bugün
- arkadaşlar sizce bu takım elbise güzel mi11
- sözlüğe fotoğraf atan kadın6
- mutsuzluğun en büyük nedeni9
- karton toplayan balkan göçmeni4
- sözlük erkeklerinin 1 90 dan kısa olmaması6
- antalya da yaşamak4
- hakkımda bilmeniz gerekenler35
- gaz fren debriyaja aynı anda basarsak ne olur6
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması8
- true vs gocu3
- sözlüğe yazmama kararı veriyorum4
- vazo ve saksı arasındaki farkı bilen erkek7
- kaymak vs tereyağı6
- ai değil alın teri entry4
- isveçlilerin üstün olduğu konular2
- bahis şikesi2
- siktin sol frame'i eyledin viran2
- erector adamdır2
- çilek reçeli vs vişne reçeli6
- habire12 vs ciguli kral2
- gocu'nun çok tatlı olması2
- burak demirbilek'in profil fotoğrafı2
- çare sarıgül4
- pişik kremi3
- ilgi orospusu sözlük kızları2
- 55 kilo üstündeki sözlük kızları9
- denizi olmayan şehirde yaşamak2
- fazla akbili olan var mı4
- nickten isim tahmini yapmak25
- sankritçe3
- gece denize girmek9
- bir konuda fikrini almak istediğiniz kişi3
- sözlüğe fotoğraf atan kızın namusu2
- zorunlu ders programları3
- soğumak2
- her entrysi eksilenen yazar4
- lamine yamal'a 1 milyar euro istenmesi2
- aylık 400 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- anın görüntüsü13
- erkek egemen dil kullanan kadınlar3
- sıfır bir gökhan abi3
- ayınan mıyorum ayınan mıyorum11
- pazar günü sözlükte takılan asosyal ezik2
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası17
- oscar alma yontemleri4
- moominler2
- finlandiya2
- kadın iftirasıyla hayatı kararan erkekler3
- kıl erkeğin süsüdür14
- akrep burcu6
Mustafa Güçlü, beşinci şiir kitabını Sizden Önce Geçtim adıyla yayımladı. Bir Türkmen yörüğü olarak Toroslar'ın doruklarından derin vadilerine süzülen akıcı şiirleriyle bizi bir şamanın derin kederlerle örülmüş kıl çadırlarına, bazen de bir işçinin kirli ve kutsal kasesiyle su ikram ettiği grev çadırına konuk ediyor. Şiirin melankoli ve bencilliğe köküne kadar battığı günümüzde Sizden Önce Geçtim şiir kitabıyla okuruna seslenen Mustafa Güçlü’yle günümüz şiirini konuştuk.
Şair Mustafa Güçlü kimdir?
Mustafa Güçlü, Akdeniz’in kıyıcığında, anamın deyişiyle ilk yağmurlar başladığında 1965 sonbaharında doğmuş, pamuk tarlalarının kavurucu sıcağında ilk kez ezen ve ezilen ilişkisini sorgulamış biridir. Çocukluğum Toroslar'ın eteklerinde şimdi kırıntıları bile kalmayan sığla ormanlarının arasında, hiç dinmeyen yağmurların efsanevi atmosferinde geçti. Sonra istanbul’da üniversite yıllarım başladı. Dönemin öğrenci hareketliliği içinde aktif şekilde yer aldım. Edebiyat Fakültesi Öğrenci Derneği'nin ilk kurucuları arasındaki yedi kişiden biriydim. Tabii aktif mücadele çeşitli gözaltı, yargılanma ve hapislik gibi olağan durumlara da yol açtı. Yitirdiklerimiz, özlemlerimiz,yarattığımız değerlerin güzel bir anısı olarak yaşıyor şimdi.
Abdurrahim Kılıç: Uzun soluklu bir şiir serüveniniz var, neden şiir ve neden şiirde ısrar?
Mustafa Güçlü: Bir röportajda çocukluğumda göçer çadırlarına giderek halk hikâyeleri, masallar ve deyişler dinlediğimi belirtmiştim. Kara çadırın içindeki sözlü tarihin bilgesinden nefes aldım, halk kültürünün anne sütü gibi apak enginliğiyle doldurdum kalbimi. Hala bu alanda derleme çalışmalarımı gelecek kuşaklara aktarmak için elimden geldiğince sürdürüyorum. Geçmişteki bu yaşanmışlıklarımın şiir serüvenimde önemli bir yer tuttuğuna inanıyorum. Yeniyi kurmak, insanlık tarihinin ürettiği birikime bilinçli yaklaşmak, o birikimden yararlanmakla olur. Edebiyatçı bozkırda suyu arayan biri gibi ana damarı bulmak, o pınardan kana kana içmek sorumluluğuyla karşı karşıyadır.
Neden şiirde ısrar ettiğime gelince: Şiirle başladım sanat serüvenime, sözel tarihten beslendim, sonra modern şiirimizin ustalarıyla tanıştım üniversite yıllarında. Şiir dışında henüz yayımlamadığım çalışmalarım var: Deneme, roman gibi, ama asıl yoğunlaştığım alan şiirdir. Şiirin bir birikim ve yaşam deneyimi sonucu şekillenen kendine özgü bir tür olduğunu düşünüyorum. işte bu nedenle şiir.
AK: Şiir size göre toplumsal bir algıdan mı yoksa bireysel bir sızlanmadan mı beslenir?
MG: Genç biri için şiirin başlangıcında bireysel sızlanmalar şiire dahil olabilir. Bu şaire şiir yazma konusunda itici bir zemin de hazırlayabilir. Fakat şair şiirini geliştirdikçe öznellikten toplumsal olana doğru bir seyir içinde olmalıdır. Toplumun değişim ve dönüşümüne şiir estetik bir katkı sunmak zorundadır. Bu bağlamda şiir yıkıcı ve provokatiftir. Düne ait gericileşmiş ne varsa dinamik yapısıyla yıkıp geçmelidir. Bakmayın siz, şiiri toplumsal dayanaklarından soyutlamaya çalışarak yapay bir şiirin peşinde koşanlara. Onlar bugünkü sanat ortamını yapılandırmaya çalışanların şiirin sadece bireysel konularla kişisel bunalımların yansıtılmasıyla yazılabileceği safsatasını. insanlıktan birazcık nasibini almış biri kapitalizmin dayattığı yıkım çağında ben kendimi anlatıyorum diye insanlığa ve çağına karşı sorumluluklarından sıyrılamaz. Kısacası bireysellik ve toplumsallık şiirde iç içedir. Şiir sızlanmayı değil şikâyet edilenlerden kurtulmayı, bu bağlamda da bireysel ve toplumsal kurtuluşu işaret eder.
AK: Son günlerde tartışılan toplumcu şiir, devrimci şiir, imgeci şiir tartışmalarının neresindesiniz, değerlendirmeniz nedir?
MG: Toplumsal muhalefet geri olduğu için toplumcu şiir yukarıda bahsettiğim sermaye merkezli müdahaleler yüzünden günümüzde pek görünür değil.
Sermaye gücü ya da yayınevi, dergi vb. üzerinden kafa kol ilişkisiyle örgütlü davranan modern-postmodern şiir anlayışındaki şiir klikleri piyasayı manipüle eder durumda. Onlara göre bizim yazdığımız müzeye kaldırılması gereken Marksist estetiğin şekillendirdiği modası geçmiş ürünler. Varlık dergisi gibi köklü bir dergi bile toplumcu şiire kapılarını sıkı sıkıya kapatmış durumda.
Bana gelince şiirimin toplumcu damardan beslenen doğal olarak imgeyi içselleştirerek gerçeklikle bağını kurabilen devrimci gerçekçi-imgeci bir çizgide olduğunu düşünüyorum. Bu konular üzerinde gelecek günlerde bir grup arkadaşla bakış açımızı ortaya koyan bir metin hazırlığımız da var.
AK: Şiir kitabı yayımlayan yayıncılara ve şiir ödüllerine karşı son zamanlarda radikal çıkışlarda bulundunuz, sebep?
MG: Ödülleri piyasacı edebiyatın, devrimci şiirin önünü kesmek için manipüle organizasyonlar olarak düşünüyorum. Özellikle yayınevleri, editörler belirli bir algının yaratılması için bir merkezden yönetiliyorlar. Bunlara güdümlü seçici kurullarınca işaret edilene sayfalarca ödül gerekçeleri ekleniyor ki çok gülünç geliyor bana. Bütün yaşananlar kapitalist sistemin edebiyata müdahale etme, iğdiş bir sanat yaratma çabalarının sonucudur. Ülkemizde 12 Eylül’le birlikte hız kazanmış bilinçli ve sistemli bir yıkım politikasının hayata geçirilmesidir.
Şiir kitabı zaten kurumsal özelliği olan yayınevleri tarafından eğer ismin popüler değilse ya da parlatılmaya, cilalanmaya müsait değilse basılmıyor. Geriye parayla kitap basmayı geçim kaynağı haline getirmiş merdiven altı fason yayınevleri kalıyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen son zamanlarda az sermaye ile bu kısır döngüyü kırmaya çalışan yayınevleri de sürece katılıyor. Bu tür yayınevlerinin de çoğalması ve kısa sürede kurumsal bir yapıya bürünmesi en büyük temennimiz.
AK: izan Yayıncılık tarafından yayımlanan son kitabınız Sizden Önce Geçtim adını taşıyor. Kimden önce, nereyi geçtiniz, menziliniz nedir, neresidir?
MG: Menzilim sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya, halkların kardeşliği ve ayak seslerine kulaklarımızı kabarttığımız özlenen günlerin gülen yüzüdür. Bu menzilde bize öğüt verenlere ahkam kesenlere, yılgınlık tohumları saçanlara “Sizden önce geçtim,” diyorum. Bu toplumsal mücadelede öncülük görevi üstlenmiş bir kuşağın içinden çıkmış biri olarak yeni kuşaklara, yol yorgunlarına kendini dirençle ifade eden bir adlandırma bana göre.
AK: Şiirlerinizde yoğunluklu doğa imgeleri ve çok realist duran toplumsal sorunlar, örneğin Soma maden işçileri, Tuzla tersane ölüleri, Davutpaşa havai fişek kazası gibi temalar bir arada bulunuyor. Şiirin günümüzde ideolojik bir damardan akması gerekir mi?
MG: Şiirin besleneceği damar ezilenlerin, ötekilerin düşleri ve acılarıdır. Eşit ve adil olmayan dünyada çocuk işçilerin iliklerine kadar sömürüldüğü, iş kazalarının, yoklukların biçimlendirdiği hayatların sersefil olduğu bir düzende şiir bu olumsuzluklara ne kadar kayıtsız kalabilir? Şiir insanı varoluşsal düzlemde bireysel ve toplumsal bütünselliği içinde yakalayarak ele almalıdır. Kuru bir ideolojik söylem şiire bir şey kazandırmaz, bütüncül bir yaklaşımla şiirini kuruyorsan yeni insanın estetiğinin oluşumuna bir katkı sunuyorsun demektir. Ben böyle bir damara yaslanmayı insanlaşmaya estetik bir katkı olarak adlandırıyorum. Tabii isteyen ideolojik damardan da beslenmiş diyebilir. Çünkü her şeye kayıtsız kalmak da bir ideolojik tutumdur bana göre.
Aslında kayıtsızlık en büyük kötülüktür ve yaşanılanların kıyıda köşede durularak sessizce onaylanmasıdır. Kısacası insanın durduğu yer zaten kendi tercihidir ve nihayetinde zamanın ideolojisine göre o yer belirlenir.
AK: Okurların ve edebiyat camiasının size şiirin devrimci şamanı demelerinin nedeni ne acaba?
MG: Herhalde şiirlerimin doğacı yaklaşımı ve arka planda geçmişe ait arkaik sözcüklerden beslenmesi ve bunu sentezleyerek devrimci bir dönüşüme olanak sunma çabasındandır diye düşünüyorum. Şamanlık geleneğinin ve şamanın, eski toplumlarda önemli bir işlevi vardı. Onlar içinde bulundukları toplumun hem doktoru hem sanatçısı ve kahiniydiler. Şair de sezgileriyle hareket etmesi bakımından ilkel bir ritüelin devamcısı gibidir. Şairin sezgisel gücü, imgenin ortaya çıkışında önemli bir yaratım basamağıdır. Devrimci şaman tabiri, arkadaşlarımızın hoş bir latifesidir diyelim.
AK: Sizden Önce Geçtim kitabınızda da diğer şiir kitaplarınız gibi bazı Kürt şahsiyetleri ve coğrafyası da epey imge bulmuş. Kürt diline, kültürüne bir şair olarak nasıl bakıyorsunuz?
MG: Klasik bir tabirle şair yaşadığı çağın ilk elden tanığıdır. Bu tanıklık öncelikle kendi coğrafyasından başlar. Benim şiirim de kendi coğrafyamızda yaşanan zulümlerden, hak ihlallerinden kaynaklı olumsuzluklara karşı ilgisiz kalmıyor. Ötekilerin tarihi yazılırken egemenlerin bizlere dayattığı bütün argümanlara karşı safını belirliyor. Milliyetçi, ırkçı anlayışların yeryüzünde nelere yol açtığını tüm çıplaklığıyla görebiliyoruz. Kadim Mezopotamya kültürlerini bağrında barındıran ve kavimlerin geçiş kapısı olan Anadolu, bu kültürlerin kalıntılarının günümüze kadar kesintisiz bir şekilde sürdüğü zengin bir coğrafyadır. Özellikle sözlü ve maddi kültürde izleri sürülebilen bu kültürel devamlılık kimi zaman dengbejlerin yanık avazında, kimi zaman Göbeklitepe’nin tapınak izlerinde, figüratif şekillerinde kendini göstermiştir.
Şiir bu coğrafyanın mayasıdır, bu maya kültürleri ayakta tutan ve birbirine yaklaştıran bir özellik taşır. Bu bağlamda Kürt dilinin kaynaklarında Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran, Ehmedê Xanî “gibi önemli ozanlar olduğunu, onların seslerinin dünyanın şiir ırmağında özel tınılarıyla yer aldığını görebiliyoruz. Fakat bu arada lafı gelmişken özellikle belirtmek istiyorum. Acıların kıyısında yanı başlarında yaşanılana gözlerini kapayan popüler kültürün bir parçası haline gelerek kimliksiz şiir yazanlar da var. Metafor yaratma üzerine usta olan bu şairlerin Bodrum’da, Marmaris’te yaşıyormuş gibi melez bir şiir yazmaları gerçekten çok acı bir durum. Önder Birol, Evrensel gazetesinde son kitabımla ilgili bir tespitinde; şiirlerimdeki Mezopotamya tınılarından bahsediyor. işte bu tınılar bütün görkemiyle şiirime kaynaklık ediyor, şiirime tarihin derinliklerinden gelen bir berraklıkla yol gösteriyor.
AK: Şairin bakış açısından bakınca ülkenin sanat ve siyaset ufkunda neler görüyorsunuz?
MG: Ülkenin sanatı, ekonomisinden bağımsız değil elbette. Sanat, tekelci piyasa ekonomisinde 1980 sonrası gittikçe yozlaşan ve sınıftan uzaklaşan bir çizgi izledi. Bu çizginin yarattığı iklim katmerleşerek hala günümüzde etkisini yakıcı bir şekilde sürdürüyor. Ben devrimci şiirdeki ısrarımızın Ermenek ve Soma maden işçilerinin mücadelesinden bağımsız olduğunu düşünmüyorum. işçi sınıfı kuşatılmışlığı fiili ve meşru mücadelesiyle aşmaya çalıyor. Biz de sanat alanında bize dayatılan hiçleştirmeye ve manipülasyon araçlarının etkisiyle yaratılan yıkıma ve yok saymaya bir karşı duruş sergilemeye çalışıyoruz. Attığımız adımların etkilerini kısa zamanda umarım görebileceğiz. Düşlediğimiz ülke bütün renkleriyle gökkuşağı boyunca güzel bir ülke. Yok sayılanlar bir gün bu ülkenin halaylarında en önde omuzdaş olacaklar.
AK: Son söz niyetine?
MG: Röportaj için teşekkür ediyorum. Herkese selam ve sevgiler.
oggito (17 aralık 2020)
Şair Mustafa Güçlü kimdir?
Mustafa Güçlü, Akdeniz’in kıyıcığında, anamın deyişiyle ilk yağmurlar başladığında 1965 sonbaharında doğmuş, pamuk tarlalarının kavurucu sıcağında ilk kez ezen ve ezilen ilişkisini sorgulamış biridir. Çocukluğum Toroslar'ın eteklerinde şimdi kırıntıları bile kalmayan sığla ormanlarının arasında, hiç dinmeyen yağmurların efsanevi atmosferinde geçti. Sonra istanbul’da üniversite yıllarım başladı. Dönemin öğrenci hareketliliği içinde aktif şekilde yer aldım. Edebiyat Fakültesi Öğrenci Derneği'nin ilk kurucuları arasındaki yedi kişiden biriydim. Tabii aktif mücadele çeşitli gözaltı, yargılanma ve hapislik gibi olağan durumlara da yol açtı. Yitirdiklerimiz, özlemlerimiz,yarattığımız değerlerin güzel bir anısı olarak yaşıyor şimdi.
Abdurrahim Kılıç: Uzun soluklu bir şiir serüveniniz var, neden şiir ve neden şiirde ısrar?
Mustafa Güçlü: Bir röportajda çocukluğumda göçer çadırlarına giderek halk hikâyeleri, masallar ve deyişler dinlediğimi belirtmiştim. Kara çadırın içindeki sözlü tarihin bilgesinden nefes aldım, halk kültürünün anne sütü gibi apak enginliğiyle doldurdum kalbimi. Hala bu alanda derleme çalışmalarımı gelecek kuşaklara aktarmak için elimden geldiğince sürdürüyorum. Geçmişteki bu yaşanmışlıklarımın şiir serüvenimde önemli bir yer tuttuğuna inanıyorum. Yeniyi kurmak, insanlık tarihinin ürettiği birikime bilinçli yaklaşmak, o birikimden yararlanmakla olur. Edebiyatçı bozkırda suyu arayan biri gibi ana damarı bulmak, o pınardan kana kana içmek sorumluluğuyla karşı karşıyadır.
Neden şiirde ısrar ettiğime gelince: Şiirle başladım sanat serüvenime, sözel tarihten beslendim, sonra modern şiirimizin ustalarıyla tanıştım üniversite yıllarında. Şiir dışında henüz yayımlamadığım çalışmalarım var: Deneme, roman gibi, ama asıl yoğunlaştığım alan şiirdir. Şiirin bir birikim ve yaşam deneyimi sonucu şekillenen kendine özgü bir tür olduğunu düşünüyorum. işte bu nedenle şiir.
AK: Şiir size göre toplumsal bir algıdan mı yoksa bireysel bir sızlanmadan mı beslenir?
MG: Genç biri için şiirin başlangıcında bireysel sızlanmalar şiire dahil olabilir. Bu şaire şiir yazma konusunda itici bir zemin de hazırlayabilir. Fakat şair şiirini geliştirdikçe öznellikten toplumsal olana doğru bir seyir içinde olmalıdır. Toplumun değişim ve dönüşümüne şiir estetik bir katkı sunmak zorundadır. Bu bağlamda şiir yıkıcı ve provokatiftir. Düne ait gericileşmiş ne varsa dinamik yapısıyla yıkıp geçmelidir. Bakmayın siz, şiiri toplumsal dayanaklarından soyutlamaya çalışarak yapay bir şiirin peşinde koşanlara. Onlar bugünkü sanat ortamını yapılandırmaya çalışanların şiirin sadece bireysel konularla kişisel bunalımların yansıtılmasıyla yazılabileceği safsatasını. insanlıktan birazcık nasibini almış biri kapitalizmin dayattığı yıkım çağında ben kendimi anlatıyorum diye insanlığa ve çağına karşı sorumluluklarından sıyrılamaz. Kısacası bireysellik ve toplumsallık şiirde iç içedir. Şiir sızlanmayı değil şikâyet edilenlerden kurtulmayı, bu bağlamda da bireysel ve toplumsal kurtuluşu işaret eder.
AK: Son günlerde tartışılan toplumcu şiir, devrimci şiir, imgeci şiir tartışmalarının neresindesiniz, değerlendirmeniz nedir?
MG: Toplumsal muhalefet geri olduğu için toplumcu şiir yukarıda bahsettiğim sermaye merkezli müdahaleler yüzünden günümüzde pek görünür değil.
Sermaye gücü ya da yayınevi, dergi vb. üzerinden kafa kol ilişkisiyle örgütlü davranan modern-postmodern şiir anlayışındaki şiir klikleri piyasayı manipüle eder durumda. Onlara göre bizim yazdığımız müzeye kaldırılması gereken Marksist estetiğin şekillendirdiği modası geçmiş ürünler. Varlık dergisi gibi köklü bir dergi bile toplumcu şiire kapılarını sıkı sıkıya kapatmış durumda.
Bana gelince şiirimin toplumcu damardan beslenen doğal olarak imgeyi içselleştirerek gerçeklikle bağını kurabilen devrimci gerçekçi-imgeci bir çizgide olduğunu düşünüyorum. Bu konular üzerinde gelecek günlerde bir grup arkadaşla bakış açımızı ortaya koyan bir metin hazırlığımız da var.
AK: Şiir kitabı yayımlayan yayıncılara ve şiir ödüllerine karşı son zamanlarda radikal çıkışlarda bulundunuz, sebep?
MG: Ödülleri piyasacı edebiyatın, devrimci şiirin önünü kesmek için manipüle organizasyonlar olarak düşünüyorum. Özellikle yayınevleri, editörler belirli bir algının yaratılması için bir merkezden yönetiliyorlar. Bunlara güdümlü seçici kurullarınca işaret edilene sayfalarca ödül gerekçeleri ekleniyor ki çok gülünç geliyor bana. Bütün yaşananlar kapitalist sistemin edebiyata müdahale etme, iğdiş bir sanat yaratma çabalarının sonucudur. Ülkemizde 12 Eylül’le birlikte hız kazanmış bilinçli ve sistemli bir yıkım politikasının hayata geçirilmesidir.
Şiir kitabı zaten kurumsal özelliği olan yayınevleri tarafından eğer ismin popüler değilse ya da parlatılmaya, cilalanmaya müsait değilse basılmıyor. Geriye parayla kitap basmayı geçim kaynağı haline getirmiş merdiven altı fason yayınevleri kalıyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen son zamanlarda az sermaye ile bu kısır döngüyü kırmaya çalışan yayınevleri de sürece katılıyor. Bu tür yayınevlerinin de çoğalması ve kısa sürede kurumsal bir yapıya bürünmesi en büyük temennimiz.
AK: izan Yayıncılık tarafından yayımlanan son kitabınız Sizden Önce Geçtim adını taşıyor. Kimden önce, nereyi geçtiniz, menziliniz nedir, neresidir?
MG: Menzilim sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya, halkların kardeşliği ve ayak seslerine kulaklarımızı kabarttığımız özlenen günlerin gülen yüzüdür. Bu menzilde bize öğüt verenlere ahkam kesenlere, yılgınlık tohumları saçanlara “Sizden önce geçtim,” diyorum. Bu toplumsal mücadelede öncülük görevi üstlenmiş bir kuşağın içinden çıkmış biri olarak yeni kuşaklara, yol yorgunlarına kendini dirençle ifade eden bir adlandırma bana göre.
AK: Şiirlerinizde yoğunluklu doğa imgeleri ve çok realist duran toplumsal sorunlar, örneğin Soma maden işçileri, Tuzla tersane ölüleri, Davutpaşa havai fişek kazası gibi temalar bir arada bulunuyor. Şiirin günümüzde ideolojik bir damardan akması gerekir mi?
MG: Şiirin besleneceği damar ezilenlerin, ötekilerin düşleri ve acılarıdır. Eşit ve adil olmayan dünyada çocuk işçilerin iliklerine kadar sömürüldüğü, iş kazalarının, yoklukların biçimlendirdiği hayatların sersefil olduğu bir düzende şiir bu olumsuzluklara ne kadar kayıtsız kalabilir? Şiir insanı varoluşsal düzlemde bireysel ve toplumsal bütünselliği içinde yakalayarak ele almalıdır. Kuru bir ideolojik söylem şiire bir şey kazandırmaz, bütüncül bir yaklaşımla şiirini kuruyorsan yeni insanın estetiğinin oluşumuna bir katkı sunuyorsun demektir. Ben böyle bir damara yaslanmayı insanlaşmaya estetik bir katkı olarak adlandırıyorum. Tabii isteyen ideolojik damardan da beslenmiş diyebilir. Çünkü her şeye kayıtsız kalmak da bir ideolojik tutumdur bana göre.
Aslında kayıtsızlık en büyük kötülüktür ve yaşanılanların kıyıda köşede durularak sessizce onaylanmasıdır. Kısacası insanın durduğu yer zaten kendi tercihidir ve nihayetinde zamanın ideolojisine göre o yer belirlenir.
AK: Okurların ve edebiyat camiasının size şiirin devrimci şamanı demelerinin nedeni ne acaba?
MG: Herhalde şiirlerimin doğacı yaklaşımı ve arka planda geçmişe ait arkaik sözcüklerden beslenmesi ve bunu sentezleyerek devrimci bir dönüşüme olanak sunma çabasındandır diye düşünüyorum. Şamanlık geleneğinin ve şamanın, eski toplumlarda önemli bir işlevi vardı. Onlar içinde bulundukları toplumun hem doktoru hem sanatçısı ve kahiniydiler. Şair de sezgileriyle hareket etmesi bakımından ilkel bir ritüelin devamcısı gibidir. Şairin sezgisel gücü, imgenin ortaya çıkışında önemli bir yaratım basamağıdır. Devrimci şaman tabiri, arkadaşlarımızın hoş bir latifesidir diyelim.
AK: Sizden Önce Geçtim kitabınızda da diğer şiir kitaplarınız gibi bazı Kürt şahsiyetleri ve coğrafyası da epey imge bulmuş. Kürt diline, kültürüne bir şair olarak nasıl bakıyorsunuz?
MG: Klasik bir tabirle şair yaşadığı çağın ilk elden tanığıdır. Bu tanıklık öncelikle kendi coğrafyasından başlar. Benim şiirim de kendi coğrafyamızda yaşanan zulümlerden, hak ihlallerinden kaynaklı olumsuzluklara karşı ilgisiz kalmıyor. Ötekilerin tarihi yazılırken egemenlerin bizlere dayattığı bütün argümanlara karşı safını belirliyor. Milliyetçi, ırkçı anlayışların yeryüzünde nelere yol açtığını tüm çıplaklığıyla görebiliyoruz. Kadim Mezopotamya kültürlerini bağrında barındıran ve kavimlerin geçiş kapısı olan Anadolu, bu kültürlerin kalıntılarının günümüze kadar kesintisiz bir şekilde sürdüğü zengin bir coğrafyadır. Özellikle sözlü ve maddi kültürde izleri sürülebilen bu kültürel devamlılık kimi zaman dengbejlerin yanık avazında, kimi zaman Göbeklitepe’nin tapınak izlerinde, figüratif şekillerinde kendini göstermiştir.
Şiir bu coğrafyanın mayasıdır, bu maya kültürleri ayakta tutan ve birbirine yaklaştıran bir özellik taşır. Bu bağlamda Kürt dilinin kaynaklarında Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran, Ehmedê Xanî “gibi önemli ozanlar olduğunu, onların seslerinin dünyanın şiir ırmağında özel tınılarıyla yer aldığını görebiliyoruz. Fakat bu arada lafı gelmişken özellikle belirtmek istiyorum. Acıların kıyısında yanı başlarında yaşanılana gözlerini kapayan popüler kültürün bir parçası haline gelerek kimliksiz şiir yazanlar da var. Metafor yaratma üzerine usta olan bu şairlerin Bodrum’da, Marmaris’te yaşıyormuş gibi melez bir şiir yazmaları gerçekten çok acı bir durum. Önder Birol, Evrensel gazetesinde son kitabımla ilgili bir tespitinde; şiirlerimdeki Mezopotamya tınılarından bahsediyor. işte bu tınılar bütün görkemiyle şiirime kaynaklık ediyor, şiirime tarihin derinliklerinden gelen bir berraklıkla yol gösteriyor.
AK: Şairin bakış açısından bakınca ülkenin sanat ve siyaset ufkunda neler görüyorsunuz?
MG: Ülkenin sanatı, ekonomisinden bağımsız değil elbette. Sanat, tekelci piyasa ekonomisinde 1980 sonrası gittikçe yozlaşan ve sınıftan uzaklaşan bir çizgi izledi. Bu çizginin yarattığı iklim katmerleşerek hala günümüzde etkisini yakıcı bir şekilde sürdürüyor. Ben devrimci şiirdeki ısrarımızın Ermenek ve Soma maden işçilerinin mücadelesinden bağımsız olduğunu düşünmüyorum. işçi sınıfı kuşatılmışlığı fiili ve meşru mücadelesiyle aşmaya çalıyor. Biz de sanat alanında bize dayatılan hiçleştirmeye ve manipülasyon araçlarının etkisiyle yaratılan yıkıma ve yok saymaya bir karşı duruş sergilemeye çalışıyoruz. Attığımız adımların etkilerini kısa zamanda umarım görebileceğiz. Düşlediğimiz ülke bütün renkleriyle gökkuşağı boyunca güzel bir ülke. Yok sayılanlar bir gün bu ülkenin halaylarında en önde omuzdaş olacaklar.
AK: Son söz niyetine?
MG: Röportaj için teşekkür ediyorum. Herkese selam ve sevgiler.
oggito (17 aralık 2020)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar