bugün
- türklerin ileri olduğu konular20
- salak yazarlar7
- en sevdiği film pulp fiction olan erkek4
- tüm yazarların ısrarla format dışı entry girmesi3
- pandela5
- uzungöl'ün son hali3
- imdb de 10 tam puana sahip olması gereken tek film4
- sözlüğün çocuk parkına dönmesi5
- hiçbir yere ait olmama duygusu3
- şu an dinlenen şarkıdan bir cümle3
- mantıya ravioli demek3
- kuran da neden namaz yok8
- atatürk5
- true'nun iyice zıvanadan çıkması5
- pandela'nın aslında türk aşığı olması3
- pandela gelmiş6
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak5
- dinsize inanır mısın14
- alednap3
- sözlük yazarlarının çayları3
- türklerin en başarılı olduğu spor3
- chatgptye penis fotoğrafını atmak18
- kacak elektrik kullanmayan bey3
- ince düşünceli olmak3
- pandela neden true yla dalga geçiyor3
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları30
- yaz günü çay içme saçmalığı11
- burdur5
- un certain regard2
- gocu meme ucu3
- ay bayılazaam5
- kalori hesaplama deliliği3
- yalnız yaşayan kadın karizması8
- geç yatıp erken kalkmak2
- islam4
- sözlükte salça olunabilecek altenatif yazarlar6
- güneşin oğlu tutankamon2
- alkol alıp hoşlanılan kıza açılmak7
- türklerin 10 dolara çalışan kölelere dönmesi3
- konstantinopolis in işgali3
- türkiye nin en büyük ihraç ürünü3
- pandela true evliliği2
- ilk buluşmada benim babam da ak partili diyen kız4
- şekeri bırakınca çayın tadını alacaksın yalanı10
- türklerin teknolojide çok ileri olmasının nedeni2
- kamos2
- atatürk gençliği2
- eve teschmacher2
- devletten başkasına güvenilmez11
- haluk levent25
sanat nedir? bunla ilgili yığınla cevaplar vardır ancak bana mantıklı gelenleri yazacağım. öncelikle sanattan önce estetiği anlamak lazım. estetik insana haz veren güzelliktir. estetik daha geniş bir kavramdır. sanat ise insan elinden çıkma gene insana haz veren eserlerdir.
aristotelses e göre: ( bana göre en mantıklı açıklama bu) sanat oran ve orantıdır. bir eserde olan güzellik bizim için bütünün parçaya veya parçanın bütüne oranının uyumudur. hatta antik dönemlerde bile sürekli belli uyumu yakalamak için sanatta kural edinmişler. altın oranı her şeye uygulayıp ideal güzelliği vurgulamak da istemişlerdir. yani bu tanımdan anladığımız şey: sanatın matematiksel bir kökeni olduğudur.
bu kavramı güzellik için de yapabiliriz: güzel bir yüze baktığımızda bunun genetikle çok yakın anlamları vardır ve bunu sağlayan şey gene oran ve orantıdır. mesela sürekli üremek için iyiye yönelme ve bu yönelme için bilinçsizce bir atılım vardır. bunun altında olan şey estetik olanın aynı zamanda iyi genler taşıdığı fikridir. ( dna bunları diziyor ve bu bir kod, mantıksız değil bu durum)
şimdi sanatın bu evrensel yanının üzerinde bir de kültürel yanı vardır ve işte burada oran orantı veya genel estetik kuralları, anlam gibi farkılıklar değişir. (evrensel estetik ve anlam tanımı burada geçersiz oluyor)
öncelikle bütün sanat akımlarına bakarsanız hepsinin şu iki çizgide ilerlediğini görürüz: materyalist-idealist( gerçi hayatın kendisi de bu çizgide ilerler ama neyse)
o yüzden burada bu iki fikrin ne dediğine biraz bakalım: idealizm, her şeyin form olarak mükemmele ulaştığı bir alanın ve varlığın olduğunu söyler, dolayısıyla bir eser bunu yansıtabildiği ölçüde estetik olur ve bize haz verip doyuma ulaştırır.
materyalizm( realizm, natüralizm): gerçeğin kendisinin güzel olduğunu, o da güzelliği özünde bulundurduğunu, dolasıyla gerçeği en güzel şekilde aktararak estetik olanı yakalayacağımızı söyler. bu yüzden olanı olduğu gibi anlatma yoluna düşmüştür. gerçekçi akımların kökeni, hatta rönesans gibi din dışı akımların bile yapısı hep bunun üzerinedir.
işte o olayların temel mantığı ve çıkış yerleri hep burası.
şimdi gelelim kültürel anlayışa. her kültürün kendi hayat anlayışı farklı oluğu gibi sanat anlayışı da farklıdır. bu yüzden bir toplumun sanatını da onların gözünden değerlendirirsek o eserin gerçekten ne anlam ifade ettiğine ulaşırız. yani bir kültürü yansıtan sanat eserine siz evrensel değerler üzerinden yaklaşamazsınız. onun hakkında iyi, kötü gibi tanımı kendi değerleriniz üzerinden yapamazsınız. o, o an o toplum için iyi olabilir. tam tersi de olabilir. bu o toplumun kendi gerçeğidir.
işte burada darwin in doğal seçilimini kültürel evrime uygulamak gerekiyor. eğer bir sanatçı toplumun gerçekliğini farkındaysa ve onu yansıtırsa o toplumda kabul görür, değilse elenir. bugün adını duymadığınız ama bir sürü ressam olduğunu hesaba katarsak neden da vinciyi hatırlayıp onları hatırlamadığımızı da anlarız.
yani olay tamamen bu durumda kültürel algı ve onu tatmin etmeye yarıyor. zaten sanatta bir araçtır. her ne kadar sanatçı sikimin daşşağımın keyfine takılırım dese de, toplumda karşılık bulup kendini ölümsüzleştirmek için kendi toplumunun gerçeğini yansıtmaya meyilli olmak zorundadır. aksi halde durumu zor görünüyor.
özetle: sanatın bir oran-orantı meselesi olduğu, iki ana akım etrafında şekillendiği, kiminin ideale yaklaşarak bu güzelliği yakalamaya çalıştığı, kiminin gerçeğin bizzat kendisinin güzel olduğunu söylediği alan olarak görebiliriz. kültürlerin özgünlüğü sonucu sanat anlayışın evrensel değerlerden koparak bireyselleşmesi de anlamak lazım gibi.
aristotelses e göre: ( bana göre en mantıklı açıklama bu) sanat oran ve orantıdır. bir eserde olan güzellik bizim için bütünün parçaya veya parçanın bütüne oranının uyumudur. hatta antik dönemlerde bile sürekli belli uyumu yakalamak için sanatta kural edinmişler. altın oranı her şeye uygulayıp ideal güzelliği vurgulamak da istemişlerdir. yani bu tanımdan anladığımız şey: sanatın matematiksel bir kökeni olduğudur.
bu kavramı güzellik için de yapabiliriz: güzel bir yüze baktığımızda bunun genetikle çok yakın anlamları vardır ve bunu sağlayan şey gene oran ve orantıdır. mesela sürekli üremek için iyiye yönelme ve bu yönelme için bilinçsizce bir atılım vardır. bunun altında olan şey estetik olanın aynı zamanda iyi genler taşıdığı fikridir. ( dna bunları diziyor ve bu bir kod, mantıksız değil bu durum)
şimdi sanatın bu evrensel yanının üzerinde bir de kültürel yanı vardır ve işte burada oran orantı veya genel estetik kuralları, anlam gibi farkılıklar değişir. (evrensel estetik ve anlam tanımı burada geçersiz oluyor)
öncelikle bütün sanat akımlarına bakarsanız hepsinin şu iki çizgide ilerlediğini görürüz: materyalist-idealist( gerçi hayatın kendisi de bu çizgide ilerler ama neyse)
o yüzden burada bu iki fikrin ne dediğine biraz bakalım: idealizm, her şeyin form olarak mükemmele ulaştığı bir alanın ve varlığın olduğunu söyler, dolayısıyla bir eser bunu yansıtabildiği ölçüde estetik olur ve bize haz verip doyuma ulaştırır.
materyalizm( realizm, natüralizm): gerçeğin kendisinin güzel olduğunu, o da güzelliği özünde bulundurduğunu, dolasıyla gerçeği en güzel şekilde aktararak estetik olanı yakalayacağımızı söyler. bu yüzden olanı olduğu gibi anlatma yoluna düşmüştür. gerçekçi akımların kökeni, hatta rönesans gibi din dışı akımların bile yapısı hep bunun üzerinedir.
işte o olayların temel mantığı ve çıkış yerleri hep burası.
şimdi gelelim kültürel anlayışa. her kültürün kendi hayat anlayışı farklı oluğu gibi sanat anlayışı da farklıdır. bu yüzden bir toplumun sanatını da onların gözünden değerlendirirsek o eserin gerçekten ne anlam ifade ettiğine ulaşırız. yani bir kültürü yansıtan sanat eserine siz evrensel değerler üzerinden yaklaşamazsınız. onun hakkında iyi, kötü gibi tanımı kendi değerleriniz üzerinden yapamazsınız. o, o an o toplum için iyi olabilir. tam tersi de olabilir. bu o toplumun kendi gerçeğidir.
işte burada darwin in doğal seçilimini kültürel evrime uygulamak gerekiyor. eğer bir sanatçı toplumun gerçekliğini farkındaysa ve onu yansıtırsa o toplumda kabul görür, değilse elenir. bugün adını duymadığınız ama bir sürü ressam olduğunu hesaba katarsak neden da vinciyi hatırlayıp onları hatırlamadığımızı da anlarız.
yani olay tamamen bu durumda kültürel algı ve onu tatmin etmeye yarıyor. zaten sanatta bir araçtır. her ne kadar sanatçı sikimin daşşağımın keyfine takılırım dese de, toplumda karşılık bulup kendini ölümsüzleştirmek için kendi toplumunun gerçeğini yansıtmaya meyilli olmak zorundadır. aksi halde durumu zor görünüyor.
özetle: sanatın bir oran-orantı meselesi olduğu, iki ana akım etrafında şekillendiği, kiminin ideale yaklaşarak bu güzelliği yakalamaya çalıştığı, kiminin gerçeğin bizzat kendisinin güzel olduğunu söylediği alan olarak görebiliriz. kültürlerin özgünlüğü sonucu sanat anlayışın evrensel değerlerden koparak bireyselleşmesi de anlamak lazım gibi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar