bugün
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- hoşçakal uludağ sözlük8
- sözlüğün en masum yazarları16
- atatürk ü sevme zorunluluğu7
- atatürk ün türk olmadığı gerçeği7
- hesabın yüzde 10 undan daha az bahşiş veren tip10
- atatürk ü sevmediğini belirtme gereği4
- arkadaşlar larissa kim10
- karton toplayan çingene6
- uludağ sözlüğün ikiye bölünmesi4
- sözlükteki gammazlar lobi si12
- fusya semsiyeli yabanci28
- arnavut mehmet akif in şiirinin milli marş olması3
- koca sözlüğün fusya'ya yenilmesi9
- may parker4
- bir kadını taşımanın zorluğu3
- uludağ sözlük size ne kattı18
- başka kırbaç yemek isteyen var mı6
- türklerin soykırımdaki ustalığı4
- fetöcülerin sızmadıkları alanlar4
- hemşehri dayanışması4
- larisalisa8
- sözlükteki lobicilik faaliyetleri5
- doğukan xd anonim hesap pandela2
- şarapçının birden tayyipçi olması10
- bir sözlük kızıyla edebiyat hakkında konuşmak8
- nervio23
- ilk hedef akdenizdir emri gelip karadenize fıymak2
- atam izindeyiz2
- yağmur yağınca açılmayan orospu çocuğu şemsiye3
- sözlükte kendini sibel can diye tanıtan nineler9
- kırbacı ile adalet dağıtan yakışıklı4
- en son ne yediniz4
- tekerleğin içinden şemsiye geçirmek2
- erdoğan ı sevmeyip onun ülkesinde yaşamak5
- darı boyoz çiğdem domat klorak gevrek2
- sözlüğü bıraksam üzülür müsün sözlük5
- sözlükte yazan ünlüler8
- arkadaşlar bakar mısınız bi3
- harun isimli yazarlar3
- kedi sevmek2
- şizofren denilince akla gelen ilk yazar9
- sözlük kızlarının kahveleri9
- sarapci koala41
- tai lung45
- ne mutlu türküm diyene5
- lan şemsiyeci5
- sinek as2
- bir kadının en zevk aldığı an6
- kara kışlar2
ben bu adamı ilk okuduğumda resmen içime oturdu ya. paris sokaklarında avare avare gezerken bulduğu her şeyi, o pisliği, o yalnızlığı, o çürümeyi alıp şiire katmış. annesiyle ömür boyu kavga etmiş, mirası kaptığı gibi savurup bitirmiş, borç batağına gömülmüş, hastalıklar peşini bırakmamış ama durmamış, yazmış durmuş.
kötülük çiçekleri’ni açtığımda (kitabı çıktığında ortalık karışmış tabii. şiir böyle mi olur lan deyip mahkemeye vermiş bazı pezolar, birkaç şiiri yasaklamışlar) ilk başta şok oldum. fahişeler, sarhoşlar, ölüm, şehvet, her şey var içinde ama o kadar ustaca anlatıyor ki hem iğreniyorsun hem de ulan ne güzel söylemiş diyorsun.
poe’yu fransızlara o tanıtmış, çevirileri o kadar içten ki sanki kendi karanlığını poe’da bulmuş gibi. rimbaud da verlaine de mallarme de sonradan hep onun izinden gitmiş, kapıyı aralamış resmen. bana göre asıl büyük işi romantizmin o pembe hayallerinden sıkılmış, gelmiş şehrin gerçek yüzünü, kalabalığın ortasında insanın nasıl yapayalnız kaldığını, o ağır iç sıkıntısını ilk o bu kadar çıplak yazmış. albatros şiirini bitirdiğimde dakikalarca düşündüm, o kanatları yerde sürünen kuş tam kendisi gibi geldi bana.
okudukça içime bir ağırlık çöküyor. bazen keşke biraz daha dikkat etseydi hayatına da daha uzun yazsaydı diyorum, bazen de yok ya, bu kadarını yaşamasa bu kadar derin olamazdı diyorum.
sonu da acı tabii, frengi, felç, genç yaşta annesinin kucağında gitmiş.
ama bıraktıkları hâlâ capcanlı. şimdi bir akşamüstü sokakta yürürken birden içim sıkıldığında aklıma geliyor dizeleri. sanki o da aynı şeyi yaşamış ve bana “heh böyle işte” demiş gibi. evet ya, öyle bir adam. okuyan anlıyor ne demek istediğimi. eskimeyen bi dert ortağı olmuş resmen.
kötülük çiçekleri’ni açtığımda (kitabı çıktığında ortalık karışmış tabii. şiir böyle mi olur lan deyip mahkemeye vermiş bazı pezolar, birkaç şiiri yasaklamışlar) ilk başta şok oldum. fahişeler, sarhoşlar, ölüm, şehvet, her şey var içinde ama o kadar ustaca anlatıyor ki hem iğreniyorsun hem de ulan ne güzel söylemiş diyorsun.
poe’yu fransızlara o tanıtmış, çevirileri o kadar içten ki sanki kendi karanlığını poe’da bulmuş gibi. rimbaud da verlaine de mallarme de sonradan hep onun izinden gitmiş, kapıyı aralamış resmen. bana göre asıl büyük işi romantizmin o pembe hayallerinden sıkılmış, gelmiş şehrin gerçek yüzünü, kalabalığın ortasında insanın nasıl yapayalnız kaldığını, o ağır iç sıkıntısını ilk o bu kadar çıplak yazmış. albatros şiirini bitirdiğimde dakikalarca düşündüm, o kanatları yerde sürünen kuş tam kendisi gibi geldi bana.
okudukça içime bir ağırlık çöküyor. bazen keşke biraz daha dikkat etseydi hayatına da daha uzun yazsaydı diyorum, bazen de yok ya, bu kadarını yaşamasa bu kadar derin olamazdı diyorum.
sonu da acı tabii, frengi, felç, genç yaşta annesinin kucağında gitmiş.
ama bıraktıkları hâlâ capcanlı. şimdi bir akşamüstü sokakta yürürken birden içim sıkıldığında aklıma geliyor dizeleri. sanki o da aynı şeyi yaşamış ve bana “heh böyle işte” demiş gibi. evet ya, öyle bir adam. okuyan anlıyor ne demek istediğimi. eskimeyen bi dert ortağı olmuş resmen.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar