bugün
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri17
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi8
- terhis oluyorum sözlük17
- victor osimhen7
- ünlüler bim a101 şok'a gidiyor mu sorunsalı6
- bir sözlük yazarına kahve ısmarlamak5
- 1 2 saat önce kaza yapmış olmam5
- almanyaya işçi yazılmak5
- deniz altında nasıl nefes alınır4
- fatma betülüm yapmaz13
- 22 yıllık kocam gözüme çirkin geldi kaçtım8
- sözlük yazarlarının olası meslekleri6
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- chatgpt'nin bir erkeği mutlu etmesini bilmesi10
- trafikte korna çalmanın işlevi3
- dursun özbek3
- akıllı telefon kullanan erkek4
- münafık9
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- 6 kasım 2026 gaziantep kasımpaşa maçı3
- bir şeyler söyle7
- balık hazır herkese afiyet olsun5
- traveler of secret'in cuma vakti entry girmemesi2
- fatma betül sayan kaya27
- et ete değecek2
- bu başlıkta almanca entry giriyoruz8
- cumhurbaşkanı olmak istiyorum6
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- akşama kadar entry giren torpilli memur12
- birbirini kollayan torba götlü yazarlar4
- şabat kitabı3
- sivasli bey'in sivaslı olması2
- grup vitamin5
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- ne olursa masklavi akp'yi bırakır7
- köln ford fabrikası2
- kağıt çöpü ve plastik çöpü ayrılmalı3
- markaların whatsapptan mesaj atması4
- kaç gammaz var9
- sözlük yazarlarının lolipopları2
- isparta'ya gidip nervio ile kahve içmek11
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı13
- 6 kasım 20025
- yolsuzluğun cevabını halk sandıkta verecek6
- aşk14
- cop316
- sözlük açacak olsanız8
- 6 kasım 20263
- edirne'ye gidip muslettin amca'nın elini öpmek11
- hiçbir şeyden haberi olmayan tek adam8
bir bülbüle gazel
kalbim sancır ve uykulu bir uyuşukluk ağrıtır
algımı, sanki baldıran zehri içmişim gibi,
veya su şebekesine dökülmüşcesine ağır bir afyon
bir dakika geçti, ve lethe diyarları suya battı:
bu senin mutlu yazgını kıskandığımdan değil
ancak senin mutluluğunla epeyce mutlu olmamdan,-
ki sen, ağaçların hafif kanatlı orman dryad’i
melodik bir düzlükte
kayın ağacı yeşiliyle bezeli, ve sayısız gölgelerle,
dolu gerdanının rahatıyla söylersin yazın şarkısını.
ah, bir yudumcuk olsa o bağbozumu şarabından! ki o
uzunca bir süre soğutulmuş olsa gömülüp toprağın derinlerine
tadını tabiat örtüsü ve memleket yeşilliğinden alsa,
dans, ve provence şarkısı, ve güneş yanığı bir neşe!
ah, bir kupa dolusu ılık güney,
gerçek, hippokrene çeşmesi kızıllığıyla dolu,
boncuklanan baloncukların bardağın ağzında göz kırptığı,
ve mor lekeli ağızla;
içsem de, görmez olup gitsem dünyayı,
ve seninle gözden kaybolsam ormanın loşluğunda:
gözden kaybolup uzaklarda, çözülsem, ve unutsam oldukça
senin yaprakların arasında hiç bir zaman bilemediklerini,
yorgunluğu, ateşi, ve endişeyi
burası, adamların oturup birbirlerin iniltilerini dinlediği yer;
felcin titretip birkaç, üzgün, son beyaz saçı döktürdüğü yer,
gençliğin solduğu, hayalet gibi inceldiği, ve öldüğü;
o yer ki düşününce hüzün kaplar içini
ve kurşuni gözlü hayal kırıklıkları,
o yer ki güzellik koruyamaz ışık saçan gözlerini,
veya yarının ötesinde duyacağı yeni aşk özlemini.
uzaklara! uzaklara! çünkü ben sana uçacağım,
baküs ve arkadaşlarının kağnısıyla taşınmaktansa,
poesy’nin manzarasız kanatları üzerinde ama,
hissiz beynim bulansa ve beni yavaşlatsa da:
çoktan seninleyim! gece merhametli,
ve tesadüfen ay-kraliçesi de tahtında
tüm o yıldızlı perileriyle dört bir yanında
ama işte burada hiç ışık yok,
meltemleri esen cennetten gelenler dışında
taze karanlıklar ve esintili yosun tutmuş yollar boyunca.
ayağımda hangi çiçeklerin olduğunu göremiyorum,
ne de hangi yumuşak tütsünün dallara asılı olduğunu,
ama, mumyalanmış karanlıkta, tahminimce hepsi tatlı
mevsimin ayının lütfu sayesinde
çimen, çalılık ve vahşi meyve ağacı;
beyaz alıç, ve kırsalların yaban gülüyle;
hızla solan menekşeler yapraklarla kaplanmış;
ve mayıs ortasının en büyük çocuğu,
geliyor misk-gül, çiyli şarapla dolu,
yaz arifelerinde sineklerin mırıltılı ziyareti.
karanlığı dinliyorum; ve, çok defalar
huzur verici ölüme yarı aşıktım
onu sevgi dolu isimlerle çağırdım pek çok ilhamlı kafiyelerde,
benim sessiz nefesimi kesip havaya karsın diye;
şimdi ölmek her zamankinden daha değerli görünüyor
geceyarısında acı çekmeden gidivermek,
ruhunu içinden taşırıp dışarı bırakmak
böyle bir vecd ile!
sen hala şarkı söylerdin, ve artık işe yaramazdı kulaklarım
yüksek ağıtların çimenliğe dönerdi.
sen ölmek için doğmamışsın, ölümsüz kuş!
hiç bir aç nesil seni ayaklarının altına alamaz;
bu geçen gecenin duyulan sesi benim duyduğum ses
antik zamanlarda hükümdar ve soytarısı tarafından:
belki de kendisinin-aynısı o şarkıdır yolunu bulan
merhamet’in üzgün kalbi boyunca, evini özlediği zamanlarda,
yabancı ekinlerin ortasında gözyaşlarıyla dururdu;
o sık sık yaşanan zamanlardakinin aynısı
meftun sihirli pencere kanatlarıyla, köpüklerine açılan
tehlikeli denizlerin, sahipsiz peri diyarlarındaki.
sahipsiz! tam da bu kelime bir çan gibi
beni çınlamalarıyla senden koparıp yalnız benliğime getiren!
adieu! tasavvur böyle kandıramazdı güzelce
adının çıktığı gibi, kılık değiştiren elfçesine.
adieu! adieu! ağlamaklı ilahin uzaklaşıp gidiyor
çayırların yakınından geçip, durgun akıntının üzerinden,
dağın yamacına çıkıyor; ve şimdi o çok derinlerde gömülü
bir sonraki vadi-kayranında:
bu bir düş müydü, yoksa uykudan uyandıran bir kabus mu?
o müzik kaçıp gitti:-uyanık mıyım uykuda mı?
kalbim sancır ve uykulu bir uyuşukluk ağrıtır
algımı, sanki baldıran zehri içmişim gibi,
veya su şebekesine dökülmüşcesine ağır bir afyon
bir dakika geçti, ve lethe diyarları suya battı:
bu senin mutlu yazgını kıskandığımdan değil
ancak senin mutluluğunla epeyce mutlu olmamdan,-
ki sen, ağaçların hafif kanatlı orman dryad’i
melodik bir düzlükte
kayın ağacı yeşiliyle bezeli, ve sayısız gölgelerle,
dolu gerdanının rahatıyla söylersin yazın şarkısını.
ah, bir yudumcuk olsa o bağbozumu şarabından! ki o
uzunca bir süre soğutulmuş olsa gömülüp toprağın derinlerine
tadını tabiat örtüsü ve memleket yeşilliğinden alsa,
dans, ve provence şarkısı, ve güneş yanığı bir neşe!
ah, bir kupa dolusu ılık güney,
gerçek, hippokrene çeşmesi kızıllığıyla dolu,
boncuklanan baloncukların bardağın ağzında göz kırptığı,
ve mor lekeli ağızla;
içsem de, görmez olup gitsem dünyayı,
ve seninle gözden kaybolsam ormanın loşluğunda:
gözden kaybolup uzaklarda, çözülsem, ve unutsam oldukça
senin yaprakların arasında hiç bir zaman bilemediklerini,
yorgunluğu, ateşi, ve endişeyi
burası, adamların oturup birbirlerin iniltilerini dinlediği yer;
felcin titretip birkaç, üzgün, son beyaz saçı döktürdüğü yer,
gençliğin solduğu, hayalet gibi inceldiği, ve öldüğü;
o yer ki düşününce hüzün kaplar içini
ve kurşuni gözlü hayal kırıklıkları,
o yer ki güzellik koruyamaz ışık saçan gözlerini,
veya yarının ötesinde duyacağı yeni aşk özlemini.
uzaklara! uzaklara! çünkü ben sana uçacağım,
baküs ve arkadaşlarının kağnısıyla taşınmaktansa,
poesy’nin manzarasız kanatları üzerinde ama,
hissiz beynim bulansa ve beni yavaşlatsa da:
çoktan seninleyim! gece merhametli,
ve tesadüfen ay-kraliçesi de tahtında
tüm o yıldızlı perileriyle dört bir yanında
ama işte burada hiç ışık yok,
meltemleri esen cennetten gelenler dışında
taze karanlıklar ve esintili yosun tutmuş yollar boyunca.
ayağımda hangi çiçeklerin olduğunu göremiyorum,
ne de hangi yumuşak tütsünün dallara asılı olduğunu,
ama, mumyalanmış karanlıkta, tahminimce hepsi tatlı
mevsimin ayının lütfu sayesinde
çimen, çalılık ve vahşi meyve ağacı;
beyaz alıç, ve kırsalların yaban gülüyle;
hızla solan menekşeler yapraklarla kaplanmış;
ve mayıs ortasının en büyük çocuğu,
geliyor misk-gül, çiyli şarapla dolu,
yaz arifelerinde sineklerin mırıltılı ziyareti.
karanlığı dinliyorum; ve, çok defalar
huzur verici ölüme yarı aşıktım
onu sevgi dolu isimlerle çağırdım pek çok ilhamlı kafiyelerde,
benim sessiz nefesimi kesip havaya karsın diye;
şimdi ölmek her zamankinden daha değerli görünüyor
geceyarısında acı çekmeden gidivermek,
ruhunu içinden taşırıp dışarı bırakmak
böyle bir vecd ile!
sen hala şarkı söylerdin, ve artık işe yaramazdı kulaklarım
yüksek ağıtların çimenliğe dönerdi.
sen ölmek için doğmamışsın, ölümsüz kuş!
hiç bir aç nesil seni ayaklarının altına alamaz;
bu geçen gecenin duyulan sesi benim duyduğum ses
antik zamanlarda hükümdar ve soytarısı tarafından:
belki de kendisinin-aynısı o şarkıdır yolunu bulan
merhamet’in üzgün kalbi boyunca, evini özlediği zamanlarda,
yabancı ekinlerin ortasında gözyaşlarıyla dururdu;
o sık sık yaşanan zamanlardakinin aynısı
meftun sihirli pencere kanatlarıyla, köpüklerine açılan
tehlikeli denizlerin, sahipsiz peri diyarlarındaki.
sahipsiz! tam da bu kelime bir çan gibi
beni çınlamalarıyla senden koparıp yalnız benliğime getiren!
adieu! tasavvur böyle kandıramazdı güzelce
adının çıktığı gibi, kılık değiştiren elfçesine.
adieu! adieu! ağlamaklı ilahin uzaklaşıp gidiyor
çayırların yakınından geçip, durgun akıntının üzerinden,
dağın yamacına çıkıyor; ve şimdi o çok derinlerde gömülü
bir sonraki vadi-kayranında:
bu bir düş müydü, yoksa uykudan uyandıran bir kabus mu?
o müzik kaçıp gitti:-uyanık mıyım uykuda mı?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com