bugün
- sözlük kızlarının kekleri20
- dantelli sütyen takan erkek10
- gülerken ısınarak terleyip pasta kokan kız4
- ak partililerin apoya villa yaptırması35
- nil karaibrahimgil dinleyen erkek4
- betray me masklavi frank lucas kerhaneci yagmurcu4
- filenin sultanları'nın siklenmemesi4
- dindarların çoğunun fakir olması7
- müstehcenlik soruşturmaları4
- yesene beni diyen kız9
- renault toros4
- neme lazım diyen erkek4
- türk açılımı2
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- kız sesi duymak için müşteri hizmetlerini aramak8
- diyarbakır2
- ufuksal yönelimler2
- sayın mod arkadaşlar2
- amed erxeni2
- bir lahmacuncunun yapabileceği en kırıcı hareket2
- taşacak bu deniz dizisi3
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı7
- feto'nun kamu gizli yapılanmasına operasyon3
- ölüm korkusundan ölmek3
- kahve kupasını iki elle tutup camdan bakan erko2
- ölümden korkuyor musunuz17
- anın görüntüsü22
- palamut7
- meyhanede masayı yumruklayıp hancı hancı demek9
- eyes wide shut2
- insanın hayvandan koptuğu özgürlük eşiği2
- intihar düşüncesi7
- abdullah öcalan'a villa yapılması2
- 19 eylül 20262
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek15
- 2026 sonbaharında izmir3
- bara giden erkeğin asıl amacı12
- erkekle kadının arkadaş olması2
- ayı dövmenin aslında zor olmaması11
- bursa daki iskender festivalindeki görüntüler2
- illüminati ve grup sex ayinleri4
- sözlük kızları dertleşiyor3
- matrix te yaşadığımız gerçeği8
- ghost rider5
- seninleyken kendim olabiliyorum6
- insan2
- joseph weber2
- zalbert ramstein8
- artı oy alamama krizine girmek3
- papazla imam olmak2
yazıma başlamadan önce belirtmeliyim ki eleştirmen değilim ve kitaplarla ilgili, okumak dışında, bir işin ucundan tutmuşluğum da yok dolayısıyla tamamen amatör bir eleştiri yazısı olacak benimki.
kitabı aylar evvel turkuvaz kitap' ın genel yayın yönetmeni , namı diğer egoistokur, gülenay börekçi' nin tavsiyesi üzerine edinmek için yanıp tutuşmuş fakat kendi kitapçımda da bulamayınca unutmuştum. börekçi, murata' dan dişi murakami olarak söz edince merakım hayli kabarmıştı, geçen gün kitabı satın aldım ve bir iki saat gibi bir sürede bitirdim. referans kuvvetli olunca beklentimi yüksek tutmuşum sanırım, hayal kırıklığından fazlası olmadığını söylesem yeridir. murakami aşığı olduğum söylenemez lakin murakami' nin yarattığı karakterlerin hayatın içindenliklerinin yanında kendine has oluşlarını yansıtmadaki başarısı yadsınamaz, kurgusu sürükleyip götürür. murata' daysa bu akıcılık daha ziyade hikaye nereye bağlanacak kaygısıyla ilgiliydi.
sosyal normlar altında ezilmiş ve toplumun bir parçası olmakta zorlanan insanları anlatarak sistem eleştirisi yapan pek çok kitap okumuşuzdur, bu yüzden sistemi eleştirmek isteyen bir hikayenin aradan sıyrılmak adına hayli kuvvetli bir kurguya ve bir o kadar başarılı karakterlere sahip olması gerekiyor bana kalırsa. bu açıdan murata ve murakami' nin tek ortak yönünün başarılı betimlemeler olduğunu ; bunun yanında karakter yaratmada murata' nın oldukça zayıf kaldığını düşünüyorum. zira başkarakterimiz keiko normlara kafa tutan, aykırı bir kadından ziyade bir şizoid gibi aktarılmış. karakter hikayelerindeki eksikliği derinden hissediyor bu yüzden karakterlerle empati kuramıyorsunuz.
okuduklarımın bana bir şeyler katması hissini çok seviyorum. bu yalnızca bilgi içerikli kitaplar değil, romanlar için de böyle. esaslı bir roman bir cümleyle- bir betimlemeyle dahi kişiyi altüst edebilir, bir aydınlanma yaşarsınız tabiri caizse ; sayfalarda dolaşmaktan keyif almak, gerçeklikten bir anlığına kopmak dahi bir katkıdır. ne yazık ki kasiyer romanında bunların hiçbirini bulamadım, ufacık haz almadan, son üç sayfasına geldiğimi dahi fark etmeden şimdi beni şaşırtacak beklentisiyle tatminsiz bir şekilde bitirdim kitabı. bu tatminsizlik de beni bir yazı yazmaya ve kim ne derse desin bu kitabı okumanıza gerek yok demeye itti. yine de benim göremediğimi görüp beni aydınlatarak haddimi bildirmek isteyen olursa bir mesaj kadar uzağınızdayım.*
kitapta güzel olan birkaç tespit ve cümle vardı tabii, bu da onlardan biri : '' Yani, yaşamına karışan insanlardan nefret ediyorsun ve buna rağmen laf etmesinler diye yaşamını onlara göre belirleyeceksin ? '' ne kadar da iyi tanımlıyor yaşamlarımızı, salt insanlar sussun diye kaç yaşamdan vazgeçtiğimizi merak ediyorum ben de bazen.
kitabı aylar evvel turkuvaz kitap' ın genel yayın yönetmeni , namı diğer egoistokur, gülenay börekçi' nin tavsiyesi üzerine edinmek için yanıp tutuşmuş fakat kendi kitapçımda da bulamayınca unutmuştum. börekçi, murata' dan dişi murakami olarak söz edince merakım hayli kabarmıştı, geçen gün kitabı satın aldım ve bir iki saat gibi bir sürede bitirdim. referans kuvvetli olunca beklentimi yüksek tutmuşum sanırım, hayal kırıklığından fazlası olmadığını söylesem yeridir. murakami aşığı olduğum söylenemez lakin murakami' nin yarattığı karakterlerin hayatın içindenliklerinin yanında kendine has oluşlarını yansıtmadaki başarısı yadsınamaz, kurgusu sürükleyip götürür. murata' daysa bu akıcılık daha ziyade hikaye nereye bağlanacak kaygısıyla ilgiliydi.
sosyal normlar altında ezilmiş ve toplumun bir parçası olmakta zorlanan insanları anlatarak sistem eleştirisi yapan pek çok kitap okumuşuzdur, bu yüzden sistemi eleştirmek isteyen bir hikayenin aradan sıyrılmak adına hayli kuvvetli bir kurguya ve bir o kadar başarılı karakterlere sahip olması gerekiyor bana kalırsa. bu açıdan murata ve murakami' nin tek ortak yönünün başarılı betimlemeler olduğunu ; bunun yanında karakter yaratmada murata' nın oldukça zayıf kaldığını düşünüyorum. zira başkarakterimiz keiko normlara kafa tutan, aykırı bir kadından ziyade bir şizoid gibi aktarılmış. karakter hikayelerindeki eksikliği derinden hissediyor bu yüzden karakterlerle empati kuramıyorsunuz.
okuduklarımın bana bir şeyler katması hissini çok seviyorum. bu yalnızca bilgi içerikli kitaplar değil, romanlar için de böyle. esaslı bir roman bir cümleyle- bir betimlemeyle dahi kişiyi altüst edebilir, bir aydınlanma yaşarsınız tabiri caizse ; sayfalarda dolaşmaktan keyif almak, gerçeklikten bir anlığına kopmak dahi bir katkıdır. ne yazık ki kasiyer romanında bunların hiçbirini bulamadım, ufacık haz almadan, son üç sayfasına geldiğimi dahi fark etmeden şimdi beni şaşırtacak beklentisiyle tatminsiz bir şekilde bitirdim kitabı. bu tatminsizlik de beni bir yazı yazmaya ve kim ne derse desin bu kitabı okumanıza gerek yok demeye itti. yine de benim göremediğimi görüp beni aydınlatarak haddimi bildirmek isteyen olursa bir mesaj kadar uzağınızdayım.*
kitapta güzel olan birkaç tespit ve cümle vardı tabii, bu da onlardan biri : '' Yani, yaşamına karışan insanlardan nefret ediyorsun ve buna rağmen laf etmesinler diye yaşamını onlara göre belirleyeceksin ? '' ne kadar da iyi tanımlıyor yaşamlarımızı, salt insanlar sussun diye kaç yaşamdan vazgeçtiğimizi merak ediyorum ben de bazen.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar