hayatı öğrenirken sen hep bir yerlerde yanımda, yanı başımdaydın; sanki sen de çocuk değilmişsin gibi.
Sonra seni kaybettim.
Ve gitmeden önce bana bir söz verdirmiştin:
“Bundan sonra iki kişilik yaşayacaksın,” demiştin.
Ben de söz vermiştim.
Hem senin için yaşayacaktım hem kendim için. Senin artık yaşayamayacağın şeyleri de yaşayacaktım. Köprünün altından geçerken iki dilek tutacaktım. Hep iki kişilik kahkaha atacak, çikolatayı iki kişilik yiyecektim. Küçücük şeylerde bile seni yanımda taşıyacak, birlikte yapamadıklarımızı yapacaktım; ben hayatı iki kişilik tutacaktım.
O zaman sana verdiğim sözün ne kadar büyük olduğunu bilmiyordum.
Sonra hayat devam etti.
Ben de devam ettim.
Bugün hayatıma dönüp baktığımda sana verdiğim sözden ne kadar uzaklaştığımı görüyorum.
Bırak seni düşünerek seninle iki kişilik yaşamayı, kendim için bile yaşayamadım.
Ben, tek kişilik bile yaşamayı beceremedim.
Kendimi kaybetmek pahasına sevilmeye çalıştım. Korkularımın arkasına saklandım. Başkalarını kaybetmemek için kendimden vazgeçtim. Hayatımı yaşamak yerine çoğu zaman benden beklenen hayatı yaşamaya ya da özellikle yaşamamaya çalıştım.
Ve galiba en çok buna üzülüyorum;
Seni de unuttum.
Bunu söylemek çok ağır.
Böcük , seni nasıl unutur? Sen nasıl unutulursun?
Sen benim hayatımın yarısısın.
Sanırım seni değil, seninle olduğum beni unuttum.
Daha saf olanı.
Daha cesur olanı.
Bir şeyi severken hesabını yapmayanı.
Birine bütün kalbiyle güvenebileni.
Hayatı bu kadar zorlaştırmamış olanı.
Sanırım seni hatırlamak bu yüzden bu kadar acıtıyor.
Çünkü seni hatırlayınca kendimi de hatırlıyorum.
Ve şimdi 32 yaşımda, hayatımın ilk 16 yılını seninle, son 16 yılını sensiz yaşamışken, sana yeniden bir söz vermek istiyorum.
Bu kez bunun küçük bir söz olmadığının farkında olarak.
Kendimi bir daha bırakmayacağıma söz veriyorum.
Korktuğum için kendimden vazgeçmeyeceğim.
Sevilmek için kendimi küçültmeyeceğim.
Birilerini kaybetmemek için kendimi kaybetmeyeceğim.
Ve güzel, komik bir şey olduğunda içimden hala geldiği gibi, iki kişilik güleceğim.
Belki köprünün altından geçerken gerçekten iki dilek tutacağım, bugün pastamı üflerken iki dilek tutacağım gibi.
Bazı insanlar gittikten sonra hayatımızdan çıkmıyor, sadece hayatımızda onlara ayırdığımız yer sessizleşiyor.
Ben o yeri yeniden bulmak istiyorum.
Seni yeniden hatırlamak istiyorum.
Ve belki en çok da, senin sevdiğin o kızı yeniden bulmak istiyorum.
Bilmiyorum, 16 yıl sonra beni tanır mıydın? 16 yıl sonraki bu beni hala aynı sever miydin?
Ama ben seni hala tanıyorum, hala hatırlıyorum.
Ve seni çok özledim, tatlım.
Bugün 32 yaşındayım.
Sen gideli 16 yıl olmuş.
Ve ben tam 16 yıldır sensiz yaşıyorum.
Ne tuhaf bir eşitlik bu; hayatımın ilk yarısı seninle, ikinci yarısı sensiz geçmiş.
Sen benim hayatımın tam ortasından geçen bir çizgisin şimdi; senden öncesi, senden sonrası. “Bu kadar klişe olma Böcük” dediğini duyar gibiyim.
Bazen hala dünmüş gibi geliyor…
Ben daha bir haftalıkken sen vardın. Ben daha bir haftalıkken ikimizin beşikte olduğu fotoğraflar var. Ben küçücük bir bebeğim, sense kocaman bir abi. Şaka şaka, sen de daha küçüksün; iki, belki üçsün.
O fotoğraflara baktığımda hep aynı şeyi düşünüyorum; daha o zaman bile beni ne güzel sevmişsin.
Büyükler korkar çocukları bebeklerin yanına yaklaştırmaktan, zarar verir diye. Sen ise tam tersine beni hep korumaya çalışırmışsın; bana yaklaşan büyükleri uyarırmışsın. O küçücük ellerin, o hep kendine has deliliğinle, sanki dünyanın en kıymetli şeyini koruyormuşsun gibi.
Ben gerçekten de öyleydim, senin için. Bunu bana hep hissettirdin; senin yanında hep dünyanın en kıymetli şeyi gibi hissettim.
Sonra beraber büyüdük.
Ben çocuk oldum. Sen benimle çocuk oldun.
Ben büyüdüm. Sen benim büyüdüğümü izledin.
Ben hayatı öğrenirken sen hep bir yerlerde yanımda, yanı başımdaydın; sanki sen de çocuk değilmişsin gibi.
Sonra seni kaybettim.
Ve gitmeden önce bana bir söz verdirmiştin:
“Bundan sonra iki kişilik yaşayacaksın,” demiştin.
Ben de söz vermiştim.
Hem senin için yaşayacaktım hem kendim için. Senin artık yaşayamayacağın şeyleri de yaşayacaktım. Köprünün altından geçerken iki dilek tutacaktım. Hep iki kişilik kahkaha atacak, çikolatayı iki kişilik yiyecektim. Küçücük şeylerde bile seni yanımda taşıyacak, birlikte yapamadıklarımızı yapacaktım; ben hayatı iki kişilik tutacaktım.
O zaman sana verdiğim sözün ne kadar büyük olduğunu bilmiyordum.
Sonra hayat devam etti.
Ben de devam ettim.
Bugün hayatıma dönüp baktığımda sana verdiğim sözden ne kadar uzaklaştığımı görüyorum.
Bırak seni düşünerek seninle iki kişilik yaşamayı, kendim için bile yaşayamadım.
Ben, tek kişilik bile yaşamayı beceremedim.
Kendimi kaybetmek pahasına sevilmeye çalıştım. Korkularımın arkasına saklandım. Başkalarını kaybetmemek için kendimden vazgeçtim. Hayatımı yaşamak yerine çoğu zaman benden beklenen hayatı yaşamaya ya da özellikle yaşamamaya çalıştım.
Ve galiba en çok buna üzülüyorum;
Seni de unuttum.
Bunu söylemek çok ağır.
Böcük , seni nasıl unutur? Sen nasıl unutulursun?
Sen benim hayatımın yarısısın.
Sanırım seni değil, seninle olduğum beni unuttum.
Daha saf olanı.
Daha cesur olanı.
Bir şeyi severken hesabını yapmayanı.
Birine bütün kalbiyle güvenebileni.
Hayatı bu kadar zorlaştırmamış olanı.
Sanırım seni hatırlamak bu yüzden bu kadar acıtıyor.
Çünkü seni hatırlayınca kendimi de hatırlıyorum.
Ve şimdi 32 yaşımda, hayatımın ilk 16 yılını seninle, son 16 yılını sensiz yaşamışken, sana yeniden bir söz vermek istiyorum.
Bu kez bunun küçük bir söz olmadığının farkında olarak.
Kendimi bir daha bırakmayacağıma söz veriyorum.
Korktuğum için kendimden vazgeçmeyeceğim.
Sevilmek için kendimi küçültmeyeceğim.
Birilerini kaybetmemek için kendimi kaybetmeyeceğim.
Ve güzel, komik bir şey olduğunda içimden hala geldiği gibi, iki kişilik güleceğim.
Belki köprünün altından geçerken gerçekten iki dilek tutacağım, bugün pastamı üflerken iki dilek tutacağım gibi.
Bazı insanlar gittikten sonra hayatımızdan çıkmıyor, sadece hayatımızda onlara ayırdığımız yer sessizleşiyor.
Ben o yeri yeniden bulmak istiyorum.
Seni yeniden hatırlamak istiyorum.
Ve belki en çok da, senin sevdiğin o kızı yeniden bulmak istiyorum.
Bilmiyorum, 16 yıl sonra beni tanır mıydın? 16 yıl sonraki bu beni hala aynı sever miydin?
Ama ben seni hala tanıyorum, hala hatırlıyorum.
Ve seni çok özledim, tatlım.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar