bugün
- silvermist13
- dincilerin apoyu atatürk ten çok sevmesi5
- sözlükte tanıdığınız en iyi kişi24
- gitmek iyileştirir mi3
- sözlük hesabını sil perileri7
- gocu'ya özgürlük11
- kahve ve sigara ile yağmuru izlemek6
- said nursi nin ajdar anık a verdiği ayar3
- yobaz ebeveynlere sahip olmak2
- gocu11
- yanlışlıkla başkasının külodunu giymek3
- orta yaşlıların birbirilerine kanki demeleri3
- gocu'nun çaylaklık durumu kaldırılsın7
- tek başına hastaheneye gitmek2
- yogartiksen3
- aşk7
- sabahları nefret edilen şeyler12
- dincilerin insanların yaşamına karışması3
- arkadaşlar beni neden sevmediniz4
- fatma betül sayan kaya49
- şiiri ayak kokan kadın4
- türbanlı kız arkadaşıyla sevişmeyi düşünen erkek2
- fon mağdurlarının ana para iadelerini beğenmemesi4
- yazılımcıların maaş pazarlığında yaptığı hatalar3
- tulumba tatlısı4
- aisu2
- farklı mısın4
- yeşil parka giyen kız5
- senden benden trilyonları çalanlar5
- tüik ve enag'ın eylül enflasyonu verileri3
- ne yazarsam yazayım çaylak olmuyorum4
- sarımsak6
- 4 ekim 2026 konohafest saldırısı3
- cin filmleri4
- bir erkeğe yapılabilecek en iyi iltifat10
- ideal bira bardağı3
- riyad da ikinci mekke ittifakı toplantısı3
- pazartesi sabah 7 de spor salonuna giden insan3
- sözlük gıybeti12
- yıldız tilbe kızılı2
- türk korku filmi klişeleri3
- pizza5
- cemil ipekçi2
- arkadaşlar çok uykum var2
- hepinizden nefret ediyorum ama tek başıma da canım2
- dünyanın en yakışıklı erkekleri listesi8
- hangi tatlısınız10
- kapatıcı kullanılmayan gün12
- akp seçmeni16
- pizza margarita4
21 Ekim 2008 tarihli "sıvasız evlerin ölü çocukları" adlı yazısı okunmalıdır, okutulmalıdır, hatta abartıyorum ders kitaplarına konulup öğrencilere ezberletilmelidir. Link vermiyorum, buyrun aşağıya:
---------------------------------------------------------------------------------
Yoksul edebiyatı yapma, oğluuum!"
Tabii ya!
"Asansörde ter kokuyordu" dediğiniz çocuklardan belki bunlar.
"Göbeğini kaşıyan adam"ın çocukları belki.
"Başörtülü" diye anasını nizamiye, hastane veya okul kapılarında itelediğiniz, ötelediğiniz, belki bacısını üniversite kapılarından sokmadığınız çocuklar.
"Ananı da al" diye azarladıklarınızın çocukları belki.
"Orduda hiyerarşi vardır, herkesin yeri bellidir, girerken bilmiyorlar mıydı" diye, bir orduevi kapısında karısıyla, çocuğuyla, babasıyla, anasıyla rezil edip kovaladığınız çocuklar.
"Bir kilo pirince oy veriyorlar" dediklerinizden belki de.
"Bunlarınki de bir oy benimki de" diye ayağınızla basıp işaret ettiğiniz çocuklar.
"Sayıyla mı verdiler" demiştiniz ya, işte o çocuklar.
" Şehrin içine ettiler" ya, onlar da olabilir bu çocuklar.
"Ağzı çorba kokanlar"ın, çayırda piknik yapanların, belki atletiyle oturanların, denize entariyle ürkek adım atanların çocukları.
"Bunlar köylü olduğu için yüksekte yürüyemiyor, tersanelerde düşüp ölüyorlar" dediğiniz çocuklardan işte.
Bir atölyede, bir izbede üç paraya kot taşlattığınız, tinere, dumana, zehre, kansere boğduğunuz, toplu halde yakınca azıcık vahvahladığınız çocuklar.
Kamyon kasalarında derelere döktüğünüz minik tarım işçisi kızlar var ya, işte onların kokusundan çocuklar.
Müzik zevklerini, giyim tarzlarını, ağız tatlarını, konuşma üsluplarını, dil falsolarını, küfür kıyametlerini, hoyrat hayata hoyratça atılışlarını, yan bakışlarını, itiş kakışlarını, statlara yığılışlarını "estetikten, medeniyetten, terbiyeden, seviyeden" uzak bulduğunuz çocuklar belki de.
Belki hepsi hem ondan, hem bundan, hem şundan değil.
Ama biraz ondan, biraz bundan, biraz şundan.
Aslında sevmediniz
Siz bu çocukları aslında hiç sevemediniz.
Sevmediğiniz için sevilemeyecek, sevinilemeyecek hallere de getirdiniz.
Bu çocuklar bazen varoşların solcu çocukları oldu, bazen başbuğların kurtları, bazen linçe uğradılar, bazen linçlerin kalabalıkları oldular, bazen bir isyanla jilet atıverdiler, bazen bir hoca peşine düşüverdiler, yerüstünde umut kovalarken yırtanı da oldu, namusuyla kan ter içinde kalanı da, yer üstüne düşeni de yeraltına sıvışanı da, araziye uyanı da yoldan çıkanı da; taş attıkları da oldu mermi sıktıkları da...
Sünni idiler, Alevi idiler, Türk idiler, Türkmen idiler, göçmen idiler, Kürt idiler.
Siz, yani belki siz değil de, işte o "Sizler", bu çocukları aslında hiç sevemediniz.
Öyle tepeden, yükseklerden, makamlardan, rütbelerden kibirle bakıp da, aslında çoğu zaman aşağılayarak, onları "adam etmek" ile bir türlü edememek arasında kaldınız.
Onlara dair hakiki her şeyi, bazen inançlarını, bazen hayallerini, oylarını, soylarını, yoksunluklarını, yoksulluklarını; ellerindeki tek hazine haysiyeti de yamultarak, aşağıladınız.
Ama ölülerini çok seviyorsunuz.
Tabutları arkasında, sivil ve askeri erkân, diziliyorsunuz.
Köşeler döşeniyor, manşetler düzüyorsunuz.
iktidar oluyor, sevk ve komuta ediyor, muhalefet de yapıyorsunuz.
Yüzüne bakmadığınız başörtülü analarına sarılıyor, hakiki insan(haklarına mıçıp sıvadığınız sıvasız haneleri ziyaret ediyorsunuz.
Dayakla, azarla, aşağılamayla, insan yerine komayışla inlettiğiniz bedenlerini ceset ceset kutsuyor; kırıp paramparça ettiğiniz, gencecik çürüttüğünüz ruhlarını sanki onları hep sevmiş gibi yolcu ediyorsunuz.
Bir bakın, bir yüzleşin, bir sadede gelin:
Hayatta kalan hiçbirini, neredeyse bir gün bile, "şehit" adıyla uçanlara bir süre bahşettiğiniz şefkatle sevmeyeceksiniz kolay kolay.
Hayat maalesef kimi için, hakiki sevenleri dışında, ancak ölümle insani mana ve toplumsal saygı bulabiliyor:
Yaşarken zerre kıymetin olmadığı için...
Bir ihtimal, denk gelirse, ancak ölün sevilebiliyor!
Hayat değersiz, hayatın önemsiz...
O yüzden ölüm kutsanıp duruyor!
Çünkü, ölmeyen milyonlarca insan da öyle biliyor, yani öyle sanıyor ki, yaşarken değersiz kılınmış hayatının tesellisi, ölürken bir kıymet kazanabilme, ölürken sevilebilme, hakikaten bir cennete gidebilme, belki hatırlanabilme ihtimalidir.
Bir ihtimaldir!
---------------------------------------------------------------------------------
Yoksul edebiyatı yapma, oğluuum!"
Tabii ya!
"Asansörde ter kokuyordu" dediğiniz çocuklardan belki bunlar.
"Göbeğini kaşıyan adam"ın çocukları belki.
"Başörtülü" diye anasını nizamiye, hastane veya okul kapılarında itelediğiniz, ötelediğiniz, belki bacısını üniversite kapılarından sokmadığınız çocuklar.
"Ananı da al" diye azarladıklarınızın çocukları belki.
"Orduda hiyerarşi vardır, herkesin yeri bellidir, girerken bilmiyorlar mıydı" diye, bir orduevi kapısında karısıyla, çocuğuyla, babasıyla, anasıyla rezil edip kovaladığınız çocuklar.
"Bir kilo pirince oy veriyorlar" dediklerinizden belki de.
"Bunlarınki de bir oy benimki de" diye ayağınızla basıp işaret ettiğiniz çocuklar.
"Sayıyla mı verdiler" demiştiniz ya, işte o çocuklar.
" Şehrin içine ettiler" ya, onlar da olabilir bu çocuklar.
"Ağzı çorba kokanlar"ın, çayırda piknik yapanların, belki atletiyle oturanların, denize entariyle ürkek adım atanların çocukları.
"Bunlar köylü olduğu için yüksekte yürüyemiyor, tersanelerde düşüp ölüyorlar" dediğiniz çocuklardan işte.
Bir atölyede, bir izbede üç paraya kot taşlattığınız, tinere, dumana, zehre, kansere boğduğunuz, toplu halde yakınca azıcık vahvahladığınız çocuklar.
Kamyon kasalarında derelere döktüğünüz minik tarım işçisi kızlar var ya, işte onların kokusundan çocuklar.
Müzik zevklerini, giyim tarzlarını, ağız tatlarını, konuşma üsluplarını, dil falsolarını, küfür kıyametlerini, hoyrat hayata hoyratça atılışlarını, yan bakışlarını, itiş kakışlarını, statlara yığılışlarını "estetikten, medeniyetten, terbiyeden, seviyeden" uzak bulduğunuz çocuklar belki de.
Belki hepsi hem ondan, hem bundan, hem şundan değil.
Ama biraz ondan, biraz bundan, biraz şundan.
Aslında sevmediniz
Siz bu çocukları aslında hiç sevemediniz.
Sevmediğiniz için sevilemeyecek, sevinilemeyecek hallere de getirdiniz.
Bu çocuklar bazen varoşların solcu çocukları oldu, bazen başbuğların kurtları, bazen linçe uğradılar, bazen linçlerin kalabalıkları oldular, bazen bir isyanla jilet atıverdiler, bazen bir hoca peşine düşüverdiler, yerüstünde umut kovalarken yırtanı da oldu, namusuyla kan ter içinde kalanı da, yer üstüne düşeni de yeraltına sıvışanı da, araziye uyanı da yoldan çıkanı da; taş attıkları da oldu mermi sıktıkları da...
Sünni idiler, Alevi idiler, Türk idiler, Türkmen idiler, göçmen idiler, Kürt idiler.
Siz, yani belki siz değil de, işte o "Sizler", bu çocukları aslında hiç sevemediniz.
Öyle tepeden, yükseklerden, makamlardan, rütbelerden kibirle bakıp da, aslında çoğu zaman aşağılayarak, onları "adam etmek" ile bir türlü edememek arasında kaldınız.
Onlara dair hakiki her şeyi, bazen inançlarını, bazen hayallerini, oylarını, soylarını, yoksunluklarını, yoksulluklarını; ellerindeki tek hazine haysiyeti de yamultarak, aşağıladınız.
Ama ölülerini çok seviyorsunuz.
Tabutları arkasında, sivil ve askeri erkân, diziliyorsunuz.
Köşeler döşeniyor, manşetler düzüyorsunuz.
iktidar oluyor, sevk ve komuta ediyor, muhalefet de yapıyorsunuz.
Yüzüne bakmadığınız başörtülü analarına sarılıyor, hakiki insan(haklarına mıçıp sıvadığınız sıvasız haneleri ziyaret ediyorsunuz.
Dayakla, azarla, aşağılamayla, insan yerine komayışla inlettiğiniz bedenlerini ceset ceset kutsuyor; kırıp paramparça ettiğiniz, gencecik çürüttüğünüz ruhlarını sanki onları hep sevmiş gibi yolcu ediyorsunuz.
Bir bakın, bir yüzleşin, bir sadede gelin:
Hayatta kalan hiçbirini, neredeyse bir gün bile, "şehit" adıyla uçanlara bir süre bahşettiğiniz şefkatle sevmeyeceksiniz kolay kolay.
Hayat maalesef kimi için, hakiki sevenleri dışında, ancak ölümle insani mana ve toplumsal saygı bulabiliyor:
Yaşarken zerre kıymetin olmadığı için...
Bir ihtimal, denk gelirse, ancak ölün sevilebiliyor!
Hayat değersiz, hayatın önemsiz...
O yüzden ölüm kutsanıp duruyor!
Çünkü, ölmeyen milyonlarca insan da öyle biliyor, yani öyle sanıyor ki, yaşarken değersiz kılınmış hayatının tesellisi, ölürken bir kıymet kazanabilme, ölürken sevilebilme, hakikaten bir cennete gidebilme, belki hatırlanabilme ihtimalidir.
Bir ihtimaldir!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar