bugün
- ortada bir yolsuzluk olmaması26
- sözlük yazarlarının kombinleri14
- kolesterol6
- bir şey söyle13
- sevgiliden duyulan en acı cümle3
- hasım olan mafya liderlerini kim barıştırır3
- melih gökçek soruşturması ne oldu21
- akp nin arzu ettiği muhalif tipi6
- netanyahu'ya vatana ihanet suçlaması3
- meme yalarken düşünülen şeyler8
- toplum baskısı yüzünden entry girememek2
- yağmurdan nefret etmek9
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir27
- yağmuru romantik bulan tip5
- diyabet3
- hapiste kalanlardan kira bedeli alınması3
- romanya53
- konya misafirperverliği2
- sözlükçe aç kalsak birbirimizi yer miyiz3
- adam yine kazanacak5
- fatma betülleri doyurmak5
- sarılmak istediğiniz sözlük yazarları23
- istanbul şu an bulutlu 19 derece2
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı5
- aliarnas2
- alfabede j harfi neden var4
- 28 eylül 2026 deniz göktaş'ın ilk duruşması5
- sözlüğün meme platformuna dönmesi8
- kemal kılıçdaroğlu3
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis9
- deniz göktaş2
- avrupanın en ucuz mazotunu kullanıyoruz24
- 2 gecede 40 bin iranlıyı katleden molla rejimi15
- yağmurlu havalarda yapılabilecek en güzel şeyler3
- patrona sigorta yap diye yalvarmak3
- heyt bey'nin fon olayından para kazanmış olması7
- albea var mı abi düşük kilometreli6
- bir zirve yapsak kim kimin yanında oturur34
- fatma betül sayan kaya39
- sırbistan da vucic'in istifası3
- dünya61
- almanya25
- 27 eylül 2026 almanya yunanistan maçı8
- crp2
- süper para kazanma yöntemi buldum garanti6
- türkiye24
- nihat genç5
- karton toplayan çocuk16
- golden axe2
- sözlük kızlarının ojeleri16
bildiğiniz gibi tiyatro çeşitli açılardan sinemayla sıkça kıyaslanmaktadır. bu kıyası tiyatroya kutsallık atfederek yapmak ne kadar şovenist ise sinema lehine "halk çocuğu raconu kesmek" de o kadar basittir. söylemler çok bildik aslında, bunları tekrarlamaya lüzum yok. lakin öyle bir karışıklık var ki ben henüz çözebilmiş değilim. takdir edersiniz ki sanatta iyi-kötü ayrımı çok belirgin değildir. aynı sosyal sınıfa mensup bireyler arasında dahi çok keskin sanatsal zevk ayrımları olmaktadır. zira olanca hızıyla metalaşmış olmasına rağmen hala sanatla bir ürün arasında biraz olsun fark varsa o farkın kaynağı buradadır. çünkü, sanılanın aksine aslında kimse sevmediği sanatla birlikte görünerek statüsünü belirleyemez. yani bunu yapmaya çabalar ama neticede sevmediği sanatı satın almaya(ne yazık ki uygun tabir bu) devam etmez. eğer ediyorsa artık o sanatın müşterisidir. neyse konu dağılmadan yuksarıda bahsettiğim karışıklığa değineyim.
sinemanın daha ezici bir sektör haline gelmesini ve uluslararası boyutta "ortak pazar" kurmasını düşünürsek, sinemadan daha çok paralar kazanılması ve çok daha fazla film çekilmesini anlayabiliriz. yani rakip olarak konulan bu iki sanat farklı boyutlarda. aslında temelden farklı sanat değiller ama ürün olduklarında farklılar. yani, sinemada daha çok para dönüyor. haliyle daha fazla film çekiliyor ve seri üretim de kaliteyi düşürüyor. zaten "iyi film" dediklerimizden belki daha da fazlası için "kötü film" diyoruz. bu kötü mevzusu elbette göreceli ama temelde anlaşılan beğeni referansları var.
tiyatroya gelelim, sinema kadar üretim yok/büyük paralar dönmüyor/seri üretim yok. yani tüm bu "pazara dair fonksiyonlar" tiyatroyu elit kılıyor. işte bu yüzden şu yaşıma kadar bir oyundan çıkan birisinden "kötü oyun" lafını duymadım. işte karışıklık budur. kötü tiyatro oyunu yoktur! daha doğrusu, tiyatronun elitzimi o kadar egemen olmuştur ki "iyi oyun" yerini "iyi sanat" kavramına bırakmıştır.
şimdi sizlerin, "sanatı ürün gibi algılamışsın lan yarraam" dediğinizi duyar gibiyim. bu noktada biraz insafınıza sığınıyorum zira 32.gün programında türban tartışılırken "neden küpe takıyorsun?" sorusuna "seviyorum da ondan" demek yerine "çünkü ben sanatçı ruhluyum" diyen genç adamın hissettiği o "ruh"u hissedemeyeli uzun zaman oldu.
bir diğer nokta ise, benim tiyatrodan anlamayan, sinemada bize dayatılan onca efekte-gürültüye kanan bir ahmak oluyor oluşumdur. (bkz: evet ulan hastasıyım)
sinemanın daha ezici bir sektör haline gelmesini ve uluslararası boyutta "ortak pazar" kurmasını düşünürsek, sinemadan daha çok paralar kazanılması ve çok daha fazla film çekilmesini anlayabiliriz. yani rakip olarak konulan bu iki sanat farklı boyutlarda. aslında temelden farklı sanat değiller ama ürün olduklarında farklılar. yani, sinemada daha çok para dönüyor. haliyle daha fazla film çekiliyor ve seri üretim de kaliteyi düşürüyor. zaten "iyi film" dediklerimizden belki daha da fazlası için "kötü film" diyoruz. bu kötü mevzusu elbette göreceli ama temelde anlaşılan beğeni referansları var.
tiyatroya gelelim, sinema kadar üretim yok/büyük paralar dönmüyor/seri üretim yok. yani tüm bu "pazara dair fonksiyonlar" tiyatroyu elit kılıyor. işte bu yüzden şu yaşıma kadar bir oyundan çıkan birisinden "kötü oyun" lafını duymadım. işte karışıklık budur. kötü tiyatro oyunu yoktur! daha doğrusu, tiyatronun elitzimi o kadar egemen olmuştur ki "iyi oyun" yerini "iyi sanat" kavramına bırakmıştır.
şimdi sizlerin, "sanatı ürün gibi algılamışsın lan yarraam" dediğinizi duyar gibiyim. bu noktada biraz insafınıza sığınıyorum zira 32.gün programında türban tartışılırken "neden küpe takıyorsun?" sorusuna "seviyorum da ondan" demek yerine "çünkü ben sanatçı ruhluyum" diyen genç adamın hissettiği o "ruh"u hissedemeyeli uzun zaman oldu.
bir diğer nokta ise, benim tiyatrodan anlamayan, sinemada bize dayatılan onca efekte-gürültüye kanan bir ahmak oluyor oluşumdur. (bkz: evet ulan hastasıyım)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar