bugün
- ishal olmak4
- mehdi saçmalığı ile kandırılan milyonlar13
- yağmur yağdıktan sonra oluşan koku6
- mustafa4
- bir bela geliyor8
- çakal3
- damarsız tüysüz manisa yaprağı26
- neredesiniz kızlar4
- distopik film önerisi4
- umreye gidene ve gelene ne denir6
- avrupa yakası cem2
- velvet15
- oburluktan ve pornodan uzak durmak3
- uludağ sözlük hacc organizasyonu5
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler23
- sözlükte iki gündür dönen erkek memesi muhabbeti8
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı7
- mehdi nereye inecek sorunsalı10
- yakışıklı seri katil3
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi19
- kıyamet2
- denize işemek2
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorum fk maçı5
- mansur yavaş'ın iyi parti'ye geçmesi12
- victor osimhen11
- tütün kolonyası2
- sözlükte marka olmak11
- itü kktc3
- sebahattin şirin20
- kedi tekmelemek11
- adana5
- recep tayyip erdoğan'ın kazanmasının asıl nedeni16
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması34
- pkklılara idam gelsin3
- iremga32
- faiz yer misiniz ya da yiyor musunuz6
- trt'nin artık tarafsızlığı da umursamaması3
- alevi kızların alev alev yanması7
- uludağ sözlük evreni7
- diamond bosphorus kardeşimin yakışıklı olması6
- yastığa sarılarak uyuyan erkek6
- daha 17 dizisi aras vs teoman7
- memesinin altına mendil koyan sözlük erkeği7
- fenerbahçe4
- anın görüntüsü31
- tiktokta göğüslerini sergileyen sarışın kız5
- sözlük yazarlarının manzaraları7
- sözlük erkeklerinin sütyen bedenleri8
- cehennem4
- demokrasi ahiret diline uygun değildir4
elinize bir avuç kum alıp fırlatığınızı düşüğünün. ilk kum tanesi elden çıktıktan sonra, sallıyorum alacağı her milimetre/1 milyon gibi bir mesafeyi 100 yıl kadar bir zamanda adımlayacak şekilde bunu yavaşlatıyoruz. yani mikroskobik bir mesafeyi bile bir insan ömründe görmek mümkün olmuyor.
100 kadar yıldır biz bu hareketi ölçmeye çalışıyoruz. onu da yeterince uzaktan değil, bizzat kum tanesinin üzerinde algılamaya çalışıyoruz. yani, belki yanımızda bize yakın hızla ilerleyen bir şeylerin hareket ettiğinden bile haberdar değiliz. yeterince veri elde ettikten sonra belki her şeyi hesaplamak mümkün olacak. fırlattığımızı düşündüğümüz kum taneleri ilk adımlarını doğrusal bir yörüngede atarken zamanla biraz daha büyük kütleli taşa doğru meyil alarak 1 milyonla 100 milyonuncu adımı arasında spriale benzer bir yol çizdiğini öngörebileceğiz. sonraki adımlarında da taşın çekimine katılıp hızını birazcıcıcıck daha artırarak tek bir kütle oluşturduklarını falan. uzaydaki hareketliliğin neye benzediğini anlayabileceğiz. yeterince yaşayabilirsek.
dünya'nın bizim gözümüz ve görme kabiliyetimiz için bir kum tanesi boyutunda olduğunu düşünelim. buna bir-iki metreden bakalım. başta salladığım ölçekte hareket etsin. bunun hareketini ancak bu ölçekten algılayabiliriz görsel olarak. yani koskoca uzaydan çok çok daha büyük gözlere sahip olup daha hatırı sayılır bir uzaklıktan bu uzaya bakmalıyız ki neye benzediğini anlayabilelim.
belki de akıl almayacak kadar büyük şeylerin savurduğu kum taneleriyiz. bakterilere baktığımız gibi bizim dünyamıza bakan, içinde hayat var mı yok mu, sistem nasıl çalışıyor farkında bile olmayan büyük büyük şeyler var. belki de bakterilerin de böyle baktığı minnacık kütleler var. belki de onlar da üzerine yerleştikleri organlarımızın akıl almaz sınırsızlığını keşfetmeye çalışıyorlar. virüsler mesela. bu konuda bizden çok daha ileriler. ölümsüzlüğün sırrını bulmuş durumdalar. sürekli yenileniyorlar. düşmanları çok güçlü fakat onlar her seferinde kendilerini değiştirip tekrar yaşamaya devam ediyorlar. insanlara mesaj yolladıklarından eminim. akciğerimizde falan çınlayan bir sinyal var ama duyamıyoruz. bizden daha ileri bir medeniyetleri var. uzaylarında yolculuk yapıp yakıtları ve yiyecekleri bittiğinde çadırlarını kurup sonsuza kadar bekleyebiliyorlar.
bizim uzaydaki hareketi çözmememiz bize ne getirecek bilemiyorum. belki canlılığımızın devamı için başka bir gezegene transfer olmamız falan gerekebilir. bize benzer canlılar falan bulsak çok heyecanlı olur falan ama biz uzaydaki hareketliliğin sebebiyle, o şey her neyse muhattap dahi olamayacak ölçekte şeyleriz.
belki de vücudumuzdaki minik canlılar hücre duvarlarına taşlarla "heey biz burdayız" yazmışlardır kendi dillerinde. biz de mikroskopla bakıyoruz tam da o duvara ama okuma yazmamız yok anlayamıyoruz. belki de bizim alyuvarlarımıza tapıyorlardır.
hayat ne garip amk ya.
100 kadar yıldır biz bu hareketi ölçmeye çalışıyoruz. onu da yeterince uzaktan değil, bizzat kum tanesinin üzerinde algılamaya çalışıyoruz. yani, belki yanımızda bize yakın hızla ilerleyen bir şeylerin hareket ettiğinden bile haberdar değiliz. yeterince veri elde ettikten sonra belki her şeyi hesaplamak mümkün olacak. fırlattığımızı düşündüğümüz kum taneleri ilk adımlarını doğrusal bir yörüngede atarken zamanla biraz daha büyük kütleli taşa doğru meyil alarak 1 milyonla 100 milyonuncu adımı arasında spriale benzer bir yol çizdiğini öngörebileceğiz. sonraki adımlarında da taşın çekimine katılıp hızını birazcıcıcıck daha artırarak tek bir kütle oluşturduklarını falan. uzaydaki hareketliliğin neye benzediğini anlayabileceğiz. yeterince yaşayabilirsek.
dünya'nın bizim gözümüz ve görme kabiliyetimiz için bir kum tanesi boyutunda olduğunu düşünelim. buna bir-iki metreden bakalım. başta salladığım ölçekte hareket etsin. bunun hareketini ancak bu ölçekten algılayabiliriz görsel olarak. yani koskoca uzaydan çok çok daha büyük gözlere sahip olup daha hatırı sayılır bir uzaklıktan bu uzaya bakmalıyız ki neye benzediğini anlayabilelim.
belki de akıl almayacak kadar büyük şeylerin savurduğu kum taneleriyiz. bakterilere baktığımız gibi bizim dünyamıza bakan, içinde hayat var mı yok mu, sistem nasıl çalışıyor farkında bile olmayan büyük büyük şeyler var. belki de bakterilerin de böyle baktığı minnacık kütleler var. belki de onlar da üzerine yerleştikleri organlarımızın akıl almaz sınırsızlığını keşfetmeye çalışıyorlar. virüsler mesela. bu konuda bizden çok daha ileriler. ölümsüzlüğün sırrını bulmuş durumdalar. sürekli yenileniyorlar. düşmanları çok güçlü fakat onlar her seferinde kendilerini değiştirip tekrar yaşamaya devam ediyorlar. insanlara mesaj yolladıklarından eminim. akciğerimizde falan çınlayan bir sinyal var ama duyamıyoruz. bizden daha ileri bir medeniyetleri var. uzaylarında yolculuk yapıp yakıtları ve yiyecekleri bittiğinde çadırlarını kurup sonsuza kadar bekleyebiliyorlar.
bizim uzaydaki hareketi çözmememiz bize ne getirecek bilemiyorum. belki canlılığımızın devamı için başka bir gezegene transfer olmamız falan gerekebilir. bize benzer canlılar falan bulsak çok heyecanlı olur falan ama biz uzaydaki hareketliliğin sebebiyle, o şey her neyse muhattap dahi olamayacak ölçekte şeyleriz.
belki de vücudumuzdaki minik canlılar hücre duvarlarına taşlarla "heey biz burdayız" yazmışlardır kendi dillerinde. biz de mikroskopla bakıyoruz tam da o duvara ama okuma yazmamız yok anlayamıyoruz. belki de bizim alyuvarlarımıza tapıyorlardır.
hayat ne garip amk ya.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar