bugün
- 186 boyundaki erkek19
- kabak yemeği vs hamburger10
- alevi erkek8
- bursalı erkekler9
- gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır10
- bu sözlükte beni herkes tanır17
- erzincanlı erkekler6
- istanbullu erkekler5
- tavuk döner ısmarlayan erkek6
- en merak ettiğin ulu yazarı30
- bir meyve olsanız ne olurdunuz3
- 32 yaşına girmek12
- sivaslı yiğidolar6
- antalyalı erkekler5
- gün içinde uyuduğu için gece uykusu gelmeyen insan3
- kürt erkek5
- nervionun merak ettiği yazar19
- ahmet sezer bey9
- din tartışması7
- 40 yaş üzeri insanlar mesajlaşıyor mu sorunsalı16
- adıyamanlı erkekler5
- sözlükteki birader adı altındaki masonik yapılanma7
- g'i l d'e d l'i l y20
- proteini yüksek sporcu tarifleri2
- cezayir erkekği4
- zengin olsanız ne yapardınız9
- sinirli kadını sakinleştirmek17
- ilk buluşmada ne getirilmeli3
- sözlük kızlarının artık yemek pişirmemesi sorunu4
- nervio'ya aşık olmak5
- norveçte bok olsam9
- şehir şehir dolaşıp koca arayan tip3
- yalnizca deli yalnizca sair21
- ilk buluşmada hesabı kim öder7
- altı ok'a ihanet edip mührü başka yere vurmak19
- gocu27
- izmirli kızlar4
- seat leon fr3
- sevişirken yatak odasına ninja girmemiş insan2
- yeni parti için alternatifli hazırlık2
- habire1240
- terlik giyen erkek5
- bugün açılacağım sözlük kızı12
- ben ahbap derneğine güveniyorum4
- büyük bir pipiye sahip olmak4
- kürtler 5 yıl icerisinde türkiye yi ele gecirirler13
- nickinde k harfi olan yazara olan aşkım15
- rte'nin fethettiği topraklar6
- katatespizartmasi17
- arkadaşlar bakar mısınız21
9. bölüm- ada:
10 yıllık dp iktidarı, 27 mayıs 1960 günü, birkaç saat içinde devrilivermişti. üstelik, halkın büyük bir bölümünün ve muhalefet çevrelerinin desteği tamdı. toplumun bir bölümü, adeta korkulu bir düşten uyanmışcasına mutlu ve coşkuluydu. destek öylesine büyüktü ki, bir süre sonra radyolardan "tezahürat artık durdurulsun" duyuruları yapıldı. darbenin ilk günü lider seçilen cemal gürsel, devrik iktidar mensuplarının yargılanmayacağını ve üç ay içinde seçimlerin yapılacağını ilan etti. 27 mayıs müdahalesinin ilk günleri, iyimser bir hava içinde geçmişti.
darbecilerin lideri olarak orgeneral cemal gürsel ilan edilmişti. ancak, 27 mayıs'ın fiili lideri, gürsel'in adaşı tümgeneral cemal madanoğlu'ydu. madanoğlu, 27 mayıs 1960 günü bir grup hukuk profesörünü ankara'ya getirtmiş, onlardan bir anayasa hazırlamalarını istemişti. madanoğlu, bu isteğini dile getirirken iktidarı en kısa sürede sivillere devretme niyetinde olduğunu da açıkça dile getirdi. ancak, tam bu noktada profesörler madanoğlu'na itiraz ettiler. komutanların olağanüstü yetkilere sahip bir heyet kurarak ülkeyi idare etmeleri gerektiğine kanaat getirdiler. askerler kışlalarına çekilmek istiyor, siviller ise onlara durun diyordu. böylelikle milli birlik komitesi oluşturuldu. ne var ki mbk'nin oluşturulması hiç kolay olmadı. darbecilerin her biri, farklı örgütlerden geldikleri için birbirlerini tanımıyordu. başlarına lider seçtikleri cemal gürsel ise çoğunun adını bile bilmiyordu. 27 mayıs'ın başarıya ulaşmasıyla birlikte pek çok subay, "27 mayıs'ı ben yaptım" diye ortaya çıkmıştı. bunların ne kadarının gerçekten 27 mayıs'ta rol oynadığı, ne kadarının durumdan vazife çıkarmak için ortaya atıldığı kuşkuluydu. sonunda güvenilir komutanlardan oluşan bir heyetin çalışmalarıyla 38 kişilik mbk oluşturuldu. listenin başına cemal gürsel adı yazılıydı.
ne var ki mbk'nin oluşturulmasıyla iş bitmemişti. hatta tersine, yeni bir kriz kapıdaydı. krizin adı hükümetin oluşturulmasıydı. profesörler, hükümeti askerin kurmasını istemişti. bu yüzden hükümeti cemal gürsel kuracaktı. oysa 27 mayıs'ı yapan subaylar, askeri görevlerinin dışında hiçbir görev kabul etmeyeceklerine dair darbeden birkaç saat önce yemin etmişlerdi. sonunda geçmişi temiz sivillerden oluşan bir teknisyenler hükümetinin kurulmasına karar verildi. kriz aşılmış gibi görünüyordu. oysa sırada yeni ve daha büyük bir kriz vardı. iktidara süngüyle gelinebilirdi, ama üstüne oturulamazdı. nitekim, kısa bir süre sonra bu gerçek kendini açık biçimde gösterecekti.
cemal gürsel, ilk günlerde dp'lilerin yargılanmayacaklarını ve en kısa süre içerisinde seçimlere gidileceğini söylemişti. oysa bu o kadar kolay değildi. mbk içerisinde bir grup, hemen seçimlere gidilmesine karşıydı. askeri yönetimin uzun süre devam etmesinden, bu arada köklü reformların yapılmasından ve iktidarın ancak ondan sonra sivillere devredilmesinden yanaydı. radyodan darbe bildirisini okuyan albay alparslan türkeş de seçime karşı olanlardan birisiydi. türkeş, bu koşullarda seçim yapmanın iktidarı chp'ye vermek demek olacağını, bunun da "ordu, chp'yi iktidara getirmek için darbe yaptı" diye algılanacağını düşünüyordu. komutanların dışında anayasa komisyonunu oluşturan profesörler de gürsel'in karşısına geçmişti. profesörler, dp'lilerin yargılanması gerektiğini, aksi halde komutanların ileride "meşru bir iktidara darbe yapmaktan" idam edilmekle bile karşı karşıya kalabileceğini söylüyorlardı. onlara göre seçim yapılacaksa bile önce dp'liler yargılanmalı, bu yargılamadan sonra dp seçime sokulmalıydı. bu durumda devrik iktidar mensuplarına tartışmaları hararetlendi. kara harp okulu binası, tutuklularla dolup taşınca tümgeneral madanoğlu, bir emirle tutukluların çoğunu bıraktırdı. ancak, profesörlerin devreye girmesiyle birlikte bu isimler yeniden tutuklandı. bu arada harbiye'deki tutuklulardan içişleri eski bakanı namık gedik, kuşkulu bir biçimde yaşamını yitirdi. birden bire hava sertleşmişti. basında da devrik rejim aleyhinde ağır suçlamalar yer almaya başlamıştı. konya yolundaki toplu mezarlardan harbiye'yi havaya uçurma planlarına, kars ve artvin'in sovyetler'e verildiğinden tutun da gençlerin cesetlerinden hayvan yemi yapıldığına dair haberler yapılıyordu. doğruluğu kanıtlanmayan bu haberler ile kamuoyu, sert cezalara hazırlanıyordu. ilk günlerde "yargılama olmayacak" diyen ve "üç ay içinde seçim" sözü veren cemal gürsel ağız değiştirerek "onların suçlu olduklarına kaniyim" dedi. artık dp'ye mahkeme kapısı görünmüştü.
harbiye'de tutulan dp'liler, darbeden kısa bir süre sonra askeri uçaklarla etimesgut havaalanından istanbul'a getirildi. devrik iktidar mensupları, buradan bir gemiyle marmara açıklarındaki yassıada'ya taşındı. o güne dek bir askeri tesise ev sahipliği yapan bu küçük ada, o günden sonra türk siyasi yaşamına bir devrin yargılandığı yer olarak geçecekti. bu adada devrik iktidar mensuplarını son derece zorlu koşullar bekliyordu. haklarındaki suçlamalar ağırdı. neredeyse vatana ihanete varan bir dizi suçla itham ediliyorlardı. bununla birlikte askerlerin devrik iktidar mensuplarına olan yaklaşımları da oldukça kabaydı. dp'liler hakkında basın ve kamuoyunda da korkunç bir itibarsızlaştırma süreci yürütülüyordu. bu sürecin zirvesi "düşükler yassıada'da" filmiydi. film, eski dp'lilere yönelik öylesine aşağılayıcı ifadeler içeriyordu ki, bir süre sonra mbk üyesi bazı komutanlar bile eski dp'lilere acımaya başlamış, vicdanen rahatsızlık duyar olmuştu. filmin esas çarpıcı olan sonucu ise devrik cumhurbaşkanı bayar'ın intihar girişimi oldu. gururlu bir adam olan celal bayar, tüm ülkenin gözü önünde maruz kaldığı aşağılamaya dayanamamış, yassıada'da intihara girişmişti. intihar girişimini son anda fark eden askerler, 77 yaşındaki bayar'ı güçlükle kurtarmışlardı.
bayar'ın başarısız intihar girişiminden iki gün sonra, 27 eylül 1960 günü demokrat parti, bir mahkeme kararıyla kapatıldı. kararın gerekçesi, partinin beş yıldır kongresini yapmamasıydı. yaralı demir kırat öldürülmüştü. süvarilerinin kaderi ise yassıada'da çizilecekti.
anlatanlar: cemal madanoğlu, tarık zafer tunaya, hıfzı veldet velidedeoğlu, alparslan türkeş, suphi baykam, metin toker, baha akşit, esat budakoğlu, mükerrem sarol, aydın menderes, perihan arıburun, suphi karaman, nazlı ılıcak.
10 yıllık dp iktidarı, 27 mayıs 1960 günü, birkaç saat içinde devrilivermişti. üstelik, halkın büyük bir bölümünün ve muhalefet çevrelerinin desteği tamdı. toplumun bir bölümü, adeta korkulu bir düşten uyanmışcasına mutlu ve coşkuluydu. destek öylesine büyüktü ki, bir süre sonra radyolardan "tezahürat artık durdurulsun" duyuruları yapıldı. darbenin ilk günü lider seçilen cemal gürsel, devrik iktidar mensuplarının yargılanmayacağını ve üç ay içinde seçimlerin yapılacağını ilan etti. 27 mayıs müdahalesinin ilk günleri, iyimser bir hava içinde geçmişti.
darbecilerin lideri olarak orgeneral cemal gürsel ilan edilmişti. ancak, 27 mayıs'ın fiili lideri, gürsel'in adaşı tümgeneral cemal madanoğlu'ydu. madanoğlu, 27 mayıs 1960 günü bir grup hukuk profesörünü ankara'ya getirtmiş, onlardan bir anayasa hazırlamalarını istemişti. madanoğlu, bu isteğini dile getirirken iktidarı en kısa sürede sivillere devretme niyetinde olduğunu da açıkça dile getirdi. ancak, tam bu noktada profesörler madanoğlu'na itiraz ettiler. komutanların olağanüstü yetkilere sahip bir heyet kurarak ülkeyi idare etmeleri gerektiğine kanaat getirdiler. askerler kışlalarına çekilmek istiyor, siviller ise onlara durun diyordu. böylelikle milli birlik komitesi oluşturuldu. ne var ki mbk'nin oluşturulması hiç kolay olmadı. darbecilerin her biri, farklı örgütlerden geldikleri için birbirlerini tanımıyordu. başlarına lider seçtikleri cemal gürsel ise çoğunun adını bile bilmiyordu. 27 mayıs'ın başarıya ulaşmasıyla birlikte pek çok subay, "27 mayıs'ı ben yaptım" diye ortaya çıkmıştı. bunların ne kadarının gerçekten 27 mayıs'ta rol oynadığı, ne kadarının durumdan vazife çıkarmak için ortaya atıldığı kuşkuluydu. sonunda güvenilir komutanlardan oluşan bir heyetin çalışmalarıyla 38 kişilik mbk oluşturuldu. listenin başına cemal gürsel adı yazılıydı.
ne var ki mbk'nin oluşturulmasıyla iş bitmemişti. hatta tersine, yeni bir kriz kapıdaydı. krizin adı hükümetin oluşturulmasıydı. profesörler, hükümeti askerin kurmasını istemişti. bu yüzden hükümeti cemal gürsel kuracaktı. oysa 27 mayıs'ı yapan subaylar, askeri görevlerinin dışında hiçbir görev kabul etmeyeceklerine dair darbeden birkaç saat önce yemin etmişlerdi. sonunda geçmişi temiz sivillerden oluşan bir teknisyenler hükümetinin kurulmasına karar verildi. kriz aşılmış gibi görünüyordu. oysa sırada yeni ve daha büyük bir kriz vardı. iktidara süngüyle gelinebilirdi, ama üstüne oturulamazdı. nitekim, kısa bir süre sonra bu gerçek kendini açık biçimde gösterecekti.
cemal gürsel, ilk günlerde dp'lilerin yargılanmayacaklarını ve en kısa süre içerisinde seçimlere gidileceğini söylemişti. oysa bu o kadar kolay değildi. mbk içerisinde bir grup, hemen seçimlere gidilmesine karşıydı. askeri yönetimin uzun süre devam etmesinden, bu arada köklü reformların yapılmasından ve iktidarın ancak ondan sonra sivillere devredilmesinden yanaydı. radyodan darbe bildirisini okuyan albay alparslan türkeş de seçime karşı olanlardan birisiydi. türkeş, bu koşullarda seçim yapmanın iktidarı chp'ye vermek demek olacağını, bunun da "ordu, chp'yi iktidara getirmek için darbe yaptı" diye algılanacağını düşünüyordu. komutanların dışında anayasa komisyonunu oluşturan profesörler de gürsel'in karşısına geçmişti. profesörler, dp'lilerin yargılanması gerektiğini, aksi halde komutanların ileride "meşru bir iktidara darbe yapmaktan" idam edilmekle bile karşı karşıya kalabileceğini söylüyorlardı. onlara göre seçim yapılacaksa bile önce dp'liler yargılanmalı, bu yargılamadan sonra dp seçime sokulmalıydı. bu durumda devrik iktidar mensuplarına tartışmaları hararetlendi. kara harp okulu binası, tutuklularla dolup taşınca tümgeneral madanoğlu, bir emirle tutukluların çoğunu bıraktırdı. ancak, profesörlerin devreye girmesiyle birlikte bu isimler yeniden tutuklandı. bu arada harbiye'deki tutuklulardan içişleri eski bakanı namık gedik, kuşkulu bir biçimde yaşamını yitirdi. birden bire hava sertleşmişti. basında da devrik rejim aleyhinde ağır suçlamalar yer almaya başlamıştı. konya yolundaki toplu mezarlardan harbiye'yi havaya uçurma planlarına, kars ve artvin'in sovyetler'e verildiğinden tutun da gençlerin cesetlerinden hayvan yemi yapıldığına dair haberler yapılıyordu. doğruluğu kanıtlanmayan bu haberler ile kamuoyu, sert cezalara hazırlanıyordu. ilk günlerde "yargılama olmayacak" diyen ve "üç ay içinde seçim" sözü veren cemal gürsel ağız değiştirerek "onların suçlu olduklarına kaniyim" dedi. artık dp'ye mahkeme kapısı görünmüştü.
harbiye'de tutulan dp'liler, darbeden kısa bir süre sonra askeri uçaklarla etimesgut havaalanından istanbul'a getirildi. devrik iktidar mensupları, buradan bir gemiyle marmara açıklarındaki yassıada'ya taşındı. o güne dek bir askeri tesise ev sahipliği yapan bu küçük ada, o günden sonra türk siyasi yaşamına bir devrin yargılandığı yer olarak geçecekti. bu adada devrik iktidar mensuplarını son derece zorlu koşullar bekliyordu. haklarındaki suçlamalar ağırdı. neredeyse vatana ihanete varan bir dizi suçla itham ediliyorlardı. bununla birlikte askerlerin devrik iktidar mensuplarına olan yaklaşımları da oldukça kabaydı. dp'liler hakkında basın ve kamuoyunda da korkunç bir itibarsızlaştırma süreci yürütülüyordu. bu sürecin zirvesi "düşükler yassıada'da" filmiydi. film, eski dp'lilere yönelik öylesine aşağılayıcı ifadeler içeriyordu ki, bir süre sonra mbk üyesi bazı komutanlar bile eski dp'lilere acımaya başlamış, vicdanen rahatsızlık duyar olmuştu. filmin esas çarpıcı olan sonucu ise devrik cumhurbaşkanı bayar'ın intihar girişimi oldu. gururlu bir adam olan celal bayar, tüm ülkenin gözü önünde maruz kaldığı aşağılamaya dayanamamış, yassıada'da intihara girişmişti. intihar girişimini son anda fark eden askerler, 77 yaşındaki bayar'ı güçlükle kurtarmışlardı.
bayar'ın başarısız intihar girişiminden iki gün sonra, 27 eylül 1960 günü demokrat parti, bir mahkeme kararıyla kapatıldı. kararın gerekçesi, partinin beş yıldır kongresini yapmamasıydı. yaralı demir kırat öldürülmüştü. süvarilerinin kaderi ise yassıada'da çizilecekti.
anlatanlar: cemal madanoğlu, tarık zafer tunaya, hıfzı veldet velidedeoğlu, alparslan türkeş, suphi baykam, metin toker, baha akşit, esat budakoğlu, mükerrem sarol, aydın menderes, perihan arıburun, suphi karaman, nazlı ılıcak.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar