bugün
- kim kimi neden sevmiyor14
- birinci nesil yazar görememe sorunsalı6
- gokuya veren kartoncu cocuk3
- sözlük kadınlarına 15 bin tl hibe ediyorum6
- yogartiksen40
- her buluşmaya rezalet kombinlerle gitmek3
- yağmurlu bir cumartesi sabahı3
- güneşli sıcıcık bir edirne günü5
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- adana hava durumu4
- ev kızı olmak3
- türküm doğruyum çalışkanım5
- sözlükte kim kimi seviyor3
- azerilerce tokatlanan akpli8
- nervio18
- dincileri niçin öldürmeliyiz4
- uludağ sözlük yapay zeka moderatör prompt'u3
- uludağ sözlüğün kapanma vaktinin geldiği gerçeği7
- nervio adlı yazara uyarı11
- sol frame başlıklarının suyu çıkması2
- antipanik5
- içine cin giren insan nasıl kurtulur10
- kolye24
- aşk10
- sabah 6:00'da nervionun resmine bakarak rakı içmek5
- ilkokul bebesine türbanı savunmak66
- kokan yazarlar2
- sinek as vs as maca4
- çocukluk yanılgıları2
- eskortluk yapan sözlük yazarı25
- murat göğebakan3
- iphone almak için neden6
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı2
- sözlükteki yazar olabilme kriterleri ve süreci5
- uçan araba3
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı75
- queen ravenna büyücülük okulu20
- gazze için toplanan paranın fona aktarılması2
- protez tirnak2
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek48
- iran'dan trump'ın moab tehdidine yanıt2
- zürafa13
- bileklik11
- öbür sözlükte kızlar teklif ediyormuş3
- kaplan11
- kalp14
- tövbe etme vakti geçti2
- karton toplayan cocuk vs yogartiksen13
- 17 ekim 2026 erzurumspor eyüpspor maçı3
- 40 yıllık fenerbahçelinin acı isyanı7
önce nietzche tanrı'yı öldürdü.
hiç değilse insan kaldı dedik.
sonra yapısalcılar insanı öldürdü.
şimdi boku yedik dedik.
sonra yapısalcılık, hermenötik gibilerinin keskin soyutlamalarının ardından doğrudan gündelik ve gerçek hayata dair olmakla beraber derinliğe karşı alerjisi olan postmodernistler atölyelerden, resim galerilerinden, romanlardan, anlatılardan küratörleriyle, tracey emin'leriyle, sebastian knight'larıyla hepimizi bir güzel enstalasyonladılar.
bunun bizdeki ayrangönüllü bayileri dekonstrüktivist çobanlar ya da minimalist bakkallar olarak fordist üretim bandından mobius şeridine plastik bir anlatı peşinde su konferansa dahil olup bu projeyi derdest ederekten nadiren dirsek çürütüp çoğunlukla -kendilerinki dahil- dinleyenlerin, okuyanların dimağını paraladılar.
tamam, moderniteden, pozitivizmden, ampirizmden sıtkımız sıyrıldı lakin körfez savaşı'nın olduğundan şüphelenmek için tavşanı hiç görmeyip sadece havuca bakmak hadi postmodern söyleyeyim, nasıl bir resepsiyon'dur kuzum allasen. sonra, the postmodern condition'un yazarının kozmik entropi, astral seyahat çalışmaya başladığını duyunca büyük türk kompozitörü serdar ortaç'ın, "gezegendeki son gemiye binip çek git" sözü aklımıza gelmedi değil.
ancak yine de postmodern zamanların alamet-i farikası olan -ve memlekette moda olmadan çıkıp derinleşmesini umup, dilediğimiz- kültürel çalışmaların hatrına temkinli bir bekleyişe geçilmedi de değil ama bu -çok şükür ki- sadece julia kristeva ya da luce irigaray'ın banyodan yeni çıkmış makbule tokmak hallerinin hatrına olmadı...
üstelik postmodernistler tıpkı neoliberaller gibi, toplumsal normlardan, özgün değerlerden, verili hiyerarşilerden, otoriter standartlardan, toplumsal anlaşma kodlarından, geleneksel pratiklerden yoğun şüphe duyup bunu da parantezlerle, tırnak içinde tırnaklarla, metinlerarası göndermelerle sürekli kendini dinleyen, gözden geçiren, sorgulayan adeta nesnel gerçeklik yokmuş gibi kendi söylemi dahil söylemler tahlili barındıran ve bunlardan ibaret olan bir üslupla üstümüze boca ettiler. söylemden, conceptten, resepsiyondan, enstalasyondan etraf seçilemez oldu...
şüphesiz bir insan modelleri vardı; merkezsiz, hazcı, kendini yeniden üreten, alıveriş merkezine girince: "sınıfsız toplum işte bu, diyen..."
hiç değilse insan kaldı dedik.
sonra yapısalcılar insanı öldürdü.
şimdi boku yedik dedik.
sonra yapısalcılık, hermenötik gibilerinin keskin soyutlamalarının ardından doğrudan gündelik ve gerçek hayata dair olmakla beraber derinliğe karşı alerjisi olan postmodernistler atölyelerden, resim galerilerinden, romanlardan, anlatılardan küratörleriyle, tracey emin'leriyle, sebastian knight'larıyla hepimizi bir güzel enstalasyonladılar.
bunun bizdeki ayrangönüllü bayileri dekonstrüktivist çobanlar ya da minimalist bakkallar olarak fordist üretim bandından mobius şeridine plastik bir anlatı peşinde su konferansa dahil olup bu projeyi derdest ederekten nadiren dirsek çürütüp çoğunlukla -kendilerinki dahil- dinleyenlerin, okuyanların dimağını paraladılar.
tamam, moderniteden, pozitivizmden, ampirizmden sıtkımız sıyrıldı lakin körfez savaşı'nın olduğundan şüphelenmek için tavşanı hiç görmeyip sadece havuca bakmak hadi postmodern söyleyeyim, nasıl bir resepsiyon'dur kuzum allasen. sonra, the postmodern condition'un yazarının kozmik entropi, astral seyahat çalışmaya başladığını duyunca büyük türk kompozitörü serdar ortaç'ın, "gezegendeki son gemiye binip çek git" sözü aklımıza gelmedi değil.
ancak yine de postmodern zamanların alamet-i farikası olan -ve memlekette moda olmadan çıkıp derinleşmesini umup, dilediğimiz- kültürel çalışmaların hatrına temkinli bir bekleyişe geçilmedi de değil ama bu -çok şükür ki- sadece julia kristeva ya da luce irigaray'ın banyodan yeni çıkmış makbule tokmak hallerinin hatrına olmadı...
üstelik postmodernistler tıpkı neoliberaller gibi, toplumsal normlardan, özgün değerlerden, verili hiyerarşilerden, otoriter standartlardan, toplumsal anlaşma kodlarından, geleneksel pratiklerden yoğun şüphe duyup bunu da parantezlerle, tırnak içinde tırnaklarla, metinlerarası göndermelerle sürekli kendini dinleyen, gözden geçiren, sorgulayan adeta nesnel gerçeklik yokmuş gibi kendi söylemi dahil söylemler tahlili barındıran ve bunlardan ibaret olan bir üslupla üstümüze boca ettiler. söylemden, conceptten, resepsiyondan, enstalasyondan etraf seçilemez oldu...
şüphesiz bir insan modelleri vardı; merkezsiz, hazcı, kendini yeniden üreten, alıveriş merkezine girince: "sınıfsız toplum işte bu, diyen..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar