bugün
- ishal olmak4
- mehdi saçmalığı ile kandırılan milyonlar13
- yağmur yağdıktan sonra oluşan koku6
- mustafa4
- bir bela geliyor8
- çakal3
- damarsız tüysüz manisa yaprağı26
- neredesiniz kızlar4
- distopik film önerisi4
- umreye gidene ve gelene ne denir6
- avrupa yakası cem2
- velvet15
- oburluktan ve pornodan uzak durmak3
- uludağ sözlük hacc organizasyonu5
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler23
- sözlükte iki gündür dönen erkek memesi muhabbeti8
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı7
- mehdi nereye inecek sorunsalı10
- yakışıklı seri katil3
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi19
- kıyamet2
- denize işemek2
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorum fk maçı5
- mansur yavaş'ın iyi parti'ye geçmesi12
- victor osimhen11
- tütün kolonyası2
- sözlükte marka olmak11
- itü kktc3
- sebahattin şirin20
- kedi tekmelemek11
- adana5
- recep tayyip erdoğan'ın kazanmasının asıl nedeni16
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması34
- pkklılara idam gelsin3
- iremga32
- faiz yer misiniz ya da yiyor musunuz6
- trt'nin artık tarafsızlığı da umursamaması3
- alevi kızların alev alev yanması7
- uludağ sözlük evreni7
- diamond bosphorus kardeşimin yakışıklı olması6
- yastığa sarılarak uyuyan erkek6
- daha 17 dizisi aras vs teoman7
- memesinin altına mendil koyan sözlük erkeği7
- fenerbahçe4
- anın görüntüsü31
- tiktokta göğüslerini sergileyen sarışın kız5
- sözlük yazarlarının manzaraları7
- sözlük erkeklerinin sütyen bedenleri8
- cehennem4
- demokrasi ahiret diline uygun değildir4
Rusya ile olan ilişkiler sadece dış siyaset meselesi kalmayıp Türkiye’nin iç siyasetinde’de önemli bir yer almaktadır. Orta Doğu’daki gelişmeler ışığında Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkiler denizlerdeki gelgitlere benziyor, kimi zaman yaklaşıyor, kimi zaman uzaklaşıyor.
Ülkemizdeki askeri darbe girişimi dünyada büyük bir yankı uyandırmıştı. Bu olay hem devletimizi hem de milletimizi bir çok meseleye farklı açıdan bakmaya zorladı. Ünlü alman siyaset bilimcisi Shmitt yazısında siyasetin temelinde ‘bizimkiler’ ile ‘yabancılar’ gibi kavramların yer aldığını ve siyaset tarihçesinin hep bunlara dayandığını belirmektedir. Bu nedenle biz de bir karar vermeliyiz. Kimin dost kimin ise düşman olduğunu tespit etmeliyiz.
Son aylarda ABD ile büyük sorunlar yaşayan ülkemiz, Rusya ile bir normalleşme sürecine girdi. Rusya ile ilişkilerin düzenlenmesi ve yeniden yapılanması Türkiye’nin milli çıkarınadır.
Türkiye ile Rusya arasında kriz bir Rus jetinin düşürülmesiyle başlamıştı. Bu kriz en çok dış ticaretimizi etkilemişti. Son değerlendirmelere baktığımızda sadece 2016’nın ilk sekiz ay içerisinde ticaretimiz yüzde kırk düşerek 9,9 milyar dolar oldu. Yani bu rakam iki binli yılların seviyesine düştü. Örneğin 2014’te Rusya ile dış ticaret hacmimiz 31 milyar dolardı. Ekonomi uzmanlarıın tahminlerine göre yıl sonuna bu hacmimiz ancak 20 milyar civarına ulaşabilir.
Daha 12 ay öncesinde Türkiye Rusya’nın dış ticaret listesinde ilk saralarındaydı, bugün ise yedinci sırada yer alıyor. Rusya’nın ticaret payında yüzde 4,6 alan Türkiye bugün 3,4 de sahip.
Bu kriz turizm sektörünü de vurdu. Kriz öncesi Türkiye’ye en çok Rusya’dan turist gelirdi. Bugün bu oran yüzde doksan düştü. Turizmdeki kayıplarımız milyarla ifade ediliyor. Ruslar ise başka ülkelere yöneldi.
Sebze ve meyve ürünlerini Türkiye’den alan Rusya bu ihtiyacını başka ülkelerden temin etmeye başladı. Rusya pazarını kaybeden Türkiye ise başka pazar aramakta zorlandı. Avrupa ülkeleri de kendi ürünlerini satacak pazar arıyor ve rekabet zorlaşıyor. Avrupa üreticisi kendi pazarını Rusya’ya satamadıkları mallarla doldurdu.
Fakat Putin ile Erdoğan’ın buluşması ve ilişkilerin normale dönmesi dış ticaretini ve turizm sektörünü canlandırdı. Ülkemiz yeniden Rus turistlerin gözdesi oldu. Türk sebze ve meyve ürünleri Rusya’daki pazarlarında yeniden yer almadıysa bile yakında eski haline döneceğine benziyor.
Yine de, Ankara ve Moskova arasında bütün sorunların giderildiğini söylemek henüz çok erken. iki ülke arasındaki sorunlarından bir de Kırım tatarların durumu. Aslında bu sorun ikili sorun değil, Rusya Ukrayna sorunu fakat bu çatışmada mağdur olan Kırım Tatarlar olunca Türkiye de dahil olmuş bulunuyor.
Ekim ayın başında, Rusya Yüksek Mahkemesi Kırım Tatarların Meclisini ayrılıkçı örgüt olarak verilen kararını tekrar ederek Rusya sınırları içerisinde çalışmasını yasakladı. Rusya’nın bu kararından sonra, Türk dışişleri bakanlığının sözcüsü Tanju Bilgiç yaptığı açıklamada Türkiye’nin Kırım tatarların yanında olduğunu ve onlara karşı yapılan baskılara karşı olduğunu bildirdi. Ayrıca, mahkemenin verdiği kararında büyük üzüntü duyduklarını da vurguladı. Bu durumda bir sorun aklımıza geliyor biz Kırım tatarlarını mı, yoksa Kırım Tatarları Meclisini mi destekliyoruz. Bu işin özüne baktığımızda bu meclisin faaliyetleri büyük soru işaretidir. Örneğin Meclisin öncülüğünde Ukrayna’nın Kırım’a uyguladığı enerji ve gıda ambargosu. Bu ambargo yüzünden tatarlar haftalarca elektriksiz karanlıkta kalmıştı. Bu girişimler tatar halkının Meclise verdiği desteğini büyük ölçüde azalttı. Ayrıca Rusya’nın Kırım’da yapmaya başladığı enerji ve araç geçiş köprülerin yapımını da hızlandırdı. Meclis bu girişimlerle Türkiye’yi bölgeye yakınlaştırmanın yerine uzaklaştırmaktadır.
Meclisin faaliyetleri ciddi bir şekilde ele alınıp değerlendirilmelidir. Ayrıca Mustafa Cemil ile Fethullah Gülen arasında bağlantıların olup olmadığı de araştırılmalı. Çünkü her ikisi Amerika’dan desteğini alıp aynı kapılar çalıyordu, aynı batılı kişilerle buluşarak büyük fonlar aldı.
Fetocuların darbe girişimi bütün halkımız birleştirdi. Halk siyasi görüş, din, mezhep gibi farklılıklarına bakmadan 15 Temmuz’da sokaklara çıkıp sadece Erdoğan’ı değil, ülkenin geleceğini, demokrasiyi ve milli değerlerini korudu. iste böyle zor bir dönemde biz kimin dost kimin düşman işbirlikçisi olduğunu bilmek zorundayız.
Türkiye Meclise hep büyük önem ve destek vermiştir. Manevi desteğin yanı sıra maddi desteğini de sağlamıştı. Bazı Avrupa gazetelerinde konuyla ilgili çıkan haberlere göre bu destek yüzbinlerce dolar olarak ifade ediliyor. Bu durumda bu yardımların nereye gittiği ve nasıl harcandığı sorusunu aklımıza getiriyor. Acaba bu yardımlar Meclis üyeleri arasında mı dağıtıldı, yoksa birilerinin ceplerinde mi kaldı. Belki de bu paralarla Gülen’in Ukrayna’daki okulları yapıldı. Maalesef bütün bu olasılıkları araştırmalıyız, çünkü bu yardımlar Kırım’da yaşayan tatarlara ulaşmadı ve onların ihtiyaçlarına harcanmadı.
Kırım’ı Rusların eline bırakmayacağını ve Rusya’ya bağlanmasına engel olacağını ilan eden Meclis başarılı olmadı. Kırım’da yapılan referandumda Rusya ile birlikte yaşamak isteyenlerin sayısı çok olunca Meclis geri çekildi ve hiçbir girişimde bulunamadı. Bütün fırsatları elinden kaçırdı.
Bugün istanbul’da, Brüksel’de veya Kiev’de oturup Kırım’ın Ukrayna toprağı olduğunu bağırarak yeniden ona bağlanacağını söylemek kolay. Fakat Rıfat Çubarov’da iyi biliyor ki, bu tip girişimler büyük çatışmalara ve insan kayıplarına neden olabilecek. Bir şey yapılıyor olsaydı, Şubat’ta yapılırdı. Simferopol ve Sivastopol’u zorla ele geçirmeye çalışmak yerine halkla bir olup durumu değerlendirmek gerekirdi.
Günümüzde ise bu mesele Rusya ile olan ilişkiler göze alınarak değerlendirmelidir. Bir süre önce yeniden yapılandırılan ‘Türk akımı projesi’ adlı doğal gaz hattı, iki ülke arasındaki liderlerin sıklaşan görüşmeler ve Türkiye ile Rusya arasında yapılacak ticarette milli paraların kullanılacağına dair haberler Moskova ile ilişkilerimizin daha üst düzeye çıkarılması gerektiğini göstermektedir.
Elbette bu durumda bir ortak nokta üzerinde durulmalı ve gerekirse karşılıklı olarak bazı konularda taviz verilmelidir.
Biliyorum ki bir çok ülkücü arkadaşımız Kırım tatarlar Meclisine verilen desteğin kesilmesi konusunda isyan edecektir. Tabi ki Kırım tatarlar kardeşimiz, yakınımız ve akrabamızdır. Fakat biz halkla değil, Meclis ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmeliyiz. Ağustos 2015’te Ankara’da yapılan Büyük Kırım Tatar kongresinde konuşmacı olan Meral Akşener bugün ortada yok ama o kongreden sonra MHP’ye Fetönün operasyonu başladı. Bu ince detayları dikkate aldığımızda vazgeçmezimiz Meclise yapılan bütün desteğimizi milli çıkarlar çizgisine dönene kadar geri çekmeliyiz. ileriye yönelik ise destek vereceklerimizi iyi tespit edip seçmeliyiz. Biz ancak gerçekten Kırım tatarların sorunlarına ve meselelerine çözüm getirecek ve bu yolda çalışacak olanlara destek vermeliyiz. Kişisel çıkarlar asla halkın çıkarları üzerinde olmamalıdır.
Ülkemizdeki askeri darbe girişimi dünyada büyük bir yankı uyandırmıştı. Bu olay hem devletimizi hem de milletimizi bir çok meseleye farklı açıdan bakmaya zorladı. Ünlü alman siyaset bilimcisi Shmitt yazısında siyasetin temelinde ‘bizimkiler’ ile ‘yabancılar’ gibi kavramların yer aldığını ve siyaset tarihçesinin hep bunlara dayandığını belirmektedir. Bu nedenle biz de bir karar vermeliyiz. Kimin dost kimin ise düşman olduğunu tespit etmeliyiz.
Son aylarda ABD ile büyük sorunlar yaşayan ülkemiz, Rusya ile bir normalleşme sürecine girdi. Rusya ile ilişkilerin düzenlenmesi ve yeniden yapılanması Türkiye’nin milli çıkarınadır.
Türkiye ile Rusya arasında kriz bir Rus jetinin düşürülmesiyle başlamıştı. Bu kriz en çok dış ticaretimizi etkilemişti. Son değerlendirmelere baktığımızda sadece 2016’nın ilk sekiz ay içerisinde ticaretimiz yüzde kırk düşerek 9,9 milyar dolar oldu. Yani bu rakam iki binli yılların seviyesine düştü. Örneğin 2014’te Rusya ile dış ticaret hacmimiz 31 milyar dolardı. Ekonomi uzmanlarıın tahminlerine göre yıl sonuna bu hacmimiz ancak 20 milyar civarına ulaşabilir.
Daha 12 ay öncesinde Türkiye Rusya’nın dış ticaret listesinde ilk saralarındaydı, bugün ise yedinci sırada yer alıyor. Rusya’nın ticaret payında yüzde 4,6 alan Türkiye bugün 3,4 de sahip.
Bu kriz turizm sektörünü de vurdu. Kriz öncesi Türkiye’ye en çok Rusya’dan turist gelirdi. Bugün bu oran yüzde doksan düştü. Turizmdeki kayıplarımız milyarla ifade ediliyor. Ruslar ise başka ülkelere yöneldi.
Sebze ve meyve ürünlerini Türkiye’den alan Rusya bu ihtiyacını başka ülkelerden temin etmeye başladı. Rusya pazarını kaybeden Türkiye ise başka pazar aramakta zorlandı. Avrupa ülkeleri de kendi ürünlerini satacak pazar arıyor ve rekabet zorlaşıyor. Avrupa üreticisi kendi pazarını Rusya’ya satamadıkları mallarla doldurdu.
Fakat Putin ile Erdoğan’ın buluşması ve ilişkilerin normale dönmesi dış ticaretini ve turizm sektörünü canlandırdı. Ülkemiz yeniden Rus turistlerin gözdesi oldu. Türk sebze ve meyve ürünleri Rusya’daki pazarlarında yeniden yer almadıysa bile yakında eski haline döneceğine benziyor.
Yine de, Ankara ve Moskova arasında bütün sorunların giderildiğini söylemek henüz çok erken. iki ülke arasındaki sorunlarından bir de Kırım tatarların durumu. Aslında bu sorun ikili sorun değil, Rusya Ukrayna sorunu fakat bu çatışmada mağdur olan Kırım Tatarlar olunca Türkiye de dahil olmuş bulunuyor.
Ekim ayın başında, Rusya Yüksek Mahkemesi Kırım Tatarların Meclisini ayrılıkçı örgüt olarak verilen kararını tekrar ederek Rusya sınırları içerisinde çalışmasını yasakladı. Rusya’nın bu kararından sonra, Türk dışişleri bakanlığının sözcüsü Tanju Bilgiç yaptığı açıklamada Türkiye’nin Kırım tatarların yanında olduğunu ve onlara karşı yapılan baskılara karşı olduğunu bildirdi. Ayrıca, mahkemenin verdiği kararında büyük üzüntü duyduklarını da vurguladı. Bu durumda bir sorun aklımıza geliyor biz Kırım tatarlarını mı, yoksa Kırım Tatarları Meclisini mi destekliyoruz. Bu işin özüne baktığımızda bu meclisin faaliyetleri büyük soru işaretidir. Örneğin Meclisin öncülüğünde Ukrayna’nın Kırım’a uyguladığı enerji ve gıda ambargosu. Bu ambargo yüzünden tatarlar haftalarca elektriksiz karanlıkta kalmıştı. Bu girişimler tatar halkının Meclise verdiği desteğini büyük ölçüde azalttı. Ayrıca Rusya’nın Kırım’da yapmaya başladığı enerji ve araç geçiş köprülerin yapımını da hızlandırdı. Meclis bu girişimlerle Türkiye’yi bölgeye yakınlaştırmanın yerine uzaklaştırmaktadır.
Meclisin faaliyetleri ciddi bir şekilde ele alınıp değerlendirilmelidir. Ayrıca Mustafa Cemil ile Fethullah Gülen arasında bağlantıların olup olmadığı de araştırılmalı. Çünkü her ikisi Amerika’dan desteğini alıp aynı kapılar çalıyordu, aynı batılı kişilerle buluşarak büyük fonlar aldı.
Fetocuların darbe girişimi bütün halkımız birleştirdi. Halk siyasi görüş, din, mezhep gibi farklılıklarına bakmadan 15 Temmuz’da sokaklara çıkıp sadece Erdoğan’ı değil, ülkenin geleceğini, demokrasiyi ve milli değerlerini korudu. iste böyle zor bir dönemde biz kimin dost kimin düşman işbirlikçisi olduğunu bilmek zorundayız.
Türkiye Meclise hep büyük önem ve destek vermiştir. Manevi desteğin yanı sıra maddi desteğini de sağlamıştı. Bazı Avrupa gazetelerinde konuyla ilgili çıkan haberlere göre bu destek yüzbinlerce dolar olarak ifade ediliyor. Bu durumda bu yardımların nereye gittiği ve nasıl harcandığı sorusunu aklımıza getiriyor. Acaba bu yardımlar Meclis üyeleri arasında mı dağıtıldı, yoksa birilerinin ceplerinde mi kaldı. Belki de bu paralarla Gülen’in Ukrayna’daki okulları yapıldı. Maalesef bütün bu olasılıkları araştırmalıyız, çünkü bu yardımlar Kırım’da yaşayan tatarlara ulaşmadı ve onların ihtiyaçlarına harcanmadı.
Kırım’ı Rusların eline bırakmayacağını ve Rusya’ya bağlanmasına engel olacağını ilan eden Meclis başarılı olmadı. Kırım’da yapılan referandumda Rusya ile birlikte yaşamak isteyenlerin sayısı çok olunca Meclis geri çekildi ve hiçbir girişimde bulunamadı. Bütün fırsatları elinden kaçırdı.
Bugün istanbul’da, Brüksel’de veya Kiev’de oturup Kırım’ın Ukrayna toprağı olduğunu bağırarak yeniden ona bağlanacağını söylemek kolay. Fakat Rıfat Çubarov’da iyi biliyor ki, bu tip girişimler büyük çatışmalara ve insan kayıplarına neden olabilecek. Bir şey yapılıyor olsaydı, Şubat’ta yapılırdı. Simferopol ve Sivastopol’u zorla ele geçirmeye çalışmak yerine halkla bir olup durumu değerlendirmek gerekirdi.
Günümüzde ise bu mesele Rusya ile olan ilişkiler göze alınarak değerlendirmelidir. Bir süre önce yeniden yapılandırılan ‘Türk akımı projesi’ adlı doğal gaz hattı, iki ülke arasındaki liderlerin sıklaşan görüşmeler ve Türkiye ile Rusya arasında yapılacak ticarette milli paraların kullanılacağına dair haberler Moskova ile ilişkilerimizin daha üst düzeye çıkarılması gerektiğini göstermektedir.
Elbette bu durumda bir ortak nokta üzerinde durulmalı ve gerekirse karşılıklı olarak bazı konularda taviz verilmelidir.
Biliyorum ki bir çok ülkücü arkadaşımız Kırım tatarlar Meclisine verilen desteğin kesilmesi konusunda isyan edecektir. Tabi ki Kırım tatarlar kardeşimiz, yakınımız ve akrabamızdır. Fakat biz halkla değil, Meclis ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmeliyiz. Ağustos 2015’te Ankara’da yapılan Büyük Kırım Tatar kongresinde konuşmacı olan Meral Akşener bugün ortada yok ama o kongreden sonra MHP’ye Fetönün operasyonu başladı. Bu ince detayları dikkate aldığımızda vazgeçmezimiz Meclise yapılan bütün desteğimizi milli çıkarlar çizgisine dönene kadar geri çekmeliyiz. ileriye yönelik ise destek vereceklerimizi iyi tespit edip seçmeliyiz. Biz ancak gerçekten Kırım tatarların sorunlarına ve meselelerine çözüm getirecek ve bu yolda çalışacak olanlara destek vermeliyiz. Kişisel çıkarlar asla halkın çıkarları üzerinde olmamalıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar