bugün
- kim kimi neden sevmiyor11
- yogartiksen40
- azerilerce tokatlanan akpli8
- antipanik6
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- türküm doğruyum çalışkanım4
- güneşli sıcıcık bir edirne günü4
- uludağ sözlüğün kapanma vaktinin geldiği gerçeği7
- nervio adlı yazara uyarı11
- sözlük kadınlarına 15 bin tl hibe ediyorum4
- çocukluk yanılgıları2
- içine cin giren insan nasıl kurtulur10
- adana hava durumu3
- sabah 6:00'da nervionun resmine bakarak rakı içmek5
- birinci nesil yazar görememe sorunsalı4
- murat göğebakan3
- kolye24
- sinek as vs as maca4
- gazze için toplanan paranın fona aktarılması2
- protez tirnak2
- uçan araba3
- ilkokul bebesine türbanı savunmak66
- iran'dan trump'ın moab tehdidine yanıt2
- iphone almak için neden6
- sözlükteki yazar olabilme kriterleri ve süreci5
- uludağ sözlük yapay zeka moderatör prompt'u2
- eskortluk yapan sözlük yazarı25
- dincileri niçin öldürmeliyiz3
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı75
- tövbe etme vakti geçti2
- queen ravenna büyücülük okulu20
- öbür sözlükte kızlar teklif ediyormuş3
- 40 yıllık fenerbahçelinin acı isyanı7
- sarı teker vs sarı tutku4
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek48
- amim parçalandı diyen kız9
- zürafa13
- bileklik11
- kaplan11
- arkadaşlar burçlar yalan çıktı7
- kalp14
- sözlükteki aptallar3
- karton toplayan cocuk vs yogartiksen13
- tutmayınca entry silmek6
- sözlüğün ölmek üzere olduğunu gösteren işaretler3
- aptalca başlık açan yazarlara prim vermek3
- cips cola5
- aslan9
- malmö3
- sözlüğün ölmüş olması3
uzun zamandır gelmemişti buraya. bakır tonlarında ufak mumlar ve beyaz örtülerle bu cafe,her yeri cafcaflı, ışıl ışıl bu şehrin içinde sadeliğiyle göz kırpıyordu. en sevdiği sade filtre kahveydi. acı sertliğini yumuşatacak hafif vanilya aroması da olmazsa olmazıydı. ama kahvenin rengini kıramıyordu. kahvenin rengi koyuydu.
çantasından eski bir defter ve koca kapaklı pilot kalem çıkardı. bilgisayarını yanında taşıyan hipster gibi hissetmekten hoşlanmıyordu.
kahvesinden bir yudum aldı. ve her zamanki gibi kahve bardağını dudağının ucundan yanlış zamanda çektiği için, minik bir damla kahve, beyaz masa örtüsüne intihar etti.
örtüde neredeyse mükemmel daire şeklinde yayılan kahve damlasını peçeteyle yumuşatmaya çalıştı. biraz daha dağıldı.
sonra defterini açtı.
hayatında engel olamadığı küçük sorunlar da böyleydi. isteyerek hayatına soktuğu her şey her an hayatından çıkmaya ve dağılmaya meyilliydi. kendi eliyle dağıtırdı, kendi eliyle bozardı , istemeden, ama yine de kendi eliyle. denemeden edemezdi, belki bu sefer kahve damlası dağılmazdı.
ikinci yudumu aldı. bu sefer defterine damladı. defteri kabardı. damla, ona tam olarak nerede ve kimle olduğunu hatırlatan nostaljik bir simge olarak yer edindi kendine o sayfada. bu sefer üzerine peçete bastırmadı. öylece kurumasını bekledi ve kendine anı yarattı.
bu sefer kalemin kapağını arkasına taktı ve yazmaya başladı. günlük değildi, hayır. sadece geriye baktığında, belli zamanlarda ne düşündüğünü ve nasıl hissettiğini hatırlamakta zorlanıyordu. kendini hatırlaması gerekiyordu. bu " şu tarihte sevgi ile alışverişe gittik." demekten daha önemliydi. aklından geçen şeyleri hatırlamak istiyordu. kendini, kendi için biriktirmek, kendine saklamak istiyordu.
sonra uzunca dikti kafasına kahveyi. ağzında bıraktığı o acı tattan sonra çok hafif vanilya tadını hissetti. camdan dışarı bakıyordu. birden şunu düşündü - bi yandan da not düştü - tek yazgısı gürültü patırtı, telaş; baş döndürücü, boğucu trafik olan şehirle arasında sadece bir cam olduğunu fark etti. camda hem kendi yansımasını hem de oradan oraya koşuşturan insancıkları görüyordu. bi kendine odaklanıyordu, bi dışarıya. insanların yüzlerinde o sürekli bi' yere yetişme ifadesinin ne kadar da tanıdık geldiğini ve kendisinden ne kadar uzakta olduğunu kavramaya çalıştı. oysa camdaki yansımasıyla, dışarıda olan biten,kıpırdayan,duran,çalan her şey aynı camdaydı.
camdan dışarısı hareketli resimden başka bir şey değildi. içine adım attığın an seni kendisine çeken ve etrafı inceleme fırsatı vermeyen kalabalık öyle uzak geldi ki. birden çok yaşlı üniversite hocasının psikologunun ona ne söylediğini hatırladı. " evden çıkınca, etrafında gördüğün her şeyi not al." farkındalığımızın giderek azaldığını ve detayları es geçerek çizgisel hareket ettiğimizi vurgulayan bir şeydi herhalde, dedi kendi kendine. bazılarını not aldı. tarih atmayı unutmadı. bardağın dibinde kalan tüm kahveyi içti.
camda gördüğü tek şey kendisi ve masanın üzerindeki mumun yansımasıydı. ayrıldı oradan.
çantasından eski bir defter ve koca kapaklı pilot kalem çıkardı. bilgisayarını yanında taşıyan hipster gibi hissetmekten hoşlanmıyordu.
kahvesinden bir yudum aldı. ve her zamanki gibi kahve bardağını dudağının ucundan yanlış zamanda çektiği için, minik bir damla kahve, beyaz masa örtüsüne intihar etti.
örtüde neredeyse mükemmel daire şeklinde yayılan kahve damlasını peçeteyle yumuşatmaya çalıştı. biraz daha dağıldı.
sonra defterini açtı.
hayatında engel olamadığı küçük sorunlar da böyleydi. isteyerek hayatına soktuğu her şey her an hayatından çıkmaya ve dağılmaya meyilliydi. kendi eliyle dağıtırdı, kendi eliyle bozardı , istemeden, ama yine de kendi eliyle. denemeden edemezdi, belki bu sefer kahve damlası dağılmazdı.
ikinci yudumu aldı. bu sefer defterine damladı. defteri kabardı. damla, ona tam olarak nerede ve kimle olduğunu hatırlatan nostaljik bir simge olarak yer edindi kendine o sayfada. bu sefer üzerine peçete bastırmadı. öylece kurumasını bekledi ve kendine anı yarattı.
bu sefer kalemin kapağını arkasına taktı ve yazmaya başladı. günlük değildi, hayır. sadece geriye baktığında, belli zamanlarda ne düşündüğünü ve nasıl hissettiğini hatırlamakta zorlanıyordu. kendini hatırlaması gerekiyordu. bu " şu tarihte sevgi ile alışverişe gittik." demekten daha önemliydi. aklından geçen şeyleri hatırlamak istiyordu. kendini, kendi için biriktirmek, kendine saklamak istiyordu.
sonra uzunca dikti kafasına kahveyi. ağzında bıraktığı o acı tattan sonra çok hafif vanilya tadını hissetti. camdan dışarı bakıyordu. birden şunu düşündü - bi yandan da not düştü - tek yazgısı gürültü patırtı, telaş; baş döndürücü, boğucu trafik olan şehirle arasında sadece bir cam olduğunu fark etti. camda hem kendi yansımasını hem de oradan oraya koşuşturan insancıkları görüyordu. bi kendine odaklanıyordu, bi dışarıya. insanların yüzlerinde o sürekli bi' yere yetişme ifadesinin ne kadar da tanıdık geldiğini ve kendisinden ne kadar uzakta olduğunu kavramaya çalıştı. oysa camdaki yansımasıyla, dışarıda olan biten,kıpırdayan,duran,çalan her şey aynı camdaydı.
camdan dışarısı hareketli resimden başka bir şey değildi. içine adım attığın an seni kendisine çeken ve etrafı inceleme fırsatı vermeyen kalabalık öyle uzak geldi ki. birden çok yaşlı üniversite hocasının psikologunun ona ne söylediğini hatırladı. " evden çıkınca, etrafında gördüğün her şeyi not al." farkındalığımızın giderek azaldığını ve detayları es geçerek çizgisel hareket ettiğimizi vurgulayan bir şeydi herhalde, dedi kendi kendine. bazılarını not aldı. tarih atmayı unutmadı. bardağın dibinde kalan tüm kahveyi içti.
camda gördüğü tek şey kendisi ve masanın üzerindeki mumun yansımasıydı. ayrıldı oradan.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar