bugün
- 40 yaşına gelince kadınların kartlaşması7
- 30 yaşına gelince erkeklerin patates olması8
- kafayı yememek için ne yapıyorsunuz9
- true yaşıyor mu6
- israil seviciliği5
- en son neye çok üzüldünüz12
- ibrahim'in allah'ı elestirmesi4
- yehova şahitleri5
- nuh ve ibrahimle yapılan antlaşma6
- gocu32
- kadının en güzel olduğu yaş2
- mamudo gurban niye doğdun9
- feministlerin cevaplayamadığı soru7
- uludağ sözlük premium hesabı4
- yahudilerin mesih seviciliği2
- uçakta sözlüğe girmek2
- hiçbir şeyi bilmeden hayvan gibi yasamak3
- her şeyin çözümü var demek3
- queen ravennanın cinleri5
- oya küçümen2
- başkent istanbul olsun11
- göksel in memeleri3
- normal keki ıslak keke çevirme tekniği10
- tai'nin mutfağına konuk olmak8
- kürtlerin aslında iyi olduğu gerçeği4
- nasıl nude istenir4
- piyasanın en ağır sigarası4
- mansur yavaş6
- amedspor6
- sözlüğün iltifat gelmezse sanki ölecek yazarı3
- junior yazılımcının yapay zeka korkusu2
- tablet mi pc mi telefon mu3
- mansur yavaş'ın chp den ayrılması6
- truelaşmak5
- chp'nin ankara'yı da kaybetmesi4
- insanların sizden uzak durması5
- vay vay vay queen ravenna abla hoşgeldin6
- sözlükteki karanlık kişiler6
- inci sözlük3
- dün gece sözlükte yaşanan akıl almaz olay9
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- ansızın gelen iç sıkıntısı3
- bir kadınla erkek arkadaş olamaz4
- ekrem imamoğlu5
- allah16
- kamosun şafak operasyonuyla ters kelepçe yemesi6
- bi buçuk iskenderi bitirebilen kadın5
- yunanistan2
- true nickli yazar22
- 23 eylül 20262
Secere-i Türk. Hârizm Özbek Hükümdarı Ebu'l Gazi Bahadır Han'ın efsanevî devirlerden başlayıp daha sonra hanedanının geldiği Cengiz ve oğullarına geçerek Cuci Han yolu ile onların devamı olan Şeyban-Özbek hanları sülâlesinin kendisine kadar süren safhası ile,cağının kaynaklarının elverdiği nisbette, Orta Asya tarihini anlatan bu eserini (1663) Çağataycadan* Türkçe'ye* aktararak millî tarihimizin Osmanlı Türklüğu'nün bilgisine uzak kalmış bir sahasını tanıtmak istemiştir.
içerik:
28 Eylül 1863-23 Şubat 1864 arasında diğeri gibi Tasvir-i Efkâr gazetesinde kitap sayfası şeklinde tefrika edilip (nr.131, 14 Rebîülâhir 1280-nr. 173, 16 hicri 1280) orada çıkanı kadarıyla ayrıca 152 sayfalık bir kitap halinde ortaya konan bu tercüme, dokuz babdan meydana gelen eserin baştan sadece üç bablık kısmını vermektedir.
Tefrikanın bu noktada kesilmesinden sonra devamının sonraki bir vakte bırakıldığı ilân edilmiş ise de {Tasvîr-i Efkâr, nr. 175, 23 Ramazan 1280/1 Mart 1864}, tercüme tamamlanamadan bu kadarı ile kalmıştır.
Bâblar:
Cengiz Han'in hayatının anlatıldığı üçüncü babda, onun oğullarını Hârizm fethine yollamasına ait faslın sonlarında kesilen bu tercüme, bilhassa türkistan Türklüğü'nün Moğollarla birlikte efsanevî tarihini nakleden ilk iki kısmı ile ülkemizde geniş bir ilgi çekerek, Türklüğün Anadolu'ya gelmeden önce anayurttaki geçmişini tanıtmak gibi bir millî tarih hizmetini yerine getirmiştir.
A. Vefik'in neşri, Desmaisons'un neşir ve Fransızca tercümesinin 1872 den beri ortada olmasına rağmen. Necip Âsım'dan Ziya Gökalp ve 1920 den önceki yazıları ile Fuad Köprülü'ye kadar birçok türkologa Oğuz Han menkıbesi ve diğer millî efsaneler konusunda doğrudan doğruya kaynaklık etmiştir.
Eserin kapağına başlık olarak konulan, 1824 Kazan Hanlığı baskısının başında mevcut "Uşal secere-i Türk" ibâresindeki "bu, işbu" mânasına gelen Çağatayca "uşal" sözünün mahiyetinin bilinmemesi yüzünden, Ahmed Vefik'in tercümesinin adı yanlış bir okuyuşla yakın zamanlara kadar hep "Evşâl-i Şecere-i Türkî" ve daha da tahrife uğrayarak "secere-i Evşâl-i Türk" şeklinde gösterilmiştir.
Tanzimat aydınları ve secere-i türk:
Secere-i Türk adlı eserin tesiriyle Türklerin menşeinin türkistan'a dayandığını keşfeden Tanzimat aydınları, bu etkiden olsa gerek, türkistan’da o devirde hâlen kullanılmakta olan Çağatayca şivesini de Türk dilinin aslı saymışlardır. Hattâ bazı aydınlar daha da ileri giderek Osmanlı Türkçesini, asıl Türk dili kabul ettikleri Çağatay Türkçesinden bozulma galat bir dil olarak görmeye başlamışlardır. Tanzimat aydınları içinde Çağatay Türkçesinin Türk dilindeki yeri hususunda en doğru ve günümüzde de hâlâ geçerli olan tespiti, bu dille ilgilenen ilk aydın olmasına rağmen, yine Ahmed Vefik Paşa yapmıştır. Ahmed Vefik Paşa, ilk baskısı 1888 yılında neşredilen Lehce-i Osmânî adlı sözlüğünün mukaddimesinde, Çağatay Türkçesini şöyle tanımlamaktadır: “Uygur dili Çin taraflarından Kâşgar’a doğru yayılıp, ondan yedi yüz tarihlerinde Cengiziyân akvâmı Türk ve islâmiyete duhûl eylediklerinde, Çağatay lisânı mütevellid olup, sekiz yüz â’vâmında ziyâde şüyû bulmuştur.” O, Türk dilini de Oğuz, Kıpçak ve çağatay olmak üzere üç ana şubeye ayırarak bizce doğru bir tasnifte bulunmuştur.
içerik:
28 Eylül 1863-23 Şubat 1864 arasında diğeri gibi Tasvir-i Efkâr gazetesinde kitap sayfası şeklinde tefrika edilip (nr.131, 14 Rebîülâhir 1280-nr. 173, 16 hicri 1280) orada çıkanı kadarıyla ayrıca 152 sayfalık bir kitap halinde ortaya konan bu tercüme, dokuz babdan meydana gelen eserin baştan sadece üç bablık kısmını vermektedir.
Tefrikanın bu noktada kesilmesinden sonra devamının sonraki bir vakte bırakıldığı ilân edilmiş ise de {Tasvîr-i Efkâr, nr. 175, 23 Ramazan 1280/1 Mart 1864}, tercüme tamamlanamadan bu kadarı ile kalmıştır.
Bâblar:
Cengiz Han'in hayatının anlatıldığı üçüncü babda, onun oğullarını Hârizm fethine yollamasına ait faslın sonlarında kesilen bu tercüme, bilhassa türkistan Türklüğü'nün Moğollarla birlikte efsanevî tarihini nakleden ilk iki kısmı ile ülkemizde geniş bir ilgi çekerek, Türklüğün Anadolu'ya gelmeden önce anayurttaki geçmişini tanıtmak gibi bir millî tarih hizmetini yerine getirmiştir.
A. Vefik'in neşri, Desmaisons'un neşir ve Fransızca tercümesinin 1872 den beri ortada olmasına rağmen. Necip Âsım'dan Ziya Gökalp ve 1920 den önceki yazıları ile Fuad Köprülü'ye kadar birçok türkologa Oğuz Han menkıbesi ve diğer millî efsaneler konusunda doğrudan doğruya kaynaklık etmiştir.
Eserin kapağına başlık olarak konulan, 1824 Kazan Hanlığı baskısının başında mevcut "Uşal secere-i Türk" ibâresindeki "bu, işbu" mânasına gelen Çağatayca "uşal" sözünün mahiyetinin bilinmemesi yüzünden, Ahmed Vefik'in tercümesinin adı yanlış bir okuyuşla yakın zamanlara kadar hep "Evşâl-i Şecere-i Türkî" ve daha da tahrife uğrayarak "secere-i Evşâl-i Türk" şeklinde gösterilmiştir.
Tanzimat aydınları ve secere-i türk:
Secere-i Türk adlı eserin tesiriyle Türklerin menşeinin türkistan'a dayandığını keşfeden Tanzimat aydınları, bu etkiden olsa gerek, türkistan’da o devirde hâlen kullanılmakta olan Çağatayca şivesini de Türk dilinin aslı saymışlardır. Hattâ bazı aydınlar daha da ileri giderek Osmanlı Türkçesini, asıl Türk dili kabul ettikleri Çağatay Türkçesinden bozulma galat bir dil olarak görmeye başlamışlardır. Tanzimat aydınları içinde Çağatay Türkçesinin Türk dilindeki yeri hususunda en doğru ve günümüzde de hâlâ geçerli olan tespiti, bu dille ilgilenen ilk aydın olmasına rağmen, yine Ahmed Vefik Paşa yapmıştır. Ahmed Vefik Paşa, ilk baskısı 1888 yılında neşredilen Lehce-i Osmânî adlı sözlüğünün mukaddimesinde, Çağatay Türkçesini şöyle tanımlamaktadır: “Uygur dili Çin taraflarından Kâşgar’a doğru yayılıp, ondan yedi yüz tarihlerinde Cengiziyân akvâmı Türk ve islâmiyete duhûl eylediklerinde, Çağatay lisânı mütevellid olup, sekiz yüz â’vâmında ziyâde şüyû bulmuştur.” O, Türk dilini de Oğuz, Kıpçak ve çağatay olmak üzere üç ana şubeye ayırarak bizce doğru bir tasnifte bulunmuştur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar