bugün
- uğruna kavga edilmesini isteyen türk kızı10
- bir yazarı savunmak7
- arkadaşlar biraz beşiktaş'ı övebilir misiniz5
- nasıl zengin olunur4
- çalışmadan para kazanmak6
- amedspor7
- seri gizli artı oy veren melek7
- mutlu ama uzak olsun5
- sözlüğe her yeni gelen erko yazara yürümek6
- saygıyı mı yoksa sevgiyi mi istersin6
- yatarken surata telefonu düşürmek2
- özlediniz mi beni7
- velvet27
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı31
- ütopyalar güzeldir2
- sarı renkli şeker tarafından tehdit altındayım9
- bazı olaylarda zall'ın sözlüğe intikal etmesi5
- erkeklerin gözdesi olan erkek3
- karı kıza para yedirir misiniz5
- pizza yemek2
- sözlükte kavga oldu hissi5
- kedi4
- as maca'nın kızların gözdesi olması3
- acı gerçekler3
- 16 ağustos 2026 amedspor erzurumspor maçı6
- her şeye sahip insan mutsuzluğu13
- yazarlarda bana laf sokuldu mu paranoyası3
- kimsenin size söylemeyeceği bilmeniz gereken şey9
- herkese pas veren kız barselonada oynasın12
- nil karaibrahimgil2
- ye yağlıyı iç suyu dondurursa dondursun5
- sen hep tedbirler aldın ben gözü karaydım2
- ağzı sarımsak kokan biriyle öpüşmek5
- şeker ezmek2
- mor semsiyeli yabanci8
- o kızdan uzak dur diyen erkek4
- evliliğin anlamı13
- 16 ağustos 2026 amed erzurumspor maçı6
- türklere vize serbestisi4
- anın görüntüsü34
- duygulandıran ingilizce şarkılar3
- bir kadın için yapılabilecek en büyük fedakarlık2
- rüyada deprem olduğunu görmek2
- en iyi sayısal zeka hangi meslektedir sorunsalı10
- evlilik balonunun patlaması3
- yoğurt mayalamasını bilen erkek6
- alihan kuriş9
- kürtsüz türkiye11
- kendini değersizleştiren insan4
- çay yapacak hatunun olmaması3
unutulmaz anıları beraberinde getiren olay.
2016 yazında 17-27 temmuz tarihleri arasında budapeşte'den başlayıp, budapeşte'de bitirdiğim ve krakow, prag, viyana gibi şehirleri de görme fırsatım olmuştu. buraya kadar her şey normal. sondan bir önceki durağım olan viyana'da üç gün geçirdikten sonra ilk etapta o günün akşamı viyana'dan budapeşte'ye geçip bir gece daha hostel'e para vermeye kıçım sıkmadı. ertesi gün istanbul'a döneceğim kafasında olunca aktarmalı bir tren bulup, "aktarma istasyonunda uyur, öyle budapeşte'ye geçerim" diye düşündüm.
tabii her şey düşünüldüğü gibi olmuyor. viyana'dan saat 19:00'da bindiğim tren, 22:00 civarında macaristan'ın györ şehrine varmıştı. ben viyana'dan sonra büyük bir gar hayal ederken, hap kadar bir istasyonla karşılaşınca ilk şoku yaşadım. bu hiçbir şeydi tabii. iki saat kadar istasyonda takıldıktan sonra güvenliğin, "gece 12 ile 3 arası kapalıyız" uyarısını duyunca babalara geldim. bu durum üç saat süreyle dışarda kalmam anlamına geliyordu. dışarıda kalmakta sorun yoktu ancak istasyonun bulunduğu noktada alkolik ve müptezel popülasyonunun fazlalığı can sıkıcıydı. sırtımdaki 40 litrelik çantanın yarattığı konforsuzluk da buna eklenince, akılsız başın cezasını ayaklar çekti tabii.
gece saat 12:30 gibi istasyonun önünden ayrılıp, açık bir starbucks bulma umuduyla vurdum kendimi yollara. ama etraf öyle güvensizdi ki, bunu her yönüyle hissedebiliyordum. "sikmeseler bari" modunda ilerlerken 100 metre ötede açık bir cafe buldum ve daldım içeri. tam çantayı sırtımdan atıyordum ki, "kapatıyoruz" denmesiyle birlikte tekrar "hay amına koyim" moduna girdim ve kıçıma baka baka olay yerinden uzaklaştım. tam tekrar istasyona dönmeye niyetlenirken, cafenin yan tarafında türkçe konuşmalar dikkatimi çekti. "nedir, ne değildir" diye kavramaya çalışırken soluğu türk grubun yanında aldım.
"hayırdır yeğenim" dedi oradaki abiler, ben de durumumu anlattım, buyur ettiler masalarına. meğerse trabzonspor'un kampını izlemeye gelen muhabirlerin konakladığı otelin oraya denk gelmişim. beni buyur edenler de o muhabirlermiş. kısa bir muhabbetin ardından, "bu saatte sokakta napıcan, resepsiyondan rica edelim de takıl buralarda" teklifine hemen atladım tabii.
telefonu şarj etme şansının yanında yaklaşık üç saat kadar uyumak da doping etkisi yaratmıştı bünyede. saat üçe gelince aldım çantamı, tuttum tekrardan istasyonun yolunu. baktım beni budapeşte'ye götürecek olan tren bekliyordu. makiniste rica ettim ve kapıları açtı. bulduğum ilk koltuğa kafamı koymamla uyumam bir olmuştu. gözlerimi bir açtığımda budapeşte'deydik ve saat sabah 8'di. sonrasında ise havaalanın yolunu tutup istanbul'a dönüştüm.
her anı macera dolu bir gece olmuştu velhasıl. insan geriye dönüp baktığında aşırı özlüyor böyle şeyleri.
2016 yazında 17-27 temmuz tarihleri arasında budapeşte'den başlayıp, budapeşte'de bitirdiğim ve krakow, prag, viyana gibi şehirleri de görme fırsatım olmuştu. buraya kadar her şey normal. sondan bir önceki durağım olan viyana'da üç gün geçirdikten sonra ilk etapta o günün akşamı viyana'dan budapeşte'ye geçip bir gece daha hostel'e para vermeye kıçım sıkmadı. ertesi gün istanbul'a döneceğim kafasında olunca aktarmalı bir tren bulup, "aktarma istasyonunda uyur, öyle budapeşte'ye geçerim" diye düşündüm.
tabii her şey düşünüldüğü gibi olmuyor. viyana'dan saat 19:00'da bindiğim tren, 22:00 civarında macaristan'ın györ şehrine varmıştı. ben viyana'dan sonra büyük bir gar hayal ederken, hap kadar bir istasyonla karşılaşınca ilk şoku yaşadım. bu hiçbir şeydi tabii. iki saat kadar istasyonda takıldıktan sonra güvenliğin, "gece 12 ile 3 arası kapalıyız" uyarısını duyunca babalara geldim. bu durum üç saat süreyle dışarda kalmam anlamına geliyordu. dışarıda kalmakta sorun yoktu ancak istasyonun bulunduğu noktada alkolik ve müptezel popülasyonunun fazlalığı can sıkıcıydı. sırtımdaki 40 litrelik çantanın yarattığı konforsuzluk da buna eklenince, akılsız başın cezasını ayaklar çekti tabii.
gece saat 12:30 gibi istasyonun önünden ayrılıp, açık bir starbucks bulma umuduyla vurdum kendimi yollara. ama etraf öyle güvensizdi ki, bunu her yönüyle hissedebiliyordum. "sikmeseler bari" modunda ilerlerken 100 metre ötede açık bir cafe buldum ve daldım içeri. tam çantayı sırtımdan atıyordum ki, "kapatıyoruz" denmesiyle birlikte tekrar "hay amına koyim" moduna girdim ve kıçıma baka baka olay yerinden uzaklaştım. tam tekrar istasyona dönmeye niyetlenirken, cafenin yan tarafında türkçe konuşmalar dikkatimi çekti. "nedir, ne değildir" diye kavramaya çalışırken soluğu türk grubun yanında aldım.
"hayırdır yeğenim" dedi oradaki abiler, ben de durumumu anlattım, buyur ettiler masalarına. meğerse trabzonspor'un kampını izlemeye gelen muhabirlerin konakladığı otelin oraya denk gelmişim. beni buyur edenler de o muhabirlermiş. kısa bir muhabbetin ardından, "bu saatte sokakta napıcan, resepsiyondan rica edelim de takıl buralarda" teklifine hemen atladım tabii.
telefonu şarj etme şansının yanında yaklaşık üç saat kadar uyumak da doping etkisi yaratmıştı bünyede. saat üçe gelince aldım çantamı, tuttum tekrardan istasyonun yolunu. baktım beni budapeşte'ye götürecek olan tren bekliyordu. makiniste rica ettim ve kapıları açtı. bulduğum ilk koltuğa kafamı koymamla uyumam bir olmuştu. gözlerimi bir açtığımda budapeşte'deydik ve saat sabah 8'di. sonrasında ise havaalanın yolunu tutup istanbul'a dönüştüm.
her anı macera dolu bir gece olmuştu velhasıl. insan geriye dönüp baktığında aşırı özlüyor böyle şeyleri.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar