bugün
- şişman kızla sevgili olan erkek12
- srebrenica soykırımı6
- tuba büyüküstün4
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası6
- yapay zekanın bilinçlenip bir dini kabul etmesi12
- saraca10
- hayat kalitesini düşüren şeyler6
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız26
- geri zekalı demek hakaret mi9
- sözlükte sizi kim tanıyor26
- sözlükte grup yapmak2
- saraca finch house32
- menemen11
- cumartesi sabahı erken kalkmak için bir neden7
- portekizli manken correıa2
- isviçreli kızlar3
- arabası büyük olanın penisi küçük olur2
- eskiden doğsak bizde mi savaşa gidecektik6
- magazin programları saçmalığı4
- gta 64
- butlan ile partiye çöküp oy alacağını sanmak2
- 11 temmuz 2026 çankaya belediyesi operasyonu4
- kar fırtınasında kış gecesi at arabasında uyumak4
- tsubasa daki sahaların 20 km olması2
- 500 liralık çorap giymek6
- boşnak kızları2
- automatic call recorder2
- zall vs biscolata erkeği3
- altının 2026 sonunda onbin tl'yi görmesi3
- 11 temmuz 2025 yiğit bulut'un ölmesi3
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler8
- bir adet malta şahini kadar kira bedeli4
- aylık 425 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- 14 temmuz 2026 fransa ispanya maçı4
- beşar esad2
- ahmet telli10
- anın görüntüsü13
- macar tv sinde haber yayınının durdurulması6
- kiraz cicegi kolonyasi45
- aylık 422 bin tl iyi para mıdır sorunsalı6
- azgın sultan murat2
- sa2
- kadınların bir erkekte aradığı kriterler18
- ramzan kadirov2
- andriy shevchenko2
- 43 bin entry girmek3
- tulumba tatlısı6
- aktroll avı2
- hint bülbülü yumurta doluluk kontrolü2
- lamine yamal2
önce nietzche tanrı'yı öldürdü.
hiç değilse insan kaldı dedik.
sonra yapısalcılar insanı öldürdü.
şimdi boku yedik dedik.
sonra yapısalcılık, hermenötik gibilerinin keskin soyutlamalarının ardından doğrudan gündelik ve gerçek hayata dair olmakla beraber derinliğe karşı alerjisi olan postmodernistler atölyelerden, resim galerilerinden, romanlardan, anlatılardan küratörleriyle, tracey emin'leriyle, sebastian knight'larıyla hepimizi bir güzel enstalasyonladılar.
bunun bizdeki ayrangönüllü bayileri dekonstrüktivist çobanlar ya da minimalist bakkallar olarak fordist üretim bandından mobius şeridine plastik bir anlatı peşinde su konferansa dahil olup bu projeyi derdest ederekten nadiren dirsek çürütüp çoğunlukla -kendilerinki dahil- dinleyenlerin, okuyanların dimağını paraladılar.
tamam, moderniteden, pozitivizmden, ampirizmden sıtkımız sıyrıldı lakin körfez savaşı'nın olduğundan şüphelenmek için tavşanı hiç görmeyip sadece havuca bakmak hadi postmodern söyleyeyim, nasıl bir resepsiyon'dur kuzum allasen. sonra, the postmodern condition'un yazarının kozmik entropi, astral seyahat çalışmaya başladığını duyunca büyük türk kompozitörü serdar ortaç'ın, "gezegendeki son gemiye binip çek git" sözü aklımıza gelmedi değil.
ancak yine de postmodern zamanların alamet-i farikası olan -ve memlekette moda olmadan çıkıp derinleşmesini umup, dilediğimiz- kültürel çalışmaların hatrına temkinli bir bekleyişe geçilmedi de değil ama bu -çok şükür ki- sadece julia kristeva ya da luce irigaray'ın banyodan yeni çıkmış makbule tokmak hallerinin hatrına olmadı...
üstelik postmodernistler tıpkı neoliberaller gibi, toplumsal normlardan, özgün değerlerden, verili hiyerarşilerden, otoriter standartlardan, toplumsal anlaşma kodlarından, geleneksel pratiklerden yoğun şüphe duyup bunu da parantezlerle, tırnak içinde tırnaklarla, metinlerarası göndermelerle sürekli kendini dinleyen, gözden geçiren, sorgulayan adeta nesnel gerçeklik yokmuş gibi kendi söylemi dahil söylemler tahlili barındıran ve bunlardan ibaret olan bir üslupla üstümüze boca ettiler. söylemden, conceptten, resepsiyondan, enstalasyondan etraf seçilemez oldu...
şüphesiz bir insan modelleri vardı; merkezsiz, hazcı, kendini yeniden üreten, alıveriş merkezine girince: "sınıfsız toplum işte bu, diyen..."
hiç değilse insan kaldı dedik.
sonra yapısalcılar insanı öldürdü.
şimdi boku yedik dedik.
sonra yapısalcılık, hermenötik gibilerinin keskin soyutlamalarının ardından doğrudan gündelik ve gerçek hayata dair olmakla beraber derinliğe karşı alerjisi olan postmodernistler atölyelerden, resim galerilerinden, romanlardan, anlatılardan küratörleriyle, tracey emin'leriyle, sebastian knight'larıyla hepimizi bir güzel enstalasyonladılar.
bunun bizdeki ayrangönüllü bayileri dekonstrüktivist çobanlar ya da minimalist bakkallar olarak fordist üretim bandından mobius şeridine plastik bir anlatı peşinde su konferansa dahil olup bu projeyi derdest ederekten nadiren dirsek çürütüp çoğunlukla -kendilerinki dahil- dinleyenlerin, okuyanların dimağını paraladılar.
tamam, moderniteden, pozitivizmden, ampirizmden sıtkımız sıyrıldı lakin körfez savaşı'nın olduğundan şüphelenmek için tavşanı hiç görmeyip sadece havuca bakmak hadi postmodern söyleyeyim, nasıl bir resepsiyon'dur kuzum allasen. sonra, the postmodern condition'un yazarının kozmik entropi, astral seyahat çalışmaya başladığını duyunca büyük türk kompozitörü serdar ortaç'ın, "gezegendeki son gemiye binip çek git" sözü aklımıza gelmedi değil.
ancak yine de postmodern zamanların alamet-i farikası olan -ve memlekette moda olmadan çıkıp derinleşmesini umup, dilediğimiz- kültürel çalışmaların hatrına temkinli bir bekleyişe geçilmedi de değil ama bu -çok şükür ki- sadece julia kristeva ya da luce irigaray'ın banyodan yeni çıkmış makbule tokmak hallerinin hatrına olmadı...
üstelik postmodernistler tıpkı neoliberaller gibi, toplumsal normlardan, özgün değerlerden, verili hiyerarşilerden, otoriter standartlardan, toplumsal anlaşma kodlarından, geleneksel pratiklerden yoğun şüphe duyup bunu da parantezlerle, tırnak içinde tırnaklarla, metinlerarası göndermelerle sürekli kendini dinleyen, gözden geçiren, sorgulayan adeta nesnel gerçeklik yokmuş gibi kendi söylemi dahil söylemler tahlili barındıran ve bunlardan ibaret olan bir üslupla üstümüze boca ettiler. söylemden, conceptten, resepsiyondan, enstalasyondan etraf seçilemez oldu...
şüphesiz bir insan modelleri vardı; merkezsiz, hazcı, kendini yeniden üreten, alıveriş merkezine girince: "sınıfsız toplum işte bu, diyen..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar