bugün
- aslında hayatta yapayalnız olmamız7
- ağlamamak için kendini tutmak11
- asla yapmam denilen şeyler4
- yıllar sonra sözlüğe dönen yazar4
- sözlüğü yakınlarının okuması hırsızlık mıdır3
- kendinize yaptığınız en büyük yatırım3
- en iyi simit hangi şehirdedir18
- ctrlx22
- zenci isyanı2
- domdomusa'nın haksız yere çaylaklanması6
- 30 temmuz 2026 cem küçük'ün gözaltına alınması8
- e'e f e6
- gelibolu da yaşamak vs çanakkale merkez de yaşamak5
- yalnız yaşamak5
- intihar4
- gece gece 3 tane kurabiye yemek2
- sigortalı bir iş bul çalış4
- gürcistan22
- güneş gözlüğü3
- tuvalete gitmenin zaman kaybı olması2
- 35 bin lira maaşı beğenmeyen sevgili9
- chatgpt ile dertleşmek3
- hewal ebo18
- içim yanıyor be sözlük7
- neden namaz kılmıyorsun3
- bütün hiçlerle toplanıp beyin fırtınası yapmak2
- velvet hanım iyi geceler2
- lahmacunu elle yiyen kız14
- beleş sigarayı öksürtüyor diyerek reddeden keriz4
- pamuk şeker pembesi oje2
- kuran da namaz yok21
- toksik insanlar2
- parcalandim toparlanamiyorum5
- alman atasözleri2
- ilgi isteyen kız16
- mutfağına konuk olunan yazarın işine karışmak3
- öldürme arzusu2
- geçmişe özlemle bakmak3
- öyle bir şey yaz ki okuyan şaşırsın5
- memelerini okşarken kız nasıl inler4
- usualsuspectss3
- paranın üstüne instagram adresini yazan sığır2
- cinle karşılaşınca yapılacak ilk hareket7
- şimdi arkadaşlar3
- cem gürdap2
- türk düşmanları4
- hiç tadın tuzun olmaması3
- asansörde kalmak7
- güneş4
- sözlükte kesme işareti olmaması3
Dün, eşimin arkadaşı misafirliğe geldi. Kocası da bir süre sonra onu almaya gelince içeri buyur ettik. Sigara içmek istediğini belirtince ikimiz terasa geçtik ve sohbet etmeye başladık. hal ve hatır sormalardan sonra samimi bir konuşmaya başladık.
Adam iki ay önce annesini kaybetmiş. Anlatımında kayıtsızlık vardı ama laf arasında, şart olmamasına rağmen bu bilgiyi bana verdi. Normalde huyum değildir fakat adam farkında olmadan annesi hakkında konuşmak istiyor diye düşündüm ve ben de bir buçuk sene evvel kaybettiğimi söyledim. Ne zaman özlesem, onun en sevdiği şarkıyı açtığımı söyledim. Tam ona soru soracakken adam gülmeye başladı. O kadar içli güldü ki artık ağlamaya döndü ve sonrasında arkasını dönüp kendini sıkarak ağlamaya başladı. Söz konuşu kişi yeni tanıştığım biri olduğu için nasıl davranmam gerektiğine karar veremedim ve masanın üstüne peçete koyup "lavaboya gidiyorum, istediğin kadar rahat olabilirsin" deyip terastan çıkıp mutfağa geçtim. Eşim ve arkadaşının yanına da geçmedim oturdum belli bir süre bekledim ve ardından kapıyı tıklatıp içeri girdim. Adamın yanına oturdum ve bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordum. Teşekkür etti, akabindeki sessizlikten sonra bana açıklama borçluymuşçasına durumu anlattı.
Annesinin en sevdiği şarkıyı bilmiyormuş. Bu farkındalığın gelmesiyle diğer düşünceleri alevlenmiş ve annesiyle yeterince vakit geçiremediğini idrak etmiş. Onun bir gün bile rahat bir şekilde oturup keyfine baktığını hatırlamadığını söyledi. Varsa bile hiçbir hayalini, hobisini, arzusunu yerine getirmeye fırsatı olmadığından bahsetti. Bir ömür boyu çocuklarının geleceği için çabaladığını, fakat sonunda çocukları için arzuladığı hayat standartları yerine gelmiş olsa bile çocuklarının; yani adamın ve kardeşlerinin, annelerini hayatlarına dahil etmediklerini anlattı. Bir keresinde annesine, kardeşinin ailesi ve kendi ailesiyle kapadokya'ya gideceğini söylemiş. Bana, "kapadokya'ya annem gitmek istiyordu." dedi. o sırada adamın aklına gelmediğinden veya umursamadığından mı bilmiyorum annesini çağırmamış. Kadıncağız da "güle güle gidin, benim yerime de gezin." demiş. "Siktiğimin kapadokya'sına bile götürmedim." dedi. Diyecek bir şeyim yoktu, sessiz kaldım.
Muhabbet değişti, vakit geçti derken kalktılar ve gittiler. Yatmadan evvel uzanırken olayı eşime anlattım. Anlatırken gözlerimin dolduğunu fark ettim. Adamın anlattıklarına üzüldüğüm için, veya kendimi onun gibi suçladığım için ağlamadım. Annemin anne olmasına ağladım. Annemi sevdiğimden dolayı bir hayvanmışçasına doğurup, bakıp, ölmesi içimi yaraladı. Annem de o adamın annesi gibi hayatını, üremenin bedeliyle harcamıştı. Tabii ki her üreyen insan bu bedelleri ödemiyor. Daha farklı kültürler var fakat annem için öyle değildi. O sadece şanssızdı, diğer yandan ise sevgiyle zincirlenmişti. Duygular değişik şeyler. Öyle ki sevilmek bile insanın canını yakabiliyor.
Adam iki ay önce annesini kaybetmiş. Anlatımında kayıtsızlık vardı ama laf arasında, şart olmamasına rağmen bu bilgiyi bana verdi. Normalde huyum değildir fakat adam farkında olmadan annesi hakkında konuşmak istiyor diye düşündüm ve ben de bir buçuk sene evvel kaybettiğimi söyledim. Ne zaman özlesem, onun en sevdiği şarkıyı açtığımı söyledim. Tam ona soru soracakken adam gülmeye başladı. O kadar içli güldü ki artık ağlamaya döndü ve sonrasında arkasını dönüp kendini sıkarak ağlamaya başladı. Söz konuşu kişi yeni tanıştığım biri olduğu için nasıl davranmam gerektiğine karar veremedim ve masanın üstüne peçete koyup "lavaboya gidiyorum, istediğin kadar rahat olabilirsin" deyip terastan çıkıp mutfağa geçtim. Eşim ve arkadaşının yanına da geçmedim oturdum belli bir süre bekledim ve ardından kapıyı tıklatıp içeri girdim. Adamın yanına oturdum ve bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordum. Teşekkür etti, akabindeki sessizlikten sonra bana açıklama borçluymuşçasına durumu anlattı.
Annesinin en sevdiği şarkıyı bilmiyormuş. Bu farkındalığın gelmesiyle diğer düşünceleri alevlenmiş ve annesiyle yeterince vakit geçiremediğini idrak etmiş. Onun bir gün bile rahat bir şekilde oturup keyfine baktığını hatırlamadığını söyledi. Varsa bile hiçbir hayalini, hobisini, arzusunu yerine getirmeye fırsatı olmadığından bahsetti. Bir ömür boyu çocuklarının geleceği için çabaladığını, fakat sonunda çocukları için arzuladığı hayat standartları yerine gelmiş olsa bile çocuklarının; yani adamın ve kardeşlerinin, annelerini hayatlarına dahil etmediklerini anlattı. Bir keresinde annesine, kardeşinin ailesi ve kendi ailesiyle kapadokya'ya gideceğini söylemiş. Bana, "kapadokya'ya annem gitmek istiyordu." dedi. o sırada adamın aklına gelmediğinden veya umursamadığından mı bilmiyorum annesini çağırmamış. Kadıncağız da "güle güle gidin, benim yerime de gezin." demiş. "Siktiğimin kapadokya'sına bile götürmedim." dedi. Diyecek bir şeyim yoktu, sessiz kaldım.
Muhabbet değişti, vakit geçti derken kalktılar ve gittiler. Yatmadan evvel uzanırken olayı eşime anlattım. Anlatırken gözlerimin dolduğunu fark ettim. Adamın anlattıklarına üzüldüğüm için, veya kendimi onun gibi suçladığım için ağlamadım. Annemin anne olmasına ağladım. Annemi sevdiğimden dolayı bir hayvanmışçasına doğurup, bakıp, ölmesi içimi yaraladı. Annem de o adamın annesi gibi hayatını, üremenin bedeliyle harcamıştı. Tabii ki her üreyen insan bu bedelleri ödemiyor. Daha farklı kültürler var fakat annem için öyle değildi. O sadece şanssızdı, diğer yandan ise sevgiyle zincirlenmişti. Duygular değişik şeyler. Öyle ki sevilmek bile insanın canını yakabiliyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar