bugün
- antalyalıların kabak tatlısına tahin dökmeleri9
- gençler isyan ediyor6
- yeşil gözlü kız10
- 40 yaşında hala evlenebileceğini zanneden erkek14
- kabak tatlısı kapatılsın6
- chp kapatılsın kampanyası10
- atatürk'ün boyunun 164cm olması17
- cemevinde arada lokma yemek vs dağıtılması6
- teklif edilen kızın aşağılaması5
- bu sen misin4
- başkalarının mutluluklarını izlemekten bıkmak6
- özgür özel ekibinden 28 istifa4
- aşk acısı çekenlere tavsiyeler5
- durduğun yerde terlemek5
- masklavi'nin düşünceleri18
- sıkıntı vermeyen akraba5
- yaz yıldırım'ın 6 bin liralık makarna yemesi2
- chp'nin hali ne olacak46
- alparslan türkeş3
- olasılıkları içinden en kötüsünü seçmek5
- gammazlar çetesi16
- araplar bizi sırtımızdan vurdu5
- faiz yer misiniz ya da yiyor musunuz4
- trt makam aracıyla uyuşturucu taşınması3
- biraderix2
- vice city eğitim ve araştırma hastanesi3
- gavurlar niye müslüman olmuyor11
- karamel4
- konfor alanından çıkmaya cesaret edemeyen insan3
- bisiklet marka tavsiyesi7
- sevgiliden ayrılınca spor salonuna yazılan erkek3
- sivaslılar kapatılsın2
- aptal insan tarifi5
- gay lik alametleri2
- insan ilişkilerinden çıkarılmış en önemli ders3
- iran'ın hürmüz boğazı nı kapatması7
- çayı demli içmek2
- kemal kılıçdaroğlu7
- kale3112 de olup true da olmayan ne var5
- travmalarınızdan kurtulamazsınız3
- düşen ekmeğin yağlı yüzünün halıya denk gelmesi3
- katatespizartmasi17
- atatürk'ün boyu3
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron18
- özşen madencilik işçilerinin direnişi2
- iran'ın benim boğazımı kapaması3
- çarpık demokrasi4
- hoşlanılan kızla buluşmadan önce eskorta gitmek3
- grok vs gemini vs chatgpt10
- ona bir şey söyle10
entry'ler (6)
ilahi aşk ile sapkınlığı karıştırmayalım, bence böyle bir konu açılması bile bir sapkınlıktır, cahilliktir, edebsizliktir..
Türklere Gelen Yalvaç (Peygamber) kim olabilir...
Tarihimizdeki Mitoloji, Destan ve Hikayelerden yola çıkarak...
Tarihimizdeki Mitoloji, Destan ve Hikayelerden yola çıkarak...
unutmuştur, büyük ihtimal... ilgi kaybedince her şey normal insan için...
Atam Oğuz Kitabından;
"Alageyik tam karşısındaydı. Duru bir nehirden suyunu yudumluyordu. Nehirdeki bu duranlığı hayra yormadı. Yine de vakit kaybedecek zamanı yoktu. Her an menzilinde çıkabilirdi. Sadağından çektiği siyah temrenli okunu yayına yerleştirdi. Rüzgarı da hesaba katarak yayını gerdi…
Bir an beyaz bir sureti araladı gözünü. O da neydi!
Bir kurt… Tanıdık bir ses… Bu Gökbörü idi. Nehrin yanı başındaki ala geyiğe doğru hareketlendi. Ancak alageyik hiç aldırış etmiyor, nehrin durgun ve ışığı nüfuz etmiş berrak suyundan yudumluyordu. Sonra nasıl oldu kurdu fark etti. Başını kaldırdı, sakince. Hayret yerinden kımıldamadı bile, sadece gök börü ile göz göze geldiler. Böylesine can atak bir hayvan uysal bir koyun gibi bekleşiyordu. inanılacak gibi değildi. Alageyik hiç oralı bile değildi, tekrar suyunu yudumlamaya koyuldu.
Bağatur eli sadağında öylece kalakalmıştı. Etrafta çıt yoktu. Kendi soluk alıp verişlerini duyuyordu. Oku ve yayını her ani harekete duyarlı bir şekilde gezleyerek, ona doğru yöneldi.
Gökbörü ile kadim bir soluğun vuslatını hissediyor gibiydi. Ondan bir tehlike gelmesinden endişe etmeni yersiz olduğunu düşünerek yayını indirdi ve ona doğru yaklaştı.
Gökbörü’ye yaklaştıkça bir ışık huzmesi dalga dalga yayılıyor, semayı kaplıyordu. Önceleri yüreğinde bir korku belirdi. Sonra gaipten bir ses duyar gibi oldu. Bu sese aşinaydı kulakları, daha önce de duymuştu, hatırladı. işbara Tarkan ile cenk ederken bu ses ona yardım etmişti. Işık üzerine gelmeye devam ediyordu hala. Sesleniyor, nefesi ciğerlerinden sökün edebilse dahi boğazına kadar geliyor ama dışarı çıkmıyordu umarsız. Ötelemek, uzaklaşmak istedi nafile, ışık dört bir yanı sarmıştı. Bir elini kamaşan gözlerine siper ederken bir yandan yaklaşan gizemi seçmeye çalışıyordu. Tam da bu anda ışık kümesinden yükselen ses, altı yönden bütün benliğine dolmaya başlayacaktı, devasa koyaklardan yankılana yankılana.
Ey Ademoğlu
Ey Nuh oğlu
Ey Yafes’in Torunu
Türk’ün Oğlu Oğuz Bağatur!
Sana Tek olan Tanrı’nın vaat ettiği Kut ile geldim!
Bir ses derinden yankılanıyordu, yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. Öylesine ağırlaşmıştı ki aniden, kemiklerinin tek tek etinden sıyrılacağını hissediyordu. Koca Altındağ’ın altında kalmış gibi, sarsıldıkça göğüs kafesinden yükselen çıtırtıları duyuyordu. Alnından aşağıya dökülen terler boynuna bile varmadan billurlaşıp havaya karışıyordu. Tepeden ayaklarına doğru yayılan sıcaklık yüzünden boğazının yırtılacağını, dudaklarının çatlayacağını hissediyordu. Elleri ve ayakları da uyuştuğundan yerde külçe gibi kalakaldı."
"Alageyik tam karşısındaydı. Duru bir nehirden suyunu yudumluyordu. Nehirdeki bu duranlığı hayra yormadı. Yine de vakit kaybedecek zamanı yoktu. Her an menzilinde çıkabilirdi. Sadağından çektiği siyah temrenli okunu yayına yerleştirdi. Rüzgarı da hesaba katarak yayını gerdi…
Bir an beyaz bir sureti araladı gözünü. O da neydi!
Bir kurt… Tanıdık bir ses… Bu Gökbörü idi. Nehrin yanı başındaki ala geyiğe doğru hareketlendi. Ancak alageyik hiç aldırış etmiyor, nehrin durgun ve ışığı nüfuz etmiş berrak suyundan yudumluyordu. Sonra nasıl oldu kurdu fark etti. Başını kaldırdı, sakince. Hayret yerinden kımıldamadı bile, sadece gök börü ile göz göze geldiler. Böylesine can atak bir hayvan uysal bir koyun gibi bekleşiyordu. inanılacak gibi değildi. Alageyik hiç oralı bile değildi, tekrar suyunu yudumlamaya koyuldu.
Bağatur eli sadağında öylece kalakalmıştı. Etrafta çıt yoktu. Kendi soluk alıp verişlerini duyuyordu. Oku ve yayını her ani harekete duyarlı bir şekilde gezleyerek, ona doğru yöneldi.
Gökbörü ile kadim bir soluğun vuslatını hissediyor gibiydi. Ondan bir tehlike gelmesinden endişe etmeni yersiz olduğunu düşünerek yayını indirdi ve ona doğru yaklaştı.
Gökbörü’ye yaklaştıkça bir ışık huzmesi dalga dalga yayılıyor, semayı kaplıyordu. Önceleri yüreğinde bir korku belirdi. Sonra gaipten bir ses duyar gibi oldu. Bu sese aşinaydı kulakları, daha önce de duymuştu, hatırladı. işbara Tarkan ile cenk ederken bu ses ona yardım etmişti. Işık üzerine gelmeye devam ediyordu hala. Sesleniyor, nefesi ciğerlerinden sökün edebilse dahi boğazına kadar geliyor ama dışarı çıkmıyordu umarsız. Ötelemek, uzaklaşmak istedi nafile, ışık dört bir yanı sarmıştı. Bir elini kamaşan gözlerine siper ederken bir yandan yaklaşan gizemi seçmeye çalışıyordu. Tam da bu anda ışık kümesinden yükselen ses, altı yönden bütün benliğine dolmaya başlayacaktı, devasa koyaklardan yankılana yankılana.
Ey Ademoğlu
Ey Nuh oğlu
Ey Yafes’in Torunu
Türk’ün Oğlu Oğuz Bağatur!
Sana Tek olan Tanrı’nın vaat ettiği Kut ile geldim!
Bir ses derinden yankılanıyordu, yüreği yerinden fırlayacak gibiydi. Öylesine ağırlaşmıştı ki aniden, kemiklerinin tek tek etinden sıyrılacağını hissediyordu. Koca Altındağ’ın altında kalmış gibi, sarsıldıkça göğüs kafesinden yükselen çıtırtıları duyuyordu. Alnından aşağıya dökülen terler boynuna bile varmadan billurlaşıp havaya karışıyordu. Tepeden ayaklarına doğru yayılan sıcaklık yüzünden boğazının yırtılacağını, dudaklarının çatlayacağını hissediyordu. Elleri ve ayakları da uyuştuğundan yerde külçe gibi kalakaldı."
Gök Tengri'nin yalvacı(elçisi) Atam Oğuz...
bu alanda ilk değil atam oğuz kitabını okursanız eğer... Oğuz Kağan'ın Türklere gelmiş ilk yalvaç (uyarıcı) olduğunu öğrenebilirsiniz...
