bugün
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı27
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi4
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı14
- güç zehirlenmesi yaşamamak için yapılması gereken5
- sabah yürüyüşü8
- meme gerdirme operasyonu8
- cumartesi pazarı3
- sözlükteki galatasaraylılar7
- ahmet baran yazgan8
- meczubun peşinden gitmek4
- rahatın hiç uğramadığı kalp4
- jinekomasti olmuş erkeğin göğüsleriyle oynamak3
- kıyma çeken kasaba nasıl kıydın diye sitem etmek2
- okan buruk10
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi2
- kuşbaşılı pide3
- ayakkabıları ters giymek2
- jinekomasti yaptıran sözlük erkekleri3
- romelu lukaku11
- kemal kılıçdaroğlu2
- victor osimhen15
- süt ısıtıp içine kahve ve şeker katmak5
- galatasaray12
- z kuşağı5
- bakırköy2
- biranın üstüne rakı içmek6
- toprağı öpen gözyaşları3
- kadıköy3
- yaratılmışların en üstünü3
- resimler3
- çırılçılgın sözlüğe gelmek3
- üst başın kedi sidiği kokması3
- anın görüntüsü32
- damacanayla çay içmek3
- ömer karakaş4
- şarkının son notası2
- alevi kızların alev alev yanması9
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi21
- babaların acayip huyları4
- damarsız tüysüz manisa yaprağı25
- kutsal yalnızlık2
- sözlüğe gelip hazır bilgiler bulmak2
- uludağ itiraf2
- adana rakı festivali3
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler24
- iremga32
- mansur yavaş'ın iyi parti'ye geçmesi15
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması34
- jason arday2
- aykolik'in her gün mastürbasyon yapması29
elinize bir avuç kum alıp fırlatığınızı düşüğünün. ilk kum tanesi elden çıktıktan sonra, sallıyorum alacağı her milimetre/1 milyon gibi bir mesafeyi 100 yıl kadar bir zamanda adımlayacak şekilde bunu yavaşlatıyoruz. yani mikroskobik bir mesafeyi bile bir insan ömründe görmek mümkün olmuyor.
100 kadar yıldır biz bu hareketi ölçmeye çalışıyoruz. onu da yeterince uzaktan değil, bizzat kum tanesinin üzerinde algılamaya çalışıyoruz. yani, belki yanımızda bize yakın hızla ilerleyen bir şeylerin hareket ettiğinden bile haberdar değiliz. yeterince veri elde ettikten sonra belki her şeyi hesaplamak mümkün olacak. fırlattığımızı düşündüğümüz kum taneleri ilk adımlarını doğrusal bir yörüngede atarken zamanla biraz daha büyük kütleli taşa doğru meyil alarak 1 milyonla 100 milyonuncu adımı arasında spriale benzer bir yol çizdiğini öngörebileceğiz. sonraki adımlarında da taşın çekimine katılıp hızını birazcıcıcıck daha artırarak tek bir kütle oluşturduklarını falan. uzaydaki hareketliliğin neye benzediğini anlayabileceğiz. yeterince yaşayabilirsek.
dünya'nın bizim gözümüz ve görme kabiliyetimiz için bir kum tanesi boyutunda olduğunu düşünelim. buna bir-iki metreden bakalım. başta salladığım ölçekte hareket etsin. bunun hareketini ancak bu ölçekten algılayabiliriz görsel olarak. yani koskoca uzaydan çok çok daha büyük gözlere sahip olup daha hatırı sayılır bir uzaklıktan bu uzaya bakmalıyız ki neye benzediğini anlayabilelim.
belki de akıl almayacak kadar büyük şeylerin savurduğu kum taneleriyiz. bakterilere baktığımız gibi bizim dünyamıza bakan, içinde hayat var mı yok mu, sistem nasıl çalışıyor farkında bile olmayan büyük büyük şeyler var. belki de bakterilerin de böyle baktığı minnacık kütleler var. belki de onlar da üzerine yerleştikleri organlarımızın akıl almaz sınırsızlığını keşfetmeye çalışıyorlar. virüsler mesela. bu konuda bizden çok daha ileriler. ölümsüzlüğün sırrını bulmuş durumdalar. sürekli yenileniyorlar. düşmanları çok güçlü fakat onlar her seferinde kendilerini değiştirip tekrar yaşamaya devam ediyorlar. insanlara mesaj yolladıklarından eminim. akciğerimizde falan çınlayan bir sinyal var ama duyamıyoruz. bizden daha ileri bir medeniyetleri var. uzaylarında yolculuk yapıp yakıtları ve yiyecekleri bittiğinde çadırlarını kurup sonsuza kadar bekleyebiliyorlar.
bizim uzaydaki hareketi çözmememiz bize ne getirecek bilemiyorum. belki canlılığımızın devamı için başka bir gezegene transfer olmamız falan gerekebilir. bize benzer canlılar falan bulsak çok heyecanlı olur falan ama biz uzaydaki hareketliliğin sebebiyle, o şey her neyse muhattap dahi olamayacak ölçekte şeyleriz.
belki de vücudumuzdaki minik canlılar hücre duvarlarına taşlarla "heey biz burdayız" yazmışlardır kendi dillerinde. biz de mikroskopla bakıyoruz tam da o duvara ama okuma yazmamız yok anlayamıyoruz. belki de bizim alyuvarlarımıza tapıyorlardır.
hayat ne garip amk ya.
100 kadar yıldır biz bu hareketi ölçmeye çalışıyoruz. onu da yeterince uzaktan değil, bizzat kum tanesinin üzerinde algılamaya çalışıyoruz. yani, belki yanımızda bize yakın hızla ilerleyen bir şeylerin hareket ettiğinden bile haberdar değiliz. yeterince veri elde ettikten sonra belki her şeyi hesaplamak mümkün olacak. fırlattığımızı düşündüğümüz kum taneleri ilk adımlarını doğrusal bir yörüngede atarken zamanla biraz daha büyük kütleli taşa doğru meyil alarak 1 milyonla 100 milyonuncu adımı arasında spriale benzer bir yol çizdiğini öngörebileceğiz. sonraki adımlarında da taşın çekimine katılıp hızını birazcıcıcıck daha artırarak tek bir kütle oluşturduklarını falan. uzaydaki hareketliliğin neye benzediğini anlayabileceğiz. yeterince yaşayabilirsek.
dünya'nın bizim gözümüz ve görme kabiliyetimiz için bir kum tanesi boyutunda olduğunu düşünelim. buna bir-iki metreden bakalım. başta salladığım ölçekte hareket etsin. bunun hareketini ancak bu ölçekten algılayabiliriz görsel olarak. yani koskoca uzaydan çok çok daha büyük gözlere sahip olup daha hatırı sayılır bir uzaklıktan bu uzaya bakmalıyız ki neye benzediğini anlayabilelim.
belki de akıl almayacak kadar büyük şeylerin savurduğu kum taneleriyiz. bakterilere baktığımız gibi bizim dünyamıza bakan, içinde hayat var mı yok mu, sistem nasıl çalışıyor farkında bile olmayan büyük büyük şeyler var. belki de bakterilerin de böyle baktığı minnacık kütleler var. belki de onlar da üzerine yerleştikleri organlarımızın akıl almaz sınırsızlığını keşfetmeye çalışıyorlar. virüsler mesela. bu konuda bizden çok daha ileriler. ölümsüzlüğün sırrını bulmuş durumdalar. sürekli yenileniyorlar. düşmanları çok güçlü fakat onlar her seferinde kendilerini değiştirip tekrar yaşamaya devam ediyorlar. insanlara mesaj yolladıklarından eminim. akciğerimizde falan çınlayan bir sinyal var ama duyamıyoruz. bizden daha ileri bir medeniyetleri var. uzaylarında yolculuk yapıp yakıtları ve yiyecekleri bittiğinde çadırlarını kurup sonsuza kadar bekleyebiliyorlar.
bizim uzaydaki hareketi çözmememiz bize ne getirecek bilemiyorum. belki canlılığımızın devamı için başka bir gezegene transfer olmamız falan gerekebilir. bize benzer canlılar falan bulsak çok heyecanlı olur falan ama biz uzaydaki hareketliliğin sebebiyle, o şey her neyse muhattap dahi olamayacak ölçekte şeyleriz.
belki de vücudumuzdaki minik canlılar hücre duvarlarına taşlarla "heey biz burdayız" yazmışlardır kendi dillerinde. biz de mikroskopla bakıyoruz tam da o duvara ama okuma yazmamız yok anlayamıyoruz. belki de bizim alyuvarlarımıza tapıyorlardır.
hayat ne garip amk ya.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar