bugün

ittifak teorisi

bir diğer ismiyle general theory of exchanges. (bkz: Yapısalcılık) ‘ın kurucularından fransız antropolog Claude levi-strauss tarafından ortaya atılmıştır. Çağdaşları ingiliz sosyal antropologlar toplumsal kuralların ve farklı toplumların bireylerinin belirli kategori ve fikirler çevresinde nasıl hareket ettiklerini araştırırken o farklı bir noktadan başlamayı seçmişti. Onun çalışmaları mutlak toplumsal sınıfların (ırk, sınıf, akrabalık gibi) nasıl oluştuğu sorusundan güç alıyordu. O aynı zamanda bunların görünüşte zorunlu özelliğini ve toplumlardaki “doğal düzen”deki yerini açıklamak istiyordu. Bunu açıklamak için 1949’daki “akrabalığın temel yapıları” kitabında yüzünü akrabalık müessesine dönmüştür.

Önce antropolojinin de ilk incelediği konulardan olan akrabalığı tanımlayalım. Akrabalık, kişilerin aralarında kültürün tanımladığı ve soy yahut evlilik ile (bu büyük bir tartışma konusu olmuştur) temellendirilmiş ilişkilerdir. Bunlar bütün toplumların kendilerini organize etmek için kullandığı bir yöntemdir. insanlar hayatta kalmak için
birleştirici gruplar kurup bunları yönetmeleri gerekmektedir. Bu gruplar yoluyla insanlar işbirliği yapıp “bugün ne yiyeceğiz? Nerede yaşayacağız? Nerede su bulacağız?” Gibi sorunları çözmeleri gerekmektedir. Kan bağı uzun soluklu, ayrı ve istikrarlı gruplar kurmak için kullanabilir. Fakat toplumların bu türden grupları nasıl kurdukları toplumdan topluma değişmektedir. Bir cemiyette akrabalık müessesinin nasıl işlediğini bilmek, kimin kimle bağlamtılı olduğu ve bu bağlantının ne teşkil ettiği,
o cemiyetin dünya görüşüne bir pencere açmamızı sağlayacaktır. Akrabalık ilişkileri beraberinde haklara ve zorunluluklara dair fikirlerin yanı sıra insanların nasıl yaratıldığına dair fikirler de içerir. Bazı toplumlarda (öhom) akrabalık ilişkileri ekonomik, siyasi ve toplumsal yapının temelini de oluşturur.

Strauss’un fikirleri de marcel mauss’ın karşılıklı hediyeleşmenin “ilkel” toplumlarda oynadığı kilit role dair çalışmalarından oldukça etkilenmiştir.
Strauss’a göre hayvanların doğa dünyasından insanların kültür dünyasına geçiş değiş tokuş vasıtasıyla olmuştur. Yani kişinin bulunduğu kategori ve onun karşısında bulunanlar (yani kişinin kendi grubundan başka bir grup) almak-vermek eylemi ile inşa edilmişti.
Bundan ötürü de ilk toplumsal sınıflar fikirler ile değil hediyeleşmeyle oluşmuştu.

Strauss’a göre kadının doğurganlığı grubun çoğalması için gerekli olduğundan kadınlar “en üst hediye” idi. Başka bir kadın haricinde bir kadının adil takası olmadığından onlar sadece verilmek yerine karşılıklı takas edilmiş olmalılardı. Bu şemaya göre en basit takas erkeklerin kız kardeşlerini alıp vermeleridir. Strauss’a göre bu eş verenler ve eş alanlar arasında bir ayrım çıkarmış ve böylece ilk akrabalık sınıfları oluşmuştur. Sonradan mübadele evliliğinin daha katmanlı halleri de ortaya çıkmıştır.

Fakat bu kız alıp verme hipotezini destekleyen, teşvik eden ne vardı? Strauss’a göre iki faktör vardır. Mütekabiliyet ilkesi ve ensest tabusu. Strauss mütekabiliyet ilkesinin, kısaca hediyeleşmenin alan ve verende birtakım karşılıklı zorunluluklar doğurduğunu kabul etmek, insan kültürünün kalbinde yattığını öne sürmüştür. Kadınlar özel bir değere sahip olduğundan mütekabiliyet evlilik için kız kardeşlerini veren erkeklerin karşılığında da onların kız kardeşlerini alacağının garantisini vermiştir.

Strauss kadın mütarekesinin temelindeki ikinci koşul olarak ensest tabusuna başvurmuştur. Kendisi ensest tabusunun ilginç bir şekilde hem evrensel bir insan olgusu hem de tam olarak ne olduğunun kültürden kültüre değiştiğini kaydetmiştir. Yani her kültür bazı kan bağı sınıflarında bulunanlarla cinsel ilişkileri yasaklar, fakat tam olarak hangi türden akrabalarla olduğu kültürden kültüre değişmektedir. Strauss, hem evrensel hem de kültürden kültüre değişmesinden yola çıkarak ensest tabusunun insanlığın “doğa”dan “kültür”e geçişini simgelediğini varsaymıştır.

Çoğu antropolog ensest tabusunu biyolojik temelli olumsuz yasaklar (olumsuz genetik özelliklerin aktarılmasını engellemek için) yahut evlilik üzerine olan toplumsal kurallara dair belirli bir odağı yansıttığını düşünmekteydi. Aksine Strauss ensest tabusunun grup dışında biriyle evlenmeye teşvik eden kesin emirler olduğunu düşünüyordu. Bu “kesin evlilik kuralları” , bir eşin belirli bir toplumsal sınıf içinde bulunması zorunluluğu, “akrabalığın temel yapıları” kitabının başlığındaki temel yapıları oluşturur.

Bu temel yapılar içinden Strauss "kısıtlanmış mübadele" ve "genelleşmiş mübadele" diye bir ayrım daha yapmıştır.
"Kısıtlanmış mübadele" sadece iki grup erkeğin aralarında kız alıp vermesini açıklar (kız kardeşleri gibi.) burada mütekabiliyet doğrudan ve anında gerçekleşir.
"Genelleşmiş mübadele" üç yahut daha fazla grubun bir yönde kız alıp vermesi (grup a'dan grup b'ye oradan grup c'ye oradan da geri a'ya.) burada mütekabiliyet dolaylı ve ertelenmiştir fakat ölçek ve içerdiği grup sayısı bakımından daha fazla fırsata sahiptir.

Levi-Strauss için kesin evlilik kurallarının mütekabiliyet kurallarıyla birleşmesi kan bağının temel prensibi ve insanın doğadan kopuşunda mütekabiliyetin kilit rol oynadığı genel bir kan bağı teorisini oluşturuyordu. Kan bağıyla oluşan ilişkiler ile evlilik, yakınlık ile oluşan ilişkileri aynı kategoriye almıştır ve ittifak teorisiyle radcliffe-brown’ın başını çektiği, akrabalığın soydan geldiğini söyleyen ingiliz yapısal işlevci sosyal antropologlara karşı çıkmıştır. Bu şahıslar gruptaki evlat ilişkilerinin akrabalıkta en önemli şey olduğunu söylerken Strauss'un yapısalcı analizinde gruplar arasındaki ilişkiler ön plandadır.

Strauss aynı zamanda evlilik bağının akrabalığın en küçük ve temel birimi olduğunu öne sürmüştür. Hatta buna "akrabalığın atomları" ismini vermiştir. Akrabalığı soya dayandıranlar akrabalık ilişkilerinin temelinde ebeveynler ve çocukları olduğunu söylerken Levi-Strauss'a göre akrabalık ilişkilerinin temelinde olanlar karı-koca, onların çocukları, ve kadının erkek kardeşidir (kayınbirader.) Kayınbiraderin varlığı evliliğin sadece üreyişi garantileyen bir mekanizmadan ibaret olmadığını, aynı zamanda erkekler arasında bir değiş-tokuş ilişkisi olduğunu da simgeler.

Levi-Strauss'un çalışmaları insanlar arasındaki akrabalık ilişkilerinin temelinde kültürün yattığını göstermiştir. Kendisi aynı zamanda "karmaşık yapılar"ı analiz ettiği bir çalışma yapacaktı. Onlarda da aynı mütareke ve mütekabiliyet prensiplerinin işlediğini lakin bunun apaçık olmaktan ziyade gizli ve örtük bir şekilde olduğunu savundu. Kendisi bu çalışmayı tamamlamak yerine efsaneler üzerine anıtsal bir çalışmaya girişmiştir. Onun yerine Fransa’daki antropologlar (Örn. Maurice Godelier) Lévi-Strauss’un karmaşık ve “yarı karmaşık” sistemlere ilişkin analizini sürdürdüler.

Özet olarak Strauss, “ilkel” toplumlarda akrabalık bağlarının
öneminin büyük ölçüde üretimin ve grup karar alma sürecinin örgütsel çerçevesi olarak üstlendiği rolde yattığını savunuyordu ve ittifak teorisiyle akrabalığın soydan geldiğini söyleyen antropologlara ve radcliffe-brown’ın yapısal işlevcilik teorisine karşı çıkmıştır.

Bundan ötürü çok eleştirilse de kitabı bir klasiktir. Buna yöneltilen eleştirileri ve diğer teorileri de gidin kaynakçadan araştırın amk.

Kadın neden bu kadar pasif diye soracak olursanız 60 ve 70'lerde feminist ve marksist antropoloji akımları bu ilk akrabalık çalışmalarını sorgulamadan önce kadınlar camiada pek siklenmiyordu.

kaynakça:
https://www.britannica.com/topic/kinship
https://www.britannica.co...c/kinship/Alliance-theory
https://pressbooks.nebras...hapter/social-structures/

Teşekkürler:
(bkz: yazar k)
görsel
© copyright 2005 - 2026