bugün
- bik bik'in hacker'a yemek yapması19
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi19
- kolye142
- hacker saldırısı gazileri4
- cep telefonu20
- son parti4
- ıpkis'in bir işe yaramaması5
- ben yokken sözlükte neler oldu3
- esaretin bedeli5
- nokia18
- asla evlenilmeyecek kızlar5
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- istersem sozlugu hacklerim5
- 20013
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması11
- samsunspor3
- konya denilince akla gelenler7
- anın görüntüsü22
- hacker'ın hesabı mı kısıtlaması7
- asla evlenilmeyecek erkekler10
- cimer'e yazılan öğretmen şikayetleri6
- ardahan2
- ismailağa cemaati3
- uludağ sözlüğün hacklenmesi skandalı3
- karpuzcu liboş pandanın gerçek kimliği3
- sözlükte aynı anda iki hesap kullanan tip7
- uludağ sözlük'ü yıkamayacaksınız4
- aşk12
- hitler dönemi fenerbahçe dominasyonu2
- yol6
- ismet gürbüz'ün sözlüğü hacklemesi4
- hakta birlik partisi2
- ismailağa işletti akp korudu mahmut öldü3
- pazarları çizgi film izlemek için erken uyanmak6
- doğu ekspresinde cinayet2
- yüksek enflasyon18
- ismet gurbuz'ün tırnakları2
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver13
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- pizza bira ikilisi6
- rüzgar12
- uludağ sözlük yönetim politikası3
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı22
- lale14
- manita yapınca sözlüğü bırakan yazar3
- nerde bu sözlük nerde bu zall nerde bu mod4
- mahmut ışıldak2
- erlik5
- bal10
- hindistan da kamyonun kalabalığa dalması2
saygıdeğer cumhurbaşkanımızın değerli danışmanı.
yıllar öncesinden bizi uyarıyor.
zaman makinesi olsa da görebilseydik dediklerimiz arşivlerde var.
herkesin okuması gereken uyarılar.
14 Şubat 2008'de Vatan gazetesindeki yazısı;
“Başbakan'ın Salı günü gerçekleşen grup toplantısında yandaşlarına yaptığı konuşma tek kelimeyle muhteşemdi! Tam bir demokrasi dersi verdi… Verdi ve kendi gibi düşünmeyenleri özellikle “kendisiyle aynı fikirleri” paylaşmayan bizim gibi medya mensuplarını yerden yere vurdu.
Haklı! Bir ülkede, bir gazeteci nasıl olur da “o ülkenin bilge başbakanı” gibi düşünmez.
Bizler kimiz ki! Hepimiz birer “paçavrayız”. Oysa Erdoğan, tek kelimeyle Fransızlar'ın Kanuni için söylediği sıfata layık biri; “magnifique”…
Bu arada Başbakan Vatan Gazetesi'nin “hoşgeldin KAOS” manşetinden de çok etkilenmiş. Manşete de kızgınlığını ifade etti ve adeta çağladı; “KAOS sizin kafanızda”.
Sevgili dostlar, artık işin dozu kaçtı. Belki farkındasınız, belki değilsiniz ama “sistem artık” demokrasiden “faşizme” doğru kayıyor. Özellikle AKP, MHP “işbirliği” içinde gittiğimiz “güzel yol” da işe ayrı bir “anlam ve güzellik” katıyor…
Faşizm deyince “yanlış” anlamayın ve lütfen geçmişten getirdiğimiz “tortular” ile taraflı düşünmeyin. Faşizm bir terim ve kimsenin fikrini söyleyemediği, istediği gibi hareket edemediği, her şeye hakim olan tek bir gücün, tek bir ideolojinin “diğer” olanı ezdiği yapının adı… Bu sistemin dünya tarihinde “en noktaları” test etmişleri var. Örneğin; Hitler Almanya'sı…
Peki Türkiye'nin içine girdiği yolu “Hitler Almanya'sına” benzetmek, sistemleri “aynı terim ile” sınıflamak haksızlık “değil mi?
Detay da tam burada gizli…
Türkiye'nin içine girdiği yol ve Hitler Almanya'sının vardığı “nokta”.
Görünüşte dağlar kadar fark var ama “başlangıç noktaları ve gelişimleri” itibariyle aynı.
içimizi rahatlatacak tek bir büyük fark var; Hitler Almanya'sında “ordu” lidere itaat ediyordu, bağlıydı. Bizde “diktatör” olma yolunda ilerleyen arkadaşlara “ordunun destek olması hatta sempati” duyması mümkün değil…
Bu fark da Atatürk'ün büyüklüğünden, Taha Akyol katılmasa-olmadığını iddia etse bile, Atatürkçü düşünce sisteminin-doktrininin kurduğu yapının, “demokrasi” odaklı yapılanmasından geliyor.
Atatürk devrimlerine bağlı bir sistem içinde “diktatör” denebilecek haşerelerin, “silahlı bir ordu gücünü arkalarına almaları” mümkün değil. Sistemin ‘DNA'sı buna izin vermiyor…
Burada da devreye “Çavuşesku modeli” giriyor; kendine bağlı “ideolojik” dinamikler ile motive edilmiş “polis” gücü oluşturmak…
Sonuç: Konuyu fazla uzatmayacağım. Türkiye adına “çok ama çok endişeliyim”.
Benim ve benim gibi “ideolojik olmayan” ortalama Türk vatandaşlarının, gidecek başka yerimiz yok…
içine girdiğimiz yol, her kurumun başına ve kadrolarına “bizden” mantığıyla atama yapılması, her yeri kontrol edelim çabası, 1923'te döşenen raydan “makas atlatma denemeleri” ve en vahimi bunları eleştiren basın kuruluşlarına ve mensuplarına “ağız dolusu” hırslı saldırılar; hedefin “ne” olduğunu net olarak gösteriyor…
Sevgili dostlarım, bu ülke bizim.
ülke “Cumhuriyet çocuklarının” . Bu ülke “muasır bir medeniyet olmak” isteyen her Türk vatandaşının… Ülkemize sahip çıkalım, çok ama çok geç olmadan…
Son söz: Sizlere Hitler Almanya'sı döneminde yazılmış bir pasajdan alıntı aktarmak istiyorum;
“… ilk önce müzisyenler için geldiler, müzisyen değildim, ses çıkarmadım. Sonra öğretmenler için geldiler, onlardan değildim, sesimi kıstım. Sonra politikacılar için geldiler, onlardan da değildim, yine görmedim, duymadım. Sonra Yahudiler için geldiler, zaten Yahudi değildim, hiç ilgilenmedim… En son benim için geldiler ama ses çıkaracak kimse kalmamıştı…”
Gidişatımız aynıdır. Bugün “oh Başbakan basına çattı, başbakan gibi düşünmesem bile, bu sefer iyi oldu” demeyin… Sizin için geldiklerinde “ses çıkaracak” kimse kalmayabilir…
Tehlike çok ama çok büyük!''
2008 yılından bu güne seslenen eski vicdanlı yiğit bulut'a en derin teşekkürlerimi sunuyorum.
yıllar öncesinden bizi uyarıyor.
zaman makinesi olsa da görebilseydik dediklerimiz arşivlerde var.
herkesin okuması gereken uyarılar.
14 Şubat 2008'de Vatan gazetesindeki yazısı;
“Başbakan'ın Salı günü gerçekleşen grup toplantısında yandaşlarına yaptığı konuşma tek kelimeyle muhteşemdi! Tam bir demokrasi dersi verdi… Verdi ve kendi gibi düşünmeyenleri özellikle “kendisiyle aynı fikirleri” paylaşmayan bizim gibi medya mensuplarını yerden yere vurdu.
Haklı! Bir ülkede, bir gazeteci nasıl olur da “o ülkenin bilge başbakanı” gibi düşünmez.
Bizler kimiz ki! Hepimiz birer “paçavrayız”. Oysa Erdoğan, tek kelimeyle Fransızlar'ın Kanuni için söylediği sıfata layık biri; “magnifique”…
Bu arada Başbakan Vatan Gazetesi'nin “hoşgeldin KAOS” manşetinden de çok etkilenmiş. Manşete de kızgınlığını ifade etti ve adeta çağladı; “KAOS sizin kafanızda”.
Sevgili dostlar, artık işin dozu kaçtı. Belki farkındasınız, belki değilsiniz ama “sistem artık” demokrasiden “faşizme” doğru kayıyor. Özellikle AKP, MHP “işbirliği” içinde gittiğimiz “güzel yol” da işe ayrı bir “anlam ve güzellik” katıyor…
Faşizm deyince “yanlış” anlamayın ve lütfen geçmişten getirdiğimiz “tortular” ile taraflı düşünmeyin. Faşizm bir terim ve kimsenin fikrini söyleyemediği, istediği gibi hareket edemediği, her şeye hakim olan tek bir gücün, tek bir ideolojinin “diğer” olanı ezdiği yapının adı… Bu sistemin dünya tarihinde “en noktaları” test etmişleri var. Örneğin; Hitler Almanya'sı…
Peki Türkiye'nin içine girdiği yolu “Hitler Almanya'sına” benzetmek, sistemleri “aynı terim ile” sınıflamak haksızlık “değil mi?
Detay da tam burada gizli…
Türkiye'nin içine girdiği yol ve Hitler Almanya'sının vardığı “nokta”.
Görünüşte dağlar kadar fark var ama “başlangıç noktaları ve gelişimleri” itibariyle aynı.
içimizi rahatlatacak tek bir büyük fark var; Hitler Almanya'sında “ordu” lidere itaat ediyordu, bağlıydı. Bizde “diktatör” olma yolunda ilerleyen arkadaşlara “ordunun destek olması hatta sempati” duyması mümkün değil…
Bu fark da Atatürk'ün büyüklüğünden, Taha Akyol katılmasa-olmadığını iddia etse bile, Atatürkçü düşünce sisteminin-doktrininin kurduğu yapının, “demokrasi” odaklı yapılanmasından geliyor.
Atatürk devrimlerine bağlı bir sistem içinde “diktatör” denebilecek haşerelerin, “silahlı bir ordu gücünü arkalarına almaları” mümkün değil. Sistemin ‘DNA'sı buna izin vermiyor…
Burada da devreye “Çavuşesku modeli” giriyor; kendine bağlı “ideolojik” dinamikler ile motive edilmiş “polis” gücü oluşturmak…
Sonuç: Konuyu fazla uzatmayacağım. Türkiye adına “çok ama çok endişeliyim”.
Benim ve benim gibi “ideolojik olmayan” ortalama Türk vatandaşlarının, gidecek başka yerimiz yok…
içine girdiğimiz yol, her kurumun başına ve kadrolarına “bizden” mantığıyla atama yapılması, her yeri kontrol edelim çabası, 1923'te döşenen raydan “makas atlatma denemeleri” ve en vahimi bunları eleştiren basın kuruluşlarına ve mensuplarına “ağız dolusu” hırslı saldırılar; hedefin “ne” olduğunu net olarak gösteriyor…
Sevgili dostlarım, bu ülke bizim.
ülke “Cumhuriyet çocuklarının” . Bu ülke “muasır bir medeniyet olmak” isteyen her Türk vatandaşının… Ülkemize sahip çıkalım, çok ama çok geç olmadan…
Son söz: Sizlere Hitler Almanya'sı döneminde yazılmış bir pasajdan alıntı aktarmak istiyorum;
“… ilk önce müzisyenler için geldiler, müzisyen değildim, ses çıkarmadım. Sonra öğretmenler için geldiler, onlardan değildim, sesimi kıstım. Sonra politikacılar için geldiler, onlardan da değildim, yine görmedim, duymadım. Sonra Yahudiler için geldiler, zaten Yahudi değildim, hiç ilgilenmedim… En son benim için geldiler ama ses çıkaracak kimse kalmamıştı…”
Gidişatımız aynıdır. Bugün “oh Başbakan basına çattı, başbakan gibi düşünmesem bile, bu sefer iyi oldu” demeyin… Sizin için geldiklerinde “ses çıkaracak” kimse kalmayabilir…
Tehlike çok ama çok büyük!''
2008 yılından bu güne seslenen eski vicdanlı yiğit bulut'a en derin teşekkürlerimi sunuyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar