bugün
- mazotun litresi 101 lira6
- sözlükteki kaliteli yazarlar38
- yeşil beyaz turuncu3
- bir erkeğe ilk mesaj nasıl atılmalı16
- çok açık giyinen kadınların evlilik hayali kurması30
- avrupa'nın en ucuz akaryakıt fiyatları27
- mazot fiyatlarının suçlusu21
- yapay zekanın kod yazması4
- yazarların fobileri15
- seçil erzan2
- kendin hakkında bir gerçek bırak8
- yazarların en malımsı özellikleri12
- sözlük yazarlarının normal kombinleri23
- kuzey makedonya2
- kosova2
- karadağ2
- sırbistan2
- bosna hersek2
- hırvatistan2
- slovenya2
- yugoslavya2
- islamda namaz yoktur37
- türkiye tarihinin en yüksek asgari maaşı12
- en başarılı türkiye'nin 2026 rte türkiyesi olması11
- sözlüğün reisi kim anketi19
- iltica4
- keşke bu yaşanmışlıklar onunla olsaydı6
- ünlüler neden uyuşturucu kullanır21
- 174 kaslı mühendis9
- israil'in nükleer silahları imha edilmelidir18
- 195 kaslı pilot10
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz36
- ioçk'nın müziği7
- bik bik'in jeopolitik ve stratejik önemi15
- barbara palvin gelse reddedecek sözlük erkeği6
- erkeklerin birbirine amk demesi6
- sözlük yazarlarının saatleri14
- nick vermeden bir yazara seslen10
- almanya da yaşayan yazarlar8
- gelecekteki sevgiliye not6
- şeftali11
- moraliniz bozukken ne yapıyorsunuz22
- antipanik sizce biraz antipatik mi12
- şeytanın bile israil'e karşı olması8
- barbara palvin mi güzel ben mi diyen sevgili5
- sözlüğün reisi kim14
- doğru karpuz seçemeyen erkek12
- kainatta olan her şey mahlukatın yararı içindir2
- çağla idi21
- sözlüğe video yükleyebilmek5
e. durkheim'ın "dinsel yaşamın temel biçimleri"nden beri pek az yazar, dinsel ve kutsal yaşamın temel formlarının ortaya çıkarılmasında mircea eliade kadar kapsamlı bir araştırmaya girişmiştir. "kutsal ve pindışı"da hedefi, "le mythe de l'eternel retour"da olduğu gibi, tarihsel dinlerin dogmatiğinin ötelerinde, dinsel kozmolojinin değişmez özünü, yapısını, ısrarlı arketiplerini bulgulamaktır. belki de eliade, durkheim'cı bir perspektife, diğer din araştırıcılarından çok daha bağlı kalarak, din olgusunun yahudi-hiristiyan geleneğinden çok farklı biçimlerde ortaya çıktığı arkaizmi, kutsal-dindışı ayrımının sürekliliğini sağlayan bir geleneksel toplum formu olarak kabul etmeye yönelmiştir. arkaik dinde insanlarkendilerini kozmos'a ve kozmik ritimlere çok daha bağlı, çok daha yakın hissederler. eliade bununla modern dinlerin tarihsiciliğini karşısına almaktadır bir anlamda. kozmos'un, arkaik kozmogoniler tarafından anlatımı da "tarihsel"dir; ancak insanı tarihin öznesi kılacak bir dindışı tasarım antik mitologyalar, hatta tarihsel dinlerin ilk biçimleri üzerinde hâkimiyetini tümüyle kurmuş olmaktan uzaktır. belki de, dindışının egemenliğini ilan etmiş olduğu modern dünya, kutsalın arketiplerini tümüyle elden çıkarmış, yerlerine tümüyle farklı simgeler getirmiş değildir. eliade'ın araştırdığı düzlemde de zaten başka türlüsü olamazdı. tarihin bile, bir tüm olarak kutsallaştırılabildiğine şahit oluyoruz bazen. "...dinsiz insan dini bilinçli olarak yaşama yeteneğini ve böylece onu anlama ve üstlenme olanağını kaybetmiştir; fakat varlığının derinliklerinde hâlâ bunun anısını muhafaza etmektedir.." (s.190) işte belki de "bilinçdışı" freud'dan bu yana o çetrefil, demonik varoluşunun dinsel dünyanın geri çekilişine borçlu olduğu "özel mitoloji" bu noktadan itibaren varlığını hissetmektedir. nietzsche "tanrı öldü!" diyordu; freud ise "tanrı bilinçsizdir". işte eliade, "kutsal ve dindışı"da, bu iki söz arasında mekik dokuyarak, kutsalın her türlü nostaljiden uzak, indirgenemez varlığını hiç değilse arketipler, simgelere ve belirişler halinde sürdürmesinin sırlarını keşfetmeye çalışıyor...
modern toplum, kutsaldan arındırılarak açılmış bir tarlada yeşerir. bugün uygarlığımıza pek uzak gelen "geleneksel" toplumun güç isteği, doğayla bütünleşme tarzı olan kutsalın belirişi, yeni bir keşif olan dindışı dünyanın karşısında sürekli bir gerilemeye girmiştir. eliade'a göre, dindışının bu sınırlan sürekli ileri, kutsal alanın zararına itmesi, tarih adını verdiğimiz süreci oluşturur: modern toplum özünde tarihsicidir; geleneksel toplumun en büyük korkusu olan"arketiplcrle" düzgülenmemiş zamanın, kant'ın "zıvanadan çıkmış" zamanının, yani tarih'in içinde "kendisini yapan", ya da yapmak zorunda olan, marksizmin veya varoluşçuluğun insanının toplumu...
yine de eliade'ın kitabının yaptırdığı gezinti (hind'den çine, mezopotamya'dan kwakiutl yerlilerine) modern insanın antropolojisine, felsefesine, psikolojisine, tarihine ve yaşantısına uzak değil... "global" olduğuyla öğündüğümüz dünyamız üzerinde, çin'e "kıtalararası füze" erişebilecek olmamız, onlarla aynı, türdeş ve ölçülebilir mekânı paylaştığımız izlenimini verebilir. ama çin tarihçisi andre haudricourt'un söylediği gibi, binlerce yıldır hasadını bizim gibi "kütle halinde" kaldırmadığı türünden hiç akla gelmeyecek bir nedenle (pirinç ve çeltik izin vermez buna) denilebilir ki çin uygarlığı bizimle türdeş bir mekânı paylaşmaz: onlar ormandan tarla kazanmaz, köy hayvanlarını sürüler halinde otlatmaz, iktidarını doğrudan değil, "üçkâğıt açarak", nezaketle kurar. aristo'nun "insanın cansız varlıklara ve hayvanlara karşı hiçbir ahlaki yükümlülüğü yoktur" sözlerinin bir benzerini, hiçbir çinli feylesofun ağzından duyamazdınız.
eliade kutsallığın yaşantısını, deneyimini (deney değil!) homo erectus'un "dikey duruş"undan, "angst"ın ilk tadılışından başlatır: karşısına çıkan mekân türdeş değildir, dikey olarak durduğu yerden çadırını, evini inşa etmeye başlayacak olan bir kimse kozmos'un ona belirişine kulak vermiş olmalı, ona doğru yönelmiş olmalıdır: "dünyada yaşayabilmek için onu kurmak" gerekiyordu. presokratiklerin, özellikle anaksagoras'ın ünlü "mesotes"i, nirengi noktası, sabit noktadan başlayarak. bu deneyim pek eski ve herhalde evrensel olmalı.
kutsallığın eskiliği ve evrenselliği, onun uzak ve aşkın anlamına gelmez. aksine, eliade'ın eserinin gözlerimizin önüne serdiği kutsal, bugünkü gündelik yaşamımızda kutsallıkla asta bağdaştıramayacağımız en yakın yaşam çevremizi kuşatır: evimiz, kapımız, evimizin eşiği, sokak, kent ve tüm bunları kuşatan zamansal-mekânsal tasavvurlar. kutsal insanın "dünyaya açılışının" ilk aracı, ilk biçimidir. kutsal karşımıza sonsuz çeşitliliğiyle türdeş olmayan bir mekânı, hareketli bir zamanı çıkarır. zamanda ve mekânda kaydettiğimiz ya da önümüze çıkarılan herhangi bir işaret, kutsalı dindışından ayırt etmeye yeter; artık olağanüstünün (ebedi bir tekrarın, sonsuz yinelenmenin) alanına girilmiştir.
ebedi dönüş (batı felsefesinin yeşermesinden çok önce dünyanın tanışık olduğu bir tema), toplumun ve dünyanın, devreler halinde "yeniden kurulduğu", gençleştiği anlamına gelir. tanrı doğar, ölür ve yeniden doğar, sonsuz bir yinelenme kozmosun değişmez düzenini oluşturur. eliade'a göre kutsalı yaşamın merkezine getiren "ilkel" ya da "geleneksel" toplumların "tarihsiz" olmalarının sırrı, bu "ebedi dönüş"te yatmaktadır. modern toplumun "tarihselleşmesi" bu yüzden, kutsalın elinden çekilip alınan, bildik (ya da bilinebilir) kılınan, üzerinde insan faaliyetinin hâkimiyet kuracağı bir alarının çevresini çizmektedir. bu alan, dindışı insanın, varoluşun "anlamını" tartışmaya koyulan tarih içindeki insanın, "hakikat"ın göreliliğini kabullenen, her türlü aşkınlığı gönül ferahlığıyla reddedebilen insanın yaşam alanıdır. aşkınlığı reddeden insan, kendisini yaşamın ve tarihin öznesi olarak kabul eder; nietzsche'nin gösterdiği gibi bu insan, köklerini trajik duyumda bulur. eliade'ın bir hatırlatması burada önem taşımaktadır: "fakat bu dindışı insan, homo religiosus'un soyundan gelmektedir, o da bu adamın eseridir, ataları tarafından üstlenilen konumlardan itibaren oluşmuştur", (s. 180) sonuçta çağdaş "dindışı" insanın "gizli mitolojisine", laik törenlerine, gündelik yaşamımızın hemen heranında tanık olmuyor muyuz? günümüz dünyasının dinsel arketiplerini oluşturan sinema, edebiyat, müzik ve genel olarak kültür imgelerinin dolaşımı eskiden "kutsalla bütünleşmiş" insanlığın duyumlarının izini taşımıyorlar mı?
modern toplum, kutsaldan arındırılarak açılmış bir tarlada yeşerir. bugün uygarlığımıza pek uzak gelen "geleneksel" toplumun güç isteği, doğayla bütünleşme tarzı olan kutsalın belirişi, yeni bir keşif olan dindışı dünyanın karşısında sürekli bir gerilemeye girmiştir. eliade'a göre, dindışının bu sınırlan sürekli ileri, kutsal alanın zararına itmesi, tarih adını verdiğimiz süreci oluşturur: modern toplum özünde tarihsicidir; geleneksel toplumun en büyük korkusu olan"arketiplcrle" düzgülenmemiş zamanın, kant'ın "zıvanadan çıkmış" zamanının, yani tarih'in içinde "kendisini yapan", ya da yapmak zorunda olan, marksizmin veya varoluşçuluğun insanının toplumu...
yine de eliade'ın kitabının yaptırdığı gezinti (hind'den çine, mezopotamya'dan kwakiutl yerlilerine) modern insanın antropolojisine, felsefesine, psikolojisine, tarihine ve yaşantısına uzak değil... "global" olduğuyla öğündüğümüz dünyamız üzerinde, çin'e "kıtalararası füze" erişebilecek olmamız, onlarla aynı, türdeş ve ölçülebilir mekânı paylaştığımız izlenimini verebilir. ama çin tarihçisi andre haudricourt'un söylediği gibi, binlerce yıldır hasadını bizim gibi "kütle halinde" kaldırmadığı türünden hiç akla gelmeyecek bir nedenle (pirinç ve çeltik izin vermez buna) denilebilir ki çin uygarlığı bizimle türdeş bir mekânı paylaşmaz: onlar ormandan tarla kazanmaz, köy hayvanlarını sürüler halinde otlatmaz, iktidarını doğrudan değil, "üçkâğıt açarak", nezaketle kurar. aristo'nun "insanın cansız varlıklara ve hayvanlara karşı hiçbir ahlaki yükümlülüğü yoktur" sözlerinin bir benzerini, hiçbir çinli feylesofun ağzından duyamazdınız.
eliade kutsallığın yaşantısını, deneyimini (deney değil!) homo erectus'un "dikey duruş"undan, "angst"ın ilk tadılışından başlatır: karşısına çıkan mekân türdeş değildir, dikey olarak durduğu yerden çadırını, evini inşa etmeye başlayacak olan bir kimse kozmos'un ona belirişine kulak vermiş olmalı, ona doğru yönelmiş olmalıdır: "dünyada yaşayabilmek için onu kurmak" gerekiyordu. presokratiklerin, özellikle anaksagoras'ın ünlü "mesotes"i, nirengi noktası, sabit noktadan başlayarak. bu deneyim pek eski ve herhalde evrensel olmalı.
kutsallığın eskiliği ve evrenselliği, onun uzak ve aşkın anlamına gelmez. aksine, eliade'ın eserinin gözlerimizin önüne serdiği kutsal, bugünkü gündelik yaşamımızda kutsallıkla asta bağdaştıramayacağımız en yakın yaşam çevremizi kuşatır: evimiz, kapımız, evimizin eşiği, sokak, kent ve tüm bunları kuşatan zamansal-mekânsal tasavvurlar. kutsal insanın "dünyaya açılışının" ilk aracı, ilk biçimidir. kutsal karşımıza sonsuz çeşitliliğiyle türdeş olmayan bir mekânı, hareketli bir zamanı çıkarır. zamanda ve mekânda kaydettiğimiz ya da önümüze çıkarılan herhangi bir işaret, kutsalı dindışından ayırt etmeye yeter; artık olağanüstünün (ebedi bir tekrarın, sonsuz yinelenmenin) alanına girilmiştir.
ebedi dönüş (batı felsefesinin yeşermesinden çok önce dünyanın tanışık olduğu bir tema), toplumun ve dünyanın, devreler halinde "yeniden kurulduğu", gençleştiği anlamına gelir. tanrı doğar, ölür ve yeniden doğar, sonsuz bir yinelenme kozmosun değişmez düzenini oluşturur. eliade'a göre kutsalı yaşamın merkezine getiren "ilkel" ya da "geleneksel" toplumların "tarihsiz" olmalarının sırrı, bu "ebedi dönüş"te yatmaktadır. modern toplumun "tarihselleşmesi" bu yüzden, kutsalın elinden çekilip alınan, bildik (ya da bilinebilir) kılınan, üzerinde insan faaliyetinin hâkimiyet kuracağı bir alarının çevresini çizmektedir. bu alan, dindışı insanın, varoluşun "anlamını" tartışmaya koyulan tarih içindeki insanın, "hakikat"ın göreliliğini kabullenen, her türlü aşkınlığı gönül ferahlığıyla reddedebilen insanın yaşam alanıdır. aşkınlığı reddeden insan, kendisini yaşamın ve tarihin öznesi olarak kabul eder; nietzsche'nin gösterdiği gibi bu insan, köklerini trajik duyumda bulur. eliade'ın bir hatırlatması burada önem taşımaktadır: "fakat bu dindışı insan, homo religiosus'un soyundan gelmektedir, o da bu adamın eseridir, ataları tarafından üstlenilen konumlardan itibaren oluşmuştur", (s. 180) sonuçta çağdaş "dindışı" insanın "gizli mitolojisine", laik törenlerine, gündelik yaşamımızın hemen heranında tanık olmuyor muyuz? günümüz dünyasının dinsel arketiplerini oluşturan sinema, edebiyat, müzik ve genel olarak kültür imgelerinin dolaşımı eskiden "kutsalla bütünleşmiş" insanlığın duyumlarının izini taşımıyorlar mı?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar