bugün
- sözlükler arası savaş çıksa11
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek3
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- eğleniyormuş gibi yapan kadın2
- çay içen kız10
- ütü13
- evde yapılabilecek aktiviteler3
- aklınıza gelen şarkı sözü4
- duyulan en ilginç isim5
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- oralet içen erkek5
- kalem4
- düşün ki o bunu okuyor5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- yerinde dur3
- yelpaze3
- çaya şeker atan erkek5
- selam sözlük2
- smallville'deki konuk oyuncular3
- dolma kalem3
- taşaklardan birinin kayıp olması2
- doa otomatı3
- yıkık yazarlar4
- latte içen erkek4
- ona bir şey söyle13
- patates kızartması4
- uludağ sözlük çeteleri9
- anın fotoğrafı14
- erdal beşikçioğlu7
- telefona cevap vermeyen kız3
- köpektapar2
- gece ormanda birisi tarafından takip edilmek3
- oturunca göbeği kat kat olan kız3
- bik bik bik bik bik bik diye öten horoz2
- mehdi nereye inecek sorunsalı3
- en boktan on yıl7
- en gey özelliğiniz3
- siyah2
- ayrılık8
- galatasaray5
- gocu bak bi5
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- aylık 425 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- iq düşüren şeyler3
- sözlü kızları cinsel ihtiyacını nasıl karşılıyor3
- galatasaray 3 rennes 32
- gocu ben gocu2
- manifest grubu2
- canım adanalım2
- 2 ağustos 2026 galatasaray rennes maçı2
Zamanında malum partiyi çok pohpohlamış, fetöcüler ve kürtçüler tarafından oyuncak gibi oynanan bir cihangir entelidir. Bu cihangir s*lcularının başı da denebilirdir.
"Bunun tek-taraflı bir siyasi dönüş olduğu kanısında değilim. “Hendek politikası” diye bir olgu var ve bu olguyu görmezden gelerek ne olduğunu anlamak mümkün değil. Tam olarak neydi bu siyaset, neyi hedefliyordu? PKK’nın TC devletine karşı dayatması mıydı yoksa Kürt direniş hareketinin kimin önderliği altında yürüyeceği çekişmesi miydi (ya da ikisi bir arada)? Ama girişim olmayacak talepler içeriyordu ve işleri yokuşa sürmeyi amaçladığı da belliydi.
Bunu iktidarını güven altına almak için yaptığından fazla şüphem yok, başkalarının da farklı düşündüğünü sanmıyorum. Ancak bu “hendek politikası” Erdoğan’ın yaptığı dönüşü meşrulaştırdı. Böylece Kemalist milliyetçilerle barışma (ne kadar olabilirse) ve MHP ile yakınlaşma imkânı da doğdu.
HDP’nin bilmecemsi bir tarafı yok mu? Var. Bu yalnız HDP değil, bu gailenin başından beri kurulagelmiş “Kürt” partilerinin özelliği. PKK’nın büyük ölçüde belirleyici olduğu bir siyasi ortamda “sivil siyaset” yapmak üzere kuruluyorlar ve PKK’yı eleştirmek gibi bir işlev üstlenmek istemiyorlar. Sürecin daha erken aşamalarında “siyasi örgüt”ün PKK’nın sivil uzantısı olduğu izlenimi daha belirgindi ve bu partiler kendileri de bu görünümden rahatsız değillerdi.
Zaman geçtikçe, koşullar bir ölçüde değiştikçe, biri kapatıldıkça yenisi kurulan bu örgütler daha fazla özerklik kazanmaya başladılar. Parlamentoya girmenin yolu olduğunu görmek bu özerkliğe güç kattı.
Canalıcı bir tartışmaya bu yazıda girmek istemiyorum: Kürt taleplerini başından beri PKK gibi bir silahlı örgüt değil de bir “Sivil Haklar” hareketinin üstlenmesi sorunun çözümünü kolaylaştırır mıydı? Bence öyle olurdu ama tarih bu yoldan yürümedi. Böyle bir yola yönelmesini PKK eylemleri belirledi ama PKK’nın kendisini de büyük ölçüde TC devlet politikası belirledi. Bunları geri alma imkânı olmadığı gibi “olmamış gibi yapmak” da mümkün değil.
Yani sonuçta PKK var, onun yanısıra bir dizi Kürt siyasi partisi kuruldu ve bunların sonuncusu da HDP. Önceki bütün Kürt partilerinde olduğu gibi HDP’de de PKK’yı Kürt siyasetinin asıl sahibi kabul edenler var; ancak HDP böyle düşünmeyenlerin şimdiye kadar en güçlü olduğu Kürt partisi.
Bu demektir ki, Kürt sorununun silahsız bir zeminde çözümünü (en azından “seyri”ni) isteyen bir partinin HDP’ye destek vermesi gerekir. Olmakta olan bu mu? Hayır, tam tersi. AKP ve Reis’i bütün güçleriyle HDP’ye yükleniyor, silmeye çalışıyorlar. Son günler bu olayın haberleriyle dolu geçtiği için bütün bu kayyumlardan, tutuklamalardan yeniden söz etmeme, döküm vermeme gerek yok. Bunun amacı ve varacağı yer de belli: Kürt siyasi hareketini parlamentodan ve sivil siyaset alanından silmek. Yani, uzun lafın kısası, Kürtler’e “Sizi konuşturmayacağız” diyoruz. “Parti marti açtırmayacağız. Bizim onaylamadığımız kişileri belediye başkanı falan niyetine seçmenize izin vermeyeceğiz. Şimdi oturun, bizimle barışın.”
Ve bu, yukarıda da söylediğim gibi, Tayyip Erdoğan’ın iktidarda kalma politikasının gereği olarak yapılıyor.
Buraya kadar HDP’ye iktidar açısından baktım: iktidarın görmesi gereken ama görmeyi reddettiği Kürt siyasi partisi olarak. Ancak HDP’ye kendi gözümle baktığımda bundan daha fazlasını görüyorum. “Görüyorum” demek belki çok doğru değil çünkü aslında “görünür” bir şeyden çok bir potansiyelden söz ediyorum.
Türkiye Cumhuriyeti dediğimiz devletin topraklarında yaşayan Kürt halkı bu devletin ve onun egemen çevrelerinin demokratik olmayı benimsemesinin önündeki başlıca engel. Bu sorunu medeni ölçüler içinde çözmeyi kabul etmedikçe, Türkiye’nin demokratik bir ülke olmasının imkânı da yok.
Yani soruna bugünkü veriler çerçevesinde baktığımızda, HDP son derece önemli bir varlık olarak duruyor. Şimdiye kadar “Türkiye partisi” olma bağlamında söyledikleriyle bir demokratik cephenin en önemli kurucu ögesi olabilir. Öyle bir cephenin “onsuz edilmez” parçası olduğu ise kesindir.
Olmakta olan bu mu? Değil. Olmaması da AKP politikasının sonucu olamaz. AKP’den ve Reis’inden —bu saatten sonra— demokrasiyle ilgili bir şey beklemek zaten fuzuli. Ama şu anda AKP’ye ve Reis’ine muhalefet etmekte olanlara bakıyorum. “Milliyetçilik” ideolojisinin rol oynadığı konularda, örneğin Suriye tezkeresinde, ve HDP ile ilgili davranışlarda, örneğin Demirtaş’ı hapse göndermeye ortak oluşlarında, bir demokrasi umudu göremiyorum."
Bu yazıdan anladığımızdan kadarıyla, kendisi hendek politikasını bayağı bayağı kürt siyasetinin bir parçası olarak görmekte. O hendeklerde şehit Türk askerleri için ne düşünüyor acaba? Hdp'yi yere göğe sığdıramamış, elbette bir tükürdüğümün cihangir s*lcusu olarak.
Asıl bomba cümlesi şudur:
"Bu sorunu Kürtler ve Türkler, bir arada çözmeliyiz. Ama şu anda sorunun iki tarafı da buna yeterince hazır değil. Türkler, “egemen etnisite” olmanın kendilerine kazandırdığını düşündükleri avantajlardan sonuna kadar yararlanmaya kararlı. Kürtler demokrasi için savaşırken kendileri yeterince demokratik olamama gibi bir çelişkiyi yaşıyorlar. Daha da birçok etken sayılabilir ama kısa kesiyorum."
Türkler egemen etnisite murat Belge. Bu doğru zaten. Egemen etnisitenin olmanın avantajlarına bakamıyorlar çünkü sizin gibi moskof çomarları yüzünden, pkk ve Kürt gücü buraya kadar geldi. Ezilmişlik edebiyatını hep siz yaydınız. Madem türkler egemen etnisite, kürtler de buna hemen isyan etmeli değil mi? Faşist kemalist devlete boyun eğmemeliler değil mi? Siz cihangir solcularının bilinçaltındaki düşünce tamamiyle bu zaten.. Atatürkçü Cumhuriyetin yegane koruyucusu, türk ordusuna da bu yüzden düşmansınız.. Kemalist devlet yıkılacak, sizin istediğiniz, proleterya diktatörlüğü kurulacak. Bu pislik cihangir engelleri ortadan temizlenmedikçe, pkk da bitmeyecektir..
"Bunun tek-taraflı bir siyasi dönüş olduğu kanısında değilim. “Hendek politikası” diye bir olgu var ve bu olguyu görmezden gelerek ne olduğunu anlamak mümkün değil. Tam olarak neydi bu siyaset, neyi hedefliyordu? PKK’nın TC devletine karşı dayatması mıydı yoksa Kürt direniş hareketinin kimin önderliği altında yürüyeceği çekişmesi miydi (ya da ikisi bir arada)? Ama girişim olmayacak talepler içeriyordu ve işleri yokuşa sürmeyi amaçladığı da belliydi.
Bunu iktidarını güven altına almak için yaptığından fazla şüphem yok, başkalarının da farklı düşündüğünü sanmıyorum. Ancak bu “hendek politikası” Erdoğan’ın yaptığı dönüşü meşrulaştırdı. Böylece Kemalist milliyetçilerle barışma (ne kadar olabilirse) ve MHP ile yakınlaşma imkânı da doğdu.
HDP’nin bilmecemsi bir tarafı yok mu? Var. Bu yalnız HDP değil, bu gailenin başından beri kurulagelmiş “Kürt” partilerinin özelliği. PKK’nın büyük ölçüde belirleyici olduğu bir siyasi ortamda “sivil siyaset” yapmak üzere kuruluyorlar ve PKK’yı eleştirmek gibi bir işlev üstlenmek istemiyorlar. Sürecin daha erken aşamalarında “siyasi örgüt”ün PKK’nın sivil uzantısı olduğu izlenimi daha belirgindi ve bu partiler kendileri de bu görünümden rahatsız değillerdi.
Zaman geçtikçe, koşullar bir ölçüde değiştikçe, biri kapatıldıkça yenisi kurulan bu örgütler daha fazla özerklik kazanmaya başladılar. Parlamentoya girmenin yolu olduğunu görmek bu özerkliğe güç kattı.
Canalıcı bir tartışmaya bu yazıda girmek istemiyorum: Kürt taleplerini başından beri PKK gibi bir silahlı örgüt değil de bir “Sivil Haklar” hareketinin üstlenmesi sorunun çözümünü kolaylaştırır mıydı? Bence öyle olurdu ama tarih bu yoldan yürümedi. Böyle bir yola yönelmesini PKK eylemleri belirledi ama PKK’nın kendisini de büyük ölçüde TC devlet politikası belirledi. Bunları geri alma imkânı olmadığı gibi “olmamış gibi yapmak” da mümkün değil.
Yani sonuçta PKK var, onun yanısıra bir dizi Kürt siyasi partisi kuruldu ve bunların sonuncusu da HDP. Önceki bütün Kürt partilerinde olduğu gibi HDP’de de PKK’yı Kürt siyasetinin asıl sahibi kabul edenler var; ancak HDP böyle düşünmeyenlerin şimdiye kadar en güçlü olduğu Kürt partisi.
Bu demektir ki, Kürt sorununun silahsız bir zeminde çözümünü (en azından “seyri”ni) isteyen bir partinin HDP’ye destek vermesi gerekir. Olmakta olan bu mu? Hayır, tam tersi. AKP ve Reis’i bütün güçleriyle HDP’ye yükleniyor, silmeye çalışıyorlar. Son günler bu olayın haberleriyle dolu geçtiği için bütün bu kayyumlardan, tutuklamalardan yeniden söz etmeme, döküm vermeme gerek yok. Bunun amacı ve varacağı yer de belli: Kürt siyasi hareketini parlamentodan ve sivil siyaset alanından silmek. Yani, uzun lafın kısası, Kürtler’e “Sizi konuşturmayacağız” diyoruz. “Parti marti açtırmayacağız. Bizim onaylamadığımız kişileri belediye başkanı falan niyetine seçmenize izin vermeyeceğiz. Şimdi oturun, bizimle barışın.”
Ve bu, yukarıda da söylediğim gibi, Tayyip Erdoğan’ın iktidarda kalma politikasının gereği olarak yapılıyor.
Buraya kadar HDP’ye iktidar açısından baktım: iktidarın görmesi gereken ama görmeyi reddettiği Kürt siyasi partisi olarak. Ancak HDP’ye kendi gözümle baktığımda bundan daha fazlasını görüyorum. “Görüyorum” demek belki çok doğru değil çünkü aslında “görünür” bir şeyden çok bir potansiyelden söz ediyorum.
Türkiye Cumhuriyeti dediğimiz devletin topraklarında yaşayan Kürt halkı bu devletin ve onun egemen çevrelerinin demokratik olmayı benimsemesinin önündeki başlıca engel. Bu sorunu medeni ölçüler içinde çözmeyi kabul etmedikçe, Türkiye’nin demokratik bir ülke olmasının imkânı da yok.
Yani soruna bugünkü veriler çerçevesinde baktığımızda, HDP son derece önemli bir varlık olarak duruyor. Şimdiye kadar “Türkiye partisi” olma bağlamında söyledikleriyle bir demokratik cephenin en önemli kurucu ögesi olabilir. Öyle bir cephenin “onsuz edilmez” parçası olduğu ise kesindir.
Olmakta olan bu mu? Değil. Olmaması da AKP politikasının sonucu olamaz. AKP’den ve Reis’inden —bu saatten sonra— demokrasiyle ilgili bir şey beklemek zaten fuzuli. Ama şu anda AKP’ye ve Reis’ine muhalefet etmekte olanlara bakıyorum. “Milliyetçilik” ideolojisinin rol oynadığı konularda, örneğin Suriye tezkeresinde, ve HDP ile ilgili davranışlarda, örneğin Demirtaş’ı hapse göndermeye ortak oluşlarında, bir demokrasi umudu göremiyorum."
Bu yazıdan anladığımızdan kadarıyla, kendisi hendek politikasını bayağı bayağı kürt siyasetinin bir parçası olarak görmekte. O hendeklerde şehit Türk askerleri için ne düşünüyor acaba? Hdp'yi yere göğe sığdıramamış, elbette bir tükürdüğümün cihangir s*lcusu olarak.
Asıl bomba cümlesi şudur:
"Bu sorunu Kürtler ve Türkler, bir arada çözmeliyiz. Ama şu anda sorunun iki tarafı da buna yeterince hazır değil. Türkler, “egemen etnisite” olmanın kendilerine kazandırdığını düşündükleri avantajlardan sonuna kadar yararlanmaya kararlı. Kürtler demokrasi için savaşırken kendileri yeterince demokratik olamama gibi bir çelişkiyi yaşıyorlar. Daha da birçok etken sayılabilir ama kısa kesiyorum."
Türkler egemen etnisite murat Belge. Bu doğru zaten. Egemen etnisitenin olmanın avantajlarına bakamıyorlar çünkü sizin gibi moskof çomarları yüzünden, pkk ve Kürt gücü buraya kadar geldi. Ezilmişlik edebiyatını hep siz yaydınız. Madem türkler egemen etnisite, kürtler de buna hemen isyan etmeli değil mi? Faşist kemalist devlete boyun eğmemeliler değil mi? Siz cihangir solcularının bilinçaltındaki düşünce tamamiyle bu zaten.. Atatürkçü Cumhuriyetin yegane koruyucusu, türk ordusuna da bu yüzden düşmansınız.. Kemalist devlet yıkılacak, sizin istediğiniz, proleterya diktatörlüğü kurulacak. Bu pislik cihangir engelleri ortadan temizlenmedikçe, pkk da bitmeyecektir..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar