bugün
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak28
- irmik helvası vs un helvası17
- erkelerin ayak bileğini gösterme çabadı9
- katates ve mermi'nin sözlükten kovulması4
- 2026 temmuz ayı nasıl geçti14
- yunanistan16
- türk kahvesi7
- ekşi bir yazar kaybetti uludağ bir yazar kazandı4
- 1 milyon verecekler mali yayında donunu indirecek8
- merminin mutfağına konuk olmak4
- ketçap aromalı ruffles10
- gammaz çetesi çökertildi8
- sözlük kızının mutfağına konuk olmak istemiyoruz4
- yan flüt3
- sözlük erkeklerinin helvaları9
- adanalı ateist10
- sözlükte hep zenginlere göre içerik üretiliyor3
- melamin tabak3
- ilk buluşmaya bugatti veyron ile gelen kız5
- ofisteki kadınların yazın dekolte işini abartması17
- islamcilara sorulmasi gereken sorular9
- mehmet akif alakurt2
- mahkemeye versem seni asarlar2
- hiç porno izlememiş erkek9
- inek sütü içmemize rağmen inek olmamamız2
- crypttech3
- japonya22
- bik bikle yemek yapmak9
- gavs darbesi4
- üşüyen erkek12
- çocuklarin ve ergenlerin manifest aşkı10
- dekolteye bakar mısınız7
- gelecek partisi'nin kapanması12
- gammaz çetelerini savunan yazarlar4
- labris networks2
- sözlük yazarlarının kombinleri7
- kızlar çaylak yapılmasın kampanyası9
- sözlükte güzel ve eğlenceli kızların çaylak olması9
- sachs2
- uludağ sözlük kızlarının terlikleri5
- herkesin hayatına kimse karışamaz5
- barikat siber güvenlik2
- nervio ile kedi beslemek5
- soyulacak devlet malının kalmaması5
- sözlük yazarları ölünce hangi helva4
- en iyi simit hangi şehirdedir23
- selçuk bayraktar'ın siyasete atılması8
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin16
- güzel kızların çaylaklığını merici çeksin5
- 10 mayıs 2010 canımın sıkılması2
sylvia plath şiiridir:
For Ruth Fainlight
I know the bottom, she says. I know it with my great tap root:
It is what you fear.
I do not fear it: I have been there.
Is it the sea you hear in me,
Its dissatisfactions?
Or the voice of nothing, that was your madness?
Love is a shadow.
How you lie and cry after it
Listen: these are its hooves: it has gone off, like a horse.
All night I shall gallop thus, impetuously,
Till your head is a stone, your pillow a little turf,
Echoing, echoing.
Or shall I bring you the sound of poisons?
This is rain now, this big hush.
And this is the fruit of it: tin-white, like arsenic.
I have suffered the atrocity of sunsets.
Scorched to the root
My red filaments burn and stand, a hand of wires.
Now I break up in pieces that fly about like clubs.
A wind of such violence
Will tolerate no bystanding: I must shriek.
The moon, also, is merciless: she would drag me
Cruelly, being barren.
Her radiance scathes me. Or perhaps I have caught her.
I let her go. I let her go
Diminished and flat, as after radical surgery.
How your bad dreams possess and endow me.
I am inhabited by a cry.
Nightly it flaps out
Looking, with its hooks, for something to love.
I am terrified by this dark thing
That sleeps in me;
All day I feel its soft, feathery turnings, its malignity.
Clouds pass and disperse.
Are those the faces of love, those pale irretrievables?
Is it for such I agitate my heart?
I am incapable of more knowledge.
What is this, this face
So murderous in its strangle of branches? -
Its snaky acids hiss.
It petrifies the will. These are the isolate, slow faults
That kill, that kill, that kill.
_______________________________________________
Karaağaç
Ruth Fainlight’e
Tanıyorum dibi, diyor. Büyük ana köklerimle tanıyorum onu:
Korktuğun şeydir bu.
Ben korkmam: bulundum orada.
Deniz midir bende duyduğun,
Onun hoşnutsuzlukları mı?
Yoksa çılgınlığın olan hiçbir şeyin sesi mi?
Aşk bir gölgedir.
Nasıl da uzanır ve ağlarsın ardından
Dinle: bunlar onun toynak sesleri: çekip gitti, bir at gibi.
Bütün gece dörtnala gideceğim böylece, coşkunca,
Başın bir taş, yastığın küçük bir çimenlik olana dek,
Yankılanarak, yankılanarak.
Yoksa zehirlerin sesini mi getirmeliyim sana?
Şimdi yağmurdur bu, bu büyük sukût.
Ve budur onun meyvesi: kalay-beyazı, arsenik gibi.
Günbatımlarının gaddarlığından eza çektim.
Kavruldum köke dek
Kızıl liflerim yandı ve dayandı, tellerden oluşan elim.
Sopalar gibi uçuşan parçalara bölünüyorum şimdi.
Böylesi şiddetli bir rüzgâr
Hoş görmez hiçbir seyirciyi: çığlık atmalıyım.
Ay da insafsız: sürüklerdi beni
Kıyasıya, boşu boşuna.
Parlaklığı yaralar beni. Yoksa ben belki yakalardım onu.
Bırakırım gitsin. Bırakırım gitsin
Eksilmiş ve donuk olarak, esaslı bir ameliyattan çıkmış gibi.
Kötü düşlerin nasıl da hükmeder bana ve donatır beni.
Bir çığlık oturur bende.
Geceleri çırpınır uçar
Çengelleriyle, seveceği bir şey aramaya.
içimde uyuyan
Bu karanlık şey korkutur beni;
Bütün gün hissederim onun yumuşak, tüylü dönüşlerini, kötülüğünü.
Bulutlar geçer ve yayılır.
Bunlar aşkın yüzleri midir, şu solgun telafisizler?
Bunlar yüzünden mi kışkırttım kalbimi?
Daha fazla öğrenmeye yeteneğim yok.
Nedir bu, bu yüz
Öyle cani dallarının boğmalarıyla? –
Onun yılansı asitleri tıslar.
Taşlaştırır iradeyi. Yalıtılmış, yavaş hatalardır ki bunlar
Öldürür, öldürür, öldürür.
For Ruth Fainlight
I know the bottom, she says. I know it with my great tap root:
It is what you fear.
I do not fear it: I have been there.
Is it the sea you hear in me,
Its dissatisfactions?
Or the voice of nothing, that was your madness?
Love is a shadow.
How you lie and cry after it
Listen: these are its hooves: it has gone off, like a horse.
All night I shall gallop thus, impetuously,
Till your head is a stone, your pillow a little turf,
Echoing, echoing.
Or shall I bring you the sound of poisons?
This is rain now, this big hush.
And this is the fruit of it: tin-white, like arsenic.
I have suffered the atrocity of sunsets.
Scorched to the root
My red filaments burn and stand, a hand of wires.
Now I break up in pieces that fly about like clubs.
A wind of such violence
Will tolerate no bystanding: I must shriek.
The moon, also, is merciless: she would drag me
Cruelly, being barren.
Her radiance scathes me. Or perhaps I have caught her.
I let her go. I let her go
Diminished and flat, as after radical surgery.
How your bad dreams possess and endow me.
I am inhabited by a cry.
Nightly it flaps out
Looking, with its hooks, for something to love.
I am terrified by this dark thing
That sleeps in me;
All day I feel its soft, feathery turnings, its malignity.
Clouds pass and disperse.
Are those the faces of love, those pale irretrievables?
Is it for such I agitate my heart?
I am incapable of more knowledge.
What is this, this face
So murderous in its strangle of branches? -
Its snaky acids hiss.
It petrifies the will. These are the isolate, slow faults
That kill, that kill, that kill.
_______________________________________________
Karaağaç
Ruth Fainlight’e
Tanıyorum dibi, diyor. Büyük ana köklerimle tanıyorum onu:
Korktuğun şeydir bu.
Ben korkmam: bulundum orada.
Deniz midir bende duyduğun,
Onun hoşnutsuzlukları mı?
Yoksa çılgınlığın olan hiçbir şeyin sesi mi?
Aşk bir gölgedir.
Nasıl da uzanır ve ağlarsın ardından
Dinle: bunlar onun toynak sesleri: çekip gitti, bir at gibi.
Bütün gece dörtnala gideceğim böylece, coşkunca,
Başın bir taş, yastığın küçük bir çimenlik olana dek,
Yankılanarak, yankılanarak.
Yoksa zehirlerin sesini mi getirmeliyim sana?
Şimdi yağmurdur bu, bu büyük sukût.
Ve budur onun meyvesi: kalay-beyazı, arsenik gibi.
Günbatımlarının gaddarlığından eza çektim.
Kavruldum köke dek
Kızıl liflerim yandı ve dayandı, tellerden oluşan elim.
Sopalar gibi uçuşan parçalara bölünüyorum şimdi.
Böylesi şiddetli bir rüzgâr
Hoş görmez hiçbir seyirciyi: çığlık atmalıyım.
Ay da insafsız: sürüklerdi beni
Kıyasıya, boşu boşuna.
Parlaklığı yaralar beni. Yoksa ben belki yakalardım onu.
Bırakırım gitsin. Bırakırım gitsin
Eksilmiş ve donuk olarak, esaslı bir ameliyattan çıkmış gibi.
Kötü düşlerin nasıl da hükmeder bana ve donatır beni.
Bir çığlık oturur bende.
Geceleri çırpınır uçar
Çengelleriyle, seveceği bir şey aramaya.
içimde uyuyan
Bu karanlık şey korkutur beni;
Bütün gün hissederim onun yumuşak, tüylü dönüşlerini, kötülüğünü.
Bulutlar geçer ve yayılır.
Bunlar aşkın yüzleri midir, şu solgun telafisizler?
Bunlar yüzünden mi kışkırttım kalbimi?
Daha fazla öğrenmeye yeteneğim yok.
Nedir bu, bu yüz
Öyle cani dallarının boğmalarıyla? –
Onun yılansı asitleri tıslar.
Taşlaştırır iradeyi. Yalıtılmış, yavaş hatalardır ki bunlar
Öldürür, öldürür, öldürür.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar