bugün
- 13 eylül 2026 galatasaray kocaelispor maçı28
- kadınların güçlü erkek tercihi20
- para tip fizik olmadan bir kız nasıl etkilenir11
- anın fotoğrafı20
- dövmesiz bir kızı gelin getirmek5
- sözlükte eğlence arayan yazarlar10
- sözlük yazarlarının kombinleri14
- sözlük erkeklerinin kol kasları8
- sarapci koala hatayi13
- kolları damarlı erkek6
- telegram kullanan erkek8
- çok iyi birisin diyen ama ayrılan kız9
- üzülünce halıya uzanmak10
- sanatımı ekşi sözlükte icra etmeye karar vermem7
- aragorn'un düğününde damatlık giyen cüce4
- uludağ itiraf10
- aşk nedir8
- fantastik sinemanın sıkıcılığı4
- galatasaray 1 kocaelispor 02
- aragornun düğününde havaya ok sıkan terbiyesiz elf4
- sözlük yazarlarının yaşadığı mistik olaylar7
- iremga7
- gocu'ya lakap buluyoruz kampanyası7
- yazarların en sevdiği şeyler15
- partiden partiye giden erkekle evlenir misiniz5
- haydi yorgun mermi okula6
- çok zeki olup belli etmemek4
- tinder'ın eşleşme algoritması2
- silvermist'in mutfağına konuk olmak26
- akçomarların beynini açıp incelemek4
- islamda namaz yoktur21
- jalapeno6
- kuş pisliği diye soyada sahip olmak3
- reddit kullanan erkek4
- yarın okulların açılacak olması5
- eve geç gitmek istemek2
- elf gözlerim ebeminkini görüyor yakup3
- whatsapp grubu kuralım5
- aşkım uruk hai olsam beni sever miydin3
- yol arkadaşım3
- elfler kadir kıymet bilmiyor anne3
- arkadaşlar artık kombinlerinizi görmek istemiyoruz40
- kinder joy2
- zorbalanmaya alışkın insan6
- sapyoseksüel kızlar bir saniye bakabilir mi3
- galatasaray12
- yaşlandıkça beliren durumlar3
- futbol8
- s'i l v'e r m'i s t21
- fenerbahçe14
entry'ler (6)
ilahi aşk ile sapkınlığı karıştırmayalım, bence böyle bir konu açılması bile bir sapkınlıktır, cahilliktir, edebsizliktir..
Türklere Gelen Yalvaç (Peygamber) kim olabilir...
Tarihimizdeki Mitoloji, Destan ve Hikayelerden yola çıkarak...
Tarihimizdeki Mitoloji, Destan ve Hikayelerden yola çıkarak...
unutmuştur, büyük ihtimal... ilgi kaybedince her şey normal insan için...
Atam Oğuz Kitabından;
"Alageyik tam karşısındaydı. Duru bir nehirden suyunu yudumluyordu. Nehirdeki bu duranlığı hayra yormadı. Yine de vakit kaybedecek zamanı yoktu. Her an menzilinde çıkabilirdi. Sadağından çektiği siyah temrenli okunu yayına yerleştirdi. Rüzgarı da hesaba katarak yayını gerdi…
Bir an beyaz bir sureti araladı gözünü. O da neydi!
Bir kurt… Tanıdık bir ses… Bu Gökbörü idi. Nehrin yanı başındaki ala geyiğe doğru hareketlendi. Ancak alageyik hiç aldırış etmiyor, nehrin durgun ve ışığı nüfuz etmiş berrak suyundan yudumluyordu. Sonra nasıl oldu kurdu fark etti. Başını kaldırdı, sakince. Hayret yerinden kımıldamadı bile, sadece gök börü ile göz göze geldiler. Böylesine can atak bir hayvan uysal bir koyun gibi bekleşiyordu. inanılacak gibi değildi. Alageyik hiç oralı bile değildi, tekrar suyunu yudumlamaya koyuldu.
Bağatur eli sadağında öylece kalakalmıştı. Etrafta çıt yoktu. Kendi soluk alıp verişlerini duyuyordu. Oku ve yayını her ani harekete duyarlı bir şekilde gezleyerek, ona doğru yöneldi.
Gökbörü ile kadim bir soluğun vuslatını hissediyor gibiydi. Ondan bir tehlike gelmesinden endişe etmeni yersiz olduğunu düşünerek yayını indirdi ve ona doğru yaklaştı.
Gökbörü’ye yaklaştıkça bir ışık huzmesi dalga dalga yayılıyor, semayı kaplıyordu. Önceleri yüreğinde bir korku belirdi. Sonra gaipten bir ses duyar gibi oldu. Bu sese aşinaydı kulakları, daha önce de duymuştu, hatırladı. işbara Tarkan ile cenk ederken bu ses ona yardım etmişti. Işık üzerine gelmeye devam ediyordu hala. Sesleniyor, nefesi ciğerlerinden sökün edebilse dahi boğazına kadar geliyor ama dışarı çıkmıyordu umarsız. Ötelemek, uzaklaşmak istedi nafile, ışık dört bir yanı sarmıştı. Bir elini kamaşan gözlerine siper ederken bir yandan yaklaşan gizemi seçmeye çalışıyordu. Tam da bu anda ışık kümesinden yükselen ses, altı yönden bütün benliğine dolmaya başlayacaktı, devasa koyaklardan yankılana yankılana.
Ey Ademoğlu
Ey Nuh oğlu
Ey Yafes’in Torunu
Türk’ün Oğlu Oğuz Bağatur!
Sana Tek olan Tanrı’nın vaat ettiği Kut ile geldim!
Bir ses derinden yankılanıyordu, yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. Öylesine ağırlaşmıştı ki aniden, kemiklerinin tek tek etinden sıyrılacağını hissediyordu. Koca Altındağ’ın altında kalmış gibi, sarsıldıkça göğüs kafesinden yükselen çıtırtıları duyuyordu. Alnından aşağıya dökülen terler boynuna bile varmadan billurlaşıp havaya karışıyordu. Tepeden ayaklarına doğru yayılan sıcaklık yüzünden boğazının yırtılacağını, dudaklarının çatlayacağını hissediyordu. Elleri ve ayakları da uyuştuğundan yerde külçe gibi kalakaldı."
"Alageyik tam karşısındaydı. Duru bir nehirden suyunu yudumluyordu. Nehirdeki bu duranlığı hayra yormadı. Yine de vakit kaybedecek zamanı yoktu. Her an menzilinde çıkabilirdi. Sadağından çektiği siyah temrenli okunu yayına yerleştirdi. Rüzgarı da hesaba katarak yayını gerdi…
Bir an beyaz bir sureti araladı gözünü. O da neydi!
Bir kurt… Tanıdık bir ses… Bu Gökbörü idi. Nehrin yanı başındaki ala geyiğe doğru hareketlendi. Ancak alageyik hiç aldırış etmiyor, nehrin durgun ve ışığı nüfuz etmiş berrak suyundan yudumluyordu. Sonra nasıl oldu kurdu fark etti. Başını kaldırdı, sakince. Hayret yerinden kımıldamadı bile, sadece gök börü ile göz göze geldiler. Böylesine can atak bir hayvan uysal bir koyun gibi bekleşiyordu. inanılacak gibi değildi. Alageyik hiç oralı bile değildi, tekrar suyunu yudumlamaya koyuldu.
Bağatur eli sadağında öylece kalakalmıştı. Etrafta çıt yoktu. Kendi soluk alıp verişlerini duyuyordu. Oku ve yayını her ani harekete duyarlı bir şekilde gezleyerek, ona doğru yöneldi.
Gökbörü ile kadim bir soluğun vuslatını hissediyor gibiydi. Ondan bir tehlike gelmesinden endişe etmeni yersiz olduğunu düşünerek yayını indirdi ve ona doğru yaklaştı.
Gökbörü’ye yaklaştıkça bir ışık huzmesi dalga dalga yayılıyor, semayı kaplıyordu. Önceleri yüreğinde bir korku belirdi. Sonra gaipten bir ses duyar gibi oldu. Bu sese aşinaydı kulakları, daha önce de duymuştu, hatırladı. işbara Tarkan ile cenk ederken bu ses ona yardım etmişti. Işık üzerine gelmeye devam ediyordu hala. Sesleniyor, nefesi ciğerlerinden sökün edebilse dahi boğazına kadar geliyor ama dışarı çıkmıyordu umarsız. Ötelemek, uzaklaşmak istedi nafile, ışık dört bir yanı sarmıştı. Bir elini kamaşan gözlerine siper ederken bir yandan yaklaşan gizemi seçmeye çalışıyordu. Tam da bu anda ışık kümesinden yükselen ses, altı yönden bütün benliğine dolmaya başlayacaktı, devasa koyaklardan yankılana yankılana.
Ey Ademoğlu
Ey Nuh oğlu
Ey Yafes’in Torunu
Türk’ün Oğlu Oğuz Bağatur!
Sana Tek olan Tanrı’nın vaat ettiği Kut ile geldim!
Bir ses derinden yankılanıyordu, yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. Öylesine ağırlaşmıştı ki aniden, kemiklerinin tek tek etinden sıyrılacağını hissediyordu. Koca Altındağ’ın altında kalmış gibi, sarsıldıkça göğüs kafesinden yükselen çıtırtıları duyuyordu. Alnından aşağıya dökülen terler boynuna bile varmadan billurlaşıp havaya karışıyordu. Tepeden ayaklarına doğru yayılan sıcaklık yüzünden boğazının yırtılacağını, dudaklarının çatlayacağını hissediyordu. Elleri ve ayakları da uyuştuğundan yerde külçe gibi kalakaldı."
Gök Tengri'nin yalvacı(elçisi) Atam Oğuz...
bu alanda ilk değil atam oğuz kitabını okursanız eğer... Oğuz Kağan'ın Türklere gelmiş ilk yalvaç (uyarıcı) olduğunu öğrenebilirsiniz...