bugün
- uykusuz kedi ablanın çok tatlı bir insan olması20
- siyah saçlı beyaz tenli kız7
- ilişkiye ara vermek4
- ofis pornosu7
- üç rus kız ve bir türk erkek bu saatte neyapabilir4
- kolye142
- 186 boyundaki erkek7
- nervionun mavi gözleri11
- nervioya yürüyecem diye nazım hikmete dönüşmek7
- teselli vermek6
- yazarların telefon numaraları2
- sabah giyeceği kıyafeti geceden hazır eden insan2
- marka giyinmek4
- kadın istihdamı2
- uçan arabalar neden çıkmadı5
- sözlük yazarlarının köpekleri8
- sözlüğün en sevilen yazarları2
- biz büyüdük ve kirlendi mi dünya sorunsalı7
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı8
- bir insanı değiştirebileceğini sanmak3
- diksiyon4
- erzurum'da 150 tl'ye satılan serpme kahvaltı14
- etek tıraşı4
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek3
- bana isminizi bahşeder misiniz4
- yer yön hafızası sıfır olan insan3
- bir gün çok konuşkan olup devirsi gün suskun olmak3
- teoman'ın popülerliğini kaybetmemesi5
- sexting3
- pariste kestane ağacı dibinde tek ayak durmak4
- bik bik'in hacker'a yemek yapması20
- sohbet edecek kimsenin olmaması7
- 30 yaşımı devirmiş sözlük teyzeleri7
- hem tipi hem fiziği iyi olan kadın3
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi18
- engineer284
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur8
- cep telefonu22
- kahve içmeden ayılamam terör örgütü4
- migren2
- bik bik'in kraliçe olması10
- nokia20
- asla evlenilmeyecek kızlar11
- 900000 tlye otomatik vites araba önerileri3
- sineklikle sinek öldürmek3
- fransa11
- durduk yere sinirlenmek3
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- beyaz önlük altından yayılan dişçi öfkesi3
- muslettin amca7
sanat nedir? bunla ilgili yığınla cevaplar vardır ancak bana mantıklı gelenleri yazacağım. öncelikle sanattan önce estetiği anlamak lazım. estetik insana haz veren güzelliktir. estetik daha geniş bir kavramdır. sanat ise insan elinden çıkma gene insana haz veren eserlerdir.
aristotelses e göre: ( bana göre en mantıklı açıklama bu) sanat oran ve orantıdır. bir eserde olan güzellik bizim için bütünün parçaya veya parçanın bütüne oranının uyumudur. hatta antik dönemlerde bile sürekli belli uyumu yakalamak için sanatta kural edinmişler. altın oranı her şeye uygulayıp ideal güzelliği vurgulamak da istemişlerdir. yani bu tanımdan anladığımız şey: sanatın matematiksel bir kökeni olduğudur.
bu kavramı güzellik için de yapabiliriz: güzel bir yüze baktığımızda bunun genetikle çok yakın anlamları vardır ve bunu sağlayan şey gene oran ve orantıdır. mesela sürekli üremek için iyiye yönelme ve bu yönelme için bilinçsizce bir atılım vardır. bunun altında olan şey estetik olanın aynı zamanda iyi genler taşıdığı fikridir. ( dna bunları diziyor ve bu bir kod, mantıksız değil bu durum)
şimdi sanatın bu evrensel yanının üzerinde bir de kültürel yanı vardır ve işte burada oran orantı veya genel estetik kuralları, anlam gibi farkılıklar değişir. (evrensel estetik ve anlam tanımı burada geçersiz oluyor)
öncelikle bütün sanat akımlarına bakarsanız hepsinin şu iki çizgide ilerlediğini görürüz: materyalist-idealist( gerçi hayatın kendisi de bu çizgide ilerler ama neyse)
o yüzden burada bu iki fikrin ne dediğine biraz bakalım: idealizm, her şeyin form olarak mükemmele ulaştığı bir alanın ve varlığın olduğunu söyler, dolayısıyla bir eser bunu yansıtabildiği ölçüde estetik olur ve bize haz verip doyuma ulaştırır.
materyalizm( realizm, natüralizm): gerçeğin kendisinin güzel olduğunu, o da güzelliği özünde bulundurduğunu, dolasıyla gerçeği en güzel şekilde aktararak estetik olanı yakalayacağımızı söyler. bu yüzden olanı olduğu gibi anlatma yoluna düşmüştür. gerçekçi akımların kökeni, hatta rönesans gibi din dışı akımların bile yapısı hep bunun üzerinedir.
işte o olayların temel mantığı ve çıkış yerleri hep burası.
şimdi gelelim kültürel anlayışa. her kültürün kendi hayat anlayışı farklı oluğu gibi sanat anlayışı da farklıdır. bu yüzden bir toplumun sanatını da onların gözünden değerlendirirsek o eserin gerçekten ne anlam ifade ettiğine ulaşırız. yani bir kültürü yansıtan sanat eserine siz evrensel değerler üzerinden yaklaşamazsınız. onun hakkında iyi, kötü gibi tanımı kendi değerleriniz üzerinden yapamazsınız. o, o an o toplum için iyi olabilir. tam tersi de olabilir. bu o toplumun kendi gerçeğidir.
işte burada darwin in doğal seçilimini kültürel evrime uygulamak gerekiyor. eğer bir sanatçı toplumun gerçekliğini farkındaysa ve onu yansıtırsa o toplumda kabul görür, değilse elenir. bugün adını duymadığınız ama bir sürü ressam olduğunu hesaba katarsak neden da vinciyi hatırlayıp onları hatırlamadığımızı da anlarız.
yani olay tamamen bu durumda kültürel algı ve onu tatmin etmeye yarıyor. zaten sanatta bir araçtır. her ne kadar sanatçı sikimin daşşağımın keyfine takılırım dese de, toplumda karşılık bulup kendini ölümsüzleştirmek için kendi toplumunun gerçeğini yansıtmaya meyilli olmak zorundadır. aksi halde durumu zor görünüyor.
özetle: sanatın bir oran-orantı meselesi olduğu, iki ana akım etrafında şekillendiği, kiminin ideale yaklaşarak bu güzelliği yakalamaya çalıştığı, kiminin gerçeğin bizzat kendisinin güzel olduğunu söylediği alan olarak görebiliriz. kültürlerin özgünlüğü sonucu sanat anlayışın evrensel değerlerden koparak bireyselleşmesi de anlamak lazım gibi.
aristotelses e göre: ( bana göre en mantıklı açıklama bu) sanat oran ve orantıdır. bir eserde olan güzellik bizim için bütünün parçaya veya parçanın bütüne oranının uyumudur. hatta antik dönemlerde bile sürekli belli uyumu yakalamak için sanatta kural edinmişler. altın oranı her şeye uygulayıp ideal güzelliği vurgulamak da istemişlerdir. yani bu tanımdan anladığımız şey: sanatın matematiksel bir kökeni olduğudur.
bu kavramı güzellik için de yapabiliriz: güzel bir yüze baktığımızda bunun genetikle çok yakın anlamları vardır ve bunu sağlayan şey gene oran ve orantıdır. mesela sürekli üremek için iyiye yönelme ve bu yönelme için bilinçsizce bir atılım vardır. bunun altında olan şey estetik olanın aynı zamanda iyi genler taşıdığı fikridir. ( dna bunları diziyor ve bu bir kod, mantıksız değil bu durum)
şimdi sanatın bu evrensel yanının üzerinde bir de kültürel yanı vardır ve işte burada oran orantı veya genel estetik kuralları, anlam gibi farkılıklar değişir. (evrensel estetik ve anlam tanımı burada geçersiz oluyor)
öncelikle bütün sanat akımlarına bakarsanız hepsinin şu iki çizgide ilerlediğini görürüz: materyalist-idealist( gerçi hayatın kendisi de bu çizgide ilerler ama neyse)
o yüzden burada bu iki fikrin ne dediğine biraz bakalım: idealizm, her şeyin form olarak mükemmele ulaştığı bir alanın ve varlığın olduğunu söyler, dolayısıyla bir eser bunu yansıtabildiği ölçüde estetik olur ve bize haz verip doyuma ulaştırır.
materyalizm( realizm, natüralizm): gerçeğin kendisinin güzel olduğunu, o da güzelliği özünde bulundurduğunu, dolasıyla gerçeği en güzel şekilde aktararak estetik olanı yakalayacağımızı söyler. bu yüzden olanı olduğu gibi anlatma yoluna düşmüştür. gerçekçi akımların kökeni, hatta rönesans gibi din dışı akımların bile yapısı hep bunun üzerinedir.
işte o olayların temel mantığı ve çıkış yerleri hep burası.
şimdi gelelim kültürel anlayışa. her kültürün kendi hayat anlayışı farklı oluğu gibi sanat anlayışı da farklıdır. bu yüzden bir toplumun sanatını da onların gözünden değerlendirirsek o eserin gerçekten ne anlam ifade ettiğine ulaşırız. yani bir kültürü yansıtan sanat eserine siz evrensel değerler üzerinden yaklaşamazsınız. onun hakkında iyi, kötü gibi tanımı kendi değerleriniz üzerinden yapamazsınız. o, o an o toplum için iyi olabilir. tam tersi de olabilir. bu o toplumun kendi gerçeğidir.
işte burada darwin in doğal seçilimini kültürel evrime uygulamak gerekiyor. eğer bir sanatçı toplumun gerçekliğini farkındaysa ve onu yansıtırsa o toplumda kabul görür, değilse elenir. bugün adını duymadığınız ama bir sürü ressam olduğunu hesaba katarsak neden da vinciyi hatırlayıp onları hatırlamadığımızı da anlarız.
yani olay tamamen bu durumda kültürel algı ve onu tatmin etmeye yarıyor. zaten sanatta bir araçtır. her ne kadar sanatçı sikimin daşşağımın keyfine takılırım dese de, toplumda karşılık bulup kendini ölümsüzleştirmek için kendi toplumunun gerçeğini yansıtmaya meyilli olmak zorundadır. aksi halde durumu zor görünüyor.
özetle: sanatın bir oran-orantı meselesi olduğu, iki ana akım etrafında şekillendiği, kiminin ideale yaklaşarak bu güzelliği yakalamaya çalıştığı, kiminin gerçeğin bizzat kendisinin güzel olduğunu söylediği alan olarak görebiliriz. kültürlerin özgünlüğü sonucu sanat anlayışın evrensel değerlerden koparak bireyselleşmesi de anlamak lazım gibi.
Gündemdeki Haberler