bugün
- kolye140
- rüzgar11
- cep telefonu11
- nokia10
- lale13
- kuş5
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver10
- rüzgar türbini2
- gece gece sinirlenmek4
- var olmak için ne yaptınız12
- mavi4
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı21
- billie eilish'in memeleri7
- tabiat4
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- fil9
- at6
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- flamingo3
- duayı bencil bir iş haline getirmek5
- güne psikolojik bir tespit bırak4
- öğretmenlerin kravat takma zorunluluğu2
- istanbul esnafına selden 80 milyon tl destek3
- kaplan17
- sözlük obezlerinin fotoğrafları10
- evi ev yapan şeyler14
- z kusagi4
- brezilya7
- aslan15
- sevgili nedir7
- kötüyü alaşağı etmek4
- anın görüntüsü22
- gül7
- başka birinin ayağını yalamış erkekle evlenmek7
- netflix asaf dizisi3
- bileklik19
- cemil tugay6
- pıtı atma4
- dizel araba yüzünden hayattan soğumak3
- yol5
- erken ölüm2
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- yogartiksen39
- ankara8
- elma5
- 17 ekim 2026 fenerbahçe alanyaspor maçı9
- makinelerin zihnimizi okuyabilmesi5
- sarı teker kim sorunsalı8
- zebra7
- paralel evren2
Hüznü kasveti anlatan tüm hikayeler sonbaharda geçer. Romanların "l" deyip başladığı yerden sonra, dökülen yapraklar, göçen kuşlar vardır hep. Burukluğun tasvirlerinde hep eylül vardır.
Güneşimiz karartıldığında, bedenimiz dipçiklerle, topraklarımız postallarla ezildiğinde, gri renkteki sokaklarımız sessizleştiğinde, aylardan eylül dü, hapishaneler eylül de bizimkilerle dolduruldu. Bizimkiler dövüldü, öldürüldü...
Eylül kanunlarıyla pençesine atıldık yokluğun, yoksulluğun, açlığın... Eylül kanunlarıyla dayatıldığında tek tip elbiseler... Bizimkiler direndi, bizimkiler öldü ve yine bizimkiler kazandı.
Buca nın duvarları kan rengine boyandığında aylardan eylül dü. Yine yapraklar dökülüyor, yine kuşlar göçüyordu. Bir yerlerde bir kağıda eylül ün hüznü dökülüyordu. Bizimkiler kanlarıyla direnişi yazıyordu koğuş duvarlarına. Buca da bizimkiler marşlar söylüyorlardı, türkülerle, halaylarla ölüyorlardı. Umutsuzluğu dağıtan ateş parçlarıydı onlar.
Ulucanlar da bir meydana topladılar bizimkileri. Hep bir ağızdan içtiler ab ı hayat suyunu, hep birlikte direndiler, öldüler. Resimlere yansıyan yüzlerini öptük, yüreğimizin en sıcak yerine bastık.
Döne döne, hep bize geliyordu ölüm, eylül le birlikte. Öfkemiz eylül e değil onun kanunlarına...Üç duvar, bir kapıya sığmayan umutlardı onlar, bizimkilerdi. Ne tabuta, ne tabutluğa sığarlardı, sığmadılar! Yılgın yüreklere umut oldular, soğumuş yüreklere ateş saldılar. Soyu tükenmez şahinler, yattılar açlığa. Bir yanda eylül kanunları, eylül cellatları, satırları, alev makinaları, yağlı urganlarıyla bekliyorlardı.
Seslendi bizimkiler! Bize, size herkese!.. Eylül dediğiniz nedir ki? Döker en çok yaprakları, kurutmaz ki dalları. Yaprağını döken her dal, zemherilerin ardından çiçek açar, güneşe döner yüzünü. Eylül artık hüznün, kasvetin değil, öfkenin isyanın adı olsun. Bizimkiler seslendi, canlarını verirken. "Halkımız, Sizin için Öleceğiz, Asla Teslim Olmayacağız." Bizimkiler seslendi, bizimkiler öldü.
Bizimkiler... Halktılar... Sapsarı güneş tüm heybetiyle üstümüze doğsun diye, eylül ler bizim olsun diye öldüler.
Elbet, eylül bir gün bizim olur.
grup yorum
Güneşimiz karartıldığında, bedenimiz dipçiklerle, topraklarımız postallarla ezildiğinde, gri renkteki sokaklarımız sessizleştiğinde, aylardan eylül dü, hapishaneler eylül de bizimkilerle dolduruldu. Bizimkiler dövüldü, öldürüldü...
Eylül kanunlarıyla pençesine atıldık yokluğun, yoksulluğun, açlığın... Eylül kanunlarıyla dayatıldığında tek tip elbiseler... Bizimkiler direndi, bizimkiler öldü ve yine bizimkiler kazandı.
Buca nın duvarları kan rengine boyandığında aylardan eylül dü. Yine yapraklar dökülüyor, yine kuşlar göçüyordu. Bir yerlerde bir kağıda eylül ün hüznü dökülüyordu. Bizimkiler kanlarıyla direnişi yazıyordu koğuş duvarlarına. Buca da bizimkiler marşlar söylüyorlardı, türkülerle, halaylarla ölüyorlardı. Umutsuzluğu dağıtan ateş parçlarıydı onlar.
Ulucanlar da bir meydana topladılar bizimkileri. Hep bir ağızdan içtiler ab ı hayat suyunu, hep birlikte direndiler, öldüler. Resimlere yansıyan yüzlerini öptük, yüreğimizin en sıcak yerine bastık.
Döne döne, hep bize geliyordu ölüm, eylül le birlikte. Öfkemiz eylül e değil onun kanunlarına...Üç duvar, bir kapıya sığmayan umutlardı onlar, bizimkilerdi. Ne tabuta, ne tabutluğa sığarlardı, sığmadılar! Yılgın yüreklere umut oldular, soğumuş yüreklere ateş saldılar. Soyu tükenmez şahinler, yattılar açlığa. Bir yanda eylül kanunları, eylül cellatları, satırları, alev makinaları, yağlı urganlarıyla bekliyorlardı.
Seslendi bizimkiler! Bize, size herkese!.. Eylül dediğiniz nedir ki? Döker en çok yaprakları, kurutmaz ki dalları. Yaprağını döken her dal, zemherilerin ardından çiçek açar, güneşe döner yüzünü. Eylül artık hüznün, kasvetin değil, öfkenin isyanın adı olsun. Bizimkiler seslendi, canlarını verirken. "Halkımız, Sizin için Öleceğiz, Asla Teslim Olmayacağız." Bizimkiler seslendi, bizimkiler öldü.
Bizimkiler... Halktılar... Sapsarı güneş tüm heybetiyle üstümüze doğsun diye, eylül ler bizim olsun diye öldüler.
Elbet, eylül bir gün bizim olur.
grup yorum
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar