bugün
- erzurum da 150 tl'ye satılan serpme kahvaltı10
- kolye142
- bik bik'in kraliçe olması11
- sarı tekerin yazar olamaması9
- peynir dolgulu jalapeno5
- türk kızı'nın hırt suçlu fetişi6
- bik bik'in hacker'a yemek yapması20
- kafasına haç düşen rahibin ölmesi5
- asla evlenilmeyecek kızlar11
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi19
- fransa9
- ıpkis'in bir işe yaramaması10
- ismet gürbüz'ün sözlüğü hacklemesi6
- hacker saldırısı gazileri8
- bik bik moderatör olmasın kampanyası6
- hitler dönemi fenerbahçe dominasyonu7
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur2
- uzun süre bir uçuruma bakmak4
- cep telefonu22
- usualsuspects'e ödül ayağı atmak5
- nokia20
- uludağ sözlük'ü yıkamayacaksınız7
- sözlüğe yeni bir moderatör alınsın kampanyası5
- semih kılıçsoy4
- usualsuspectsin mod olması6
- türkiye20
- zall'ın makara yapması6
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- usualsuspects'in ayağı4
- arkadaşınızın sizi övmesi3
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması11
- azerbaycan5
- tır şoförü olmayı istemek14
- her boku yiyip suçu şeytana atmak2
- yılmaz erdoğan2
- almanya11
- araba3
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- meltem hendem2
- antalya2
- abd de futbol sahasına kamyonet dalması4
- asla evlenilmeyecek erkekler10
- kuzey kıbrıs ta öğrenci olmak2
- fenerbahçe organize troll örgütü3
- esaretin bedeli5
- konya denilince akla gelenler7
- ben yokken sözlükte neler oldu4
- hacker'ın hesabı mı kısıtlaması7
- fon vurgunu24
- bilim3
eski ve soğuk taş duvarların üzerinden akan rutubetin sebep olduğu tuhaf bir koku var bu antik dehlizlerde...
uzak bir zamanda buradan geçen zırhlar içindeki bir şövalyenin çizmelerinden dökülen ve binlerce asırdır bu zeminde yatan toz yavaşça havalanıyor, ben temkinli adımlarla ilerlerken. nefes alışlarımda binlerce asrın yükünü hissediyorum bu tozla ama zaten gözlerimi kapatıp yatakta, buraya bunun için gelmedim mi?
taş duvarlar zamana direniyor ama bir gün artık güçleri kalamayacak ve önce oldukları yere çökecekler, sonra da ufalanıp kuma dönüşecekler...
zaman, aç bir canavar gibi...
zaman, her şeyi yiyip asla doymayan bir yaratık...
kendisinden kaçabileceğinizi mi sanıyorsunuz? yada onu durdurabileceğinizi mi?
sizi de yiyecek, sizden öncekileri yediği gibi... ve dönüp arkasına bakmayacak bile, sıradakine geçecek!
bir gölge olmak, bakışların içinden geçtiği, duyulmayan, elle tutulamayan, sadece bazen orada olduğu hissedilip tedirginlikle ürperilen bir varlık olmak. rüzgarlı ve fırtınalı bir gecede, karanlık sokakları bir an önce daha da karanlığa boğarak süzülüp geçmek. binlerce kişinin arasından kimseye dokunmadan sıyrılıp geçmek. her zaman buz dağının kalbi kadar soğuk olmak...
karanlık odanın üç köşesinde, üç taş taht duruyor, üç tahta oturmuş, üç hareketsiz silüet. artık şekli bozulmuş...
her biri birer gölgeye dönüşmüş üç şekil...
bir zamanlar canlı ve hayat dolu gözlerin olduğu karanlık boşluklar odanın ortasındaki taş mangala yönelmiş, sanki hiç görmüyormuş gibi bakıyorlar. mangalın içinde küçük cılız bir alev var, beyaz renkli bir alev. odanın hareketsiz havasında hiç dalgalanmadan yanıyor. soluk beyaz rengine bakarak yandığı ne kadar söylenebilirse o kadar yanıyor...
üzerindeki bakışlara aldırmadan yanıyor...
yaratılmış her şeyin bilgisiyle yanıyor...
ellerini üzerine tutsan sadece soğuk bir esinti hissedersin ama gözlerini üzerine dikenlerin ruhlarını yakarak yanıyor...
adımlarım sakin ama kararlı. kaderin bana oynadığı oyuna boğun eğdim, rüzgarın estiği yöne sürükleniyorum. kafamın dışındaki bir sürü ses hayatın anlamını ve daha pek çok anlamsız şeyi tartışıyor, tükenen zamana aldırmadan...
ama kafamın içindeki ses bana çok uzun zaman önce söyledi; "hayat anlamlarla uğraşmaz, ilgilenmez, dönüp bakmaz bile. o sadece varolmakla meşgul olur. zamanın kemirdiği kemiklerin yerine yenilerini koymakla... artık yeni kemiklerin olmayacağı güne kadar!
dehlizlerde ilerlerken adımlarımı sıklaştırıyorum. soğuk ve karanlık odada üç taht duruyor, üzerlerinde oturan üç soluk gölge...
ve dördüncü taht bomboş beni bekliyor...
uzak bir zamanda buradan geçen zırhlar içindeki bir şövalyenin çizmelerinden dökülen ve binlerce asırdır bu zeminde yatan toz yavaşça havalanıyor, ben temkinli adımlarla ilerlerken. nefes alışlarımda binlerce asrın yükünü hissediyorum bu tozla ama zaten gözlerimi kapatıp yatakta, buraya bunun için gelmedim mi?
taş duvarlar zamana direniyor ama bir gün artık güçleri kalamayacak ve önce oldukları yere çökecekler, sonra da ufalanıp kuma dönüşecekler...
zaman, aç bir canavar gibi...
zaman, her şeyi yiyip asla doymayan bir yaratık...
kendisinden kaçabileceğinizi mi sanıyorsunuz? yada onu durdurabileceğinizi mi?
sizi de yiyecek, sizden öncekileri yediği gibi... ve dönüp arkasına bakmayacak bile, sıradakine geçecek!
bir gölge olmak, bakışların içinden geçtiği, duyulmayan, elle tutulamayan, sadece bazen orada olduğu hissedilip tedirginlikle ürperilen bir varlık olmak. rüzgarlı ve fırtınalı bir gecede, karanlık sokakları bir an önce daha da karanlığa boğarak süzülüp geçmek. binlerce kişinin arasından kimseye dokunmadan sıyrılıp geçmek. her zaman buz dağının kalbi kadar soğuk olmak...
karanlık odanın üç köşesinde, üç taş taht duruyor, üç tahta oturmuş, üç hareketsiz silüet. artık şekli bozulmuş...
her biri birer gölgeye dönüşmüş üç şekil...
bir zamanlar canlı ve hayat dolu gözlerin olduğu karanlık boşluklar odanın ortasındaki taş mangala yönelmiş, sanki hiç görmüyormuş gibi bakıyorlar. mangalın içinde küçük cılız bir alev var, beyaz renkli bir alev. odanın hareketsiz havasında hiç dalgalanmadan yanıyor. soluk beyaz rengine bakarak yandığı ne kadar söylenebilirse o kadar yanıyor...
üzerindeki bakışlara aldırmadan yanıyor...
yaratılmış her şeyin bilgisiyle yanıyor...
ellerini üzerine tutsan sadece soğuk bir esinti hissedersin ama gözlerini üzerine dikenlerin ruhlarını yakarak yanıyor...
adımlarım sakin ama kararlı. kaderin bana oynadığı oyuna boğun eğdim, rüzgarın estiği yöne sürükleniyorum. kafamın dışındaki bir sürü ses hayatın anlamını ve daha pek çok anlamsız şeyi tartışıyor, tükenen zamana aldırmadan...
ama kafamın içindeki ses bana çok uzun zaman önce söyledi; "hayat anlamlarla uğraşmaz, ilgilenmez, dönüp bakmaz bile. o sadece varolmakla meşgul olur. zamanın kemirdiği kemiklerin yerine yenilerini koymakla... artık yeni kemiklerin olmayacağı güne kadar!
dehlizlerde ilerlerken adımlarımı sıklaştırıyorum. soğuk ve karanlık odada üç taht duruyor, üzerlerinde oturan üç soluk gölge...
ve dördüncü taht bomboş beni bekliyor...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar