bugün

simone de beauvoir

ulan simone, sen ki burjuva ailenin kucağında büyümüşsün, manastır okullarında okumuşsun, sonra sorbonne’da sartre denen o kel, ufak tefek, gözü kayan yavşakla tanışmışsın ve “biz özgürüz lan, monogami burjuva icadıdır” diye bir anlaşma yapmışsınız... açık ilişki mod on, birbirinizin sevgililerini “anlat bakalım nasıldı” diye dinlemişsiniz, mektuplarda “sevimli kunduzum” diye yazışmışsınız, başkalarıyla yatıp kalkmışsınız ama yine de ömür boyu ayrılmamışsınız...

lan oğlum siz ne yapıyorsunuz orada fransız entelektüelleri, varoluş mu icat ediyorsunuz yoksa grup terapisi mi? bir yandan da oturmuş “ikinci cins” kitabını yazmışsın amk, yüzlerce küsur sayfa dökmüşsün ortaya, “kadın doğulmaz, kadın olunur” diye o meşhur lafı patlatmışsın, erkek egemen dünyayı, kadını öteki ilan eden bütün o boktan düzeni didik didik etmişsin... feminist hareketin kutsal kitabı olmuş, okuyan her kadın ulan haklı bu karı deyip isyana başlamış...

güzel de yapmışsın, helal olsun, aferin takdir ettim o yönünü ama kendi hayatına bakınca “aa tamam, meğer kendi tecrübelerinden radikal olmuş” dedirtiyorsun insana...

sartre’la birlikte varoluşçuluğun en etkili temsilcileri oldunuz, varlık ve hiçlik falan diye felsefe çevirirken bir yandan da özgürlük böyle yaşanır diye ortalığı birbirinize katmışsınız... be simone, sen o kadar zeki, o kadar cesur, o kadar dimdik bir kadınken neden bu kadar açık fikirli çıktın da içimizi acıttın?

sürekli bi şikayetler bi yakarmalar bi isyan hali, bence bu fransız entelektüellerde genel olarak böyle bir dalyaraklık hali var.

çüknot: bu söylediklerim eserlerinin edebî kıymetinden bağımsızdır. keşke biraz daha kötü yazsalarmış da bu kadar ciddiye almasaymışız.
© copyright 2005 - 2026