bugün
- dün gece ne oldu9
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- sırrı süreyya önder16
- insan olmaya çeyrek kala8
- silver ile evlenecek erkek53
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- true'nun çaylak olması4
- araba sileceği5
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- ismet gürbüz gürbüz mü sorunsalı3
- gece banyo yapıp balkona çıkmak3
- popeyes6
- abdullah öcalan orospu çocuğudur3
- gocu35
- sarapci koala59
- g'i l d'e d l'i l y'nin dudakları8
- melekler insanlarla nasıl iletişim kuruyor4
- iki tas çorba4
- sapıklara empati kasan insan5
- fenerin türkiye'yi yine rezil etmesi5
- yazarlar şuan ne yapıyor2
- kürt hareketi2
- çomar sahiplenme3
- mum ışığı altında televizyon seyretmek2
- torpille işe giren insan2
- saadetler dilemek4
- osmanlı haremi3
- sözlükteki bayan azlığı6
- fikir değiştirmek döneklik midir8
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi2
- götünü yıkamayan bir kızla evlenir misiniz4
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası23
- sözlük sapığı kim5
- siyaset yüzünden çoğu arkadaşlığın bozulması6
- arkadaşlar fasfakirim ya5
- resmine 31 çektim de yattım5
- gammaz çetesi8
- günün sözü26
- şarapçının mal varlığı5
- hristiyanlık3
- melekenin balıkları kavurması3
- çomarların ülkeye faydası2
- deniz gül3
- fetö mitolojisi3
- ellerim boş gönlüm hos2
- el chadaille bitshiabu9
- tulumba tatlısı7
- şarapçının nick değişerek tepkilerden kurtulacanı4
- ellerim bos gonlum hos29
- annesine küfür edilmesinden hoşlanan yazar3
Burada belirleyici olan ayrım şudur: Kürt siyaseti, Kürt ulusunun geleceğini kuran, ulusal iradeyi, kolektif varoluş ufkunu ve siyasal meşruiyeti savunan çizgidir. Buna karşılık Öcalancı hat ve onun güncel klientalist uzantıları—DEM gibi yapılar—artık Türk devletinin Kürtler üzerindeki iç düzenleme, sınıflandırma ve iç tasfiye aygıtına dönüşmüş statist bir temsil rejimidir. Bu yapılar Kürtleri temsil ettiklerini iddia etseler de, fiilen Öcalan-merkezli Türk devleti stratejisinin taşıyıcısı haline gelmişlerdir: Kürt ulusal siyasetini değil, Türk devletinin Kürt siyasal alanını yeniden mühendislik projesini temsil etmektedirler.
Tanık olduğumuz şey şudur: Öcalan kırk yıldır aradığı muhatabı sonunda bulmuştur; fakat bu muhatap Kürt halkı değil, Kürt varlığını kendi sınırları içinde eritmek isteyen Türk devletidir. Burada bir “diyalog” yoktur; ortada konuşan iki taraf, pazarlık eden iki özne de yoktur. Bu ilişki artık siyasal bir müzakere değil, neredeyse tasavvufi bir bütünleşme sahnesidir: Öcalan, Türk devleti karşısında bir “fena” hâline geçmiş, devletle birleşmeyi bir cezbe ve vecd gibi yaşamaya başlamıştır. Hatip de bellidir, muhatap da: Türk devleti konuşur, Öcalan ve Öcalancılar ise onun içinde erir. “Türk devletiyle bütünleşme” diye adlandırılan proje bugün tamamlanmıştır: Öcalancı konsensüs, Kürt ulusal siyasetinin alternatifi değil, onun yerine ikame edilmek istenen bir Türk devleti aparatıdır. Dolayısıyla mevcut süreç bir “entegrasyon” değil, Kürt siyasal varlığının içeriden sökülmesi, Kürt geleceğinin içeriden iptal edilmesidir.
Türk devleti, Kürtlerin kendi içinden işleyen ve Kürt iradesini kendi eliyle iç kolonize eden bir mekanizma üretmiştir. Egemenlik artık yalnızca dışarıdan uygulanan bir baskı değildir; içeride ölçüt koyan, ayıran, tasnif eden ve imhaya açan bir iç aygıt olarak işlemektedir. Öcalan’ın devletle “bütünleşmesi” tam da burada anlam kazanır: Türk devleti, Kürt siyasal alanını dışarıdan bastırmakla yetinmemekte, onu içeriden düzenleyen bir normalleştirme teknolojisini Öcalan üzerinden kurmaktadır. Böylece siyaset, bir mücadele alanı olmaktan çıkıp bir sadakat sınavına indirgenmektedir.
Bugün ortaya çıkan şey yalnızca Kürt siyasetinin bastırılması değildir; Kürt ulusal geleceğinin Türk devletinin içinden işleyen bir “sadakat ölçütü” üzerinden yeniden tasnif edilmesidir. Bazı hayatlar korunabilir, bazıları ise dışlanabilir ve imhaya açık hale getirilmektedir. Öcalan’ın Türk devleti aygıtına dönüştürülmesi, Kürt hayatını “korunabilir” ve “imha edilebilir” diye ayıran normatif bir filtreye dönüşmektedir. Bu filtre, Benjamin’in hukuk-şiddet düğümünde tarif ettiği kurucu zorun sürekliliğini, Foucault’nun normalleştirici iktidarının yaşamı yönetme ve öldürme yetkisini, Butler’ın ise hangi hayatların “yas tutulabilir” sayılacağını belirleyen çerçevesini aynı anda harekete geçirir. Kürt varoluşu artık yalnızca bastırılan değil, içeriden ölçülen, içeriden sınıflandırılan ve içeriden iptal edilen bir hayata dönüştürülmektedir.
Türk devleti artık Kürt siyasetini dışarıdan bastırmıyor; Kürt adına konuşan aygıtlar üzerinden Kürt geleceğini içeriden tasnif ediyor, içeriden buduyor ve içeriden imhaya açıyor
Tanık olduğumuz şey şudur: Öcalan kırk yıldır aradığı muhatabı sonunda bulmuştur; fakat bu muhatap Kürt halkı değil, Kürt varlığını kendi sınırları içinde eritmek isteyen Türk devletidir. Burada bir “diyalog” yoktur; ortada konuşan iki taraf, pazarlık eden iki özne de yoktur. Bu ilişki artık siyasal bir müzakere değil, neredeyse tasavvufi bir bütünleşme sahnesidir: Öcalan, Türk devleti karşısında bir “fena” hâline geçmiş, devletle birleşmeyi bir cezbe ve vecd gibi yaşamaya başlamıştır. Hatip de bellidir, muhatap da: Türk devleti konuşur, Öcalan ve Öcalancılar ise onun içinde erir. “Türk devletiyle bütünleşme” diye adlandırılan proje bugün tamamlanmıştır: Öcalancı konsensüs, Kürt ulusal siyasetinin alternatifi değil, onun yerine ikame edilmek istenen bir Türk devleti aparatıdır. Dolayısıyla mevcut süreç bir “entegrasyon” değil, Kürt siyasal varlığının içeriden sökülmesi, Kürt geleceğinin içeriden iptal edilmesidir.
Türk devleti, Kürtlerin kendi içinden işleyen ve Kürt iradesini kendi eliyle iç kolonize eden bir mekanizma üretmiştir. Egemenlik artık yalnızca dışarıdan uygulanan bir baskı değildir; içeride ölçüt koyan, ayıran, tasnif eden ve imhaya açan bir iç aygıt olarak işlemektedir. Öcalan’ın devletle “bütünleşmesi” tam da burada anlam kazanır: Türk devleti, Kürt siyasal alanını dışarıdan bastırmakla yetinmemekte, onu içeriden düzenleyen bir normalleştirme teknolojisini Öcalan üzerinden kurmaktadır. Böylece siyaset, bir mücadele alanı olmaktan çıkıp bir sadakat sınavına indirgenmektedir.
Bugün ortaya çıkan şey yalnızca Kürt siyasetinin bastırılması değildir; Kürt ulusal geleceğinin Türk devletinin içinden işleyen bir “sadakat ölçütü” üzerinden yeniden tasnif edilmesidir. Bazı hayatlar korunabilir, bazıları ise dışlanabilir ve imhaya açık hale getirilmektedir. Öcalan’ın Türk devleti aygıtına dönüştürülmesi, Kürt hayatını “korunabilir” ve “imha edilebilir” diye ayıran normatif bir filtreye dönüşmektedir. Bu filtre, Benjamin’in hukuk-şiddet düğümünde tarif ettiği kurucu zorun sürekliliğini, Foucault’nun normalleştirici iktidarının yaşamı yönetme ve öldürme yetkisini, Butler’ın ise hangi hayatların “yas tutulabilir” sayılacağını belirleyen çerçevesini aynı anda harekete geçirir. Kürt varoluşu artık yalnızca bastırılan değil, içeriden ölçülen, içeriden sınıflandırılan ve içeriden iptal edilen bir hayata dönüştürülmektedir.
Türk devleti artık Kürt siyasetini dışarıdan bastırmıyor; Kürt adına konuşan aygıtlar üzerinden Kürt geleceğini içeriden tasnif ediyor, içeriden buduyor ve içeriden imhaya açıyor
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar