bugün

seni hayata bağlayan şey

kendime yalan söylemekle yetinmiyorum dostlar, o yalana inanıyormuş gibi davranıyorum. “yarın buluşur muhabbet ederiz” diyorum, gitmiyorum. “birini ararım” diyorum, aramıyorum. ama o “yarın” kelimesi olmadan sabahı göremiyorum sanki. o yüzden her sabah kalkıyorum, aynı yastık, aynı ulan yine mi hissiyle. mutfağa gidiyorum, o eski cezveyi ocağa koyuyorum. fokur fokur kaynarken çıkan ses… işte o ses tutuyor beni. sanki biri “tamam, bir fokurtu daha” diyor, ben de inanıyorum. tıpkı az önce uyanıp yaptığım gibi.

veya bi geceyarısı yağmur bastırır, terasa fırlarım. kapı o kadar ağır ki babil’in lanetli kapısı gibi, zorlarken “içeri dışarıyı değil dışarı içeriyi korusun” diye saçma bi felsefe uyduruyorum o an. sonunda açılıyor, sırılsıklam oluyorum. yukarı bakıyorum, çocukken “yıldız yağmuru” sanırdım, şimdi biliyorum hepsi sanrı ama o an içimdeki bi şey kıpırdıyor, “devam” diyor. sigara yakıyorum, arka fona katatonia – july’ı bırakıp ucuz şarabımı açıyorum. ritüel değil, yalvarış.

korkum yok ölmekten aslında. asıl korkum, alçı çıkarılırken kemiğin kesilip kesilmeyeceği. yani o son anda “tamam, bu kadarmış” derken geride bıraktığım şeyin ne kadar boş olduğunu görmek. çünkü bitirmek, o boşluğu kabullenmek demek. ben hâlâ doluymuş gibi yapabiliyorum. o yüzden bağlıyım işte. aptalca, sırılsıklam. o kadar basit. o kadar ağır. o kadar ben.
© copyright 2005 - 2026