bugün
- fas6
- dünya7
- 2026 dünya kupası22
- futbol15
- japonya4
- düşün ki o bunu okuyor17
- guyana4
- ekonomi3
- karadeniz ağaçlarından yapılan kağıt2
- moğolistan2
- yaşamak üzerine2
- bosna hersek3
- velvet13
- cezayir2
- çekya3
- avustralya2
- sözlük kızlarının vücutları15
- ona bir şey söyle10
- bir insana inanmak2
- chp'li 17 belediye başkanının akp'ye geçmesi14
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı6
- falıma bakmak isteyen var mı24
- arnavutluk2
- kadınları cinsel obje olarak gören erkek6
- ingiliz şapkası takmıyor diye türkleri asmak10
- gülüm diyen kız10
- kuzenin içine boşalmak14
- yılmaz güney12
- kolu kıllı kız3
- hızlı para kazanmanın yolları4
- fakirin sevmesi hak mıdır6
- türk moğol kardeştir3
- her şeye saygı duyulması gerekir6
- dolandırılan insanların genel özellikleri9
- üşengeçlikten 1 ay banyo yapmamak6
- arap gibi giyinerek sevap kazandığını sanan tip10
- aşk her şeyi affeder mi4
- kafirlerin dünyaya kazandırdıkları8
- gün gelecek dün olacak5
- okullarda zorunlu din dersi meselesi5
- kılıçdaroğlu cemaati4
- eskiden sevilen kızı görünce gelen mide bulantısı4
- belçika2
- iveco daily3
- ahududu2
- özbekistan3
- kemal kılıçdaroğlu18
- meslek lisesi vs imam hatip lisesi7
- coğrafya2
- portekiz3
yazıma başlamadan önce belirtmeliyim ki eleştirmen değilim ve kitaplarla ilgili, okumak dışında, bir işin ucundan tutmuşluğum da yok dolayısıyla tamamen amatör bir eleştiri yazısı olacak benimki.
kitabı aylar evvel turkuvaz kitap' ın genel yayın yönetmeni , namı diğer egoistokur, gülenay börekçi' nin tavsiyesi üzerine edinmek için yanıp tutuşmuş fakat kendi kitapçımda da bulamayınca unutmuştum. börekçi, murata' dan dişi murakami olarak söz edince merakım hayli kabarmıştı, geçen gün kitabı satın aldım ve bir iki saat gibi bir sürede bitirdim. referans kuvvetli olunca beklentimi yüksek tutmuşum sanırım, hayal kırıklığından fazlası olmadığını söylesem yeridir. murakami aşığı olduğum söylenemez lakin murakami' nin yarattığı karakterlerin hayatın içindenliklerinin yanında kendine has oluşlarını yansıtmadaki başarısı yadsınamaz, kurgusu sürükleyip götürür. murata' daysa bu akıcılık daha ziyade hikaye nereye bağlanacak kaygısıyla ilgiliydi.
sosyal normlar altında ezilmiş ve toplumun bir parçası olmakta zorlanan insanları anlatarak sistem eleştirisi yapan pek çok kitap okumuşuzdur, bu yüzden sistemi eleştirmek isteyen bir hikayenin aradan sıyrılmak adına hayli kuvvetli bir kurguya ve bir o kadar başarılı karakterlere sahip olması gerekiyor bana kalırsa. bu açıdan murata ve murakami' nin tek ortak yönünün başarılı betimlemeler olduğunu ; bunun yanında karakter yaratmada murata' nın oldukça zayıf kaldığını düşünüyorum. zira başkarakterimiz keiko normlara kafa tutan, aykırı bir kadından ziyade bir şizoid gibi aktarılmış. karakter hikayelerindeki eksikliği derinden hissediyor bu yüzden karakterlerle empati kuramıyorsunuz.
okuduklarımın bana bir şeyler katması hissini çok seviyorum. bu yalnızca bilgi içerikli kitaplar değil, romanlar için de böyle. esaslı bir roman bir cümleyle- bir betimlemeyle dahi kişiyi altüst edebilir, bir aydınlanma yaşarsınız tabiri caizse ; sayfalarda dolaşmaktan keyif almak, gerçeklikten bir anlığına kopmak dahi bir katkıdır. ne yazık ki kasiyer romanında bunların hiçbirini bulamadım, ufacık haz almadan, son üç sayfasına geldiğimi dahi fark etmeden şimdi beni şaşırtacak beklentisiyle tatminsiz bir şekilde bitirdim kitabı. bu tatminsizlik de beni bir yazı yazmaya ve kim ne derse desin bu kitabı okumanıza gerek yok demeye itti. yine de benim göremediğimi görüp beni aydınlatarak haddimi bildirmek isteyen olursa bir mesaj kadar uzağınızdayım.*
kitapta güzel olan birkaç tespit ve cümle vardı tabii, bu da onlardan biri : '' Yani, yaşamına karışan insanlardan nefret ediyorsun ve buna rağmen laf etmesinler diye yaşamını onlara göre belirleyeceksin ? '' ne kadar da iyi tanımlıyor yaşamlarımızı, salt insanlar sussun diye kaç yaşamdan vazgeçtiğimizi merak ediyorum ben de bazen.
kitabı aylar evvel turkuvaz kitap' ın genel yayın yönetmeni , namı diğer egoistokur, gülenay börekçi' nin tavsiyesi üzerine edinmek için yanıp tutuşmuş fakat kendi kitapçımda da bulamayınca unutmuştum. börekçi, murata' dan dişi murakami olarak söz edince merakım hayli kabarmıştı, geçen gün kitabı satın aldım ve bir iki saat gibi bir sürede bitirdim. referans kuvvetli olunca beklentimi yüksek tutmuşum sanırım, hayal kırıklığından fazlası olmadığını söylesem yeridir. murakami aşığı olduğum söylenemez lakin murakami' nin yarattığı karakterlerin hayatın içindenliklerinin yanında kendine has oluşlarını yansıtmadaki başarısı yadsınamaz, kurgusu sürükleyip götürür. murata' daysa bu akıcılık daha ziyade hikaye nereye bağlanacak kaygısıyla ilgiliydi.
sosyal normlar altında ezilmiş ve toplumun bir parçası olmakta zorlanan insanları anlatarak sistem eleştirisi yapan pek çok kitap okumuşuzdur, bu yüzden sistemi eleştirmek isteyen bir hikayenin aradan sıyrılmak adına hayli kuvvetli bir kurguya ve bir o kadar başarılı karakterlere sahip olması gerekiyor bana kalırsa. bu açıdan murata ve murakami' nin tek ortak yönünün başarılı betimlemeler olduğunu ; bunun yanında karakter yaratmada murata' nın oldukça zayıf kaldığını düşünüyorum. zira başkarakterimiz keiko normlara kafa tutan, aykırı bir kadından ziyade bir şizoid gibi aktarılmış. karakter hikayelerindeki eksikliği derinden hissediyor bu yüzden karakterlerle empati kuramıyorsunuz.
okuduklarımın bana bir şeyler katması hissini çok seviyorum. bu yalnızca bilgi içerikli kitaplar değil, romanlar için de böyle. esaslı bir roman bir cümleyle- bir betimlemeyle dahi kişiyi altüst edebilir, bir aydınlanma yaşarsınız tabiri caizse ; sayfalarda dolaşmaktan keyif almak, gerçeklikten bir anlığına kopmak dahi bir katkıdır. ne yazık ki kasiyer romanında bunların hiçbirini bulamadım, ufacık haz almadan, son üç sayfasına geldiğimi dahi fark etmeden şimdi beni şaşırtacak beklentisiyle tatminsiz bir şekilde bitirdim kitabı. bu tatminsizlik de beni bir yazı yazmaya ve kim ne derse desin bu kitabı okumanıza gerek yok demeye itti. yine de benim göremediğimi görüp beni aydınlatarak haddimi bildirmek isteyen olursa bir mesaj kadar uzağınızdayım.*
kitapta güzel olan birkaç tespit ve cümle vardı tabii, bu da onlardan biri : '' Yani, yaşamına karışan insanlardan nefret ediyorsun ve buna rağmen laf etmesinler diye yaşamını onlara göre belirleyeceksin ? '' ne kadar da iyi tanımlıyor yaşamlarımızı, salt insanlar sussun diye kaç yaşamdan vazgeçtiğimizi merak ediyorum ben de bazen.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar