bugün
- nickten isim tahmini yapmak22
- hakkımda bilmeniz gerekenler32
- 55 kilo üstündeki sözlük kızları8
- görükle'ye gelen erkek yüklü kamyonet6
- kıl erkeğin süsüdür14
- her şey senin istediğin gibi olsaydı4
- arkadaşlar bir şey dicem5
- yazarların şu an yapmak istedikleri şey10
- gecenin köründe5
- nasıl yani hala kavga başlamadı mı6
- seni karım yapacağım3
- dünyanın en samimi cümlesi6
- grup seksin mantığı10
- ioçk14
- dünyaya çocuk getirmek10
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası15
- nick vermeden bir yazara seslen14
- baş karakteri olmak istenilen roman4
- şarap içemeyen erkek6
- sözlükte kıllı erkek istemiyoruz5
- son bira2
- geceye bir şarkı bırak8
- kendinden bir çıkarınca ne kalıyor2
- lazerle göğüs kullarını alan erkek5
- çaylak olunca intihar eden yazar5
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- abberline'ı kulaklarından tavana asmak6
- ford taunus6
- kıllı göbeğe başını yaslayıp uyumak6
- kafa açan insan5
- biz kimden kaçıyorduk anne2
- sır saklamak2
- nohut yaptım nası olmuş10
- yoğurt mayalayan kızı üzmek11
- pişt bi baksanıza buraya kankalarım8
- bilgi içeren entry girelim hadi4
- nervio burak demirbilek evliliği13
- yorgun mermi vs nervio12
- makarna abartılmış balon bir yemektir5
- tüysüz insan arayışı5
- nevriye4
- başlık parası3
- arkadaşlar bir şey soracağım15
- yeni parti46
- bu işleri bırakacağım deyip bırakmayan kız3
- 45 bin liraya alınabilecek en iyi araba6
- özel güvenlik görevlisi sınavını kazanmak6
- dürüm yerken suikaste uğramak4
- güne bir şarkı bırak17
- acının tatlı tebessümü3
https://odatv.com/cocukla...eyrediyoruz-10012037.html
--spoiler--
Prof. Loren Mosher…
Amerikalı psikiyatrist.
Lisans derecesini Stanford Üniversitesi'nden, tıp derecesini Harvard Üniversitesi'nden aldı. Yale Üniversitesi'nde çalıştı. Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yıllarca başkanlığını yaptı. Şizofreni Bülteni'nin kurucusu oldu. 100'den fazla inceleme ve makale yayınladı…
Zamanın hâkim psikiyatrik uygulamalarına ve tedaviye yönelik ilaçlara artan bağımlılığa karşı çıktı. 1990'larda bunu sıklıkla dile getirip yazınca enstitüdeki görevinden uzaklaştırıldı…
Geri adım atmadı. 30 yıldır üye olduğu Amerikan Psikiyatri Birliği ve Amerikan Psikofarmakoloji Derneği'nden “tiksinti” içinde istifa ettiğini açıkladı:
– “Psikiyatri neredeyse tamamen ilaç şirketleri tarafından satın alındı.”
Dr. Mosher'i rahatsız eden bu kirli ilişkinin psikiyatrinin uygulanışı üstündeki yıkıcı etkisiydi. Artık çoğu psikiyatristlerin insanları sosyal-çevresel koşulları içinde bütün olarak görmemeleriydi.
Psikiyatrinin daha soylu varoluş sebebi olduğunu düşünüyordu. ilaca karşı değildi. Ama kimyasalların geniş çaplı ve yanlış kullanımına devam eden mesleğinde, daha fazla kalmak istemediğini söyledi:
– “Para, politika ve bilim konularında gerçeğe dönün, her birini oldukları gibi gösterin, dürüst olun…”
“STOP DSM”
Dünyadaki çoğu psikiyatrist, ABD tarafından hazırlanan “kılavuz kitaplara” bakıp ilaç yazıyor!
Yıl, 1952. Psikolojiyi kliniğe hapseden Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan “Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve istatistiksel El Kitabı” (DSM) ruh hastalıkları tanımını genişletti.
ilk kılavuz-rehber kitabında 108 tanı kategorisi bulunurken, 1980 yılında yayınlanan dördüncü versiyonunda 410 tanı kategorisi vardı. 2013'deki beşinci kılavuzda tanı sayısı ikiye katlandı!
Her yeni “kılavuz kitap” çıktıktan sonra “yeni ruhsal hastalıkları” hiç sorgulamadan kabul edip, reçete yazanlara karşı Fransa, italya, ABD, Arjantin, Brezilya ve Belçika'da “Stop DSM” hareketi 2011 yılında kuruldu.
Hareketin öncülerinden psikiyatrist Prof. Gérard Pommier 2014'de Paris'te meslektaşlarına şöyle seslendi:
– “Günlük hayatın sorunlarının (hatta aşkın bile) hastalığa dönüştürülmesi gibi yanlış tanıların zararını göstermeyi düşündük…
– “Hiçbir bilimsel kanıt içermeyen ve gittikçe daha karmaşık ve istilacı vahşi bir ormana benzeyen bu epidemiyolojik el kitabıyla; ne öğrencilerin iyi bir eğitim alabileceğine, ne de eğitmenlerin iyi bir formasyon verebileceğine ikna olduk…
– “Şehirlerdeki doktorların ilaç dağıtıcısı, ilaç temsilcisi rolüne indirgendiğini, çünkü her yerde hastalık gören bu el kitabının insanı korkuttuğunu düşündük…
– “Geri döndürülemez yıkım riskiyle karşı karşıya olduğumuzu fark etmekte geç kaldığımız bir gerçek…”
Peki… Bu “sürekli ilaç verme” noktasına nasıl gelindi?
YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ
Rockefeller'a göre psikiyatri “zihinsel hijyen” idi!
Türkiye'de tıp müfredatını hazırlayan Rockefeller ekibinden Dr. Alan Gregg (1890-1957), yirmi yıl Rockefeller Vakfı'nın Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yaptı.
Rockefeller'ın psikiyatri stratejisini hayata geçirdi:
– 1931-1944 yılları arasında tıp fakültelerine psikiyatriyi müfredata aldırdı… (Ülkemizde psikiyatri bölümü ilk kez -Rockefeller parasıyla kurulan- Ankara Üniversitesi çatısı altında 1945 yılında açıldı.)
– 1940'larda anahtar araştırma merkezleri inşa etti…
– Hastaneleri, okulları, mahkemeleri ve sosyal hizmetleri psikiyatrinin uygulama alanlarına soktu…
Dr. Gregg ilaçlara katkılarından dolayı Lasker Ödülü aldı.
Ve psikiyatri öğreniminin “beyni” ABD oldu. Yarattığı “tanı enflasyonuyla” dünyada antidepresan satışını artırdı.
Mesela… Türkiye'de, 2000 yılında 11 milyon kutu antidepresan kullanılıyordu. Bu sayı 2018 yılında 55 milyon kutu oldu.
Bu ilaçların yan etkisi nedir? Hiç mi tartışmayalım? Kapitalist tıp anlayışını hiç mi sorgulamayalım?
Daha bu hafta:
– Psikiyatri tedavisi gören Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki N.G. intihar etti.
– Psikiyatri tedavisi gören istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki S.Ü. intihar etti.
Türkiye'de günde 10 kişi intihar ediyor!
Bu toplumsal ruhsal yara üzerine durmak gerekmiyor mu? insanı-insanlığı kimler yıkıma götürüyor?
Meselenin ekonomik boyutunu konuşmalıyız.
Meselenin siyasal-kültürel yönünü konuşmalıyız.
Ama.
Kuşkusuz meselenin tıbbi boyutunu da konuşmalıyız.
Prof. Loren Mosher…
Amerikalı psikiyatrist.
Lisans derecesini Stanford Üniversitesi'nden, tıp derecesini Harvard Üniversitesi'nden aldı. Yale Üniversitesi'nde çalıştı. Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yıllarca başkanlığını yaptı. Şizofreni Bülteni'nin kurucusu oldu. 100'den fazla inceleme ve makale yayınladı…
Zamanın hâkim psikiyatrik uygulamalarına ve tedaviye yönelik ilaçlara artan bağımlılığa karşı çıktı. 1990'larda bunu sıklıkla dile getirip yazınca enstitüdeki görevinden uzaklaştırıldı…
Geri adım atmadı. 30 yıldır üye olduğu Amerikan Psikiyatri Birliği ve Amerikan Psikofarmakoloji Derneği'nden “tiksinti” içinde istifa ettiğini açıkladı:
– “Psikiyatri neredeyse tamamen ilaç şirketleri tarafından satın alındı.”
Dr. Mosher'i rahatsız eden bu kirli ilişkinin psikiyatrinin uygulanışı üstündeki yıkıcı etkisiydi. Artık çoğu psikiyatristlerin insanları sosyal-çevresel koşulları içinde bütün olarak görmemeleriydi.
Psikiyatrinin daha soylu varoluş sebebi olduğunu düşünüyordu. ilaca karşı değildi. Ama kimyasalların geniş çaplı ve yanlış kullanımına devam eden mesleğinde, daha fazla kalmak istemediğini söyledi:
– “Para, politika ve bilim konularında gerçeğe dönün, her birini oldukları gibi gösterin, dürüst olun…”
“STOP DSM”
Dünyadaki çoğu psikiyatrist, ABD tarafından hazırlanan “kılavuz kitaplara” bakıp ilaç yazıyor!
Yıl, 1952. Psikolojiyi kliniğe hapseden Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan “Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve istatistiksel El Kitabı” (DSM) ruh hastalıkları tanımını genişletti.
ilk kılavuz-rehber kitabında 108 tanı kategorisi bulunurken, 1980 yılında yayınlanan dördüncü versiyonunda 410 tanı kategorisi vardı. 2013'deki beşinci kılavuzda tanı sayısı ikiye katlandı!
Her yeni “kılavuz kitap” çıktıktan sonra “yeni ruhsal hastalıkları” hiç sorgulamadan kabul edip, reçete yazanlara karşı Fransa, italya, ABD, Arjantin, Brezilya ve Belçika'da “Stop DSM” hareketi 2011 yılında kuruldu.
Hareketin öncülerinden psikiyatrist Prof. Gérard Pommier 2014'de Paris'te meslektaşlarına şöyle seslendi:
– “Günlük hayatın sorunlarının (hatta aşkın bile) hastalığa dönüştürülmesi gibi yanlış tanıların zararını göstermeyi düşündük…
– “Hiçbir bilimsel kanıt içermeyen ve gittikçe daha karmaşık ve istilacı vahşi bir ormana benzeyen bu epidemiyolojik el kitabıyla; ne öğrencilerin iyi bir eğitim alabileceğine, ne de eğitmenlerin iyi bir formasyon verebileceğine ikna olduk…
– “Şehirlerdeki doktorların ilaç dağıtıcısı, ilaç temsilcisi rolüne indirgendiğini, çünkü her yerde hastalık gören bu el kitabının insanı korkuttuğunu düşündük…
– “Geri döndürülemez yıkım riskiyle karşı karşıya olduğumuzu fark etmekte geç kaldığımız bir gerçek…”
Peki… Bu “sürekli ilaç verme” noktasına nasıl gelindi?
YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ
Rockefeller'a göre psikiyatri “zihinsel hijyen” idi!
Türkiye'de tıp müfredatını hazırlayan Rockefeller ekibinden Dr. Alan Gregg (1890-1957), yirmi yıl Rockefeller Vakfı'nın Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yaptı.
Rockefeller'ın psikiyatri stratejisini hayata geçirdi:
– 1931-1944 yılları arasında tıp fakültelerine psikiyatriyi müfredata aldırdı… (Ülkemizde psikiyatri bölümü ilk kez -Rockefeller parasıyla kurulan- Ankara Üniversitesi çatısı altında 1945 yılında açıldı.)
– 1940'larda anahtar araştırma merkezleri inşa etti…
– Hastaneleri, okulları, mahkemeleri ve sosyal hizmetleri psikiyatrinin uygulama alanlarına soktu…
Dr. Gregg ilaçlara katkılarından dolayı Lasker Ödülü aldı.
Ve psikiyatri öğreniminin “beyni” ABD oldu. Yarattığı “tanı enflasyonuyla” dünyada antidepresan satışını artırdı.
Mesela… Türkiye'de, 2000 yılında 11 milyon kutu antidepresan kullanılıyordu. Bu sayı 2018 yılında 55 milyon kutu oldu.
Bu ilaçların yan etkisi nedir? Hiç mi tartışmayalım? Kapitalist tıp anlayışını hiç mi sorgulamayalım?
Daha bu hafta:
– Psikiyatri tedavisi gören Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki N.G. intihar etti.
– Psikiyatri tedavisi gören istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki S.Ü. intihar etti.
Türkiye'de günde 10 kişi intihar ediyor!
Bu toplumsal ruhsal yara üzerine durmak gerekmiyor mu? insanı-insanlığı kimler yıkıma götürüyor?
Meselenin ekonomik boyutunu konuşmalıyız.
Meselenin siyasal-kültürel yönünü konuşmalıyız.
Ama.
Kuşkusuz meselenin tıbbi boyutunu da konuşmalıyız.
--spoiler--
--spoiler--
Prof. Loren Mosher…
Amerikalı psikiyatrist.
Lisans derecesini Stanford Üniversitesi'nden, tıp derecesini Harvard Üniversitesi'nden aldı. Yale Üniversitesi'nde çalıştı. Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yıllarca başkanlığını yaptı. Şizofreni Bülteni'nin kurucusu oldu. 100'den fazla inceleme ve makale yayınladı…
Zamanın hâkim psikiyatrik uygulamalarına ve tedaviye yönelik ilaçlara artan bağımlılığa karşı çıktı. 1990'larda bunu sıklıkla dile getirip yazınca enstitüdeki görevinden uzaklaştırıldı…
Geri adım atmadı. 30 yıldır üye olduğu Amerikan Psikiyatri Birliği ve Amerikan Psikofarmakoloji Derneği'nden “tiksinti” içinde istifa ettiğini açıkladı:
– “Psikiyatri neredeyse tamamen ilaç şirketleri tarafından satın alındı.”
Dr. Mosher'i rahatsız eden bu kirli ilişkinin psikiyatrinin uygulanışı üstündeki yıkıcı etkisiydi. Artık çoğu psikiyatristlerin insanları sosyal-çevresel koşulları içinde bütün olarak görmemeleriydi.
Psikiyatrinin daha soylu varoluş sebebi olduğunu düşünüyordu. ilaca karşı değildi. Ama kimyasalların geniş çaplı ve yanlış kullanımına devam eden mesleğinde, daha fazla kalmak istemediğini söyledi:
– “Para, politika ve bilim konularında gerçeğe dönün, her birini oldukları gibi gösterin, dürüst olun…”
“STOP DSM”
Dünyadaki çoğu psikiyatrist, ABD tarafından hazırlanan “kılavuz kitaplara” bakıp ilaç yazıyor!
Yıl, 1952. Psikolojiyi kliniğe hapseden Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan “Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve istatistiksel El Kitabı” (DSM) ruh hastalıkları tanımını genişletti.
ilk kılavuz-rehber kitabında 108 tanı kategorisi bulunurken, 1980 yılında yayınlanan dördüncü versiyonunda 410 tanı kategorisi vardı. 2013'deki beşinci kılavuzda tanı sayısı ikiye katlandı!
Her yeni “kılavuz kitap” çıktıktan sonra “yeni ruhsal hastalıkları” hiç sorgulamadan kabul edip, reçete yazanlara karşı Fransa, italya, ABD, Arjantin, Brezilya ve Belçika'da “Stop DSM” hareketi 2011 yılında kuruldu.
Hareketin öncülerinden psikiyatrist Prof. Gérard Pommier 2014'de Paris'te meslektaşlarına şöyle seslendi:
– “Günlük hayatın sorunlarının (hatta aşkın bile) hastalığa dönüştürülmesi gibi yanlış tanıların zararını göstermeyi düşündük…
– “Hiçbir bilimsel kanıt içermeyen ve gittikçe daha karmaşık ve istilacı vahşi bir ormana benzeyen bu epidemiyolojik el kitabıyla; ne öğrencilerin iyi bir eğitim alabileceğine, ne de eğitmenlerin iyi bir formasyon verebileceğine ikna olduk…
– “Şehirlerdeki doktorların ilaç dağıtıcısı, ilaç temsilcisi rolüne indirgendiğini, çünkü her yerde hastalık gören bu el kitabının insanı korkuttuğunu düşündük…
– “Geri döndürülemez yıkım riskiyle karşı karşıya olduğumuzu fark etmekte geç kaldığımız bir gerçek…”
Peki… Bu “sürekli ilaç verme” noktasına nasıl gelindi?
YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ
Rockefeller'a göre psikiyatri “zihinsel hijyen” idi!
Türkiye'de tıp müfredatını hazırlayan Rockefeller ekibinden Dr. Alan Gregg (1890-1957), yirmi yıl Rockefeller Vakfı'nın Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yaptı.
Rockefeller'ın psikiyatri stratejisini hayata geçirdi:
– 1931-1944 yılları arasında tıp fakültelerine psikiyatriyi müfredata aldırdı… (Ülkemizde psikiyatri bölümü ilk kez -Rockefeller parasıyla kurulan- Ankara Üniversitesi çatısı altında 1945 yılında açıldı.)
– 1940'larda anahtar araştırma merkezleri inşa etti…
– Hastaneleri, okulları, mahkemeleri ve sosyal hizmetleri psikiyatrinin uygulama alanlarına soktu…
Dr. Gregg ilaçlara katkılarından dolayı Lasker Ödülü aldı.
Ve psikiyatri öğreniminin “beyni” ABD oldu. Yarattığı “tanı enflasyonuyla” dünyada antidepresan satışını artırdı.
Mesela… Türkiye'de, 2000 yılında 11 milyon kutu antidepresan kullanılıyordu. Bu sayı 2018 yılında 55 milyon kutu oldu.
Bu ilaçların yan etkisi nedir? Hiç mi tartışmayalım? Kapitalist tıp anlayışını hiç mi sorgulamayalım?
Daha bu hafta:
– Psikiyatri tedavisi gören Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki N.G. intihar etti.
– Psikiyatri tedavisi gören istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki S.Ü. intihar etti.
Türkiye'de günde 10 kişi intihar ediyor!
Bu toplumsal ruhsal yara üzerine durmak gerekmiyor mu? insanı-insanlığı kimler yıkıma götürüyor?
Meselenin ekonomik boyutunu konuşmalıyız.
Meselenin siyasal-kültürel yönünü konuşmalıyız.
Ama.
Kuşkusuz meselenin tıbbi boyutunu da konuşmalıyız.
Prof. Loren Mosher…
Amerikalı psikiyatrist.
Lisans derecesini Stanford Üniversitesi'nden, tıp derecesini Harvard Üniversitesi'nden aldı. Yale Üniversitesi'nde çalıştı. Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün yıllarca başkanlığını yaptı. Şizofreni Bülteni'nin kurucusu oldu. 100'den fazla inceleme ve makale yayınladı…
Zamanın hâkim psikiyatrik uygulamalarına ve tedaviye yönelik ilaçlara artan bağımlılığa karşı çıktı. 1990'larda bunu sıklıkla dile getirip yazınca enstitüdeki görevinden uzaklaştırıldı…
Geri adım atmadı. 30 yıldır üye olduğu Amerikan Psikiyatri Birliği ve Amerikan Psikofarmakoloji Derneği'nden “tiksinti” içinde istifa ettiğini açıkladı:
– “Psikiyatri neredeyse tamamen ilaç şirketleri tarafından satın alındı.”
Dr. Mosher'i rahatsız eden bu kirli ilişkinin psikiyatrinin uygulanışı üstündeki yıkıcı etkisiydi. Artık çoğu psikiyatristlerin insanları sosyal-çevresel koşulları içinde bütün olarak görmemeleriydi.
Psikiyatrinin daha soylu varoluş sebebi olduğunu düşünüyordu. ilaca karşı değildi. Ama kimyasalların geniş çaplı ve yanlış kullanımına devam eden mesleğinde, daha fazla kalmak istemediğini söyledi:
– “Para, politika ve bilim konularında gerçeğe dönün, her birini oldukları gibi gösterin, dürüst olun…”
“STOP DSM”
Dünyadaki çoğu psikiyatrist, ABD tarafından hazırlanan “kılavuz kitaplara” bakıp ilaç yazıyor!
Yıl, 1952. Psikolojiyi kliniğe hapseden Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan “Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve istatistiksel El Kitabı” (DSM) ruh hastalıkları tanımını genişletti.
ilk kılavuz-rehber kitabında 108 tanı kategorisi bulunurken, 1980 yılında yayınlanan dördüncü versiyonunda 410 tanı kategorisi vardı. 2013'deki beşinci kılavuzda tanı sayısı ikiye katlandı!
Her yeni “kılavuz kitap” çıktıktan sonra “yeni ruhsal hastalıkları” hiç sorgulamadan kabul edip, reçete yazanlara karşı Fransa, italya, ABD, Arjantin, Brezilya ve Belçika'da “Stop DSM” hareketi 2011 yılında kuruldu.
Hareketin öncülerinden psikiyatrist Prof. Gérard Pommier 2014'de Paris'te meslektaşlarına şöyle seslendi:
– “Günlük hayatın sorunlarının (hatta aşkın bile) hastalığa dönüştürülmesi gibi yanlış tanıların zararını göstermeyi düşündük…
– “Hiçbir bilimsel kanıt içermeyen ve gittikçe daha karmaşık ve istilacı vahşi bir ormana benzeyen bu epidemiyolojik el kitabıyla; ne öğrencilerin iyi bir eğitim alabileceğine, ne de eğitmenlerin iyi bir formasyon verebileceğine ikna olduk…
– “Şehirlerdeki doktorların ilaç dağıtıcısı, ilaç temsilcisi rolüne indirgendiğini, çünkü her yerde hastalık gören bu el kitabının insanı korkuttuğunu düşündük…
– “Geri döndürülemez yıkım riskiyle karşı karşıya olduğumuzu fark etmekte geç kaldığımız bir gerçek…”
Peki… Bu “sürekli ilaç verme” noktasına nasıl gelindi?
YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ
Rockefeller'a göre psikiyatri “zihinsel hijyen” idi!
Türkiye'de tıp müfredatını hazırlayan Rockefeller ekibinden Dr. Alan Gregg (1890-1957), yirmi yıl Rockefeller Vakfı'nın Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yaptı.
Rockefeller'ın psikiyatri stratejisini hayata geçirdi:
– 1931-1944 yılları arasında tıp fakültelerine psikiyatriyi müfredata aldırdı… (Ülkemizde psikiyatri bölümü ilk kez -Rockefeller parasıyla kurulan- Ankara Üniversitesi çatısı altında 1945 yılında açıldı.)
– 1940'larda anahtar araştırma merkezleri inşa etti…
– Hastaneleri, okulları, mahkemeleri ve sosyal hizmetleri psikiyatrinin uygulama alanlarına soktu…
Dr. Gregg ilaçlara katkılarından dolayı Lasker Ödülü aldı.
Ve psikiyatri öğreniminin “beyni” ABD oldu. Yarattığı “tanı enflasyonuyla” dünyada antidepresan satışını artırdı.
Mesela… Türkiye'de, 2000 yılında 11 milyon kutu antidepresan kullanılıyordu. Bu sayı 2018 yılında 55 milyon kutu oldu.
Bu ilaçların yan etkisi nedir? Hiç mi tartışmayalım? Kapitalist tıp anlayışını hiç mi sorgulamayalım?
Daha bu hafta:
– Psikiyatri tedavisi gören Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki N.G. intihar etti.
– Psikiyatri tedavisi gören istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki S.Ü. intihar etti.
Türkiye'de günde 10 kişi intihar ediyor!
Bu toplumsal ruhsal yara üzerine durmak gerekmiyor mu? insanı-insanlığı kimler yıkıma götürüyor?
Meselenin ekonomik boyutunu konuşmalıyız.
Meselenin siyasal-kültürel yönünü konuşmalıyız.
Ama.
Kuşkusuz meselenin tıbbi boyutunu da konuşmalıyız.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar