bugün
- sözlükteki teyzeler defolsun lütfen12
- atatürk'ün abartılmış bir lider olması7
- ayet indirilen dönem4
- huzur islamda5
- sabah gözünü kahve sigarayla açanlar9
- kuran da namazın olmaması6
- alkolsüz bira içen müslüman6
- bu kadar seksi olduğumu bilmiyordum diyen sevgili3
- metrobüse binecek kızlara tavsiyeler3
- göbekli tepe6
- götü güzel olan kız3
- uff diye üzülen erkek2
- hep sinirli yazarlar2
- macron koşacak diye park kapatan akepe35
- sözlük hatunlarının ısırılmalık tipler olması2
- gey biraderler bey gibi gey biraderlerdir12
- ehli sünnet hocalar3
- ehl i sünnet3
- tansiyon ilacını içmeme karizması2
- are you iran5
- her şeyin bir verisi var artık2
- kadın ürolog olmaması4
- inanmayabilirsin ama saygı duymak zorundasın6
- istanbul da ev kiraları3
- sözlükteki teyzeler3
- nasıl birisiniz13
- magnezyum4
- deniz göktaş34
- ona bir şey söyle17
- bir birader bir biradere gel bira içelim demiş2
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması34
- 9 temmuz 20264
- akp bitince ne olacak23
- söyleyecek çok şeyi olduğu halde konuşmayan insan3
- dağa çıkacaklara tavsiyeler4
- farkındalığı yüksek olan bireylerin yalnızlaşması7
- fusya semsiyeli yabanci17
- ekrem imamoğlu11
- fransız kadının pakistan daki 12 yıllık esareti2
- anın görüntüsü10
- kucağa almak2
- oruç açı anlamak içinse açlar neden oruç tutar11
- tefsiriyle okusak ülkenin yarısı dinden çıkar11
- aselsan satılırsa8
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim12
- japon hatunlar mı çinli hatunlar mı6
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın21
- ölümün en iyi tanımı17
- sözlük hatunlarının nefsimi kabartması sorunsalı11
- sevişirken dinlenecek şarkılar6
aslında insanın kendi gölgesini kovalaması gibi bir şey bu ya. elinde fenerle koşuyorsun, gölge bir adım önde, bir adım geride... ne yakalayabiliyorsun onu ne de bırakabiliyorsun. pavlov’un köpeği salyalarını akıtırken, freud divanda sigara tellendirirken, bugün de fmri’yle ön singulat korteksi boyuyoruz (yani beyin taramasıyla beynin duygu ve karar verme kısmına bakıyoruz ama böyle deyince daha havalı geliyor kulağa) hepsi aynı yolun kilometre taşları işte.
psikolojiyi bilim diye kutsayanlar bence haklı da aslında. istatistik var, deney var, tekrarlanabilirlik var (eh bazen), hipotez var, falsifikasyon var. nörobilimle el ele verince resmen fizik gibi duruyor. dopamini resmettiği zaman sanki gök cisimlerinin yörüngesini hesaplıyoruz. ama sonra bir bakıyorsun, aynı deneyi iki farklı kültürde yapıyorsun; sonuçlar bambaşka çıkıyor. birinde “bağlanma korkusu” çıkıyor, diğerinde “aileme saygı duyuyorum, o yüzden mesafeli duruyorum.” o zaman anlıyorsun ki insan denen varlık laboratuvar faresi gibi standartlaşmıyor maalesef.
bana göre psikoloji bilimin en utangaç çocuğu. doğa bilimlerinin sert abisi fizikle aynı sofrada oturmak istiyor ama tabağına sürekli “duygu” ve “anlam” dökülüyor; kaşıkla yiyemiyor, çatala da sığmıyor.
bilim mi? evet, çünkü sorguluyor, ölçüyor, yanlışını düzeltiyor.
bilim değil mi? evet, çünkü bazen ölçtüğü şeyin kendisi ölçerken değişiyor. tıpkı kuantum fiziğindeki gibi; gözlemciyi hesaba katmazsan gerçeklik parmaklarının arasından kayıp gidiyor.
hatırlıyorum, bir dönem kendi zihnimle fena halde boğuşurken bir psikoloğa gitmiştim. adam bana “travman var” deyince içimden “yok be abi, sadece hayat” demiştim. sonra da gülümsemiştim; çünkü o an anlamıştım ki psikoloji aslında insanın kendine “nasılsın?” diye sorduğu en uzun, en dürüst sohbet. bazen bilim kılığına giriyor, bazen şiir oluyor, bazen de sadece susup dinliyor.
kısacası psikoloji bilimlerin en insanisi, en kırılganı, en yalancısı. çünkü bilimin kendisi de sonuçta insandır. biz ne kadar ölçersek ölçelim, içimizdeki o karanlık oda hep biraz daha büyük kalıyor. ve o oda bazen en güzel ışıkla aydınlanıyor; birinin içten bir “anladım seni” deyişiyle.
eee sözlük, bir sonraki seansı burada mı yapalım yoksa orman yolunda mı yürüyelim? beyaz donunuzu giyin, bekliyorum.
çüknot: adını bilim koymuşuz, terapi koymuşuz, serotonin koymuşuz fark etmez. insana bir sabah “bugün biraz daha az acı çekeyim” dedirtiyorsa, o şey iş görüyor.
psikolojiyi bilim diye kutsayanlar bence haklı da aslında. istatistik var, deney var, tekrarlanabilirlik var (eh bazen), hipotez var, falsifikasyon var. nörobilimle el ele verince resmen fizik gibi duruyor. dopamini resmettiği zaman sanki gök cisimlerinin yörüngesini hesaplıyoruz. ama sonra bir bakıyorsun, aynı deneyi iki farklı kültürde yapıyorsun; sonuçlar bambaşka çıkıyor. birinde “bağlanma korkusu” çıkıyor, diğerinde “aileme saygı duyuyorum, o yüzden mesafeli duruyorum.” o zaman anlıyorsun ki insan denen varlık laboratuvar faresi gibi standartlaşmıyor maalesef.
bana göre psikoloji bilimin en utangaç çocuğu. doğa bilimlerinin sert abisi fizikle aynı sofrada oturmak istiyor ama tabağına sürekli “duygu” ve “anlam” dökülüyor; kaşıkla yiyemiyor, çatala da sığmıyor.
bilim mi? evet, çünkü sorguluyor, ölçüyor, yanlışını düzeltiyor.
bilim değil mi? evet, çünkü bazen ölçtüğü şeyin kendisi ölçerken değişiyor. tıpkı kuantum fiziğindeki gibi; gözlemciyi hesaba katmazsan gerçeklik parmaklarının arasından kayıp gidiyor.
hatırlıyorum, bir dönem kendi zihnimle fena halde boğuşurken bir psikoloğa gitmiştim. adam bana “travman var” deyince içimden “yok be abi, sadece hayat” demiştim. sonra da gülümsemiştim; çünkü o an anlamıştım ki psikoloji aslında insanın kendine “nasılsın?” diye sorduğu en uzun, en dürüst sohbet. bazen bilim kılığına giriyor, bazen şiir oluyor, bazen de sadece susup dinliyor.
kısacası psikoloji bilimlerin en insanisi, en kırılganı, en yalancısı. çünkü bilimin kendisi de sonuçta insandır. biz ne kadar ölçersek ölçelim, içimizdeki o karanlık oda hep biraz daha büyük kalıyor. ve o oda bazen en güzel ışıkla aydınlanıyor; birinin içten bir “anladım seni” deyişiyle.
eee sözlük, bir sonraki seansı burada mı yapalım yoksa orman yolunda mı yürüyelim? beyaz donunuzu giyin, bekliyorum.
çüknot: adını bilim koymuşuz, terapi koymuşuz, serotonin koymuşuz fark etmez. insana bir sabah “bugün biraz daha az acı çekeyim” dedirtiyorsa, o şey iş görüyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar