bugün
- nervio10
- tememda kenka nalaka11
- çift taraflı testis kanseri teşhisi8
- allah başımızdan erdoğan'ı eksik etmesin7
- zamanbaba mokv dir6
- eski eşin hesabı3
- sözlüğe fake nickle gelip yazarlara hakaret etmek6
- istanbul un çok pahalı olması5
- bir kıza sevgilin var mı diye sormak7
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı55
- gonulden bagli5
- sözlük kimsenin tekelinde değildir4
- truenun yetkili olması7
- hoşlanıp da söyleyememek2
- kitap okumak2
- karaağaç meydanında çuçulara dikala diye bağırmak2
- gammazlık8
- sigaranın son fırtını alırken ağzın yanması3
- epimiz edirneliyiz ba2
- oyna kızım şıkşıkı şık şık zıpla kızım2
- edirneli olmak2
- true nickli namussuz kadın düşkünü6
- dhalsim9
- 15 mayıs gecesi3
- arjantin'in 90 dakikada tek şutunun olmaması6
- erdoğan giderse akepe bürokrasisi ne olacak7
- true nickli yazar16
- bir yıldız duruyordu aniden hareket edip gitti3
- artı oy artışı2
- muslettin amca3
- kasiyer kızdan hoşlanmak6
- biraderler uludağ sözlüğün beka sorunudur2
- odyssey3
- trafik açılınca şoförlerin deli gibi araç sürmesi3
- sektörel ve bölgesel asgari ücret modeli2
- true'nun yetkili olmayınca sözlüğe küsmesi3
- gocu27
- chatgptye penis fotoğrafını atmak20
- anın görüntüsü13
- gammazlık yetkim alınırsa sözlüğü terk ederim3
- sözlükte kavga olacak hissi6
- slavko vincic5
- arjantin18
- kih kih birader2
- iremge nerede2
- kafakoparan emmi2
- ispanya18
- sword art online3
- yazar kızdırmak4
- rafting2
saygıdeğer cumhurbaşkanımızın değerli danışmanı.
yıllar öncesinden bizi uyarıyor.
zaman makinesi olsa da görebilseydik dediklerimiz arşivlerde var.
herkesin okuması gereken uyarılar.
14 Şubat 2008'de Vatan gazetesindeki yazısı;
“Başbakan'ın Salı günü gerçekleşen grup toplantısında yandaşlarına yaptığı konuşma tek kelimeyle muhteşemdi! Tam bir demokrasi dersi verdi… Verdi ve kendi gibi düşünmeyenleri özellikle “kendisiyle aynı fikirleri” paylaşmayan bizim gibi medya mensuplarını yerden yere vurdu.
Haklı! Bir ülkede, bir gazeteci nasıl olur da “o ülkenin bilge başbakanı” gibi düşünmez.
Bizler kimiz ki! Hepimiz birer “paçavrayız”. Oysa Erdoğan, tek kelimeyle Fransızlar'ın Kanuni için söylediği sıfata layık biri; “magnifique”…
Bu arada Başbakan Vatan Gazetesi'nin “hoşgeldin KAOS” manşetinden de çok etkilenmiş. Manşete de kızgınlığını ifade etti ve adeta çağladı; “KAOS sizin kafanızda”.
Sevgili dostlar, artık işin dozu kaçtı. Belki farkındasınız, belki değilsiniz ama “sistem artık” demokrasiden “faşizme” doğru kayıyor. Özellikle AKP, MHP “işbirliği” içinde gittiğimiz “güzel yol” da işe ayrı bir “anlam ve güzellik” katıyor…
Faşizm deyince “yanlış” anlamayın ve lütfen geçmişten getirdiğimiz “tortular” ile taraflı düşünmeyin. Faşizm bir terim ve kimsenin fikrini söyleyemediği, istediği gibi hareket edemediği, her şeye hakim olan tek bir gücün, tek bir ideolojinin “diğer” olanı ezdiği yapının adı… Bu sistemin dünya tarihinde “en noktaları” test etmişleri var. Örneğin; Hitler Almanya'sı…
Peki Türkiye'nin içine girdiği yolu “Hitler Almanya'sına” benzetmek, sistemleri “aynı terim ile” sınıflamak haksızlık “değil mi?
Detay da tam burada gizli…
Türkiye'nin içine girdiği yol ve Hitler Almanya'sının vardığı “nokta”.
Görünüşte dağlar kadar fark var ama “başlangıç noktaları ve gelişimleri” itibariyle aynı.
içimizi rahatlatacak tek bir büyük fark var; Hitler Almanya'sında “ordu” lidere itaat ediyordu, bağlıydı. Bizde “diktatör” olma yolunda ilerleyen arkadaşlara “ordunun destek olması hatta sempati” duyması mümkün değil…
Bu fark da Atatürk'ün büyüklüğünden, Taha Akyol katılmasa-olmadığını iddia etse bile, Atatürkçü düşünce sisteminin-doktrininin kurduğu yapının, “demokrasi” odaklı yapılanmasından geliyor.
Atatürk devrimlerine bağlı bir sistem içinde “diktatör” denebilecek haşerelerin, “silahlı bir ordu gücünü arkalarına almaları” mümkün değil. Sistemin ‘DNA'sı buna izin vermiyor…
Burada da devreye “Çavuşesku modeli” giriyor; kendine bağlı “ideolojik” dinamikler ile motive edilmiş “polis” gücü oluşturmak…
Sonuç: Konuyu fazla uzatmayacağım. Türkiye adına “çok ama çok endişeliyim”.
Benim ve benim gibi “ideolojik olmayan” ortalama Türk vatandaşlarının, gidecek başka yerimiz yok…
içine girdiğimiz yol, her kurumun başına ve kadrolarına “bizden” mantığıyla atama yapılması, her yeri kontrol edelim çabası, 1923'te döşenen raydan “makas atlatma denemeleri” ve en vahimi bunları eleştiren basın kuruluşlarına ve mensuplarına “ağız dolusu” hırslı saldırılar; hedefin “ne” olduğunu net olarak gösteriyor…
Sevgili dostlarım, bu ülke bizim.
ülke “Cumhuriyet çocuklarının” . Bu ülke “muasır bir medeniyet olmak” isteyen her Türk vatandaşının… Ülkemize sahip çıkalım, çok ama çok geç olmadan…
Son söz: Sizlere Hitler Almanya'sı döneminde yazılmış bir pasajdan alıntı aktarmak istiyorum;
“… ilk önce müzisyenler için geldiler, müzisyen değildim, ses çıkarmadım. Sonra öğretmenler için geldiler, onlardan değildim, sesimi kıstım. Sonra politikacılar için geldiler, onlardan da değildim, yine görmedim, duymadım. Sonra Yahudiler için geldiler, zaten Yahudi değildim, hiç ilgilenmedim… En son benim için geldiler ama ses çıkaracak kimse kalmamıştı…”
Gidişatımız aynıdır. Bugün “oh Başbakan basına çattı, başbakan gibi düşünmesem bile, bu sefer iyi oldu” demeyin… Sizin için geldiklerinde “ses çıkaracak” kimse kalmayabilir…
Tehlike çok ama çok büyük!''
2008 yılından bu güne seslenen eski vicdanlı yiğit bulut'a en derin teşekkürlerimi sunuyorum.
yıllar öncesinden bizi uyarıyor.
zaman makinesi olsa da görebilseydik dediklerimiz arşivlerde var.
herkesin okuması gereken uyarılar.
14 Şubat 2008'de Vatan gazetesindeki yazısı;
“Başbakan'ın Salı günü gerçekleşen grup toplantısında yandaşlarına yaptığı konuşma tek kelimeyle muhteşemdi! Tam bir demokrasi dersi verdi… Verdi ve kendi gibi düşünmeyenleri özellikle “kendisiyle aynı fikirleri” paylaşmayan bizim gibi medya mensuplarını yerden yere vurdu.
Haklı! Bir ülkede, bir gazeteci nasıl olur da “o ülkenin bilge başbakanı” gibi düşünmez.
Bizler kimiz ki! Hepimiz birer “paçavrayız”. Oysa Erdoğan, tek kelimeyle Fransızlar'ın Kanuni için söylediği sıfata layık biri; “magnifique”…
Bu arada Başbakan Vatan Gazetesi'nin “hoşgeldin KAOS” manşetinden de çok etkilenmiş. Manşete de kızgınlığını ifade etti ve adeta çağladı; “KAOS sizin kafanızda”.
Sevgili dostlar, artık işin dozu kaçtı. Belki farkındasınız, belki değilsiniz ama “sistem artık” demokrasiden “faşizme” doğru kayıyor. Özellikle AKP, MHP “işbirliği” içinde gittiğimiz “güzel yol” da işe ayrı bir “anlam ve güzellik” katıyor…
Faşizm deyince “yanlış” anlamayın ve lütfen geçmişten getirdiğimiz “tortular” ile taraflı düşünmeyin. Faşizm bir terim ve kimsenin fikrini söyleyemediği, istediği gibi hareket edemediği, her şeye hakim olan tek bir gücün, tek bir ideolojinin “diğer” olanı ezdiği yapının adı… Bu sistemin dünya tarihinde “en noktaları” test etmişleri var. Örneğin; Hitler Almanya'sı…
Peki Türkiye'nin içine girdiği yolu “Hitler Almanya'sına” benzetmek, sistemleri “aynı terim ile” sınıflamak haksızlık “değil mi?
Detay da tam burada gizli…
Türkiye'nin içine girdiği yol ve Hitler Almanya'sının vardığı “nokta”.
Görünüşte dağlar kadar fark var ama “başlangıç noktaları ve gelişimleri” itibariyle aynı.
içimizi rahatlatacak tek bir büyük fark var; Hitler Almanya'sında “ordu” lidere itaat ediyordu, bağlıydı. Bizde “diktatör” olma yolunda ilerleyen arkadaşlara “ordunun destek olması hatta sempati” duyması mümkün değil…
Bu fark da Atatürk'ün büyüklüğünden, Taha Akyol katılmasa-olmadığını iddia etse bile, Atatürkçü düşünce sisteminin-doktrininin kurduğu yapının, “demokrasi” odaklı yapılanmasından geliyor.
Atatürk devrimlerine bağlı bir sistem içinde “diktatör” denebilecek haşerelerin, “silahlı bir ordu gücünü arkalarına almaları” mümkün değil. Sistemin ‘DNA'sı buna izin vermiyor…
Burada da devreye “Çavuşesku modeli” giriyor; kendine bağlı “ideolojik” dinamikler ile motive edilmiş “polis” gücü oluşturmak…
Sonuç: Konuyu fazla uzatmayacağım. Türkiye adına “çok ama çok endişeliyim”.
Benim ve benim gibi “ideolojik olmayan” ortalama Türk vatandaşlarının, gidecek başka yerimiz yok…
içine girdiğimiz yol, her kurumun başına ve kadrolarına “bizden” mantığıyla atama yapılması, her yeri kontrol edelim çabası, 1923'te döşenen raydan “makas atlatma denemeleri” ve en vahimi bunları eleştiren basın kuruluşlarına ve mensuplarına “ağız dolusu” hırslı saldırılar; hedefin “ne” olduğunu net olarak gösteriyor…
Sevgili dostlarım, bu ülke bizim.
ülke “Cumhuriyet çocuklarının” . Bu ülke “muasır bir medeniyet olmak” isteyen her Türk vatandaşının… Ülkemize sahip çıkalım, çok ama çok geç olmadan…
Son söz: Sizlere Hitler Almanya'sı döneminde yazılmış bir pasajdan alıntı aktarmak istiyorum;
“… ilk önce müzisyenler için geldiler, müzisyen değildim, ses çıkarmadım. Sonra öğretmenler için geldiler, onlardan değildim, sesimi kıstım. Sonra politikacılar için geldiler, onlardan da değildim, yine görmedim, duymadım. Sonra Yahudiler için geldiler, zaten Yahudi değildim, hiç ilgilenmedim… En son benim için geldiler ama ses çıkaracak kimse kalmamıştı…”
Gidişatımız aynıdır. Bugün “oh Başbakan basına çattı, başbakan gibi düşünmesem bile, bu sefer iyi oldu” demeyin… Sizin için geldiklerinde “ses çıkaracak” kimse kalmayabilir…
Tehlike çok ama çok büyük!''
2008 yılından bu güne seslenen eski vicdanlı yiğit bulut'a en derin teşekkürlerimi sunuyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar