bugün
- abdullah öcalan orospu çocuğudur13
- göğüs kıllarım çıkmıyor9
- sırrı süreyya önder22
- dün gece ne oldu13
- son tüketim tarihi geçmiş ilaç8
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi8
- silver ile evlenecek erkek53
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- siyaset yüzünden çoğu arkadaşlığın bozulması8
- götünü yıkamayan bir kızla evlenir misiniz6
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- insan olmaya çeyrek kala8
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- arif kocabıyık9
- ıoçk katatese elbise dikti mi sorunsalı3
- sözlükteki linç kültürü8
- öbür sözlük2
- true giderse sözlükte yürüyen cinsellik kim olacak11
- insan olmaya ceyrek kala3
- true'nun çaylak olması5
- sarapci koala59
- sedef hastalığı2
- islam sosyoloji ve psikolojiyi kabul ediyor mu4
- araba sileceği5
- babysharkdodododododod o2
- iki tas çorba5
- popeyes6
- g'i l d'e d l'i l y'nin dudakları8
- gocu35
- cincinnati cini3
- ayak fantezisi3
- müstehcen resim atmak3
- sapıklara empati kasan insan5
- sözlüğe bir kedi bırak2
- fenerin türkiye'yi yine rezil etmesi5
- yazarlar şuan ne yapıyor3
- ismet gürbüz gürbüz mü sorunsalı3
- melekler insanlarla nasıl iletişim kuruyor4
- fikir değiştirmek döneklik midir8
- gece banyo yapıp balkona çıkmak3
- anın görüntüsü16
- stt geçmiş kremle intihar etmek2
- şeyhleri toplayıp istiklal mahkemelerine götürmek2
- sözlükteki bayan azlığı6
- melih gökçek10
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası23
- saadetler dilemek4
- sözlük sapığı kim5
- çomar sahiplenme3
- süleymancılar2
ismet inönü dönemininde Başbakanlık yapan Şemsettin Günaltay'ın ilk baskısı 1915'te yapılmış olan Zulmetten Nura adlı eserinin 1925'teki üçüncü baskısıyla, Fethullah Gülen'in 2004 yılında yayımlanan Buhranlar Anaforunda insan kitabında birbirinin neredeyse aynı olan bazı cümleler bulunmaktadır:
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Münevver züppeler, şimdiye kadar istanbul sultanlarının sağmalı olan Anadolu'ya gidip gezmeyi hiç düşünmemiş; köylülerle, Anadolu ibişleriyle konuşmayı, onların ruhunu anlamayı hatırlarına bile getirmemişlerdir. Konaktaki Aşçı Mehmed, Ayvaz Hasan, ispir Ali ile konuşanlar varsa, o da sırf diliyle alay, saflığıyla istihza etmek içindir. Beyefendinin Frenk ruhunu tedkikten, Paris'in ezvak-ı dura-durunu (uzakta kalan zevklerini) özlemekten, Fransız Edebiyatı'nın ince noktalarını araştırmaktan kendi vatanını düşünmeye, Anadolu'sunu gezmeye, Anadolu'nun hastalıklarını, marazlarını deşmeye vakti yok ki! Hem bu kaba Türklerle uğraşılır mıymış?.. Şimdiye kadar aldığı terbiye, sevimli ve şık madmazellerin, muhterem 'saint'lerin, insaniyetperver misyonerlerin öğrettiği prensipler, onda öyle bir zihniyet hásıl etmiştir ki, kendisine hitaben 'Türk' diyecek olursanız, bunu en büyük hakaretlerden addeder ve pür-feveran ateş kesilir (Günaltay, sah: 157).
Bir kesim, kendisinin sağmal'ı saydığı Anadolu'yu hep horlamış; bir kerre olsun gidip orada dolaşmayı, kendi insanı ile görüşüp konuşmayı hiç mi hiç düşünmemiş; onların dünyalarına yükselip onlarla hemhal olmayı, ruhlarını keşfedip anlamayı asla hatırına getirmemiştir. Ara sıra bir kahveci Ali, aşçı Hasan, berber Süleyman'la görüşenler olmuş ise de bu onların diliyle alay, safvetleriyle istihza ve anlayışlarıyla eğlenmek için olmuştur. Bu kesimin insanı, frenk ruhunu tedkikten, batı yakası zevkleriyle sermest olmakdan, Fransız ve ingiliz edebiyatının inceliklerini araştırmakdan, kendi dünyasını düşünmeye, onun insanıyla içli-dışlı olmaya ve onun dertlerini dinlemeye kat'iyyen vakit bulamamıştır! Onun şimdiye kadar ruhuna içirilen terbiye anlayışı; sevimli ve şık matmazellerin, muhterem saintlerin, insanlık hayranı misyonerlerin! Onun demine-damarına işlercesine ruhuna aşıladıkları prensipler, onda öyle bir düşünce yapısı meydana getirmiştir ki, bugün kalkıp kendisine 'mü'min!' diye sesleniverseniz, bunu yüzüne savrulmuş en büyük hakaret sayacak ve sizi huzurundan kovacaktır (Gülen, sah: 1).
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Panaromanın diğer tabakasına geçiniz! Orada büsbütün başka bir manzara! Her nevi teceddüde muarız, terakkiye doğru atılacak her hatveyi tevkife sai öteki yadigarlar! Milliyetlerinden ne kadar uzaklaşmışlarsa berikiler de maziye gömülmeye o derece meftun. Evvelki, Frenk olmadığı için Türk'ü ne kadar hakir görüyorsa, beriki de aba-i vacidadından görmediği için çatalla yemek yemeyi o kadar günah (!) addediyor (Günaltay, sah: 158).
Madalyonun diğer yüzündeki manzara da bundan farklı değildir. ...her nev'i yeniliğe muarız, terakki ve tekámül istikametinde atılan her adıma muhalif, sinesi öbür álemin heyecanlarından mahrum, düşünceleri hakikatsız ve her türlü ilmi araştırmayı günah sayan sığ bir güruh almıştır. Öncekiler, milletlerinden, milli ruhdan uzaklaşmayı yenilik ve inkılap saymakla; sonrakiler de şekli bir maziye ve onun kuru ve ruhsuz yanlarına saplanıp kalmakla milletlerine ihanet etmişlerdir. Birinciler, frenkleşmediği için kendi milletlerini dahi hor görecek kadar yabancılaşmış; berikiler ise sırf eski devirlerde bulunmadığı için bir kısım teknik gelişmeleri, yeni icad ve keşifleri, devriyle hesaplaşabilecek güçte fikir akımlarını bid'at saymış, lanetlemişlerdir (Gülen, sah: 2).
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Her millet kendi ruh ve kabiliyetiyle mütenasip teşkilat ister. Milletlerin teşkilat-ı idariyye ve ictimaiyyeleri asri ihtiyaçlarının, ruhi temayüllerinin mevludu değil midir? Ve öyle olmak icap etmez mi? (Günaltay, sah: 158).
Oysa ki, her millet, kendi ruh ve kabiliyetine uygun, kendi düşünce ve inancı çizgisinde müessese ve teşkilat ister. Rica ederim; milletlerin idari ve içtimai teşkilátları, maarif ve düşünce akımları, asrın ihtiyaçlarının ve milletin ruhî temayüllerinin neticesi değil midir? (Gülen, sah: 2).
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Muhtelif milletlerin tarz-ı ıslahat ve tanzimatlarını teşrih eden saháif-i tarih tedkik edilirse görülür ki bir milletin hayat-ı ictimai ve siyasiyesini tanzim, terbiyesini tekeffül, rehberliğini deruhte etmiş olanlar, kavanin-i tabiiyyeye tevfik-i hareket hususuna ne kadar gayret göstermiş, milletlerinin ruhuna, asrî ihtiyaçlarına ne kadar derinden nüfuz etmişlerse mesailerinden o derece feyyaz semereler istihsal etmişlerdir (Günaltay, sah: 159).
Dünden bugüne, muhtelif milletlerin ıslahat tarzları ve inkılabları araştırıldığında görülür ki; bir milletin ictimai ve siyasi durumunu tanzim, terbiye ve yükselmesini deruhte ve rehberliğini yüklenenler; hareketlerini fıtrat kanunlarına uydurma hususunda ne kadar titizlik göstermiş; milletlerin ruhuna ne kadar vakıf olabilmiş ve çağın getirdiği ihtiyaçlara ne kadar nüfuz edebilmişlerse, çalışmalarında o derece semereli olmuş ve milletlerine de o nisbette ölümsüzlük vaadedebilmişlerdir (Gülen, sah: 3).
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
http://hurarsiv.hurriyet..../haber.aspx?viewid=509188
edit sharabi: her şeyi geçtim. ağlamaz, güler, çok iyi bir insandır, 67 yaşında ve bekardır, cia ile ilgisi yoktur, yüz yılın entelektüelidir, sevenleri sadece saygı duyar, iki dakikalık nefreti çoktan geçtim, bak feto demiyorum, fethullah gülen hocaefendi hazretleri diyorum ki mazlum edebiyatı için bahaneniz kalmaya. burada, özde anlaşalım ki laf kalabalığı olmasın. efendi efendi soruyorum:
ne iş bu yukarıdaki?
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Münevver züppeler, şimdiye kadar istanbul sultanlarının sağmalı olan Anadolu'ya gidip gezmeyi hiç düşünmemiş; köylülerle, Anadolu ibişleriyle konuşmayı, onların ruhunu anlamayı hatırlarına bile getirmemişlerdir. Konaktaki Aşçı Mehmed, Ayvaz Hasan, ispir Ali ile konuşanlar varsa, o da sırf diliyle alay, saflığıyla istihza etmek içindir. Beyefendinin Frenk ruhunu tedkikten, Paris'in ezvak-ı dura-durunu (uzakta kalan zevklerini) özlemekten, Fransız Edebiyatı'nın ince noktalarını araştırmaktan kendi vatanını düşünmeye, Anadolu'sunu gezmeye, Anadolu'nun hastalıklarını, marazlarını deşmeye vakti yok ki! Hem bu kaba Türklerle uğraşılır mıymış?.. Şimdiye kadar aldığı terbiye, sevimli ve şık madmazellerin, muhterem 'saint'lerin, insaniyetperver misyonerlerin öğrettiği prensipler, onda öyle bir zihniyet hásıl etmiştir ki, kendisine hitaben 'Türk' diyecek olursanız, bunu en büyük hakaretlerden addeder ve pür-feveran ateş kesilir (Günaltay, sah: 157).
Bir kesim, kendisinin sağmal'ı saydığı Anadolu'yu hep horlamış; bir kerre olsun gidip orada dolaşmayı, kendi insanı ile görüşüp konuşmayı hiç mi hiç düşünmemiş; onların dünyalarına yükselip onlarla hemhal olmayı, ruhlarını keşfedip anlamayı asla hatırına getirmemiştir. Ara sıra bir kahveci Ali, aşçı Hasan, berber Süleyman'la görüşenler olmuş ise de bu onların diliyle alay, safvetleriyle istihza ve anlayışlarıyla eğlenmek için olmuştur. Bu kesimin insanı, frenk ruhunu tedkikten, batı yakası zevkleriyle sermest olmakdan, Fransız ve ingiliz edebiyatının inceliklerini araştırmakdan, kendi dünyasını düşünmeye, onun insanıyla içli-dışlı olmaya ve onun dertlerini dinlemeye kat'iyyen vakit bulamamıştır! Onun şimdiye kadar ruhuna içirilen terbiye anlayışı; sevimli ve şık matmazellerin, muhterem saintlerin, insanlık hayranı misyonerlerin! Onun demine-damarına işlercesine ruhuna aşıladıkları prensipler, onda öyle bir düşünce yapısı meydana getirmiştir ki, bugün kalkıp kendisine 'mü'min!' diye sesleniverseniz, bunu yüzüne savrulmuş en büyük hakaret sayacak ve sizi huzurundan kovacaktır (Gülen, sah: 1).
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Panaromanın diğer tabakasına geçiniz! Orada büsbütün başka bir manzara! Her nevi teceddüde muarız, terakkiye doğru atılacak her hatveyi tevkife sai öteki yadigarlar! Milliyetlerinden ne kadar uzaklaşmışlarsa berikiler de maziye gömülmeye o derece meftun. Evvelki, Frenk olmadığı için Türk'ü ne kadar hakir görüyorsa, beriki de aba-i vacidadından görmediği için çatalla yemek yemeyi o kadar günah (!) addediyor (Günaltay, sah: 158).
Madalyonun diğer yüzündeki manzara da bundan farklı değildir. ...her nev'i yeniliğe muarız, terakki ve tekámül istikametinde atılan her adıma muhalif, sinesi öbür álemin heyecanlarından mahrum, düşünceleri hakikatsız ve her türlü ilmi araştırmayı günah sayan sığ bir güruh almıştır. Öncekiler, milletlerinden, milli ruhdan uzaklaşmayı yenilik ve inkılap saymakla; sonrakiler de şekli bir maziye ve onun kuru ve ruhsuz yanlarına saplanıp kalmakla milletlerine ihanet etmişlerdir. Birinciler, frenkleşmediği için kendi milletlerini dahi hor görecek kadar yabancılaşmış; berikiler ise sırf eski devirlerde bulunmadığı için bir kısım teknik gelişmeleri, yeni icad ve keşifleri, devriyle hesaplaşabilecek güçte fikir akımlarını bid'at saymış, lanetlemişlerdir (Gülen, sah: 2).
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Her millet kendi ruh ve kabiliyetiyle mütenasip teşkilat ister. Milletlerin teşkilat-ı idariyye ve ictimaiyyeleri asri ihtiyaçlarının, ruhi temayüllerinin mevludu değil midir? Ve öyle olmak icap etmez mi? (Günaltay, sah: 158).
Oysa ki, her millet, kendi ruh ve kabiliyetine uygun, kendi düşünce ve inancı çizgisinde müessese ve teşkilat ister. Rica ederim; milletlerin idari ve içtimai teşkilátları, maarif ve düşünce akımları, asrın ihtiyaçlarının ve milletin ruhî temayüllerinin neticesi değil midir? (Gülen, sah: 2).
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Muhtelif milletlerin tarz-ı ıslahat ve tanzimatlarını teşrih eden saháif-i tarih tedkik edilirse görülür ki bir milletin hayat-ı ictimai ve siyasiyesini tanzim, terbiyesini tekeffül, rehberliğini deruhte etmiş olanlar, kavanin-i tabiiyyeye tevfik-i hareket hususuna ne kadar gayret göstermiş, milletlerinin ruhuna, asrî ihtiyaçlarına ne kadar derinden nüfuz etmişlerse mesailerinden o derece feyyaz semereler istihsal etmişlerdir (Günaltay, sah: 159).
Dünden bugüne, muhtelif milletlerin ıslahat tarzları ve inkılabları araştırıldığında görülür ki; bir milletin ictimai ve siyasi durumunu tanzim, terbiye ve yükselmesini deruhte ve rehberliğini yüklenenler; hareketlerini fıtrat kanunlarına uydurma hususunda ne kadar titizlik göstermiş; milletlerin ruhuna ne kadar vakıf olabilmiş ve çağın getirdiği ihtiyaçlara ne kadar nüfuz edebilmişlerse, çalışmalarında o derece semereli olmuş ve milletlerine de o nisbette ölümsüzlük vaadedebilmişlerdir (Gülen, sah: 3).
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
http://hurarsiv.hurriyet..../haber.aspx?viewid=509188
edit sharabi: her şeyi geçtim. ağlamaz, güler, çok iyi bir insandır, 67 yaşında ve bekardır, cia ile ilgisi yoktur, yüz yılın entelektüelidir, sevenleri sadece saygı duyar, iki dakikalık nefreti çoktan geçtim, bak feto demiyorum, fethullah gülen hocaefendi hazretleri diyorum ki mazlum edebiyatı için bahaneniz kalmaya. burada, özde anlaşalım ki laf kalabalığı olmasın. efendi efendi soruyorum:
ne iş bu yukarıdaki?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar