bugün
- ben tevratı da okudum incili de11
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak19
- çaykur'un türk çayı ibaresini kaldırması10
- beşiktaşlı erkeklerin çok iyi sevişmesi5
- cadılar bayramı kutlamayan geri zekalılar8
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması13
- kemal sunal'ın en kötü filmi8
- sözlük kürdü54
- cam açık uyumak8
- millette manyak para var13
- ananı mı dinlersin karıyı mı7
- volkswagen passat7
- devlet bahçeli3
- 6 yaşındaki kızını satan anne2
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- türkiyeli kahvesi6
- mustafa sarıgül'ün berberle ilşkisi çıkması5
- gençlerbirliği2
- traş olmaya üşenmek3
- bıçağın ucuyla peynir tattırmak6
- kezoların boş lafları3
- adalet ve kalkınma partisi3
- devlet bahçeli'nin il olmasını önerdiği 19 ilçe10
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil10
- esra'yı aç esra'yı8
- türklerin abartılmış bir ırk olması4
- sözlük sosyal medya mı4
- karton toplayan cocuk 15 temmuzda ne yapıyordu10
- köy göçüren mantarı3
- cadılar bayramı kutlayan kız9
- tavuk olmasa bu kadar insan ne yiyecekti7
- 30 liraya satılan tavuk döner9
- tuğla kitap okumak3
- baban ne iş yapıyordu2
- sözlükteki halloween kavgası5
- klozette borudan fare gelecek korkusu2
- incil karakterlerinden hangisi size yakışır3
- asgari ücret8
- yaşıyor musunuz uludağ sözlük2
- osman pamukoğlu14
- dünya sefalet endeksi nde türkiye'nin yeri5
- kitap okuyamamak4
- terkedilen kiklop kezo2
- didem soydan8
- istanbul14
- boş yolda kırmızı ışıkta beklemek11
- türklerin ırkçı olması8
- ismail kartal25
- sözlükteki kızların bilgisiz olması23
- enses ilişkiyi savunan tc erkeği11
e. durkheim'ın "dinsel yaşamın temel biçimleri"nden beri pek az yazar, dinsel ve kutsal yaşamın temel formlarının ortaya çıkarılmasında mircea eliade kadar kapsamlı bir araştırmaya girişmiştir. "kutsal ve pindışı"da hedefi, "le mythe de l'eternel retour"da olduğu gibi, tarihsel dinlerin dogmatiğinin ötelerinde, dinsel kozmolojinin değişmez özünü, yapısını, ısrarlı arketiplerini bulgulamaktır. belki de eliade, durkheim'cı bir perspektife, diğer din araştırıcılarından çok daha bağlı kalarak, din olgusunun yahudi-hiristiyan geleneğinden çok farklı biçimlerde ortaya çıktığı arkaizmi, kutsal-dindışı ayrımının sürekliliğini sağlayan bir geleneksel toplum formu olarak kabul etmeye yönelmiştir. arkaik dinde insanlarkendilerini kozmos'a ve kozmik ritimlere çok daha bağlı, çok daha yakın hissederler. eliade bununla modern dinlerin tarihsiciliğini karşısına almaktadır bir anlamda. kozmos'un, arkaik kozmogoniler tarafından anlatımı da "tarihsel"dir; ancak insanı tarihin öznesi kılacak bir dindışı tasarım antik mitologyalar, hatta tarihsel dinlerin ilk biçimleri üzerinde hâkimiyetini tümüyle kurmuş olmaktan uzaktır. belki de, dindışının egemenliğini ilan etmiş olduğu modern dünya, kutsalın arketiplerini tümüyle elden çıkarmış, yerlerine tümüyle farklı simgeler getirmiş değildir. eliade'ın araştırdığı düzlemde de zaten başka türlüsü olamazdı. tarihin bile, bir tüm olarak kutsallaştırılabildiğine şahit oluyoruz bazen. "...dinsiz insan dini bilinçli olarak yaşama yeteneğini ve böylece onu anlama ve üstlenme olanağını kaybetmiştir; fakat varlığının derinliklerinde hâlâ bunun anısını muhafaza etmektedir.." (s.190) işte belki de "bilinçdışı" freud'dan bu yana o çetrefil, demonik varoluşunun dinsel dünyanın geri çekilişine borçlu olduğu "özel mitoloji" bu noktadan itibaren varlığını hissetmektedir. nietzsche "tanrı öldü!" diyordu; freud ise "tanrı bilinçsizdir". işte eliade, "kutsal ve dindışı"da, bu iki söz arasında mekik dokuyarak, kutsalın her türlü nostaljiden uzak, indirgenemez varlığını hiç değilse arketipler, simgelere ve belirişler halinde sürdürmesinin sırlarını keşfetmeye çalışıyor...
modern toplum, kutsaldan arındırılarak açılmış bir tarlada yeşerir. bugün uygarlığımıza pek uzak gelen "geleneksel" toplumun güç isteği, doğayla bütünleşme tarzı olan kutsalın belirişi, yeni bir keşif olan dindışı dünyanın karşısında sürekli bir gerilemeye girmiştir. eliade'a göre, dindışının bu sınırlan sürekli ileri, kutsal alanın zararına itmesi, tarih adını verdiğimiz süreci oluşturur: modern toplum özünde tarihsicidir; geleneksel toplumun en büyük korkusu olan"arketiplcrle" düzgülenmemiş zamanın, kant'ın "zıvanadan çıkmış" zamanının, yani tarih'in içinde "kendisini yapan", ya da yapmak zorunda olan, marksizmin veya varoluşçuluğun insanının toplumu...
yine de eliade'ın kitabının yaptırdığı gezinti (hind'den çine, mezopotamya'dan kwakiutl yerlilerine) modern insanın antropolojisine, felsefesine, psikolojisine, tarihine ve yaşantısına uzak değil... "global" olduğuyla öğündüğümüz dünyamız üzerinde, çin'e "kıtalararası füze" erişebilecek olmamız, onlarla aynı, türdeş ve ölçülebilir mekânı paylaştığımız izlenimini verebilir. ama çin tarihçisi andre haudricourt'un söylediği gibi, binlerce yıldır hasadını bizim gibi "kütle halinde" kaldırmadığı türünden hiç akla gelmeyecek bir nedenle (pirinç ve çeltik izin vermez buna) denilebilir ki çin uygarlığı bizimle türdeş bir mekânı paylaşmaz: onlar ormandan tarla kazanmaz, köy hayvanlarını sürüler halinde otlatmaz, iktidarını doğrudan değil, "üçkâğıt açarak", nezaketle kurar. aristo'nun "insanın cansız varlıklara ve hayvanlara karşı hiçbir ahlaki yükümlülüğü yoktur" sözlerinin bir benzerini, hiçbir çinli feylesofun ağzından duyamazdınız.
eliade kutsallığın yaşantısını, deneyimini (deney değil!) homo erectus'un "dikey duruş"undan, "angst"ın ilk tadılışından başlatır: karşısına çıkan mekân türdeş değildir, dikey olarak durduğu yerden çadırını, evini inşa etmeye başlayacak olan bir kimse kozmos'un ona belirişine kulak vermiş olmalı, ona doğru yönelmiş olmalıdır: "dünyada yaşayabilmek için onu kurmak" gerekiyordu. presokratiklerin, özellikle anaksagoras'ın ünlü "mesotes"i, nirengi noktası, sabit noktadan başlayarak. bu deneyim pek eski ve herhalde evrensel olmalı.
kutsallığın eskiliği ve evrenselliği, onun uzak ve aşkın anlamına gelmez. aksine, eliade'ın eserinin gözlerimizin önüne serdiği kutsal, bugünkü gündelik yaşamımızda kutsallıkla asta bağdaştıramayacağımız en yakın yaşam çevremizi kuşatır: evimiz, kapımız, evimizin eşiği, sokak, kent ve tüm bunları kuşatan zamansal-mekânsal tasavvurlar. kutsal insanın "dünyaya açılışının" ilk aracı, ilk biçimidir. kutsal karşımıza sonsuz çeşitliliğiyle türdeş olmayan bir mekânı, hareketli bir zamanı çıkarır. zamanda ve mekânda kaydettiğimiz ya da önümüze çıkarılan herhangi bir işaret, kutsalı dindışından ayırt etmeye yeter; artık olağanüstünün (ebedi bir tekrarın, sonsuz yinelenmenin) alanına girilmiştir.
ebedi dönüş (batı felsefesinin yeşermesinden çok önce dünyanın tanışık olduğu bir tema), toplumun ve dünyanın, devreler halinde "yeniden kurulduğu", gençleştiği anlamına gelir. tanrı doğar, ölür ve yeniden doğar, sonsuz bir yinelenme kozmosun değişmez düzenini oluşturur. eliade'a göre kutsalı yaşamın merkezine getiren "ilkel" ya da "geleneksel" toplumların "tarihsiz" olmalarının sırrı, bu "ebedi dönüş"te yatmaktadır. modern toplumun "tarihselleşmesi" bu yüzden, kutsalın elinden çekilip alınan, bildik (ya da bilinebilir) kılınan, üzerinde insan faaliyetinin hâkimiyet kuracağı bir alarının çevresini çizmektedir. bu alan, dindışı insanın, varoluşun "anlamını" tartışmaya koyulan tarih içindeki insanın, "hakikat"ın göreliliğini kabullenen, her türlü aşkınlığı gönül ferahlığıyla reddedebilen insanın yaşam alanıdır. aşkınlığı reddeden insan, kendisini yaşamın ve tarihin öznesi olarak kabul eder; nietzsche'nin gösterdiği gibi bu insan, köklerini trajik duyumda bulur. eliade'ın bir hatırlatması burada önem taşımaktadır: "fakat bu dindışı insan, homo religiosus'un soyundan gelmektedir, o da bu adamın eseridir, ataları tarafından üstlenilen konumlardan itibaren oluşmuştur", (s. 180) sonuçta çağdaş "dindışı" insanın "gizli mitolojisine", laik törenlerine, gündelik yaşamımızın hemen heranında tanık olmuyor muyuz? günümüz dünyasının dinsel arketiplerini oluşturan sinema, edebiyat, müzik ve genel olarak kültür imgelerinin dolaşımı eskiden "kutsalla bütünleşmiş" insanlığın duyumlarının izini taşımıyorlar mı?
modern toplum, kutsaldan arındırılarak açılmış bir tarlada yeşerir. bugün uygarlığımıza pek uzak gelen "geleneksel" toplumun güç isteği, doğayla bütünleşme tarzı olan kutsalın belirişi, yeni bir keşif olan dindışı dünyanın karşısında sürekli bir gerilemeye girmiştir. eliade'a göre, dindışının bu sınırlan sürekli ileri, kutsal alanın zararına itmesi, tarih adını verdiğimiz süreci oluşturur: modern toplum özünde tarihsicidir; geleneksel toplumun en büyük korkusu olan"arketiplcrle" düzgülenmemiş zamanın, kant'ın "zıvanadan çıkmış" zamanının, yani tarih'in içinde "kendisini yapan", ya da yapmak zorunda olan, marksizmin veya varoluşçuluğun insanının toplumu...
yine de eliade'ın kitabının yaptırdığı gezinti (hind'den çine, mezopotamya'dan kwakiutl yerlilerine) modern insanın antropolojisine, felsefesine, psikolojisine, tarihine ve yaşantısına uzak değil... "global" olduğuyla öğündüğümüz dünyamız üzerinde, çin'e "kıtalararası füze" erişebilecek olmamız, onlarla aynı, türdeş ve ölçülebilir mekânı paylaştığımız izlenimini verebilir. ama çin tarihçisi andre haudricourt'un söylediği gibi, binlerce yıldır hasadını bizim gibi "kütle halinde" kaldırmadığı türünden hiç akla gelmeyecek bir nedenle (pirinç ve çeltik izin vermez buna) denilebilir ki çin uygarlığı bizimle türdeş bir mekânı paylaşmaz: onlar ormandan tarla kazanmaz, köy hayvanlarını sürüler halinde otlatmaz, iktidarını doğrudan değil, "üçkâğıt açarak", nezaketle kurar. aristo'nun "insanın cansız varlıklara ve hayvanlara karşı hiçbir ahlaki yükümlülüğü yoktur" sözlerinin bir benzerini, hiçbir çinli feylesofun ağzından duyamazdınız.
eliade kutsallığın yaşantısını, deneyimini (deney değil!) homo erectus'un "dikey duruş"undan, "angst"ın ilk tadılışından başlatır: karşısına çıkan mekân türdeş değildir, dikey olarak durduğu yerden çadırını, evini inşa etmeye başlayacak olan bir kimse kozmos'un ona belirişine kulak vermiş olmalı, ona doğru yönelmiş olmalıdır: "dünyada yaşayabilmek için onu kurmak" gerekiyordu. presokratiklerin, özellikle anaksagoras'ın ünlü "mesotes"i, nirengi noktası, sabit noktadan başlayarak. bu deneyim pek eski ve herhalde evrensel olmalı.
kutsallığın eskiliği ve evrenselliği, onun uzak ve aşkın anlamına gelmez. aksine, eliade'ın eserinin gözlerimizin önüne serdiği kutsal, bugünkü gündelik yaşamımızda kutsallıkla asta bağdaştıramayacağımız en yakın yaşam çevremizi kuşatır: evimiz, kapımız, evimizin eşiği, sokak, kent ve tüm bunları kuşatan zamansal-mekânsal tasavvurlar. kutsal insanın "dünyaya açılışının" ilk aracı, ilk biçimidir. kutsal karşımıza sonsuz çeşitliliğiyle türdeş olmayan bir mekânı, hareketli bir zamanı çıkarır. zamanda ve mekânda kaydettiğimiz ya da önümüze çıkarılan herhangi bir işaret, kutsalı dindışından ayırt etmeye yeter; artık olağanüstünün (ebedi bir tekrarın, sonsuz yinelenmenin) alanına girilmiştir.
ebedi dönüş (batı felsefesinin yeşermesinden çok önce dünyanın tanışık olduğu bir tema), toplumun ve dünyanın, devreler halinde "yeniden kurulduğu", gençleştiği anlamına gelir. tanrı doğar, ölür ve yeniden doğar, sonsuz bir yinelenme kozmosun değişmez düzenini oluşturur. eliade'a göre kutsalı yaşamın merkezine getiren "ilkel" ya da "geleneksel" toplumların "tarihsiz" olmalarının sırrı, bu "ebedi dönüş"te yatmaktadır. modern toplumun "tarihselleşmesi" bu yüzden, kutsalın elinden çekilip alınan, bildik (ya da bilinebilir) kılınan, üzerinde insan faaliyetinin hâkimiyet kuracağı bir alarının çevresini çizmektedir. bu alan, dindışı insanın, varoluşun "anlamını" tartışmaya koyulan tarih içindeki insanın, "hakikat"ın göreliliğini kabullenen, her türlü aşkınlığı gönül ferahlığıyla reddedebilen insanın yaşam alanıdır. aşkınlığı reddeden insan, kendisini yaşamın ve tarihin öznesi olarak kabul eder; nietzsche'nin gösterdiği gibi bu insan, köklerini trajik duyumda bulur. eliade'ın bir hatırlatması burada önem taşımaktadır: "fakat bu dindışı insan, homo religiosus'un soyundan gelmektedir, o da bu adamın eseridir, ataları tarafından üstlenilen konumlardan itibaren oluşmuştur", (s. 180) sonuçta çağdaş "dindışı" insanın "gizli mitolojisine", laik törenlerine, gündelik yaşamımızın hemen heranında tanık olmuyor muyuz? günümüz dünyasının dinsel arketiplerini oluşturan sinema, edebiyat, müzik ve genel olarak kültür imgelerinin dolaşımı eskiden "kutsalla bütünleşmiş" insanlığın duyumlarının izini taşımıyorlar mı?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar