bugün
- 1 2 puretech3
- en çok sevdiğiniz yazar19
- oğlak burcu kadını11
- gececi tayfa kezosu10
- japonya'da 10.000 kürdün karakol basması27
- 18 temmuz 2026 malatya depremi2
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları28
- yalnız yaşayan kadın karizması7
- sözlük yazarlarının numaraları12
- sigara içen erkeklerin daha çekici olması13
- opel türkiye ve neskar bursa rezaleti2
- gocu29
- kızlar gelin gofret yiyelim6
- hayatın güzel olması8
- ikizler burcu ve bipolar adam5
- sigara içsem mi lan eşiği7
- sözlüğün tanrıçası olmak19
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları18
- mehmet özdağ'ın chp'ye geçmesi2
- bir gün öleceğini unutmak7
- japonya nın teröristleri idam etmesi2
- sevgiliyle ormanın derinliklerine gitmek6
- kendi ağzına vermek11
- haluk levent18
- hıyar yetiştiren sözlük yazarları5
- yılmaz güney abi2
- türkiye de idam cezasının olması2
- bana 1 hafta süre ver diyen partner4
- insan olmaya çeyrek kala5
- chatgpt ile sohbet etmek5
- 35 yaşında evlenmemiş erkek15
- yüzbin lira giren ev4
- bir erkeğin unutamadığı kadın olmak4
- coca cola'nın asidinin düşürülmesi5
- kuzey kıbrısta asgari ücretin 61 bin 677 olması8
- ne güzel sözlük saçmala dur4
- raif efendi'nin resim yeteneği4
- borç verebilecek yazarlar listesi5
- borsa istanbul3
- kadın cinayetlerinin abartılması6
- tanrı yok21
- alkolün faydaları4
- duygularla hareket etmek vs mantıkla hareket etmek4
- kadınların zeki erkek takıntısı3
- 20 senedir aynı telefon numarasını kullanan insan8
- canımın sucuklu tost çekmesi9
- hoşlanılan erkeğin soru eklerini birleşik yazması4
- arkadaşlar kek yaptım9
- hoşlanılan kıza true'nun foto atmış olması13
- müstehcen şarkılar5
uzun zamandır gelmemişti buraya. bakır tonlarında ufak mumlar ve beyaz örtülerle bu cafe,her yeri cafcaflı, ışıl ışıl bu şehrin içinde sadeliğiyle göz kırpıyordu. en sevdiği sade filtre kahveydi. acı sertliğini yumuşatacak hafif vanilya aroması da olmazsa olmazıydı. ama kahvenin rengini kıramıyordu. kahvenin rengi koyuydu.
çantasından eski bir defter ve koca kapaklı pilot kalem çıkardı. bilgisayarını yanında taşıyan hipster gibi hissetmekten hoşlanmıyordu.
kahvesinden bir yudum aldı. ve her zamanki gibi kahve bardağını dudağının ucundan yanlış zamanda çektiği için, minik bir damla kahve, beyaz masa örtüsüne intihar etti.
örtüde neredeyse mükemmel daire şeklinde yayılan kahve damlasını peçeteyle yumuşatmaya çalıştı. biraz daha dağıldı.
sonra defterini açtı.
hayatında engel olamadığı küçük sorunlar da böyleydi. isteyerek hayatına soktuğu her şey her an hayatından çıkmaya ve dağılmaya meyilliydi. kendi eliyle dağıtırdı, kendi eliyle bozardı , istemeden, ama yine de kendi eliyle. denemeden edemezdi, belki bu sefer kahve damlası dağılmazdı.
ikinci yudumu aldı. bu sefer defterine damladı. defteri kabardı. damla, ona tam olarak nerede ve kimle olduğunu hatırlatan nostaljik bir simge olarak yer edindi kendine o sayfada. bu sefer üzerine peçete bastırmadı. öylece kurumasını bekledi ve kendine anı yarattı.
bu sefer kalemin kapağını arkasına taktı ve yazmaya başladı. günlük değildi, hayır. sadece geriye baktığında, belli zamanlarda ne düşündüğünü ve nasıl hissettiğini hatırlamakta zorlanıyordu. kendini hatırlaması gerekiyordu. bu " şu tarihte sevgi ile alışverişe gittik." demekten daha önemliydi. aklından geçen şeyleri hatırlamak istiyordu. kendini, kendi için biriktirmek, kendine saklamak istiyordu.
sonra uzunca dikti kafasına kahveyi. ağzında bıraktığı o acı tattan sonra çok hafif vanilya tadını hissetti. camdan dışarı bakıyordu. birden şunu düşündü - bi yandan da not düştü - tek yazgısı gürültü patırtı, telaş; baş döndürücü, boğucu trafik olan şehirle arasında sadece bir cam olduğunu fark etti. camda hem kendi yansımasını hem de oradan oraya koşuşturan insancıkları görüyordu. bi kendine odaklanıyordu, bi dışarıya. insanların yüzlerinde o sürekli bi' yere yetişme ifadesinin ne kadar da tanıdık geldiğini ve kendisinden ne kadar uzakta olduğunu kavramaya çalıştı. oysa camdaki yansımasıyla, dışarıda olan biten,kıpırdayan,duran,çalan her şey aynı camdaydı.
camdan dışarısı hareketli resimden başka bir şey değildi. içine adım attığın an seni kendisine çeken ve etrafı inceleme fırsatı vermeyen kalabalık öyle uzak geldi ki. birden çok yaşlı üniversite hocasının psikologunun ona ne söylediğini hatırladı. " evden çıkınca, etrafında gördüğün her şeyi not al." farkındalığımızın giderek azaldığını ve detayları es geçerek çizgisel hareket ettiğimizi vurgulayan bir şeydi herhalde, dedi kendi kendine. bazılarını not aldı. tarih atmayı unutmadı. bardağın dibinde kalan tüm kahveyi içti.
camda gördüğü tek şey kendisi ve masanın üzerindeki mumun yansımasıydı. ayrıldı oradan.
çantasından eski bir defter ve koca kapaklı pilot kalem çıkardı. bilgisayarını yanında taşıyan hipster gibi hissetmekten hoşlanmıyordu.
kahvesinden bir yudum aldı. ve her zamanki gibi kahve bardağını dudağının ucundan yanlış zamanda çektiği için, minik bir damla kahve, beyaz masa örtüsüne intihar etti.
örtüde neredeyse mükemmel daire şeklinde yayılan kahve damlasını peçeteyle yumuşatmaya çalıştı. biraz daha dağıldı.
sonra defterini açtı.
hayatında engel olamadığı küçük sorunlar da böyleydi. isteyerek hayatına soktuğu her şey her an hayatından çıkmaya ve dağılmaya meyilliydi. kendi eliyle dağıtırdı, kendi eliyle bozardı , istemeden, ama yine de kendi eliyle. denemeden edemezdi, belki bu sefer kahve damlası dağılmazdı.
ikinci yudumu aldı. bu sefer defterine damladı. defteri kabardı. damla, ona tam olarak nerede ve kimle olduğunu hatırlatan nostaljik bir simge olarak yer edindi kendine o sayfada. bu sefer üzerine peçete bastırmadı. öylece kurumasını bekledi ve kendine anı yarattı.
bu sefer kalemin kapağını arkasına taktı ve yazmaya başladı. günlük değildi, hayır. sadece geriye baktığında, belli zamanlarda ne düşündüğünü ve nasıl hissettiğini hatırlamakta zorlanıyordu. kendini hatırlaması gerekiyordu. bu " şu tarihte sevgi ile alışverişe gittik." demekten daha önemliydi. aklından geçen şeyleri hatırlamak istiyordu. kendini, kendi için biriktirmek, kendine saklamak istiyordu.
sonra uzunca dikti kafasına kahveyi. ağzında bıraktığı o acı tattan sonra çok hafif vanilya tadını hissetti. camdan dışarı bakıyordu. birden şunu düşündü - bi yandan da not düştü - tek yazgısı gürültü patırtı, telaş; baş döndürücü, boğucu trafik olan şehirle arasında sadece bir cam olduğunu fark etti. camda hem kendi yansımasını hem de oradan oraya koşuşturan insancıkları görüyordu. bi kendine odaklanıyordu, bi dışarıya. insanların yüzlerinde o sürekli bi' yere yetişme ifadesinin ne kadar da tanıdık geldiğini ve kendisinden ne kadar uzakta olduğunu kavramaya çalıştı. oysa camdaki yansımasıyla, dışarıda olan biten,kıpırdayan,duran,çalan her şey aynı camdaydı.
camdan dışarısı hareketli resimden başka bir şey değildi. içine adım attığın an seni kendisine çeken ve etrafı inceleme fırsatı vermeyen kalabalık öyle uzak geldi ki. birden çok yaşlı üniversite hocasının psikologunun ona ne söylediğini hatırladı. " evden çıkınca, etrafında gördüğün her şeyi not al." farkındalığımızın giderek azaldığını ve detayları es geçerek çizgisel hareket ettiğimizi vurgulayan bir şeydi herhalde, dedi kendi kendine. bazılarını not aldı. tarih atmayı unutmadı. bardağın dibinde kalan tüm kahveyi içti.
camda gördüğü tek şey kendisi ve masanın üzerindeki mumun yansımasıydı. ayrıldı oradan.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar