bugün
- putin türkmüş7
- kıza fotoğraf yolladıktan sonra olabilecekler4
- mokv öldü mü3
- türk vatandaşları türktür8
- true'nin acile kaldırılması8
- kill bill vol 33
- ibadethanelerin ürkünç olması10
- true'nin libidosu neden yüksek2
- iyi bir insanın kötü bir insana dönüşme süreci7
- sözlük yazarlarının kombinleri8
- vexillarius the slayer3
- canımın yubari kavunu çekmesi8
- şeriatçıların başarılı olduğu şeyler4
- dinci şairler3
- gut hastalığı2
- ilk öpüştüğüm kız6
- tek adam2
- eczacının sağlıklı günler demesi5
- herkes ülkeden şikayetçi ise sorunlu kim2
- osuruktan şiirler41
- amca diyen bokolog2
- almanyada çok insan öldü haklı mıydı4
- rus milfi3
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı20
- giysi fiyatlarının uçması2
- adana kebap10
- bebek katili4
- türkiyeli olmak2
- burası instagram değil sözlük4
- koreli ucube ile evlenen kadın3
- dünya asla vazgeçme günü4
- gece pencereyi açık unutup yatmak5
- gogo yubari ile okul gezisinde yanyana düşmek2
- aleksey batrakov13
- şu an sizi ne mutlu ederdi3
- ince memed3
- mahalle kültürünün yok olması2
- haftanın gammazları listesi26
- türkiyenin ukraynaya füze satışına putin uyardı3
- rusya'dan ingiltere'ye iha tehdidi2
- muadil ilaç2
- hepsi rüyaymış diye 10 yaşında uyanmak2
- akrabayı engelleme havası2
- ford flex3
- uzaylılara açıklamakta zorlanacağımız şeyler2
- günün tweeti2
- arkadaşlar sizce bu balık mı rihanna mı3
- tulumba tatlısı6
- zeynep bastık'ın beyaz külodu2
- devlet eliyle eğitim zorunluluğu2
şimdiki siyasi fikirlerimin sebebi olan adamdır benim babam. zamanın hızlı bir komünistiymiş o ve arkadaşları. aklım yeni yeni ermeye başladığında evde , tozlu raflarda ilk bulduğum kitaplar marx'ın kitaplarıydı ve lenin'in fotoğraflarıydı o kitapların arasına sıkışmış. dostoyevski'nin bütün kitaplarıydı hayatta ilk okuduklarım. raskolnikov 'du okuduğum ilk roman kahramanı. ve her arkadaşının * beni gördüğünde biz babanla zamanında diye başlayan örgütte neler yaptıklarını anlatan sesleriydi ilk duyduğum anılar. eylem, örgüt, mao, thko, hepsini ilk defa o zamanlar duydum.
nazım hikmetin doğum günlerini emep partisinin organizasyonları eşliğinde beni omuzlarına alıp kutlarlardı. sol elini yumruk yapmış havaya kaldıran bir sürü bıyıklı adam ilk defa o zamanlar gördüm. savaşa gidiyoruz korkusu sarardı hep. sloganlar, dövizler, pankartlar hepsine anlam vermeye çalışıyordum.
ama anlayamadığım babam evde hiç böyle bir adam değildi. siyasetten hiç konuşmaz, bizlere anılarını anlatmaz çok vakur bir adamdı. niye arkadaşlarıyla bir araya gelince öyle oluyordu? neden tek başına olmaktan zevk almıyordu? neden, niye...
çocukluğum bunları idrak etmekle geçti durdu. hiç bir fikre kapılmamıştım daha ama bir şeyler beni rahatsız etmişti çoktan. tuhaf bir histi içimdeki, insanlar tüm bu yaptıkları samimi gelmiyordu sanki bana. sanki tek başlarına bir hiçtiler. yıllar geçti sonra, babam iyi bir hayat kurdu kendine, arkadaşları da iyi yaşıyorlardı.rahatları yerindeydi. hatta bazıları lüks içinde bile yaşıyordu. babamın arkadaşlarının çocuklarının çoğu da sıkı bir solcu olmuşlardı. kendi çaplarında bir çok şey yapmaya düzenlemeye çalışıyorlardı. gösteriler, toplantılar vss.. seslendikleri toplum önünde bunları yaparlarken , her yaz antalyanın o güzelim otellerinde, kıbrısta tatil yapmayı da ihmal etmiyorlardı. derken babamda öyle olmaya başladı. kalite diyordu oğlum her şeyin kalitelisi. çok çalışacaksın, çok emek sarfedeceksin ve kaliteli yaşayacaksın.
işte ben o an nefret ettim sosyalizmden, komünizmden. babamdan değil ama, çünkü sosyalizm insan ruhunu, zaafını tartabilecek kadar iyi bir ideoloji değildi. çoğu öyle zaten.
babam haklıydı ama 30 yıl geç kalmıştı haklı olmaya. bu zevki 30 yıl ertelemişti. geç kalmıştı her şeye. örgüt denen o boktan zihniyetten kutulmak için yıllar yılı beklemişti. hayatının yarısını boş bir ideal uğruna harcamıştı. saklanarak yaşamıştı, hapislere atılmıştı. hücrelerde kalmıştı aylarca. ve sonra karanlıktan korkma fobisi yakasını bırakmadı. hala da öyle.
babam şimdi bu yaşadıklarıyla gurur mu duymalı yoksa üzülmeli kaçan yıllarına. gençliğinde bir kız arkadaşıyla bir yerde en güzel dakikalarını, aşkını yaşaması varken
belinde silah faşist avına çıkıyordu. ne için ?
babam da amerikanın ve rusyanın tuzağına düşmüş , kandırılmış bir gençti, gençliğini mahvetmişti.
sıkı bir devrimciydi ama sıkı bir zekası yoktu o zamanlar. diğer bütün arkadaşlarının olmadığı gibi.
işte ben böyle nefret komünizmden. babam yüzünden.
nazım hikmetin doğum günlerini emep partisinin organizasyonları eşliğinde beni omuzlarına alıp kutlarlardı. sol elini yumruk yapmış havaya kaldıran bir sürü bıyıklı adam ilk defa o zamanlar gördüm. savaşa gidiyoruz korkusu sarardı hep. sloganlar, dövizler, pankartlar hepsine anlam vermeye çalışıyordum.
ama anlayamadığım babam evde hiç böyle bir adam değildi. siyasetten hiç konuşmaz, bizlere anılarını anlatmaz çok vakur bir adamdı. niye arkadaşlarıyla bir araya gelince öyle oluyordu? neden tek başına olmaktan zevk almıyordu? neden, niye...
çocukluğum bunları idrak etmekle geçti durdu. hiç bir fikre kapılmamıştım daha ama bir şeyler beni rahatsız etmişti çoktan. tuhaf bir histi içimdeki, insanlar tüm bu yaptıkları samimi gelmiyordu sanki bana. sanki tek başlarına bir hiçtiler. yıllar geçti sonra, babam iyi bir hayat kurdu kendine, arkadaşları da iyi yaşıyorlardı.rahatları yerindeydi. hatta bazıları lüks içinde bile yaşıyordu. babamın arkadaşlarının çocuklarının çoğu da sıkı bir solcu olmuşlardı. kendi çaplarında bir çok şey yapmaya düzenlemeye çalışıyorlardı. gösteriler, toplantılar vss.. seslendikleri toplum önünde bunları yaparlarken , her yaz antalyanın o güzelim otellerinde, kıbrısta tatil yapmayı da ihmal etmiyorlardı. derken babamda öyle olmaya başladı. kalite diyordu oğlum her şeyin kalitelisi. çok çalışacaksın, çok emek sarfedeceksin ve kaliteli yaşayacaksın.
işte ben o an nefret ettim sosyalizmden, komünizmden. babamdan değil ama, çünkü sosyalizm insan ruhunu, zaafını tartabilecek kadar iyi bir ideoloji değildi. çoğu öyle zaten.
babam haklıydı ama 30 yıl geç kalmıştı haklı olmaya. bu zevki 30 yıl ertelemişti. geç kalmıştı her şeye. örgüt denen o boktan zihniyetten kutulmak için yıllar yılı beklemişti. hayatının yarısını boş bir ideal uğruna harcamıştı. saklanarak yaşamıştı, hapislere atılmıştı. hücrelerde kalmıştı aylarca. ve sonra karanlıktan korkma fobisi yakasını bırakmadı. hala da öyle.
babam şimdi bu yaşadıklarıyla gurur mu duymalı yoksa üzülmeli kaçan yıllarına. gençliğinde bir kız arkadaşıyla bir yerde en güzel dakikalarını, aşkını yaşaması varken
belinde silah faşist avına çıkıyordu. ne için ?
babam da amerikanın ve rusyanın tuzağına düşmüş , kandırılmış bir gençti, gençliğini mahvetmişti.
sıkı bir devrimciydi ama sıkı bir zekası yoktu o zamanlar. diğer bütün arkadaşlarının olmadığı gibi.
işte ben böyle nefret komünizmden. babam yüzünden.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar