bugün
- 0 0 7 abime ayarlayacağım manita10
- akp'nin kürdistan'a hazırlanıyor olma ihtimali13
- izmir'in akp'ye geçmesi16
- devlet bahçeli'nin öcalan'a selam göndermesi32
- ispanya'nin terör bitirme formülü17
- ellerim bos gonlum hos4
- bir kızın şemsiyesinin altına sığınmak6
- tel avive atom bombası atmak5
- ayrı mutfakların insanları9
- gece gece bağırsakla ip atlayan salatalık görmek5
- candan erçetin'in kıymeti bilinmemiş saçma şarkısı3
- recep tayyip erdoğan31
- sözlükteki aktroller8
- havada uçak düşürmeye çalışan arap pilot3
- vişneli sarma8
- sabahın köründe işe giden ezik8
- ay diyen erkek5
- 2 ekim 2026 belçika türkiye maçı6
- yandaş açlığı2
- birini unutmak6
- 4 litre piril'in kaç tl olması sorunsalı11
- ortak yaşam sergisi insanlar ve insan dostları6
- fatma betül sayan kaya66
- 190 boyunda kaslı ve zengin kadın4
- 1 90 esmer kaslı erkek5
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak17
- teşkilattan bir kezo bulup piyasadan çekilmek2
- kuran da namazın olmaması3
- istanbul sokaklarında renkli ışıklandırmalar olsun3
- parmağıma iğne batması4
- sözlüğün vahşi kelebeği4
- tayyip istifa2
- belçika türkiye maçı saat 21 45 te atv de4
- israil ulusal güvenlik uzmanı uyardı3
- birbirine iyi gelmek6
- 30 yaşına gelip hala kendi evini alamamak7
- kabak tatlısı2
- rüyamda elim kadar tarantula gördüm ölüyordum2
- cin tarafından özel numaradan aranmak5
- ekrem imamoğlu'nun suçu ne2
- 3 kere üst üste 31 çekmek16
- napolyon vs atatürk7
- sarma8
- trump'ın iran açıklaması10
- grok2
- ismet biraderin hala koşturmaya başlamaması5
- kanatları altına almak2
- aynı anda 3 kadın sevmek3
- göz kanlanması11
- osmanlı pilavı3
https://odatv.com/cocukla...eyrediyoruz-10012037.html
--spoiler--
Prof. Loren Mosher…
Amerikalı psikiyatrist.
Lisans derecesini Stanford Üniversitesi'nden, tıp derecesini Harvard Üniversitesi'nden aldı. Yale Üniversitesi'nde çalıştı. Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yıllarca başkanlığını yaptı. Şizofreni Bülteni'nin kurucusu oldu. 100'den fazla inceleme ve makale yayınladı…
Zamanın hâkim psikiyatrik uygulamalarına ve tedaviye yönelik ilaçlara artan bağımlılığa karşı çıktı. 1990'larda bunu sıklıkla dile getirip yazınca enstitüdeki görevinden uzaklaştırıldı…
Geri adım atmadı. 30 yıldır üye olduğu Amerikan Psikiyatri Birliği ve Amerikan Psikofarmakoloji Derneği'nden “tiksinti” içinde istifa ettiğini açıkladı:
– “Psikiyatri neredeyse tamamen ilaç şirketleri tarafından satın alındı.”
Dr. Mosher'i rahatsız eden bu kirli ilişkinin psikiyatrinin uygulanışı üstündeki yıkıcı etkisiydi. Artık çoğu psikiyatristlerin insanları sosyal-çevresel koşulları içinde bütün olarak görmemeleriydi.
Psikiyatrinin daha soylu varoluş sebebi olduğunu düşünüyordu. ilaca karşı değildi. Ama kimyasalların geniş çaplı ve yanlış kullanımına devam eden mesleğinde, daha fazla kalmak istemediğini söyledi:
– “Para, politika ve bilim konularında gerçeğe dönün, her birini oldukları gibi gösterin, dürüst olun…”
“STOP DSM”
Dünyadaki çoğu psikiyatrist, ABD tarafından hazırlanan “kılavuz kitaplara” bakıp ilaç yazıyor!
Yıl, 1952. Psikolojiyi kliniğe hapseden Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan “Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve istatistiksel El Kitabı” (DSM) ruh hastalıkları tanımını genişletti.
ilk kılavuz-rehber kitabında 108 tanı kategorisi bulunurken, 1980 yılında yayınlanan dördüncü versiyonunda 410 tanı kategorisi vardı. 2013'deki beşinci kılavuzda tanı sayısı ikiye katlandı!
Her yeni “kılavuz kitap” çıktıktan sonra “yeni ruhsal hastalıkları” hiç sorgulamadan kabul edip, reçete yazanlara karşı Fransa, italya, ABD, Arjantin, Brezilya ve Belçika'da “Stop DSM” hareketi 2011 yılında kuruldu.
Hareketin öncülerinden psikiyatrist Prof. Gérard Pommier 2014'de Paris'te meslektaşlarına şöyle seslendi:
– “Günlük hayatın sorunlarının (hatta aşkın bile) hastalığa dönüştürülmesi gibi yanlış tanıların zararını göstermeyi düşündük…
– “Hiçbir bilimsel kanıt içermeyen ve gittikçe daha karmaşık ve istilacı vahşi bir ormana benzeyen bu epidemiyolojik el kitabıyla; ne öğrencilerin iyi bir eğitim alabileceğine, ne de eğitmenlerin iyi bir formasyon verebileceğine ikna olduk…
– “Şehirlerdeki doktorların ilaç dağıtıcısı, ilaç temsilcisi rolüne indirgendiğini, çünkü her yerde hastalık gören bu el kitabının insanı korkuttuğunu düşündük…
– “Geri döndürülemez yıkım riskiyle karşı karşıya olduğumuzu fark etmekte geç kaldığımız bir gerçek…”
Peki… Bu “sürekli ilaç verme” noktasına nasıl gelindi?
YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ
Rockefeller'a göre psikiyatri “zihinsel hijyen” idi!
Türkiye'de tıp müfredatını hazırlayan Rockefeller ekibinden Dr. Alan Gregg (1890-1957), yirmi yıl Rockefeller Vakfı'nın Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yaptı.
Rockefeller'ın psikiyatri stratejisini hayata geçirdi:
– 1931-1944 yılları arasında tıp fakültelerine psikiyatriyi müfredata aldırdı… (Ülkemizde psikiyatri bölümü ilk kez -Rockefeller parasıyla kurulan- Ankara Üniversitesi çatısı altında 1945 yılında açıldı.)
– 1940'larda anahtar araştırma merkezleri inşa etti…
– Hastaneleri, okulları, mahkemeleri ve sosyal hizmetleri psikiyatrinin uygulama alanlarına soktu…
Dr. Gregg ilaçlara katkılarından dolayı Lasker Ödülü aldı.
Ve psikiyatri öğreniminin “beyni” ABD oldu. Yarattığı “tanı enflasyonuyla” dünyada antidepresan satışını artırdı.
Mesela… Türkiye'de, 2000 yılında 11 milyon kutu antidepresan kullanılıyordu. Bu sayı 2018 yılında 55 milyon kutu oldu.
Bu ilaçların yan etkisi nedir? Hiç mi tartışmayalım? Kapitalist tıp anlayışını hiç mi sorgulamayalım?
Daha bu hafta:
– Psikiyatri tedavisi gören Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki N.G. intihar etti.
– Psikiyatri tedavisi gören istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki S.Ü. intihar etti.
Türkiye'de günde 10 kişi intihar ediyor!
Bu toplumsal ruhsal yara üzerine durmak gerekmiyor mu? insanı-insanlığı kimler yıkıma götürüyor?
Meselenin ekonomik boyutunu konuşmalıyız.
Meselenin siyasal-kültürel yönünü konuşmalıyız.
Ama.
Kuşkusuz meselenin tıbbi boyutunu da konuşmalıyız.
Prof. Loren Mosher…
Amerikalı psikiyatrist.
Lisans derecesini Stanford Üniversitesi'nden, tıp derecesini Harvard Üniversitesi'nden aldı. Yale Üniversitesi'nde çalıştı. Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yıllarca başkanlığını yaptı. Şizofreni Bülteni'nin kurucusu oldu. 100'den fazla inceleme ve makale yayınladı…
Zamanın hâkim psikiyatrik uygulamalarına ve tedaviye yönelik ilaçlara artan bağımlılığa karşı çıktı. 1990'larda bunu sıklıkla dile getirip yazınca enstitüdeki görevinden uzaklaştırıldı…
Geri adım atmadı. 30 yıldır üye olduğu Amerikan Psikiyatri Birliği ve Amerikan Psikofarmakoloji Derneği'nden “tiksinti” içinde istifa ettiğini açıkladı:
– “Psikiyatri neredeyse tamamen ilaç şirketleri tarafından satın alındı.”
Dr. Mosher'i rahatsız eden bu kirli ilişkinin psikiyatrinin uygulanışı üstündeki yıkıcı etkisiydi. Artık çoğu psikiyatristlerin insanları sosyal-çevresel koşulları içinde bütün olarak görmemeleriydi.
Psikiyatrinin daha soylu varoluş sebebi olduğunu düşünüyordu. ilaca karşı değildi. Ama kimyasalların geniş çaplı ve yanlış kullanımına devam eden mesleğinde, daha fazla kalmak istemediğini söyledi:
– “Para, politika ve bilim konularında gerçeğe dönün, her birini oldukları gibi gösterin, dürüst olun…”
“STOP DSM”
Dünyadaki çoğu psikiyatrist, ABD tarafından hazırlanan “kılavuz kitaplara” bakıp ilaç yazıyor!
Yıl, 1952. Psikolojiyi kliniğe hapseden Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan “Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve istatistiksel El Kitabı” (DSM) ruh hastalıkları tanımını genişletti.
ilk kılavuz-rehber kitabında 108 tanı kategorisi bulunurken, 1980 yılında yayınlanan dördüncü versiyonunda 410 tanı kategorisi vardı. 2013'deki beşinci kılavuzda tanı sayısı ikiye katlandı!
Her yeni “kılavuz kitap” çıktıktan sonra “yeni ruhsal hastalıkları” hiç sorgulamadan kabul edip, reçete yazanlara karşı Fransa, italya, ABD, Arjantin, Brezilya ve Belçika'da “Stop DSM” hareketi 2011 yılında kuruldu.
Hareketin öncülerinden psikiyatrist Prof. Gérard Pommier 2014'de Paris'te meslektaşlarına şöyle seslendi:
– “Günlük hayatın sorunlarının (hatta aşkın bile) hastalığa dönüştürülmesi gibi yanlış tanıların zararını göstermeyi düşündük…
– “Hiçbir bilimsel kanıt içermeyen ve gittikçe daha karmaşık ve istilacı vahşi bir ormana benzeyen bu epidemiyolojik el kitabıyla; ne öğrencilerin iyi bir eğitim alabileceğine, ne de eğitmenlerin iyi bir formasyon verebileceğine ikna olduk…
– “Şehirlerdeki doktorların ilaç dağıtıcısı, ilaç temsilcisi rolüne indirgendiğini, çünkü her yerde hastalık gören bu el kitabının insanı korkuttuğunu düşündük…
– “Geri döndürülemez yıkım riskiyle karşı karşıya olduğumuzu fark etmekte geç kaldığımız bir gerçek…”
Peki… Bu “sürekli ilaç verme” noktasına nasıl gelindi?
YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ
Rockefeller'a göre psikiyatri “zihinsel hijyen” idi!
Türkiye'de tıp müfredatını hazırlayan Rockefeller ekibinden Dr. Alan Gregg (1890-1957), yirmi yıl Rockefeller Vakfı'nın Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yaptı.
Rockefeller'ın psikiyatri stratejisini hayata geçirdi:
– 1931-1944 yılları arasında tıp fakültelerine psikiyatriyi müfredata aldırdı… (Ülkemizde psikiyatri bölümü ilk kez -Rockefeller parasıyla kurulan- Ankara Üniversitesi çatısı altında 1945 yılında açıldı.)
– 1940'larda anahtar araştırma merkezleri inşa etti…
– Hastaneleri, okulları, mahkemeleri ve sosyal hizmetleri psikiyatrinin uygulama alanlarına soktu…
Dr. Gregg ilaçlara katkılarından dolayı Lasker Ödülü aldı.
Ve psikiyatri öğreniminin “beyni” ABD oldu. Yarattığı “tanı enflasyonuyla” dünyada antidepresan satışını artırdı.
Mesela… Türkiye'de, 2000 yılında 11 milyon kutu antidepresan kullanılıyordu. Bu sayı 2018 yılında 55 milyon kutu oldu.
Bu ilaçların yan etkisi nedir? Hiç mi tartışmayalım? Kapitalist tıp anlayışını hiç mi sorgulamayalım?
Daha bu hafta:
– Psikiyatri tedavisi gören Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki N.G. intihar etti.
– Psikiyatri tedavisi gören istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki S.Ü. intihar etti.
Türkiye'de günde 10 kişi intihar ediyor!
Bu toplumsal ruhsal yara üzerine durmak gerekmiyor mu? insanı-insanlığı kimler yıkıma götürüyor?
Meselenin ekonomik boyutunu konuşmalıyız.
Meselenin siyasal-kültürel yönünü konuşmalıyız.
Ama.
Kuşkusuz meselenin tıbbi boyutunu da konuşmalıyız.
--spoiler--
--spoiler--
Prof. Loren Mosher…
Amerikalı psikiyatrist.
Lisans derecesini Stanford Üniversitesi'nden, tıp derecesini Harvard Üniversitesi'nden aldı. Yale Üniversitesi'nde çalıştı. Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yıllarca başkanlığını yaptı. Şizofreni Bülteni'nin kurucusu oldu. 100'den fazla inceleme ve makale yayınladı…
Zamanın hâkim psikiyatrik uygulamalarına ve tedaviye yönelik ilaçlara artan bağımlılığa karşı çıktı. 1990'larda bunu sıklıkla dile getirip yazınca enstitüdeki görevinden uzaklaştırıldı…
Geri adım atmadı. 30 yıldır üye olduğu Amerikan Psikiyatri Birliği ve Amerikan Psikofarmakoloji Derneği'nden “tiksinti” içinde istifa ettiğini açıkladı:
– “Psikiyatri neredeyse tamamen ilaç şirketleri tarafından satın alındı.”
Dr. Mosher'i rahatsız eden bu kirli ilişkinin psikiyatrinin uygulanışı üstündeki yıkıcı etkisiydi. Artık çoğu psikiyatristlerin insanları sosyal-çevresel koşulları içinde bütün olarak görmemeleriydi.
Psikiyatrinin daha soylu varoluş sebebi olduğunu düşünüyordu. ilaca karşı değildi. Ama kimyasalların geniş çaplı ve yanlış kullanımına devam eden mesleğinde, daha fazla kalmak istemediğini söyledi:
– “Para, politika ve bilim konularında gerçeğe dönün, her birini oldukları gibi gösterin, dürüst olun…”
“STOP DSM”
Dünyadaki çoğu psikiyatrist, ABD tarafından hazırlanan “kılavuz kitaplara” bakıp ilaç yazıyor!
Yıl, 1952. Psikolojiyi kliniğe hapseden Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan “Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve istatistiksel El Kitabı” (DSM) ruh hastalıkları tanımını genişletti.
ilk kılavuz-rehber kitabında 108 tanı kategorisi bulunurken, 1980 yılında yayınlanan dördüncü versiyonunda 410 tanı kategorisi vardı. 2013'deki beşinci kılavuzda tanı sayısı ikiye katlandı!
Her yeni “kılavuz kitap” çıktıktan sonra “yeni ruhsal hastalıkları” hiç sorgulamadan kabul edip, reçete yazanlara karşı Fransa, italya, ABD, Arjantin, Brezilya ve Belçika'da “Stop DSM” hareketi 2011 yılında kuruldu.
Hareketin öncülerinden psikiyatrist Prof. Gérard Pommier 2014'de Paris'te meslektaşlarına şöyle seslendi:
– “Günlük hayatın sorunlarının (hatta aşkın bile) hastalığa dönüştürülmesi gibi yanlış tanıların zararını göstermeyi düşündük…
– “Hiçbir bilimsel kanıt içermeyen ve gittikçe daha karmaşık ve istilacı vahşi bir ormana benzeyen bu epidemiyolojik el kitabıyla; ne öğrencilerin iyi bir eğitim alabileceğine, ne de eğitmenlerin iyi bir formasyon verebileceğine ikna olduk…
– “Şehirlerdeki doktorların ilaç dağıtıcısı, ilaç temsilcisi rolüne indirgendiğini, çünkü her yerde hastalık gören bu el kitabının insanı korkuttuğunu düşündük…
– “Geri döndürülemez yıkım riskiyle karşı karşıya olduğumuzu fark etmekte geç kaldığımız bir gerçek…”
Peki… Bu “sürekli ilaç verme” noktasına nasıl gelindi?
YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ
Rockefeller'a göre psikiyatri “zihinsel hijyen” idi!
Türkiye'de tıp müfredatını hazırlayan Rockefeller ekibinden Dr. Alan Gregg (1890-1957), yirmi yıl Rockefeller Vakfı'nın Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yaptı.
Rockefeller'ın psikiyatri stratejisini hayata geçirdi:
– 1931-1944 yılları arasında tıp fakültelerine psikiyatriyi müfredata aldırdı… (Ülkemizde psikiyatri bölümü ilk kez -Rockefeller parasıyla kurulan- Ankara Üniversitesi çatısı altında 1945 yılında açıldı.)
– 1940'larda anahtar araştırma merkezleri inşa etti…
– Hastaneleri, okulları, mahkemeleri ve sosyal hizmetleri psikiyatrinin uygulama alanlarına soktu…
Dr. Gregg ilaçlara katkılarından dolayı Lasker Ödülü aldı.
Ve psikiyatri öğreniminin “beyni” ABD oldu. Yarattığı “tanı enflasyonuyla” dünyada antidepresan satışını artırdı.
Mesela… Türkiye'de, 2000 yılında 11 milyon kutu antidepresan kullanılıyordu. Bu sayı 2018 yılında 55 milyon kutu oldu.
Bu ilaçların yan etkisi nedir? Hiç mi tartışmayalım? Kapitalist tıp anlayışını hiç mi sorgulamayalım?
Daha bu hafta:
– Psikiyatri tedavisi gören Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki N.G. intihar etti.
– Psikiyatri tedavisi gören istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki S.Ü. intihar etti.
Türkiye'de günde 10 kişi intihar ediyor!
Bu toplumsal ruhsal yara üzerine durmak gerekmiyor mu? insanı-insanlığı kimler yıkıma götürüyor?
Meselenin ekonomik boyutunu konuşmalıyız.
Meselenin siyasal-kültürel yönünü konuşmalıyız.
Ama.
Kuşkusuz meselenin tıbbi boyutunu da konuşmalıyız.
Prof. Loren Mosher…
Amerikalı psikiyatrist.
Lisans derecesini Stanford Üniversitesi'nden, tıp derecesini Harvard Üniversitesi'nden aldı. Yale Üniversitesi'nde çalıştı. Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yıllarca başkanlığını yaptı. Şizofreni Bülteni'nin kurucusu oldu. 100'den fazla inceleme ve makale yayınladı…
Zamanın hâkim psikiyatrik uygulamalarına ve tedaviye yönelik ilaçlara artan bağımlılığa karşı çıktı. 1990'larda bunu sıklıkla dile getirip yazınca enstitüdeki görevinden uzaklaştırıldı…
Geri adım atmadı. 30 yıldır üye olduğu Amerikan Psikiyatri Birliği ve Amerikan Psikofarmakoloji Derneği'nden “tiksinti” içinde istifa ettiğini açıkladı:
– “Psikiyatri neredeyse tamamen ilaç şirketleri tarafından satın alındı.”
Dr. Mosher'i rahatsız eden bu kirli ilişkinin psikiyatrinin uygulanışı üstündeki yıkıcı etkisiydi. Artık çoğu psikiyatristlerin insanları sosyal-çevresel koşulları içinde bütün olarak görmemeleriydi.
Psikiyatrinin daha soylu varoluş sebebi olduğunu düşünüyordu. ilaca karşı değildi. Ama kimyasalların geniş çaplı ve yanlış kullanımına devam eden mesleğinde, daha fazla kalmak istemediğini söyledi:
– “Para, politika ve bilim konularında gerçeğe dönün, her birini oldukları gibi gösterin, dürüst olun…”
“STOP DSM”
Dünyadaki çoğu psikiyatrist, ABD tarafından hazırlanan “kılavuz kitaplara” bakıp ilaç yazıyor!
Yıl, 1952. Psikolojiyi kliniğe hapseden Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan “Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve istatistiksel El Kitabı” (DSM) ruh hastalıkları tanımını genişletti.
ilk kılavuz-rehber kitabında 108 tanı kategorisi bulunurken, 1980 yılında yayınlanan dördüncü versiyonunda 410 tanı kategorisi vardı. 2013'deki beşinci kılavuzda tanı sayısı ikiye katlandı!
Her yeni “kılavuz kitap” çıktıktan sonra “yeni ruhsal hastalıkları” hiç sorgulamadan kabul edip, reçete yazanlara karşı Fransa, italya, ABD, Arjantin, Brezilya ve Belçika'da “Stop DSM” hareketi 2011 yılında kuruldu.
Hareketin öncülerinden psikiyatrist Prof. Gérard Pommier 2014'de Paris'te meslektaşlarına şöyle seslendi:
– “Günlük hayatın sorunlarının (hatta aşkın bile) hastalığa dönüştürülmesi gibi yanlış tanıların zararını göstermeyi düşündük…
– “Hiçbir bilimsel kanıt içermeyen ve gittikçe daha karmaşık ve istilacı vahşi bir ormana benzeyen bu epidemiyolojik el kitabıyla; ne öğrencilerin iyi bir eğitim alabileceğine, ne de eğitmenlerin iyi bir formasyon verebileceğine ikna olduk…
– “Şehirlerdeki doktorların ilaç dağıtıcısı, ilaç temsilcisi rolüne indirgendiğini, çünkü her yerde hastalık gören bu el kitabının insanı korkuttuğunu düşündük…
– “Geri döndürülemez yıkım riskiyle karşı karşıya olduğumuzu fark etmekte geç kaldığımız bir gerçek…”
Peki… Bu “sürekli ilaç verme” noktasına nasıl gelindi?
YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ
Rockefeller'a göre psikiyatri “zihinsel hijyen” idi!
Türkiye'de tıp müfredatını hazırlayan Rockefeller ekibinden Dr. Alan Gregg (1890-1957), yirmi yıl Rockefeller Vakfı'nın Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yaptı.
Rockefeller'ın psikiyatri stratejisini hayata geçirdi:
– 1931-1944 yılları arasında tıp fakültelerine psikiyatriyi müfredata aldırdı… (Ülkemizde psikiyatri bölümü ilk kez -Rockefeller parasıyla kurulan- Ankara Üniversitesi çatısı altında 1945 yılında açıldı.)
– 1940'larda anahtar araştırma merkezleri inşa etti…
– Hastaneleri, okulları, mahkemeleri ve sosyal hizmetleri psikiyatrinin uygulama alanlarına soktu…
Dr. Gregg ilaçlara katkılarından dolayı Lasker Ödülü aldı.
Ve psikiyatri öğreniminin “beyni” ABD oldu. Yarattığı “tanı enflasyonuyla” dünyada antidepresan satışını artırdı.
Mesela… Türkiye'de, 2000 yılında 11 milyon kutu antidepresan kullanılıyordu. Bu sayı 2018 yılında 55 milyon kutu oldu.
Bu ilaçların yan etkisi nedir? Hiç mi tartışmayalım? Kapitalist tıp anlayışını hiç mi sorgulamayalım?
Daha bu hafta:
– Psikiyatri tedavisi gören Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki N.G. intihar etti.
– Psikiyatri tedavisi gören istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki S.Ü. intihar etti.
Türkiye'de günde 10 kişi intihar ediyor!
Bu toplumsal ruhsal yara üzerine durmak gerekmiyor mu? insanı-insanlığı kimler yıkıma götürüyor?
Meselenin ekonomik boyutunu konuşmalıyız.
Meselenin siyasal-kültürel yönünü konuşmalıyız.
Ama.
Kuşkusuz meselenin tıbbi boyutunu da konuşmalıyız.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar