bugün
- berna laçin'in gözaltına alınması38
- ucan tekme atan hipopotam37
- sabah sabah 500g çikolatalı puding yemek12
- hıçkırığı anında durduran formül7
- tarihte musa diye birinin olmadığı iddiası4
- erkek olduğu halde ilgi duyduğunuz yazarlar9
- yazarların şu an içtiği içecekler7
- arkadaşlar acilen bakmanız gerekiyor5
- sizce karizma mıyım13
- burak yılmazdaki taşşağın kimsede olmaması11
- kız olduğu halde ilgi duyduğunuz yazarlar7
- ak parti kimsesizlerin kimsesidir9
- montella ile yolların ayrılması5
- herkesin herkese psikolojik teşhis koyması3
- güne kötü başlamak2
- bir karıncaya yol tarif etmenin çok zor olması3
- selam kızlar hala evlenmedim7
- koltukaltı kıllı kezo6
- kadınların aklı yoktur hiçbir şeyden anlamazlar9
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
- 61 yaşında plank rekoru kırmak4
- maltepe'deki çöken binanın kaçak katları2
- şuan ne olmak istersiniz2
- arkadaşlar etkileşelim mi5
- mezar taşına kullanıcı yorumları eklenmesi2
- özelden kuşum ötmüyor diyen yazar3
- cumadan bir gün önceki gün bugün perşembe4
- seray sever3
- internette kavga ederek var olmaya çalışmak2
- sütte leke var cemil tugay da yok5
- takibe takip beğeniye beğeni diyen sözlük kızı4
- s'i l v'e r m'i s t4
- sizi müdüre şikayet eden arkadaş3
- mezar taşında son görülme yazması2
- arda turan milli takım teknik direktörü olacak3
- muslettin amca6
- asansörün düğmesine birden fazla basmak2
- sevilmeyen yazara yaprak sarma ısmarlamak3
- ne yapıyorsunuz lan kekolar3
- sözlüğü boşverip plaja gitmek2
- hiç yutup izlememek4
- vicdanını kaybetmiş akpliler4
- arkadaşlar benim günüm neden aymadı3
- allah atatürk ten razı olsun2
- durup durup hickk diye ses cikaran insan2
- dolmuşta para üstü bekleme gerginliği3
- arkadaşlar ben neden sözlüğü ciddiye alıyorum2
- birikimleri yiyemeden ölmek3
- all s fair2
- yazarların sabahın 6 sında ayakta olma nedenleri6
unutulmaz anıları beraberinde getiren olay.
2016 yazında 17-27 temmuz tarihleri arasında budapeşte'den başlayıp, budapeşte'de bitirdiğim ve krakow, prag, viyana gibi şehirleri de görme fırsatım olmuştu. buraya kadar her şey normal. sondan bir önceki durağım olan viyana'da üç gün geçirdikten sonra ilk etapta o günün akşamı viyana'dan budapeşte'ye geçip bir gece daha hostel'e para vermeye kıçım sıkmadı. ertesi gün istanbul'a döneceğim kafasında olunca aktarmalı bir tren bulup, "aktarma istasyonunda uyur, öyle budapeşte'ye geçerim" diye düşündüm.
tabii her şey düşünüldüğü gibi olmuyor. viyana'dan saat 19:00'da bindiğim tren, 22:00 civarında macaristan'ın györ şehrine varmıştı. ben viyana'dan sonra büyük bir gar hayal ederken, hap kadar bir istasyonla karşılaşınca ilk şoku yaşadım. bu hiçbir şeydi tabii. iki saat kadar istasyonda takıldıktan sonra güvenliğin, "gece 12 ile 3 arası kapalıyız" uyarısını duyunca babalara geldim. bu durum üç saat süreyle dışarda kalmam anlamına geliyordu. dışarıda kalmakta sorun yoktu ancak istasyonun bulunduğu noktada alkolik ve müptezel popülasyonunun fazlalığı can sıkıcıydı. sırtımdaki 40 litrelik çantanın yarattığı konforsuzluk da buna eklenince, akılsız başın cezasını ayaklar çekti tabii.
gece saat 12:30 gibi istasyonun önünden ayrılıp, açık bir starbucks bulma umuduyla vurdum kendimi yollara. ama etraf öyle güvensizdi ki, bunu her yönüyle hissedebiliyordum. "sikmeseler bari" modunda ilerlerken 100 metre ötede açık bir cafe buldum ve daldım içeri. tam çantayı sırtımdan atıyordum ki, "kapatıyoruz" denmesiyle birlikte tekrar "hay amına koyim" moduna girdim ve kıçıma baka baka olay yerinden uzaklaştım. tam tekrar istasyona dönmeye niyetlenirken, cafenin yan tarafında türkçe konuşmalar dikkatimi çekti. "nedir, ne değildir" diye kavramaya çalışırken soluğu türk grubun yanında aldım.
"hayırdır yeğenim" dedi oradaki abiler, ben de durumumu anlattım, buyur ettiler masalarına. meğerse trabzonspor'un kampını izlemeye gelen muhabirlerin konakladığı otelin oraya denk gelmişim. beni buyur edenler de o muhabirlermiş. kısa bir muhabbetin ardından, "bu saatte sokakta napıcan, resepsiyondan rica edelim de takıl buralarda" teklifine hemen atladım tabii.
telefonu şarj etme şansının yanında yaklaşık üç saat kadar uyumak da doping etkisi yaratmıştı bünyede. saat üçe gelince aldım çantamı, tuttum tekrardan istasyonun yolunu. baktım beni budapeşte'ye götürecek olan tren bekliyordu. makiniste rica ettim ve kapıları açtı. bulduğum ilk koltuğa kafamı koymamla uyumam bir olmuştu. gözlerimi bir açtığımda budapeşte'deydik ve saat sabah 8'di. sonrasında ise havaalanın yolunu tutup istanbul'a dönüştüm.
her anı macera dolu bir gece olmuştu velhasıl. insan geriye dönüp baktığında aşırı özlüyor böyle şeyleri.
2016 yazında 17-27 temmuz tarihleri arasında budapeşte'den başlayıp, budapeşte'de bitirdiğim ve krakow, prag, viyana gibi şehirleri de görme fırsatım olmuştu. buraya kadar her şey normal. sondan bir önceki durağım olan viyana'da üç gün geçirdikten sonra ilk etapta o günün akşamı viyana'dan budapeşte'ye geçip bir gece daha hostel'e para vermeye kıçım sıkmadı. ertesi gün istanbul'a döneceğim kafasında olunca aktarmalı bir tren bulup, "aktarma istasyonunda uyur, öyle budapeşte'ye geçerim" diye düşündüm.
tabii her şey düşünüldüğü gibi olmuyor. viyana'dan saat 19:00'da bindiğim tren, 22:00 civarında macaristan'ın györ şehrine varmıştı. ben viyana'dan sonra büyük bir gar hayal ederken, hap kadar bir istasyonla karşılaşınca ilk şoku yaşadım. bu hiçbir şeydi tabii. iki saat kadar istasyonda takıldıktan sonra güvenliğin, "gece 12 ile 3 arası kapalıyız" uyarısını duyunca babalara geldim. bu durum üç saat süreyle dışarda kalmam anlamına geliyordu. dışarıda kalmakta sorun yoktu ancak istasyonun bulunduğu noktada alkolik ve müptezel popülasyonunun fazlalığı can sıkıcıydı. sırtımdaki 40 litrelik çantanın yarattığı konforsuzluk da buna eklenince, akılsız başın cezasını ayaklar çekti tabii.
gece saat 12:30 gibi istasyonun önünden ayrılıp, açık bir starbucks bulma umuduyla vurdum kendimi yollara. ama etraf öyle güvensizdi ki, bunu her yönüyle hissedebiliyordum. "sikmeseler bari" modunda ilerlerken 100 metre ötede açık bir cafe buldum ve daldım içeri. tam çantayı sırtımdan atıyordum ki, "kapatıyoruz" denmesiyle birlikte tekrar "hay amına koyim" moduna girdim ve kıçıma baka baka olay yerinden uzaklaştım. tam tekrar istasyona dönmeye niyetlenirken, cafenin yan tarafında türkçe konuşmalar dikkatimi çekti. "nedir, ne değildir" diye kavramaya çalışırken soluğu türk grubun yanında aldım.
"hayırdır yeğenim" dedi oradaki abiler, ben de durumumu anlattım, buyur ettiler masalarına. meğerse trabzonspor'un kampını izlemeye gelen muhabirlerin konakladığı otelin oraya denk gelmişim. beni buyur edenler de o muhabirlermiş. kısa bir muhabbetin ardından, "bu saatte sokakta napıcan, resepsiyondan rica edelim de takıl buralarda" teklifine hemen atladım tabii.
telefonu şarj etme şansının yanında yaklaşık üç saat kadar uyumak da doping etkisi yaratmıştı bünyede. saat üçe gelince aldım çantamı, tuttum tekrardan istasyonun yolunu. baktım beni budapeşte'ye götürecek olan tren bekliyordu. makiniste rica ettim ve kapıları açtı. bulduğum ilk koltuğa kafamı koymamla uyumam bir olmuştu. gözlerimi bir açtığımda budapeşte'deydik ve saat sabah 8'di. sonrasında ise havaalanın yolunu tutup istanbul'a dönüştüm.
her anı macera dolu bir gece olmuştu velhasıl. insan geriye dönüp baktığında aşırı özlüyor böyle şeyleri.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar