bugün
- foşik törklörön liginde birinci amedspor20
- türkiye medeni bi ülkeyse neden hristiyan yok17
- s'i l v'e r m'i s t'in kullandığı ucuz parfüm13
- betray me masklavi frank lucas kerhaneci yagmurcu7
- parcalandim toparlanamiyorum313
- düşün ki o bunu okuyor6
- basketbol2
- 29 yaşında erkek 40 yaşında kadın evliliği5
- türkiye'deki hoşgörü hristiyanlıktan geliyor4
- türkler ile moğollar kardeştir11
- anın görüntüsü28
- hollanda'nın deniz seviyesinin altında bulunması2
- emeviler6
- kendinden büyük bir kadınla evlenmek3
- göçmen karşıtı din düşmanı sosyal demokratlar18
- ktç camdan atladı apandisti patladı2
- terör örgütünün silah bırakmaması3
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı30
- kürdistan11
- game of thrones taki kerhaneci17
- betray me2
- claudian clouds43
- arap örfü mü yahudi örfü mü2
- ölümden korkuyor musunuz34
- amedspor'un götü kalkan beşiktaş'a döşeyeceği boru2
- ittihat terakki döneminde gerçekleşen soykırımlar6
- dar mini etekli kadın2
- eyüpspor2
- filenin sultanları'nın siklenmemesi5
- nervio16
- sahilde ağlamak2
- serok dediği için hasan atilla uğur'un ürkütülmesi2
- memduh bashgan3
- güzel türkiyem3
- herkese benden karı2
- taksicinin iltifatına maruz kalmak5
- imamoğlu'nun erdoğan'ın abd ziyaretine tepkisi2
- medyanın yunanla savaşı adeta körüklemesi2
- uludağ itiraf11
- vercenmi3
- sözlük kızları dertleşiyor14
- şarapçı'nın taksici fantezileri4
- çok güzel bir kız havla deyince havlamayan erkek5
- emre fel2
- alkolsüz pornosuz ve ekmeksiz yaşam2
- istanbul da para harcanacak çok yer olması3
- 20274
- beşiktaş7
- ortaçağda kadına yüklenen değer4
- başlık açma3
1548 yılında kaleme aldığı bir eserde, erk'in daha da güçlenip güçsüzü ezerken, burada güçsüzün heykel tabanı yani kaide, erkin ise heykel olduğunu söylemiştir. Yani iktidarı ayakta tutan halktır, iktidarın kendinde biriktirdiği ve güçsüzü ezmek için kullandığı gücün aslında devredilmiş geçici bir güç olduğunu söyler. Kısacası adam ta o yıllardan modern siyaset bilimindeki halk-iktidar misyonlarını yerli yerine atamış.
Aşağıda discours de la servitude volontaire isimli eserinden bir pasaj paylaşıyorum.
"Şimdilik bana anlatılmasını istediğim şey şudur: Nasıl oluyor da bunca insan, bunca şehir, bunca ulus, kendisine verdikleri güçten başka gücü olmayan, katlanmayı kabul ettikleri ölçüde onlara zarar verme erkine sahip, ona karşı gelmektense ondan gelen her şeyi sineye çekmeyi tercih ettikleri takdirde onlara hiçbir kötülük etmeyen tek bir tirana tahammül ediyor? Ne kadar şaşırtıcı bir şeydir bu. (aslında şaşırmaktan ziyade üzülünmesi gereken çok sıradan bir şeydir)! Sefil bir şekilde kullaştırılmış, zorlayıcı bir güç tarafından zorlanmış değil de, tek olduğu için korkmaları gerekmeyen, onlara karşı insafsız ve acımasız olduğu için sevmedikleri tek bir kişinin karşısında hayran kalmış, bir anlamda büyülenmiş, acınası bir boyunduruğa başları eğik tâbi olmuş milyonlarca insanı görmek şaşırtıcıdır. Ama insanın zayıflığı böyledir! itaate zorlanmış, ödün vermek zorunda kalmış, kendi aralannda bölünmüş olduklan için her zaman en güçlü taraf olamazlar. Dolayısıyla silahlann gücüyle zincire vurulmuş bir ulus tek bir kişinin erkine boyun eğmişse (Atina şehrinin otuz tiran egemenliğinde olduğu gibi), onun kulluk etmesine şaşırmamak, kulluğuna üzülmemek lazım veya daha doğrusu buna ne şaşırmak ne de acımak lazım. Sadece kararlılıkla bu felakete tahammül etmek ve gelecekte daha iyi bir fırsat yakalamak için beklemek lazım."
"Ama ey ulu Tanrım, nedir bu? Bu kötülük eğilimini, bu korkunç eğilimi nasıl adlandırabiliriz? Sayısızca insanın mülkleri, aileleri, çocukları, hatta kendi hayatları bile kendilerinin değilken yalnızca itaat etmekle kalmayıp yerlerde süründüklerini, yönetilmekten ziyade baskı altında tutulduklarını görmek utanç verici değil midir? Herkesin canı pahasına hayatını koruması gereken bir ordunun karşısındaki, bir barbar takımının değil; tek bir kişinin, üstelik Mirmidon olmayıp savaş alanlarının barutunu hiç koklamamış, en fazla karşılaşmaların kumuna bulanmış, insanları yönetmekte beceriksiz olmakla kalmayıp en ufak bir kadıncığı bile tatmin edemeyen, çoğu zaman ulusun en çirkef ve en kadınsı, en korkak kişisinin yağmalarına, haydutluklarına, insafsızlıklarına maruz kalması! Bu korkaklığın adını koyabilir miyiz? Böyle bir boyunduruğa girmiş insanlara çirkef ve ödlek diyebilir miyiz? iki, üç veya dört kişinin tek bir kişiye boyun eğmesi tuhaf olsa da mümkündür; belki de bunun cesaret eksikliğinden olduğu söylenebilir haklı olarak. Ama yüz kişi, bin kişi tek bir kişinin zulmüne ses çıkartmıyorsa, bunun ödleklik olduğu, ona çatmaya cesaret edemedikleri veya daha da iyisi onu küçümsedikleri ve adam yerine koymadıkları için ona karşı koymak istemedikleri hâlâ söylenebilir mi? Son olarak yüz kişi, bin kişi değil de, yüz ülkenin, bin şehrin, bir milyon insanın, hiç çekinmeden onlara köle gibi davranan birisini ezmek için saldırmadığını görsek, bunu nasıl nitelendiririz? Korkaklık mıdır? Ama bütün kötü eğilimler için aşılamayacak sınırlar vardır. iki adam, hatta on adam bir adamdan çekinebilir, ama bin adamın, bir milyon adamın, bin şehrin tek bir adama karşı kendilerini korumaması! Ah! Bu yalnızca ödleklik değildir, ödleklik buraya kadar varamaz; tıpkı yürekliliğin tek bir adamın bir kaleye tırmanmasını, bir orduya saldırmasını, bir ülkeyi gerektirmediği beklemediği gibi! Ödleklik kelimesinin karşılık gelmediği, onu anlatmak için hiçbir ifadenin bulunmadığı, doğanın inkâr ettiği ve dilin de adlandırmayı reddettiği bu korkunç kötü eğilim nedir?"
Aşağıda discours de la servitude volontaire isimli eserinden bir pasaj paylaşıyorum.
"Şimdilik bana anlatılmasını istediğim şey şudur: Nasıl oluyor da bunca insan, bunca şehir, bunca ulus, kendisine verdikleri güçten başka gücü olmayan, katlanmayı kabul ettikleri ölçüde onlara zarar verme erkine sahip, ona karşı gelmektense ondan gelen her şeyi sineye çekmeyi tercih ettikleri takdirde onlara hiçbir kötülük etmeyen tek bir tirana tahammül ediyor? Ne kadar şaşırtıcı bir şeydir bu. (aslında şaşırmaktan ziyade üzülünmesi gereken çok sıradan bir şeydir)! Sefil bir şekilde kullaştırılmış, zorlayıcı bir güç tarafından zorlanmış değil de, tek olduğu için korkmaları gerekmeyen, onlara karşı insafsız ve acımasız olduğu için sevmedikleri tek bir kişinin karşısında hayran kalmış, bir anlamda büyülenmiş, acınası bir boyunduruğa başları eğik tâbi olmuş milyonlarca insanı görmek şaşırtıcıdır. Ama insanın zayıflığı böyledir! itaate zorlanmış, ödün vermek zorunda kalmış, kendi aralannda bölünmüş olduklan için her zaman en güçlü taraf olamazlar. Dolayısıyla silahlann gücüyle zincire vurulmuş bir ulus tek bir kişinin erkine boyun eğmişse (Atina şehrinin otuz tiran egemenliğinde olduğu gibi), onun kulluk etmesine şaşırmamak, kulluğuna üzülmemek lazım veya daha doğrusu buna ne şaşırmak ne de acımak lazım. Sadece kararlılıkla bu felakete tahammül etmek ve gelecekte daha iyi bir fırsat yakalamak için beklemek lazım."
"Ama ey ulu Tanrım, nedir bu? Bu kötülük eğilimini, bu korkunç eğilimi nasıl adlandırabiliriz? Sayısızca insanın mülkleri, aileleri, çocukları, hatta kendi hayatları bile kendilerinin değilken yalnızca itaat etmekle kalmayıp yerlerde süründüklerini, yönetilmekten ziyade baskı altında tutulduklarını görmek utanç verici değil midir? Herkesin canı pahasına hayatını koruması gereken bir ordunun karşısındaki, bir barbar takımının değil; tek bir kişinin, üstelik Mirmidon olmayıp savaş alanlarının barutunu hiç koklamamış, en fazla karşılaşmaların kumuna bulanmış, insanları yönetmekte beceriksiz olmakla kalmayıp en ufak bir kadıncığı bile tatmin edemeyen, çoğu zaman ulusun en çirkef ve en kadınsı, en korkak kişisinin yağmalarına, haydutluklarına, insafsızlıklarına maruz kalması! Bu korkaklığın adını koyabilir miyiz? Böyle bir boyunduruğa girmiş insanlara çirkef ve ödlek diyebilir miyiz? iki, üç veya dört kişinin tek bir kişiye boyun eğmesi tuhaf olsa da mümkündür; belki de bunun cesaret eksikliğinden olduğu söylenebilir haklı olarak. Ama yüz kişi, bin kişi tek bir kişinin zulmüne ses çıkartmıyorsa, bunun ödleklik olduğu, ona çatmaya cesaret edemedikleri veya daha da iyisi onu küçümsedikleri ve adam yerine koymadıkları için ona karşı koymak istemedikleri hâlâ söylenebilir mi? Son olarak yüz kişi, bin kişi değil de, yüz ülkenin, bin şehrin, bir milyon insanın, hiç çekinmeden onlara köle gibi davranan birisini ezmek için saldırmadığını görsek, bunu nasıl nitelendiririz? Korkaklık mıdır? Ama bütün kötü eğilimler için aşılamayacak sınırlar vardır. iki adam, hatta on adam bir adamdan çekinebilir, ama bin adamın, bir milyon adamın, bin şehrin tek bir adama karşı kendilerini korumaması! Ah! Bu yalnızca ödleklik değildir, ödleklik buraya kadar varamaz; tıpkı yürekliliğin tek bir adamın bir kaleye tırmanmasını, bir orduya saldırmasını, bir ülkeyi gerektirmediği beklemediği gibi! Ödleklik kelimesinin karşılık gelmediği, onu anlatmak için hiçbir ifadenin bulunmadığı, doğanın inkâr ettiği ve dilin de adlandırmayı reddettiği bu korkunç kötü eğilim nedir?"
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar