bugün
- ak partililerin apoya villa yaptırması27
- sonbaharda yapılacak en iyi şey8
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz11
- gocunun elleri11
- gocu'ya lakap buluyoruz kampanyası26
- cenap abi4
- petrol ve doğalgaz biterse ne olacak4
- nervio hamferdi8
- ne gerek var kavgaya haydi eller havaya11
- eylül ayından beklentiniz5
- ikizlere takke diye bağıran pazarcı5
- atatürk ün okuduğu kitaplar3
- muhtar gocu8
- mustafa karataş3
- gocu34
- gizlice biriyle buluşmak3
- yaşadığınız hayata 10 üzerinden kaç verirsiniz3
- 2026 eylül ayı nasıl geçiyor3
- sözlükte kendine cevap veren deli6
- benimle çok uğraşılması7
- perde asmak6
- sarapci koala hatayi20
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri37
- iremga13
- sanatımı ekşi sözlükte icra etmeye karar vermem13
- okeyde taş çalma yöntemleri8
- sabahları nefret edilen şeyler15
- nasuh mahruki7
- 20 ilde yeni nesil suç örgütü 155 gözaltı8
- menemene soğan koyup ülkeyi ikiye bölmek9
- akepenin statü konusunu bilinçli ezdirmiş olması4
- karınız için yeni yıkanmış perdeleri asar mısınız6
- günün sorusu8
- kibarhergele7
- ak çomarların vatan sevgisi2
- yıllar sonra tekrar doğum gününe heyecan duymak2
- benkimki11
- sözlükte takıla takıla hayata adapte olamamak4
- günün sözü5
- karıncayı sikeceksin belini incitmeyeceksin4
- dönerciye gidip beni şaşırt demek8
- kuşburnu çayı2
- çeçenistan danışmanının cübbeli ahmet'i ziyareti8
- friedrich hegel la bi cay icek9
- kürtlerin galatasaray sempatisi4
- süper el nino etkisinin artması2
- kolları damarlı erkek10
- viral enfeksiyon2
- 13 eylül 2026 galatasaray kocaelispor maçı28
- kendi cenazene erken gelmek6
Atam Oğuz Kitabından;
"Alageyik tam karşısındaydı. Duru bir nehirden suyunu yudumluyordu. Nehirdeki bu duranlığı hayra yormadı. Yine de vakit kaybedecek zamanı yoktu. Her an menzilinde çıkabilirdi. Sadağından çektiği siyah temrenli okunu yayına yerleştirdi. Rüzgarı da hesaba katarak yayını gerdi…
Bir an beyaz bir sureti araladı gözünü. O da neydi!
Bir kurt… Tanıdık bir ses… Bu Gökbörü idi. Nehrin yanı başındaki ala geyiğe doğru hareketlendi. Ancak alageyik hiç aldırış etmiyor, nehrin durgun ve ışığı nüfuz etmiş berrak suyundan yudumluyordu. Sonra nasıl oldu kurdu fark etti. Başını kaldırdı, sakince. Hayret yerinden kımıldamadı bile, sadece gök börü ile göz göze geldiler. Böylesine can atak bir hayvan uysal bir koyun gibi bekleşiyordu. inanılacak gibi değildi. Alageyik hiç oralı bile değildi, tekrar suyunu yudumlamaya koyuldu.
Bağatur eli sadağında öylece kalakalmıştı. Etrafta çıt yoktu. Kendi soluk alıp verişlerini duyuyordu. Oku ve yayını her ani harekete duyarlı bir şekilde gezleyerek, ona doğru yöneldi.
Gökbörü ile kadim bir soluğun vuslatını hissediyor gibiydi. Ondan bir tehlike gelmesinden endişe etmeni yersiz olduğunu düşünerek yayını indirdi ve ona doğru yaklaştı.
Gökbörü’ye yaklaştıkça bir ışık huzmesi dalga dalga yayılıyor, semayı kaplıyordu. Önceleri yüreğinde bir korku belirdi. Sonra gaipten bir ses duyar gibi oldu. Bu sese aşinaydı kulakları, daha önce de duymuştu, hatırladı. işbara Tarkan ile cenk ederken bu ses ona yardım etmişti. Işık üzerine gelmeye devam ediyordu hala. Sesleniyor, nefesi ciğerlerinden sökün edebilse dahi boğazına kadar geliyor ama dışarı çıkmıyordu umarsız. Ötelemek, uzaklaşmak istedi nafile, ışık dört bir yanı sarmıştı. Bir elini kamaşan gözlerine siper ederken bir yandan yaklaşan gizemi seçmeye çalışıyordu. Tam da bu anda ışık kümesinden yükselen ses, altı yönden bütün benliğine dolmaya başlayacaktı, devasa koyaklardan yankılana yankılana.
Ey Ademoğlu
Ey Nuh oğlu
Ey Yafes’in Torunu
Türk’ün Oğlu Oğuz Bağatur!
Sana Tek olan Tanrı’nın vaat ettiği Kut ile geldim!
Bir ses derinden yankılanıyordu, yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. Öylesine ağırlaşmıştı ki aniden, kemiklerinin tek tek etinden sıyrılacağını hissediyordu. Koca Altındağ’ın altında kalmış gibi, sarsıldıkça göğüs kafesinden yükselen çıtırtıları duyuyordu. Alnından aşağıya dökülen terler boynuna bile varmadan billurlaşıp havaya karışıyordu. Tepeden ayaklarına doğru yayılan sıcaklık yüzünden boğazının yırtılacağını, dudaklarının çatlayacağını hissediyordu. Elleri ve ayakları da uyuştuğundan yerde külçe gibi kalakaldı."
"Alageyik tam karşısındaydı. Duru bir nehirden suyunu yudumluyordu. Nehirdeki bu duranlığı hayra yormadı. Yine de vakit kaybedecek zamanı yoktu. Her an menzilinde çıkabilirdi. Sadağından çektiği siyah temrenli okunu yayına yerleştirdi. Rüzgarı da hesaba katarak yayını gerdi…
Bir an beyaz bir sureti araladı gözünü. O da neydi!
Bir kurt… Tanıdık bir ses… Bu Gökbörü idi. Nehrin yanı başındaki ala geyiğe doğru hareketlendi. Ancak alageyik hiç aldırış etmiyor, nehrin durgun ve ışığı nüfuz etmiş berrak suyundan yudumluyordu. Sonra nasıl oldu kurdu fark etti. Başını kaldırdı, sakince. Hayret yerinden kımıldamadı bile, sadece gök börü ile göz göze geldiler. Böylesine can atak bir hayvan uysal bir koyun gibi bekleşiyordu. inanılacak gibi değildi. Alageyik hiç oralı bile değildi, tekrar suyunu yudumlamaya koyuldu.
Bağatur eli sadağında öylece kalakalmıştı. Etrafta çıt yoktu. Kendi soluk alıp verişlerini duyuyordu. Oku ve yayını her ani harekete duyarlı bir şekilde gezleyerek, ona doğru yöneldi.
Gökbörü ile kadim bir soluğun vuslatını hissediyor gibiydi. Ondan bir tehlike gelmesinden endişe etmeni yersiz olduğunu düşünerek yayını indirdi ve ona doğru yaklaştı.
Gökbörü’ye yaklaştıkça bir ışık huzmesi dalga dalga yayılıyor, semayı kaplıyordu. Önceleri yüreğinde bir korku belirdi. Sonra gaipten bir ses duyar gibi oldu. Bu sese aşinaydı kulakları, daha önce de duymuştu, hatırladı. işbara Tarkan ile cenk ederken bu ses ona yardım etmişti. Işık üzerine gelmeye devam ediyordu hala. Sesleniyor, nefesi ciğerlerinden sökün edebilse dahi boğazına kadar geliyor ama dışarı çıkmıyordu umarsız. Ötelemek, uzaklaşmak istedi nafile, ışık dört bir yanı sarmıştı. Bir elini kamaşan gözlerine siper ederken bir yandan yaklaşan gizemi seçmeye çalışıyordu. Tam da bu anda ışık kümesinden yükselen ses, altı yönden bütün benliğine dolmaya başlayacaktı, devasa koyaklardan yankılana yankılana.
Ey Ademoğlu
Ey Nuh oğlu
Ey Yafes’in Torunu
Türk’ün Oğlu Oğuz Bağatur!
Sana Tek olan Tanrı’nın vaat ettiği Kut ile geldim!
Bir ses derinden yankılanıyordu, yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. Öylesine ağırlaşmıştı ki aniden, kemiklerinin tek tek etinden sıyrılacağını hissediyordu. Koca Altındağ’ın altında kalmış gibi, sarsıldıkça göğüs kafesinden yükselen çıtırtıları duyuyordu. Alnından aşağıya dökülen terler boynuna bile varmadan billurlaşıp havaya karışıyordu. Tepeden ayaklarına doğru yayılan sıcaklık yüzünden boğazının yırtılacağını, dudaklarının çatlayacağını hissediyordu. Elleri ve ayakları da uyuştuğundan yerde külçe gibi kalakaldı."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar