bugün
- sözlükte tek kalsanız yazmaya devam eder misiniz9
- imralı basılsın apo piçi asılsın5
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı11
- mason greenwood'un galatasaray'a döşeyeceği boru2
- üniversite okumanın gereksiz olması6
- sözlük yazarlarının favori dizisi6
- 1948 arap israil savaşı9
- duş alıp yeni serilmiş nevresimde uyumak2
- ilgi alanına göre konuşmalık insan veritabanı10
- yapay zekanın ortadan kaldıramayacağı 10 meslek3
- yazarların favori oyun karakteri5
- sözlük kızlarının babaları3
- x files dizisindeki elinden sigara düşmeyen adam4
- tuvaletin tıkanması2
- yavudilerde cin peri hayalet öcü hortlak olmaması12
- allah4
- boş cd'nin üstüne boş cd diye yazmak4
- tai lung26
- ebrar sitesi2
- oswald cupplepot3
- osuruktan şiirler89
- acı acı osurmak5
- bira6
- i m horny diyen kız3
- türkiye de emeklilik4
- stack overflow kopyala yapistir2
- sözlükteki cin moderatörler2
- su bardağı ile çay içmek7
- tüm erkeklerin old money giyinmesi11
- dolar isterse 100 olsun41
- en sevdiği film pulp fiction olan erkek3
- youtube3
- fenerbahçe19
- şafak sezer'in son hali2
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı27
- nervio varıdı nerede o8
- ismet gurbuz 202411
- arap ismail3
- 2026 ekonomik krizi20
- kedi3
- sözlük erkeklerinin yaptığı yemekler3
- yazarların favori giyim markası15
- anderson talisca6
- sophie dee'nin memeleri4
- berber fiyatlarındaki fahiş artış3
- ebru şallı2
- cinlerden yardım alan platformlar3
- kainatın insanların keşfi için yaratılması4
- sözlük dayısı dövmek6
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
entry'ler (341)
Belki de önce bütün bu kavramların ötesinde insan olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor.
inancımız, mezhebimiz, düşüncemiz ya da dünya görüşümüz ne olursa olsun; hepimiz aynı hayatın içinde yaşayan, seven, üzülen, umut eden ve hata yapan insanlarız.
insan olmanın gerektirdiği vicdanı, merhameti, adaleti ve saygıyı gerçekten kavrayabilirsek, insanları birbirinden ayırmak için kullandığımız birçok kavrama da ihtiyaç kalmaz.
Çünkü mesele hangi sıfatı taşıdığımız değil; o sıfatın arkasında nasıl bir insan olduğumuzdur.
önce “Ben neyim?” diye sormak yerine, “Ben nasıl bir insanım?” diye sormayı öğrenmeliyiz.
inancımız, mezhebimiz, düşüncemiz ya da dünya görüşümüz ne olursa olsun; hepimiz aynı hayatın içinde yaşayan, seven, üzülen, umut eden ve hata yapan insanlarız.
insan olmanın gerektirdiği vicdanı, merhameti, adaleti ve saygıyı gerçekten kavrayabilirsek, insanları birbirinden ayırmak için kullandığımız birçok kavrama da ihtiyaç kalmaz.
Çünkü mesele hangi sıfatı taşıdığımız değil; o sıfatın arkasında nasıl bir insan olduğumuzdur.
önce “Ben neyim?” diye sormak yerine, “Ben nasıl bir insanım?” diye sormayı öğrenmeliyiz.
eğitimli olmak, cehaletten tamamen kurtulmak demek değil. insan üniversite bitirebilir, kitap okuyabilir, kültürlü ve kibar olabilir ama ailesinden, çevresinden ve geçmişinden gelen bazı düşünceleri ve önyargıları da farkında olmadan taşıyabilir.
özellikle geleneksel yapının daha güçlü olduğu toplumlarda bunu daha fazla görmek mümkün. en eğitimli, kendini en çok yetiştirmiş insanda bile bazen gelenekten, toplumdan veya geçmişten gelen bir bağnazlık, sorgulanmamış bir düşünce ya da geri kalmışlık görülebiliyor.
çünkü insan sadece okulla yetişmiyor. ailesinden, toplumundan, hatta nesillerden bir şeyler miras kalıyor.
belki de gerçek cehalet, hiçbir şey bilmemek değil; bildiğini sorgulamamak.
diploma insanı eğitimli yapar, ama sorgulamak insanı aydınlatır.
özellikle geleneksel yapının daha güçlü olduğu toplumlarda bunu daha fazla görmek mümkün. en eğitimli, kendini en çok yetiştirmiş insanda bile bazen gelenekten, toplumdan veya geçmişten gelen bir bağnazlık, sorgulanmamış bir düşünce ya da geri kalmışlık görülebiliyor.
çünkü insan sadece okulla yetişmiyor. ailesinden, toplumundan, hatta nesillerden bir şeyler miras kalıyor.
belki de gerçek cehalet, hiçbir şey bilmemek değil; bildiğini sorgulamamak.
diploma insanı eğitimli yapar, ama sorgulamak insanı aydınlatır.
Uludağ Sözlük’ün en güzel tarafı, insanların birbirini gerçekten tanımadan da birbirine yakın hissedebilmesiydi. insanların hayatına dair çok şey bilmezdin ama yazdığı entry’lerden nasıl biri olduğunu az çok anlardın. Kimi zaman bir esprisiyle, kimi zaman bir yorumu ya da bir olaya bakış açısıyla zihninde bir karakter oluşurdu. insanlar oldukları gibi yazıyor, düşüncelerini olduğu gibi paylaşıyordu. Bu yüzden ortam yapmacık gelmiyordu. Herkes aynı fikirde olmak zorunda değildi ama doğal bir hava vardı. Şimdi dönüp baktığımda o eski tad yok, ortam değişti, insanlar değişti, sözlüğün ruhu da bundan nasibini aldı. Eskiden saatlerce vakit geçirten o sıcaklık yerini daha farklı bir atmosfere bıraktı. Yine de insan tamamen kopamıyor. Çünkü hafızasında kalan şey sadece entry’ler değil; o samimi hava, o doğal ortam ve yazılanlardan tanıyormuş hissi veren insanlar.
eski günler geri gelmez, belki de sözlük hiçbir zaman eskisi gibi olmaz. Ama insan yine de arada dönüp bakıyor. Bir umut işte… Belki bir gün o eski ruhundan bir parça yeniden ortaya çıkar.
eski günler geri gelmez, belki de sözlük hiçbir zaman eskisi gibi olmaz. Ama insan yine de arada dönüp bakıyor. Bir umut işte… Belki bir gün o eski ruhundan bir parça yeniden ortaya çıkar.
mahallede top patlayana kadar eve girmediğin saatlerdi. Akşam ezanıyla yarışır, sokak lambası yanınca “eve!” diye bağırırlardı. Cep telefonu yoktu ama herkesin yeri belliydi: Park, bakkal önü, okul bahçesi.
90'lar, televizyonu açınca TRT'deki dizi müziğiydi. Reklamda “Arçelik” deyince herkes susardı.
Çizgi film için 07:00'de kalkmak ibadetti. 90'lar, internetin olmadığı ama muhabbetin bol olduğu zamandı. Bir şarkı 3 ay listeden inmezdi. kaset çalar sesi gibiydi. Tık diye başlar, cızırtıyla sarar, ortasında parmakla sarıp geri alırdın. Bir deftere 40 kişilik imza dolardı.
Mektup yazardın, pul yapıştırırdın, cevabı 2 hafta sonra gelirdi. Beklemek güzeldi çünkü.
90'lar sade ama tok'tu.
Bir sakız, bir gazoz, bir de arkadaş. Başka şeye ihtiyacın yoktu. Modası geri geliyor ama ruhu gelmiyor. Çünkü 90'lar filtre değildi. Gerçekti.
özlüyoruz seni 90'lar.
90'lar, televizyonu açınca TRT'deki dizi müziğiydi. Reklamda “Arçelik” deyince herkes susardı.
Çizgi film için 07:00'de kalkmak ibadetti. 90'lar, internetin olmadığı ama muhabbetin bol olduğu zamandı. Bir şarkı 3 ay listeden inmezdi. kaset çalar sesi gibiydi. Tık diye başlar, cızırtıyla sarar, ortasında parmakla sarıp geri alırdın. Bir deftere 40 kişilik imza dolardı.
Mektup yazardın, pul yapıştırırdın, cevabı 2 hafta sonra gelirdi. Beklemek güzeldi çünkü.
90'lar sade ama tok'tu.
Bir sakız, bir gazoz, bir de arkadaş. Başka şeye ihtiyacın yoktu. Modası geri geliyor ama ruhu gelmiyor. Çünkü 90'lar filtre değildi. Gerçekti.
özlüyoruz seni 90'lar.
Köylülük utanılacak bir geçmiş değil, insanın köküdür. Hepimiz bir ağacın dalları gibi yükselmeye çalışırken, bizi ayakta tutan şey toprağın altındaki köklerimizdir. Şehir sonradan öğrenilir; emek, dayanışma, paylaşmak ve toprağa saygı ise nesilden nesile aktarılır. Bu yüzden aslında herkesin ruhunda biraz köylülük vardır. Kimisi bunu hatırlar, kimisi unutmaya çalışır. Oysa insanı küçülten köyden gelmiş olması değil, geldiği yeri inkâr etmesidir. Geçmişinden utanan, geleceğini de eksik yaşar; köklerini sahiplenen ise nereye giderse gitsin kendinden bir parça taşımaya devam eder.
Utanılacak şey köylü olmak değildir. Hırsızlık, ahlaksızlık, karakter yoksunluğu ve emeğe saygısızlık utanılacak şeylerdir. insan doğduğu yeri seçemez; ama nasıl bir insan olacağını seçebilir.
Utanılacak şey köylü olmak değildir. Hırsızlık, ahlaksızlık, karakter yoksunluğu ve emeğe saygısızlık utanılacak şeylerdir. insan doğduğu yeri seçemez; ama nasıl bir insan olacağını seçebilir.
Kimseyi putlaştırmayın. Çünkü putlar yıkıldığında geriye sadece hayal kırıklığı kalır. Bir ülkede güven, alkış toplayan isimlere değil; denetime, hukuka ve hesap verebilirliğe dayanmalıdır. Kişileri kurumların yerine koymanın faturası er ya da geç çıkar. Bugün bir kişiye duyulan kör güvenin yarın nasıl büyük bir pişmanlığa dönüşebileceğini görmek isteyenler, yaşanan tartışmalara baksın; çünkü aklın yerini hayranlık aldığında kaybeden her zaman toplum olur.
insan olsun yeter.
Gerisi zaten karakterin detaylarıdır.
Gerisi zaten karakterin detaylarıdır.
ezilenlerin, sesi bastırılmak istenenlerin, alın teriyle ayakta kalanların günü bugün. asgari ücretle yaşam mücadelesi veren işçilerin, emeği görünmeyen emekçilerin, sabahın ilk ışığında yola çıkıp gece yorgun dönenlerin günü. bu gün, sadece bir takvim yaprağı değil; eşitlik talebinin, adalet arayışının, insanca yaşam isteğinin yankısıdır.
her damla terin bir hakka dönüştüğü, her sesin duyulduğu, her emeğin değer bulduğu bir dünya umuduyla…
her damla terin bir hakka dönüştüğü, her sesin duyulduğu, her emeğin değer bulduğu bir dünya umuduyla…
kolay değildir…
insan çoğu zaman bulunduğu yerden memnun olmaz. içinde hep bir eksiklik, hep bir “başka yerde daha güzel olurdu” düşüncesi taşır. oysa hiçbir yer, uzaktan göründüğü kadar güzel değildir. uzakta gördüğümüz şehirler, fotoğraflarda parlayan sokaklar, başkalarının yaşamları… hepsi bir perde arkasında gizlidir. biz sadece ışıkları görürüz; ama o ışıkların altında yorgunluklar, sessizlikler, özlemler de vardır. her yer, yaklaştıkça kendi gerçekliğini gösterir. her güzelliğin ardında bir kırık yan, her manzaranın arkasında bir gölge vardır. insan bunu fark ettikçe, aslında aradığı şeyin bir yer değil, bir his olduğunu anlar.
dünyanın neresine giderseniz gidin, bu değişmez. çünkü insan gittiği her yere kendini de götürür. içinde huzur yoksa, en güzel manzaralar bile kısa sürede soluklaşır.
insan çoğu zaman bulunduğu yerden memnun olmaz. içinde hep bir eksiklik, hep bir “başka yerde daha güzel olurdu” düşüncesi taşır. oysa hiçbir yer, uzaktan göründüğü kadar güzel değildir. uzakta gördüğümüz şehirler, fotoğraflarda parlayan sokaklar, başkalarının yaşamları… hepsi bir perde arkasında gizlidir. biz sadece ışıkları görürüz; ama o ışıkların altında yorgunluklar, sessizlikler, özlemler de vardır. her yer, yaklaştıkça kendi gerçekliğini gösterir. her güzelliğin ardında bir kırık yan, her manzaranın arkasında bir gölge vardır. insan bunu fark ettikçe, aslında aradığı şeyin bir yer değil, bir his olduğunu anlar.
dünyanın neresine giderseniz gidin, bu değişmez. çünkü insan gittiği her yere kendini de götürür. içinde huzur yoksa, en güzel manzaralar bile kısa sürede soluklaşır.
engel konulacak, yasak getirilecek o kadar çok şey var ki ülkemizde... başka dert kalmamış gibi mabel'in yazdığı sözler dert olmuş millete.
önce kokuşmuş zihniyetlerinize engel koyun, ahlak adı altında işlediğiniz ahlaksızlıklara yasak getirin.
önce kokuşmuş zihniyetlerinize engel koyun, ahlak adı altında işlediğiniz ahlaksızlıklara yasak getirin.
Empati yeteneğinden yoksunsa, merhameti ve vicdanı da yoksa gayet rahat uyurlar...
Biraz empati, çokça merhamet ve vicdan diliyorum bu duygulardan mahrum olan herkese.
Biraz empati, çokça merhamet ve vicdan diliyorum bu duygulardan mahrum olan herkese.
insan hayatı bu kadar ucuz ve değersiz onlar için. olan ailelere oldu, olan vefat edenlere oldu...
hayatını kaybetmiş insanların yakınlarına bol sabır diliyorum.
hayatını kaybetmiş insanların yakınlarına bol sabır diliyorum.
O kadar güzel bir müjde ki, şu an herkes sevinç çığlıklarıyla bu müjdeyi kutluyor!..
maalesef ki insanlık öldü. insanlık bizi terk edeli epey bir zaman oldu...
ilk değil, sonda olmayacak! kokuşmuş zihniyetler, lanetlenmiş insanoğlu da böyle devam edip gidecek.
maalesef!..
maalesef!..
Açılan başlığa bakınca bile görebiliyoruz, Kadının fazlaca ayrıştırıldığını...
Yazık!
Yazık!
Maalesef... Var öyle bir özelliği.
kadınların ötekileştirilmediği, eşitlendiği, şiddete maruz kalmadığı, cinayete kurban gitmediği haberleri almadığımız ve duymadığımız zaman kutlayabileceğimiz bir gün olabilir.
Kaderine teslim edilmiş... Son evrelerini yaşıyor, can çekişiyor resmen. Yazık!
Sadece muhalefet değil, rezil olmayan hiçbir şey yok!