bugün
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası30
- gammazlar neden hiç çaylak olmuyor7
- bir yazarı entrylerine göre yargılamak17
- sevgilinizin sözlükte yazar olması5
- çağımızın hastalığı6
- insanlar nasıl arkadaş ediniyor10
- sapık olduğu için çaylak olan insan5
- gammaz çetesi7
- kalabalıklar içinde yalnız olmak12
- hayattan zevk alamamak17
- ayınan mıyorum ayınan mıyorum19
- nickten isim tahmini yapmak72
- bacınızın uluda yazar olmasını ister misiniz3
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri10
- hava ne kadar güzel ya3
- arkadaşlar hoşçakalın4
- gammazların gizli hesapları görebilmesi3
- balkonda kitli kalmak4
- deliğim ben götü kara deliğim3
- insana kendini güvende hissettiren şeyler6
- ülkenin kötü halinden gammazların sorumlu olması3
- yazarların sözlükte bulunma amaçları7
- yazın dışarı çıkmanın zorluğu5
- albirader camus2
- venezia fc2
- biber dolması olsa da yesek7
- hazret ktc5
- g'i l d'e d l'i l y26
- hikayeyi devam ettir25
- alkollü sürücüye 602 bin lira ceza3
- gizem güven2
- bir hevesle alınıp kullanılmayan şeyler16
- önüne gelene ayar verebileceğini zanneden insan4
- mohamed salah ghaly3
- sabah kahvaltısında menemen yiyen erkek3
- erkeklerin obur olduğu algısı18
- narsisizm3
- arkadaşlar bir bakar mısınız9
- marmarayın 74 27 çekmesi3
- kurbağa öpüp prens beklemek14
- yazarlara göre olması gereken insan ömrü süresi8
- gocunun nerede olması10
- anok yai2
- pizzada ince hamur tercih eden erkek12
- habire12 adamdır37
- makine mühendisliği4
- rüyamda kadın olmuştum6
- metalcilerin ihtiyar olması2
- uysaljakoben14
- pizzanın ortasındaki yuvarlak plastik şey10
bugünlerde herkes gitmek istiyor.
küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
hayatından memnun olan yok.
kiminle konuşsam aynı şey... her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
öyle ‘‘yanına almak istediği üç şey’’ falan yok. bir kendisi.
bu yeter zaten. her şeyi, herkesi götürdün demektir. keşke kendini bırakıp gidebilse insan. ama olmuyor.
hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
böyle gidiyor işte. bir yanımız ‘‘kalk gidelim’’, öbür yanımız ‘‘otur’’ diyor. “otur’’ diyen kazanıyor. o yan kalabalık zira. iş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu... en kötüsü alışkanlık. alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. kalıyoruz.
kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
evlenmeler...
bir çocuk daha doğurmalar...
borçlara girmeler...
işi büyütmeler...
bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
misal, ben...
kapıdaki rex'i bırakıp gidemiyorum. değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum. alıp götürsem gelmez ki... bütün sokağın köpeği olduğunun farkında. herkes onu, o herkesi seviyor. hangi birimizle gitsin?
‘‘sırtında yumurta küfesi olmak’’ diye bir deyim vardır; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. kendi imalatımız küfeler.
ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. ölüm var zira. ölüme inat tutunmak lazım. inadına kök salmak lazım.
bari ufak kaçışlar yapabilsek. var tabii yapanlar. ama az. sadece kaymak tabakası. hepimiz kaçabilsek... bütçe, zaman, keyif... denk olsa.
gün içinde mesela... küçücük gitmeler yapabilsek.
ne mümkün.
sabah 09.00, akşam 18.00.
sonra başka mecburiyetler. sıkışıp kaldık.
sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. bir ömür karşılığı bir ömür yani.
ne saçma.
bahar mıdır bizi bu hale getiren? galiba.
ben her bahar áşık olmam ama her bahar gitmek isterim. gittiğim olmadı hiç.
ama olsun... istemek de güzel.
pakize suda.
küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
hayatından memnun olan yok.
kiminle konuşsam aynı şey... her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
öyle ‘‘yanına almak istediği üç şey’’ falan yok. bir kendisi.
bu yeter zaten. her şeyi, herkesi götürdün demektir. keşke kendini bırakıp gidebilse insan. ama olmuyor.
hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
böyle gidiyor işte. bir yanımız ‘‘kalk gidelim’’, öbür yanımız ‘‘otur’’ diyor. “otur’’ diyen kazanıyor. o yan kalabalık zira. iş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu... en kötüsü alışkanlık. alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. kalıyoruz.
kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
evlenmeler...
bir çocuk daha doğurmalar...
borçlara girmeler...
işi büyütmeler...
bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
misal, ben...
kapıdaki rex'i bırakıp gidemiyorum. değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum. alıp götürsem gelmez ki... bütün sokağın köpeği olduğunun farkında. herkes onu, o herkesi seviyor. hangi birimizle gitsin?
‘‘sırtında yumurta küfesi olmak’’ diye bir deyim vardır; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. kendi imalatımız küfeler.
ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. ölüm var zira. ölüme inat tutunmak lazım. inadına kök salmak lazım.
bari ufak kaçışlar yapabilsek. var tabii yapanlar. ama az. sadece kaymak tabakası. hepimiz kaçabilsek... bütçe, zaman, keyif... denk olsa.
gün içinde mesela... küçücük gitmeler yapabilsek.
ne mümkün.
sabah 09.00, akşam 18.00.
sonra başka mecburiyetler. sıkışıp kaldık.
sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. bir ömür karşılığı bir ömür yani.
ne saçma.
bahar mıdır bizi bu hale getiren? galiba.
ben her bahar áşık olmam ama her bahar gitmek isterim. gittiğim olmadı hiç.
ama olsun... istemek de güzel.
pakize suda.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar